Muska İğnesi
Bu deli rüzgar yine bizim sarı perdeyi havalandırıyor. Kaç gündür şu eski pencerenin oyulmuş yerlerini lastikle kapatacağım ama hep unutuyorum. Masa lambamın ampulü döküldü değiştirmem gerekiyor ama üşengeçlik işte… Neyse ki Fatma böyle şeylere çok fazla kafayı takan bir kız değil. Gözü benden başkasını görmüyor. Şu an benim kenarı kırık eski püskü yatağımda ve birbiriyle takım olmayan nevresimlerle yatarken ne kadar da huzurlu görünüyor melek yüzü. Onu ilk defa bu kadar duru, bu kadar yalnız ve bu kadar çıplak görüyorum. Vücut hatlarının antik bir heykel kadar olgun ve kusursuz olması çok hoşuma gitti. Bu vücut başka hangi gözbebeklerine aksetmiştir, hayatından kim bilir kaç insan gelmiş geçmiştir ama bana söylemiyor. Söylediği kadarına hayatta inanmam. Ne de olsa rahat kız, güzel de. Hayatta rahat bırakmaz onu erkekler. Nedendir bilmiyorum ama çok fazla da kurcalamak gelmiyor içimden. Biz erkekler yok mu, neresinden gidersen git sonunda amaç tek bir yerde kesişiyor.
Bugünün kandil olduğunu tamamen unutmuşum. Kandil mesajı çeken eski arkadaşlarım da olmasa kandilin bana uğrayacağı pek yok. Şu an babam ne yapıyordur acaba? Kesin kaza namazı kılıyordur. Annem de tespih falan çekiyordur herhalde. Her kandilde yaptıkları gibi…
Fatma’ya usulca yanaştım. Olgun bakışlarla süzüyordu beni. Odayı dolduran sakin müzik bitmişti. Şişedekiler de… Uzun uzun ona baktım, o da bana… Kolum yorulunca yana doğru uzandım, tek kişilik yatağımda yere düşmemek için zorlanıyordum. Kubar başımı döndürmüştü ve zihnimi tekno müzikle inleyen kocaman bir diskoya çevirmişti. Lambayı kapatmak için dirseğime yaslanıp kalkmak istedim ama başım döndü ve tekrar yatağa yığıldım. Kafam yana çevrilince boğazlanmış bir hayalet gibi yerde duran atletimi gördüm. Dumandan yanan gözüm beyaz, kirlenmiş ve kırışık atletimin sol askısındaki deliğe ve deliğin dibindeki küçük pas lekesine takıldı. Yerde duran bu paçavra, eski atletlerimden birisi olsa gerek. Annemin ufak bir çengelli iğneyle “senin için yaptırdım, nazarını alsın diye” dediği usulca ve biraz da zorla sol tarafına elindeki muskayı iliklediği şu eski atletlerimden. Bunu taşımak bana işkence gibi gelirdi çoğu zaman. Muskanın ağırlığı bir süre sonra askıdaki iğne deliğini büyütür ince bir ipin içinden geçebileceği kadar genişletirdi onu. Terlediğimde metal çengelli iğne az da olsa kahverengi pas lekesi bırakırdı atlette ki yıkayınca asla çıkmazdı. O muskayı ne zamandan beri takmıyorum, kim bilir nerdedir? Zaten bu dağınık öğrenci evimde kaybettiğim bir şeyi stajyer arkeolog gelse bulamaz. Huy bu ya, hayatında muska takmadığına adım gibi emin olduğum Fatma’nın bunun bir muska izi olduğunu anlar da kendi hayatım hakkında söylediğim tüm yalanlar boşa çıkar diye evham girdi içime. Yataktan fırlayıp atletimi kaptım ve yatağın altına soktum. Bu ani kalkış onu ürkek bir ceylan gibi uyandırdı, gözleri hafifçe açıldı. Ben de tekrar yanına yatıp saçlarını okşamaya başladım. Güzel gözleriyle bana boş boş baktı, sonra hızlıca çantasına uzandı yerinden kalkmadan. Kaybettiği önemli bir şeyi arıyormuş gibi telaşlandı suratı. Herhalde yine kremini arıyordu benim yüzüme sürmek için. Kendime bakmıyorum diye bana kızardı hep. Bulamayınca daha da hayretle baktı bana. Bu kadar mı kötüydü yüzüm? Neden sonra telaşı geçti ve gülünce melek yüzü ortaya çıktı yine upuzun saçlarının arasından. Sırtımı ona dönmemi istedi, belli ki masaj yapacaktı. Kremi bulamamasından ötürü mahcup olmuştu herhalde. Tek eliyle sırtımı sıvazlıyor, omzumu okşuyordu ki bir anda omzumu deli gibi sıktı. Belli ki mest olmuştu. Olduğu gibi yatağa yığıldı kaldı…
*****
Rüzgar ne kadar da şiddetli böyle, perdeyi havalandırmaya gece boyu devam edecekse yandık. Uyuyakalmışım… Turgut niye aniden kalktı böyle, elleriyle yatağın altına ne sıkıştırıyor? Saçlarımı okşayarak beni sakinleştirmeye çalıştığı çok belli. Acaba daha önce bir yabancının yanında yatmamış olmamın gerginliği mi beni şüpheci yapıyor bu kadar, anlamadım ki? Merakımdan ölürüm, illaki yatağın altını kurcalayacağım ama bunu çaktırmadan yapmam gerek. Saçlarımı okşarken ona doğru dönersem alttan kalan sol elimi hayatta göremez.
