-
- Katılım
- Eylül 23, 2012
-
- Mesajlar
- 875
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 36
Müslüman neden herkese tebliğ yapmakla yükümlüdür?
Peygamberler kimlere ve nasıl tebliğ yapmışlardır?
Müslüman ahlaki ve tavır bozukluğu içinde olanları, dinsizleri, materyalistleri, ateistleri ve Yüce Allah’ın varlığına iman eden, peygamberlere inanan, Allah’ın göndermiş olduğu kitaplara uyan Kitap Ehli’ni hakka davet etmekle yükümlüdür. Allah Müslümanlara inancı, fikri, giyimi, yaşam tarzı ne olursa olsun herkese karşı şefkat göstermelerini onları koruyup kollamalarını, nezaketli, anlayışlı ve güzel bir üslupla onları İslam’a davet etmelerini emretmiştir. Bu Allah’ın Kuran’da Müslümanlara farz kıldığı hükümlerden biridir. Bu nedenle her Müslüman iyiliği emredip kötülükten men etmek, insanları doğru yola davet etmek ve İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması için gayret etmekle yükümlüdür.
Konuyla ilgili ayetler şöyledir: Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Kitap Ehline Tebliğ
Müslümanların doğruyu göstermekle
Allah Katında hak din olan İslam’a davet etmekle yükümlü oldukları bir topluluk Kitap Ehli’dir. Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için de Kitap Ehli’yle sosyal ilişki içinde olunması gerektiği açıktır.
Kitap Ehli’ni öncelikle “Allah birdir” demeye davet etmek gerekir
Allah Kuran’da Müslümanların Kitap Ehli’ne karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini açıklarken onlara nasıl tebliğ yapılması gerektiğini de bildirmiştir. Allah’ın hükmüne göre Müslümanlar Kitap Ehli’ni öncelikli olarak “Bir olan Allah’a imana” yani tevhid inancına davet etmelidir.
De ki: “EY KİTAP EHLİ
BİZİMLE SİZİN ARANIZDA MÜŞTEREK (OLAN) BİR KELİMEYE (TEVHİDE) GELİN. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse
deyin ki: “Şahid olun
biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran Suresi
64)
Allah’ın Kuran’da Kitap Ehli’nin “Allah birdir” demeye davet edilmesini bildirmesinin önemli hikmetlerinden biri de
Rabbimizin onların “LailaheillAllah” demelerini beğendiğini göstermesidir. Kitap Ehli “LailaheillAllah” dediği vakit
Allah’a bir olarak iman ettiğini
Allah’a derin bir saygı ve sevgiyle bağlandığını ifade etmiş olur
ki bu çok önemli ve hayati bir husustur.
Kitap Ehli gerçek İsevi ve gerçek Musevi olmak için Muhammedi olmalı
Kuran’a uymalıdır
Kitap Ehli’nin Allah’ın birliğine iman edip
“LailaheillAllah” demesi kuşkusuz çok değerli bir güzelliktir. Ama Allah Katında din İslam’dır. LailaheillAllah” diyerek Allah’ı sevdiğini
Allah’ı dost edindiğini ifade eden Kitap Ehli’nin
Allah’ın da onları sevmesi ve dost edinmesi için
mutlaka “Muhammeden Resulullah” da demesi ve Kuran’a tabi olması şarttır. Müslümanlar Kitap Ehli’nin önce
“Allah birdir” demesine vesile olduktan sonra
bu defa onları Hz. Muhammed (sav)’in son hak peygamber ve Kuran’ın son hak kitap olduğuna iman etmeye ve Kuran’ı yaşamaya davet etmekle yükümlüdürler. Bu nedenle
eğer Kitap Ehli Allah’ın bu mübarek peygamberlerine indirdiği hak dine Allah Katındaki haliyle tabi olmak
Hz. Musa (as) dönemindeki salih bir Musevi
Hz. İsa (as) dönemindeki gibi salih bir İsevi olmak istiyorsa aynı zamanda Muhammedi olmalı ve Kuran’a uymalıdırlar. Allah Kuran’da peygamberlerin ayırt edilmemesi gerektiğini emretmiştir. Nasıl ki bir Müslüman Hz. Muhammed (sav)’e inanıyorum
ama Hz. İbrahim (as)’ı reddediyorum dediğinde dinden çıkarsa
İsevi ve Musevilerin de Hz. Muhammed (sav)’in Allah’ın peygamberi olduğunu kabul etmeleri ve onu candan sevmeleri gerekir. Bu onların Hz. Musa (as)’ı ve Hz. İsa (as)’ı gözardı ettikleri
artık onları sevmedikleri anlamına gelmez. Tam tersine bu mübarek peygamberleri tam Allah’ın istediği gibi
tam Allah’ın razı olacağı şekilde sevmelerine vesile olur. Hz. Musa (as)’a daha yakın
Hz. İsa (as)’a daha yakın olmalarını
onları daha doğru anlamalarını
onlara tam anlamıyla bağlanmalarını sağlar.
Bu açık gerçeğe rağmen eğer Kitap Ehli’nden bazı kimseler
kendi düşüncelerinde ve kendi inançlarında kalmak isterlerse
bu durumda Müslümanlar onlara asla zorla dinlerini değiştirtemez
onlara baskı uygulayamazlar. Müslümanların söyleyeceği söz
Allah’ın Kuran’da bildirdiği üzere
tüm insanlara olduğu gibi Kitap Ehli’ne de
“Sizin dininiz size
benim dinim bana.” (Kafirun Suresi
6) demektir.
Ateist Darwinist Ve Komünistlere Tebliğ
Kuran’ın hiçbir ayetinde inançsızlığı veya farklı inanca sahip olmasından dolayı bir kişiye yönelik düşmanca bir tutum içinde olmayı
onlara karşı amansız bir nefret duymayı telkin eden bir ifade yoktur. Böyle bir düşünce Kuran’a ve sünnete uygun değildir. Müslüman hangi ırk ve toplumdan olursa olsun
Allah’a ve dinine savaş açmış olanlara karşı haklı bir buğz duyar. Ama bu buğz Müslümanı onlara karşı adaletsiz
anlayışız ve zalimane bir tavır almaya asla yöneltmez. Nitekim Allah Kuran’da
“Ey iman edenler
adil şahidler olarak
Allah için
hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz
sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O
takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah
yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi
8) buyurmuştur.
Üstelik Müslümanlar kendilerine karşı olan müşriklerden birini dahi
kendilerinden eman istediğinde korumak ve kollamakla mükelleftirler.
Eğer müşriklerden biri
senden ‘eman isterse’
ona eman ver; öyle ki Allah’ın sözünü dinlemiş olsun
sonra onu ‘güvenlik içinde olacağı yere ulaştır’... (Tevbe Suresi
6)
Müslüman bu derece titizlikle koruyup kollaması emredilen
farklı düşünce ve inanca sahip kişilere dini tebliğ ederken iki önemli temel üzerinde durmalıdır:
Allah’ın Tanıtılması
Ateist
Darwinist ve komünistler açıkça Allah’ın varlığını inkar eder (Allah’ı tenzih ederiz)
Kuran ayetlerine karşı mücadele yürütürler. Bu kişiler inkarlarına materyalist felsefe ya da evrim teorisi gibi sözde dayanaklar bularak
bu inkarlarını ideolojik bir zemine oturturlar. Kendilerini “modern
aydın
çağdaş
bilimsel
entelektüel” gibi insanları etkileyebileceklerini düşündükleri sıfatlarla tanıtan ve inkar etmekle
“şahsiyet” kazandıklarını sanan bu kimselerin
gerçekte ise
son derece açık olan Allah’ın varlığını görüp kavrayamayacak kadar akılları kapanmıştır.