İğrenç bir toz kütlesi karşıladı yatağın altına doğru usulca süzülen elimi. Başka ne beklenir ki bu pis öğrenci evinden? Elimi ilerlettim, büyükçe bir silgiye takıldı. Aman Allah’ım ne dağınık adam! Ben elimle yatağın altındaki silgiyi almaya çalışıyordum o da bir yandan saçlarımı okşuyordu. Yerdekini elimle iyice kavrayıp da bunun bir silgi olmadığını anladığımda gerçekten irkildim. Bu bir silgi değil muskaydı. Hemen çantama baktım, muskam yerinde yoktu. Bu dünyanın dışında hiçbir şeyi bugüne kadar düşünmediğine yemin edebilirim Turgut’un. Bu yüzden bir muskaya sahip olma ihtimali kırmızı karın yağması kadar düşük. Kesinlikle bu fermuarı gevşek çantam yüzünden ben düşürmüştüm. Muskamı düşürmem bile başlı başına telaşlanacağım bir durumken şimdi onun bu pis yatağın altını bir daha kurcalaması ve o küçük şeyi görmesi an meselesiydi. Yaşam tarzım hakkında niye söylendiği bilinmeyen içgüdüsel tüm yalanlarım boşa çıkabilirdi. Nasıl da aptalca bir dikkatsizlikti bu. Hızlı düşünmeliydim. Biraz gülümseyip sırtını bana dönmesini istedim. Hemen kabul etti şaşkın. Tek elimle masaj yapıyordum, diğer elim aşağıdaydı. Muskayı nihayet elime aldım. Başımı biran arkaya çevirip elimdeki şeye baktığımda gözlerim daha da büyüdü ve küçük dilimi yutar gibi oldum. Yatağa olduğu gibi yığılıp kaldım. Elime aldığım bu muska bana ait değildi…
Süleyman Ezber
Bu deli rüzgar yine bizim sarı perdeyi havalandırıyor. Kaç gündür şu eski pencerenin oyulmuş yerlerini lastikle kapatacağım ama hep unutuyorum. Masa lambamın ampulü döküldü değiştirmem gerekiyor ama üşengeçlik işte… Neyse ki Fatma böyle şeylere çok fazla kafayı takan bir kız değil. Gözü benden başkasını görmüyor. Şu an benim kenarı kırık eski püskü yatağımda ve birbiriyle takım olmayan nevresimlerle yatarken ne kadar da huzurlu görünüyor melek yüzü. Onu ilk defa bu kadar duru, bu kadar yalnız ve bu kadar çıplak görüyorum. Vücut hatlarının antik bir heykel kadar olgun ve kusursuz olması çok hoşuma gitti. Bu vücut başka hangi gözbebeklerine aksetmiştir, hayatından kim bilir kaç insan gelmiş geçmiştir ama bana söylemiyor. Söylediği kadarına hayatta inanmam. Ne de olsa rahat kız, güzel de. Hayatta rahat bırakmaz onu erkekler. Nedendir bilmiyorum ama çok fazla da kurcalamak gelmiyor içimden. Biz erkekler yok mu, neresinden gidersen git sonunda amaç tek bir yerde kesişiyor.