İşte bu kişilere yapılacak tebliğde bu nedenle Allah’ın varlığının delilleri anlatılmalı ve batıl inançlarla örülmüş zihinlerinin gerçekleri görebilecek hale gelebilmesi için uğraşılmalıdır. Ancak inkarlarını ideolojik bir zemine oturtmuş olanlar için
öncelikle bu ideolojilerinin dayanaklarının çürütülmesi gerekir. Bu kişilerin körü körüne ve cahilce inandıkları evrim teorisi
bilimsellikten uzak olduğunun anlatılması ve kendi içindeki çelişki ve açmazlar ortaya konarak yıkılabilir. Kişi
inandığı sistemin gerçekte bir aldatmaca olduğunu görmelidir. Daha sonra
bu batıl fikirler ile düşünme yeteneklerini kaybetmiş
muhakemeleri yok edilmiş olan kişiler
belki de hayatlarında ilk kez Kuran’da kastedilen anlamda düşünmeye davet edilmelidir. Yıllardır yedikleri meyvanın
içtikleri suyun
soludukları havanın nasıl olup da var olduğu konusunda düşünmeye zorlanmaları ve sahip oldukları bedenleri
gözleri
kulakları ve kalplerinin nasıl var olduğu
bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye teşvik edilmeleri sağlanmalıdır. Kuran’da birçok ayette
insana düşünmesi için yol gösterilir ve neleri düşünmesi gerektiği de sık sık vurgulanır. Örneğin Vakıa Suresi’nde Allah şu konuların düşünülmesini bildirmiştir:
Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz
yoksa Yaratıcı Biz miyiz? Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda. Andolsun
ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi? Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz
yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık
gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız. (Şöyle de sızlanırdınız
“Doğrusu biz
ağır bir borç altına girip-zorlandık.” “Hayır
biz büsbütün yoksun bırakıldık.” Şimdi siz
içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz
yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız)
yoksa onu inşa eden Biz miyiz? Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu)
hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık. Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et. (Vakıa Suresi
58-74)
Ahiretin Hatırlatılması
Ateist
Darwinist ve komünistlerin en büyük imani sorunlarından biri
ahirete inanmamaları ya da ahiretin varlığına olan inançlarındaki eksikliktir. Kendileri inanmadıkları gibi
diğer kişilerin de ölüm konusunda kendilerini bir nevi teselli etmek için bunu “uydurduklarını”(Allah’ı tenzih ederiz) iddia ederler.
Söz konusu kişilerin ahiretten kuşku içinde olduklarının en büyük göstergesi
ölüm hakkında konuşulduğunda ya da bir yakınları öldüğünde gösterdikleri tutumdur. Bu kişiler ölüm hakkında konuşulmasından hiç hoşlanmaz
ölüm konusu açıldığında hemen kapatmak ya da başka bir konuya geçmek isterler
yakınlarını kaybettiklerinde ise derin bir üzüntü yaşarlar. Ahirete kesin bir biçimde inanan bir insan ise tam tersine ölüm karşısında üzüntü duymaz. Hayatı Allah vermiştir ve yine O geri alır. Sonsuz ahiret hayatına inanan bir kimse için ölüm üzülecek bir konu değildir.
Ateist
Darwinist ve komünistlerin bu büyük gerçeğin farkına varması
elbette ki hayati öneme sahiptir. Çünkü ahiret Allah’ın varlığı ile birlikte
imanın en temel iki konusundan biridir. Tebliğ yapılan kişiye
Kuran ayetlerine dayanarak açık ve etkileyici bir Kuran tasviri yapılmalı
mahşer günü
hesap
cennet ve cehennem ayrıntılarıyla açıklanmalıdır. Bu kişi yaptığı her işi Yüce Rabbimiz Allah’ın görüp bildiğini
herşeyin görevli melekler tarafından zapta geçirildiğini anlamalı
ahirette dünyada yaptığı her işten
hatta aklından geçirdiği her düşünceden de sorumlu olacağının bilincinde olmalıdır.
Bu resım kucultulmustur.Gercek boyuta donmek ıcın tıklayın.Orjınal boyut 710x372
Bağnazlar Nedeniyle İslam Dinini Yanliş Taniyan Bu Nedenle Dini Yaşamanin Özgürlüklerini Kisitladiğini Düşünen Kişilere Yapilan Tebliğ
İnsan hayatının çok önemli bir parçası olan
kişilerin hayat kalitesini yükselten özgürlük
insana Allah’ın verdiği bir nimettir. Din ahlakını bilmeyen
özellikle de İslam’ı tanımayan veya yanlış kaynaklardan ve örneklerden İslam hakkında bilgi edinen kimi insanların ise
bu konuda birçok önyargısı
yanlış kanaati olmaktadır. Bu insanlar
hiçbir doğruluğu olmadığı halde
İslam’ın yaşam alanlarını kısıtlayacağını
özgürlüklerini engelleyeceğini
düşüncelerini kontrol altına alacağını
sanatı ve bilimi sınırlandıracağını sanmaktadırlar. Bu yanlış düşüncede olan kişilere İslam dininin insanlara düşünce
ibadet ve ifade özgürlüğü sağlayan
insanların her türlü hakkını koruma altına alan ve daha da önemlisi insanlara gerçek özgürlüğü sunan bir din olduğu anlatılmalıdır.
Şu gerçeğin çok iyi anlatılması önemlidir: Allah insanlara kolaylık
rahatlık
mutluluk ve neşe diler. Allah kullarına zulmedici değildir. Allah’ın emri olan din de insanlara en huzurlu
en mutlu
en güvenli
en asil
en kaliteli
en rahat
en zevkli yaşamın nasıl olacağını gösterir. Dinde baskı yoktur. Dinde zorlama yoktur. Bir insan Allah’ın varlığını ve birliğini
aklıyla
vicdanıyla görerek iman eder ve din ahlakını yaşar. Din bir gönül kabulüdür. Her Müslüman Kuran ahlakının gereği olarak insanlara doğru yolu göstermekle
onları iyiliğe davet etmekle ve kötülükten men etmekle yükümlüdür. Ama bu hiçbir zaman bir insanı kendisi gibi düşünmeye
kendisi gibi yaşamaya
kendisi gibi davranmaya
kendisi gibi giyinmeye mecbur etmek anlamına gelmez. Müslüman doğruyu gösterir
seçimi karşısındaki kişiye bırakır. Bu Allah’ın Kuran’da bildirdiği hükümdür.
Peygamberler Tarih Boyunca Allah’in Emri Gereği Toplumun Her Kesimine Tebliğ Yapmişlardir
Allah’ın tüm peygamberleri
elçileri ve salih müminlerin hepsi Allah’ın emrini eksiksiz yerine getirmişler
yaşadıkları devirde toplumun her kesimine tebliğ yapmışlardır. Tebliğ yaparken hiçbir zaman
“şu konumdaki insana din anlatılmaz”
“şu ırktan
şu düşünceden
şu dinden insan doğru yola davet edilmez”
“kıyafeti böyle olanla konuşulmaz” gibi bir düşünce içinde olmamış
hiçbir ayırım yapmadan herkesi Allah’ın hak dinine çağırmışlardır. Peygamberimiz (sav) Mekkeli müşriklere
Ebu Cehil’e
Ebu Leheb’e
Hac mevsiminde kurulan panayırlara gelen tüm kabile ve ziyaretçilere
Hristiyan ve Musevi topluluklara tebliğ yapmıştır. Karşısındaki insanların toplum içindeki konumlarına
İslam’a bakış açılarına
düşüncelerine
yaşam stillerine
ahlaki yapılarına
kıyafetlerine göre ayrım yapmadan
defalarca
çok çeşitli ve hikmetli yöntemler ve üsluplar kullanarak onları Bir olan Allah’a imana çağırmıştır. Bu kişiyle konuşulmaz
şu kişiye tebliğ yapılmaz gibi bir tutum içinde olmamıştır.