Bugünün kandil olduğunu tamamen unutmuşum. Kandil mesajı çeken eski arkadaşlarım da olmasa kandilin bana uğrayacağı pek yok. Şu an babam ne yapıyordur acaba? Kesin kaza namazı kılıyordur. Annem de tespih falan çekiyordur herhalde. Her kandilde yaptıkları gibi…
Fatma’ya usulca yanaştım. Olgun bakışlarla süzüyordu beni. Odayı dolduran sakin müzik bitmişti. Şişedekiler de… Uzun uzun ona baktım, o da bana… Kolum yorulunca yana doğru uzandım, tek kişilik yatağımda yere düşmemek için zorlanıyordum. Kubar başımı döndürmüştü ve zihnimi tekno müzikle inleyen kocaman bir diskoya çevirmişti. Lambayı kapatmak için dirseğime yaslanıp kalkmak istedim ama başım döndü ve tekrar yatağa yığıldım. Kafam yana çevrilince boğazlanmış bir hayalet gibi yerde duran atletimi gördüm. Dumandan yanan gözüm beyaz, kirlenmiş ve kırışık atletimin sol askısındaki deliğe ve deliğin dibindeki küçük pas lekesine takıldı. Yerde duran bu paçavra, eski atletlerimden birisi olsa gerek. Annemin ufak bir çengelli iğneyle “senin için yaptırdım, nazarını alsın diye” dediği usulca ve biraz da zorla sol tarafına elindeki muskayı iliklediği şu eski atletlerimden. Bunu taşımak bana işkence gibi gelirdi çoğu zaman. Muskanın ağırlığı bir süre sonra askıdaki iğne deliğini büyütür ince bir ipin içinden geçebileceği kadar genişletirdi onu. Terlediğimde metal çengelli iğne az da olsa kahverengi pas lekesi bırakırdı atlette ki yıkayınca asla çıkmazdı. O muskayı ne zamandan beri takmıyorum, kim bilir nerdedir? Zaten bu dağınık öğrenci evimde kaybettiğim bir şeyi stajyer arkeolog gelse bulamaz. Huy bu ya, hayatında muska takmadığına adım gibi emin olduğum Fatma’nın bunun bir muska izi olduğunu anlar da kendi hayatım hakkında söylediğim tüm yalanlar boşa çıkar diye evham girdi içime. Yataktan fırlayıp atletimi kaptım ve yatağın altına soktum. Bu ani kalkış onu ürkek bir ceylan gibi uyandırdı, gözleri hafifçe açıldı. Ben de tekrar yanına yatıp saçlarını okşamaya başladım. Güzel gözleriyle bana boş boş baktı, sonra hızlıca çantasına uzandı yerinden kalkmadan. Kaybettiği önemli bir şeyi arıyormuş gibi telaşlandı suratı. Herhalde yine kremini arıyordu benim yüzüme sürmek için. Kendime bakmıyorum diye bana kızardı hep. Bulamayınca daha da hayretle baktı bana. Bu kadar mı kötüydü yüzüm? Neden sonra telaşı geçti ve gülünce melek yüzü ortaya çıktı yine upuzun saçlarının arasından. Sırtımı ona dönmemi istedi, belli ki masaj yapacaktı. Kremi bulamamasından ötürü mahcup olmuştu herhalde. Tek eliyle sırtımı sıvazlıyor, omzumu okşuyordu ki bir anda omzumu deli gibi sıktı. Belli ki mest olmuştu. Olduğu gibi yatağa yığıldı kaldı…
*****
Rüzgar ne kadar da şiddetli böyle, perdeyi havalandırmaya gece boyu devam edecekse yandık. Uyuyakalmışım… Turgut niye aniden kalktı böyle, elleriyle yatağın altına ne sıkıştırıyor? Saçlarımı okşayarak beni sakinleştirmeye çalıştığı çok belli. Acaba daha önce bir yabancının yanında yatmamış olmamın gerginliği mi beni şüpheci yapıyor bu kadar, anlamadım ki? Merakımdan ölürüm, illaki yatağın altını kurcalayacağım ama bunu çaktırmadan yapmam gerek. Saçlarımı okşarken ona doğru dönersem alttan kalan sol elimi hayatta göremez.
İğrenç bir toz kütlesi karşıladı yatağın altına doğru usulca süzülen elimi. Başka ne beklenir ki bu pis öğrenci evinden? Elimi ilerlettim, büyükçe bir silgiye takıldı. Aman Allah’ım ne dağınık adam! Ben elimle yatağın altındaki silgiyi almaya çalışıyordum o da bir yandan saçlarımı okşuyordu. Yerdekini elimle iyice kavrayıp da bunun bir silgi olmadığını anladığımda gerçekten irkildim. Bu bir silgi değil muskaydı. Hemen çantama baktım, muskam yerinde yoktu. Bu dünyanın dışında hiçbir şeyi bugüne kadar düşünmediğine yemin edebilirim Turgut’un. Bu yüzden bir muskaya sahip olma ihtimali kırmızı karın yağması kadar düşük. Kesinlikle bu fermuarı gevşek çantam yüzünden ben düşürmüştüm. Muskamı düşürmem bile başlı başına telaşlanacağım bir durumken şimdi onun bu pis yatağın altını bir daha kurcalaması ve o küçük şeyi görmesi an meselesiydi. Yaşam tarzım hakkında niye söylendiği bilinmeyen içgüdüsel tüm yalanlarım boşa çıkabilirdi. Nasıl da aptalca bir dikkatsizlikti bu. Hızlı düşünmeliydim. Biraz gülümseyip sırtını bana dönmesini istedim. Hemen kabul etti şaşkın. Tek elimle masaj yapıyordum, diğer elim aşağıdaydı. Muskayı nihayet elime aldım. Başımı biran arkaya çevirip elimdeki şeye baktığımda gözlerim daha da büyüdü ve küçük dilimi yutar gibi oldum. Yatağa olduğu gibi yığılıp kaldım. Elime aldığım bu muska bana ait değildi…
Süleyman Ezber