Hz. İbrahim (as) devrinin en azgın
en gaddar
en zalim insanı olan Nemrud’a Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmıştır. Hz. Musa (as)
devrin Müslümanları olan İsrailoğulları’nın erkek çocuklarını boğazlayan
onlara akıl almaz işkenceler yapan Firavun’a gidip onu Allah’ın dinine tabi olmaya çağırmıştır. Ve bunu yaparken
Allah Hz. Musa (as)’a Firavun’a “yumuşak söz” söylemesini emretmiştir:
“İkiniz Firavun’a gidin
çünkü o
azmış bulunuyor.”
“Ona yumuşak söz söyleyin
umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.”
Dediler ki: “Rabbimiz
gerçekten
onun bize karşı ‘taşkın bir tutum takınmasından’ ya da ‘azgın davranmasından’ korkuyoruz.”
Dedi ki: “Korkmayın
çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.” (Taha Suresi
43-46)
Görüldüğü gibi Allah Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’ı o devrin en ahlaksız
en sapkın
en şedid
İslam’a en düşman kişisine tebliğ yapmaya göndermiştir. Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)
dönemin dinsizlik ve ahlaksızlık merkezi olan Firavun’un sarayına giderek ona tebliğ yapmışlardır. Üstelik Allah
Firavun gibi din düşmanı birine bile “yumuşak söz” söylemelerini emretmiştir.
Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu kıssadan da açıkça anlaşıldığı üzere Müslümanlar her kesimden insana tebliğ yapmakla mükelleftirler. Ve bu tebliği yaparken
son derece nezaketli
sevecen
şefkatli ve sabırlı bir üslup kullanmakla yükümlüdürler. İslam’da katı
bağnaz
kaba bir üslup yoktur. Koşullar ne olursa olsun
karşıdaki kişi kim olursa olsun Müslüman güzellikle
sevgiyle
şefkatle dini anlatmakla emrolunmuştur. Müslümanın yapması gereken Allah’ın Kuran’da bildirdiği şekilde dini anlatmak ve hidayeti verecek olanın Allah olduğunu bilerek kimseye karşı zor ve baskı uygulamadan
doğruyu göstermektir.
İslam Dininde Zorlama Yoktur
Her Kişi İbadetinde Ve İnancinda Özgürdür
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz
doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa
o
sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah
işitendir
bilendir. (Bakara Suresi
256)
İslam dini
güzellik ve sevgi dinidir. İslam dinini yaşayan insanlar
bu güzel dinin özünü ve derinliğini gördükleri için
Allah’a derin imanlarından dolayı bir heyecan ve şevk içinde olurlar. Bu, bir gönül kabulüdür. İslam’a olan bağlılığın kaynağı Allah’a olan aşktır. Bir Müslüman, Allah’a olan aşkı sebebiyle namaz kılar, Allah’a olan aşkından dolayı ibadetlerini yerine getirir ve Kuran’a göre yaşar. Allah, Kuran’da Müslümanların bu özelliğini “gönülden Allah’a yönelenler”, “gönülden katıksız bağlılar” ifadeleriyle haber vermiştir.
İslam’ın tebliğ edilmesi ve sunduğu güzel ahlakın tanıtılması her Müslümanın üzerine düşen farzdır. Fakat bu, Kuran’ın hükmüne göre, asla baskı yoluyla gerçekleşemez. Kuran, Hıristiyanlara, Musevilere, Budistlere, ateistlere komünistlere, cahilliği yüzünden İslam dinini yaşamaktan korkanlara tebliğ edilir, fakat bu kişiler eğer kendi dinlerini ve inançlarını yaşamakta ısrar ederlerse, artık Kuran’a göre, onlara yönelik bir zorlama söz konusu olamaz. İşte bu sebeple Allah, “dinde zorlama (ve baskı) yoktur” şeklinde bildirerek imanın bir sevgi ve gönül birlikteliği şeklinde olması gerektiğini haber vermiştir. Baskı altında Müslümanlık, İslam dininde yasaklanmıştır.
Kuran’da bildirilen açık hükümleri göz ardı eden, Peygamberimiz (sav)’in hayatını görmezden gelen, bağnaz, katı yürekli, ayete ve hadise değil hurafeye uyan bazı kimseler, Allah’ın tüm Kitap Ehli’ni, ateistleri, komünistleri, Budistleri ve cahilliğinden dolayı dinin hükümlerini yerine getiremeyen kişilerin lanetlediğini iddia ederler. Bu nedenle sözkonusu kişilere tebliğ yapılamayacağı yönünde sapkın bir inanca sahiptirler. Ve bu sapkın inançlarını yayarak, bu kişiler ile Müslümanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmeye çalışmakta, kavgayı, çatışmayı, savaşı ve kan dökücülüğü teşvik etmektedirler. Elbette Allah’ın Kuran’da inanç bozukluklarını, tavır ve ahlak bozukluklarını bildirdiği bir gerçektir. Yaptıkları çirkin davranışlardan ve yanlışlardan dolayı bu davranış içinde olan kişileri yerdiğini, kınadığını ve bu tutumlarından razı olmadığını da bildirmiştir. Ancak Müslümanın bu kişilere karşı tutumu şefkatli, anlayışlı ve nezaketli bir üslup kullanmaktır. Allah’ın Kuran’da bildirdiği ve her Müslümanı sorumlu kıldığı tebliğ yöntemini kullanmak ve “Emri bil Maruf Nehyi anil Münker” yani “iyiliği emredip kötülükten sakındırma” görevini yerine getirmektir.
(makale harun yahya)
Peygamberler kimlere ve nasıl tebliğ yapmışlardır?
Müslüman ahlaki ve tavır bozukluğu içinde olanları, dinsizleri, materyalistleri, ateistleri ve Yüce Allah’ın varlığına iman eden, peygamberlere inanan, Allah’ın göndermiş olduğu kitaplara uyan Kitap Ehli’ni hakka davet etmekle yükümlüdür. Allah Müslümanlara inancı, fikri, giyimi, yaşam tarzı ne olursa olsun herkese karşı şefkat göstermelerini onları koruyup kollamalarını, nezaketli, anlayışlı ve güzel bir üslupla onları İslam’a davet etmelerini emretmiştir. Bu Allah’ın Kuran’da Müslümanlara farz kıldığı hükümlerden biridir. Bu nedenle her Müslüman iyiliği emredip kötülükten men etmek, insanları doğru yola davet etmek ve İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması için gayret etmekle yükümlüdür.
Konuyla ilgili ayetler şöyledir: Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Kitap Ehline Tebliğ
Müslümanların doğruyu göstermekle
Kitap Ehli’ni öncelikle “Allah birdir” demeye davet etmek gerekir
Allah Kuran’da Müslümanların Kitap Ehli’ne karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini açıklarken onlara nasıl tebliğ yapılması gerektiğini de bildirmiştir. Allah’ın hükmüne göre Müslümanlar Kitap Ehli’ni öncelikli olarak “Bir olan Allah’a imana” yani tevhid inancına davet etmelidir.
De ki: “EY KİTAP EHLİ
Allah’ın Kuran’da Kitap Ehli’nin “Allah birdir” demeye davet edilmesini bildirmesinin önemli hikmetlerinden biri de
Kitap Ehli gerçek İsevi ve gerçek Musevi olmak için Muhammedi olmalı
Kitap Ehli’nin Allah’ın birliğine iman edip
Bu açık gerçeğe rağmen eğer Kitap Ehli’nden bazı kimseler
Ateist Darwinist Ve Komünistlere Tebliğ
Kuran’ın hiçbir ayetinde inançsızlığı veya farklı inanca sahip olmasından dolayı bir kişiye yönelik düşmanca bir tutum içinde olmayı
Üstelik Müslümanlar kendilerine karşı olan müşriklerden birini dahi
Eğer müşriklerden biri
Müslüman bu derece titizlikle koruyup kollaması emredilen
Allah’ın Tanıtılması
Ateist
İşte bu kişilere yapılacak tebliğde bu nedenle Allah’ın varlığının delilleri anlatılmalı ve batıl inançlarla örülmüş zihinlerinin gerçekleri görebilecek hale gelebilmesi için uğraşılmalıdır. Ancak inkarlarını ideolojik bir zemine oturtmuş olanlar için
Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz
Ahiretin Hatırlatılması
Ateist
Söz konusu kişilerin ahiretten kuşku içinde olduklarının en büyük göstergesi
Ateist
Bağnazlar Nedeniyle İslam Dinini Yanliş Taniyan Bu Nedenle Dini Yaşamanin Özgürlüklerini Kisitladiğini Düşünen Kişilere Yapilan Tebliğ
İnsan hayatının çok önemli bir parçası olan
Şu gerçeğin çok iyi anlatılması önemlidir: Allah insanlara kolaylık
Peygamberler Tarih Boyunca Allah’in Emri Gereği Toplumun Her Kesimine Tebliğ Yapmişlardir
Allah’ın tüm peygamberleri
Hz. İbrahim (as) devrinin en azgın
“İkiniz Firavun’a gidin
“Ona yumuşak söz söyleyin
Dediler ki: “Rabbimiz
Dedi ki: “Korkmayın
Görüldüğü gibi Allah Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’ı o devrin en ahlaksız
Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu kıssadan da açıkça anlaşıldığı üzere Müslümanlar her kesimden insana tebliğ yapmakla mükelleftirler. Ve bu tebliği yaparken
İslam Dininde Zorlama Yoktur
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz
İslam dini
İslam’ın tebliğ edilmesi ve sunduğu güzel ahlakın tanıtılması her Müslümanın üzerine düşen farzdır. Fakat bu, Kuran’ın hükmüne göre, asla baskı yoluyla gerçekleşemez. Kuran, Hıristiyanlara, Musevilere, Budistlere, ateistlere komünistlere, cahilliği yüzünden İslam dinini yaşamaktan korkanlara tebliğ edilir, fakat bu kişiler eğer kendi dinlerini ve inançlarını yaşamakta ısrar ederlerse, artık Kuran’a göre, onlara yönelik bir zorlama söz konusu olamaz. İşte bu sebeple Allah, “dinde zorlama (ve baskı) yoktur” şeklinde bildirerek imanın bir sevgi ve gönül birlikteliği şeklinde olması gerektiğini haber vermiştir. Baskı altında Müslümanlık, İslam dininde yasaklanmıştır.
Kuran’da bildirilen açık hükümleri göz ardı eden, Peygamberimiz (sav)’in hayatını görmezden gelen, bağnaz, katı yürekli, ayete ve hadise değil hurafeye uyan bazı kimseler, Allah’ın tüm Kitap Ehli’ni, ateistleri, komünistleri, Budistleri ve cahilliğinden dolayı dinin hükümlerini yerine getiremeyen kişilerin lanetlediğini iddia ederler. Bu nedenle sözkonusu kişilere tebliğ yapılamayacağı yönünde sapkın bir inanca sahiptirler. Ve bu sapkın inançlarını yayarak, bu kişiler ile Müslümanlar arasına kin ve nefret tohumları ekmeye çalışmakta, kavgayı, çatışmayı, savaşı ve kan dökücülüğü teşvik etmektedirler. Elbette Allah’ın Kuran’da inanç bozukluklarını, tavır ve ahlak bozukluklarını bildirdiği bir gerçektir. Yaptıkları çirkin davranışlardan ve yanlışlardan dolayı bu davranış içinde olan kişileri yerdiğini, kınadığını ve bu tutumlarından razı olmadığını da bildirmiştir. Ancak Müslümanın bu kişilere karşı tutumu şefkatli, anlayışlı ve nezaketli bir üslup kullanmaktır. Allah’ın Kuran’da bildirdiği ve her Müslümanı sorumlu kıldığı tebliğ yöntemini kullanmak ve “Emri bil Maruf Nehyi anil Münker” yani “iyiliği emredip kötülükten sakındırma” görevini yerine getirmektir.
(makale harun yahya)