Mürşid-i kamil zatlar

Konu sahibi son olarak 2793 gün önce görüldü
İMÂM-I RABBÂNÎ
Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmiyetin bekçisi ve Müslümanların sığınağı, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Farûkî Serhendî hazretleri, hicrî 971'de, Hindistan'da Serhend şehrinde doğup, 1034'de (m.1624) yine orada vefât etti. Derin âlim, büyük velî ve müctehid idi. Silsile-i aliyyenin 23. halkasıdır. Nakşibendiyye, Kadiriyye, Çeştiyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye tarikatlarında mürşid-i kâmil idi. Kelâm, fıkıh ve tasavvufun marifetlerini açıklay...an Mektûbât kitabı uçsuz bir deryadır. Üç cilt olup, 536 mektûbunun toplanmasından meydana gelmiştir.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
"Ümmetimden, Sıla isminde biri gelecektir. Onun şefaati ile Cennete çok kimseler girecektir."
Sıla isminin, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine lâyık olduğunu, yüzlerce âlim sözbirliği ile bildirmişlerdir. 17 yaşında, zâhirî ve bâtınî ilimlerin üstâdı oldu. Yüksek derecelere, eşsiz makamlara kavuştu.

İmâm-ı Rabbâni ki, velilerin baş tâcı,
Sözleri, hasta olan, gönüllerin ilâcı.
Mektûbât adında, bir var ki büyük eseri,
Erdirdi hidâyete, çok sapık kimseleri.
Altmışüç yaşındayken, binotuzdört senesi,
Takvimler gösterirken, Safer yirmidokuzu.
Günlerden Salı idi, kuşluk vakti gelince,
Rabbine kavuşmanın erişti sevincine.
O nûrlu bedenini, teneşire koydular,
Sonra elbisesini, edep ile soydular.
O ânda fevkalâde, oldu ki bir hâdise
Hayretle gördü bunu, orda olan her kimse.
Kaldırıp sağ eliyle, tuttu sol bileğini,
Sanki namazda gibi, bağladı ellerini.
Yıkayıcı yanına, uzattı herbirini,
Sonra da yıkayınca kaldırıp ellerini,
Bağladı onları, yine bir hareketle,
Gördüler ordakiler, bunu dâhi hayretle,
Kefene sarmak için, ona hizmet edenler,
Çözüp iki yanına, tekrar salıverdiler.
Velâkin akabinde, kaldırıp sağ elini,
Kavradı kuvvetlice, yine sol bileğini.ALINTI
 
Mürşid-i kamil zatlar
Sohbet-i salihin;
Allahü teâlâ, mürşîd-i kâmillere bir anda çeşidli yerlere gidebilecek gücü vermişdir. Melekler de, bir anda çeşidli yerlere gider. O büyüklerin rûhları meleklerden dahâ üstündür. Mürşîd-i kâmil; her hareketinde İslâmiyyet'e uyan, her an Allahü teâlâyı hâtırlayan kişidir. Mürşîd-i kâmil odur ki; iki talebesinden biri şarkda, biri garbda olsa, ikisine de aynı anda emr-i Hak vâki' olsa, ikisinin de imdâdına yetişip îmânla vefât etmelerini te'mîn eden kişidir. Nasıl ki, Azrâîl aleyhisselâm aynı anda rûhlarını almak için çeşitli yerlere gidiyorsa, Allahü teâlâ mürşîd-i kâmillerin rûhlarına da bir anda çeşidli yerlerde bulunma kuvvetini vermişdir"
NOT;
Mürşid-i kamil zatlar; Ulûmu zahiriyyeyi yani (islamın 20 ana ve kolları 80 ilmi ve zamanın fen ilimlerini) okumuş, bir mürşid-i kamil-i mükemmil zatın terbiyesinde de ulûmu batıniyyeye arif olmuş, kendi kafasından bir satır bile yazmayan, hep önceki Ehl-i sünnet alimlerinden nakleden büyük zatlardır
.
 
Mezhep imamlarımızın kitaplarındaki din bilgileri kıyamete kadar geçerlidir
İslam alimleri buyuruyor ki;
Bin yılından sonra ahir zamandır. Şimdi Hicri 1438.
Her yüz senede bir gelen müceddid alimler insanlar arasında ortaya çıkan bid'atları bildirirler, bunlardan sakınılmasını yazarlar.
Her islam alimi kendi yaşadıkları zamanın haline göre din kitapları yazmışlardır. Ancak kendi akıllarına ve görüşlerine göre değil yine önceki alimlerin kitaplarından yaşadıkları zamanın haline uygun bilgileri nakledip yazarlar. Zira, mezhep imamlarının kitaplarında kıyamete kadar geçerli olacak bütün iman ve islam bilgileri mevcuttur.
 
Efendi hazretlerini Fârûk Beyin evine getirmişlerdi vefât edene kadar 15 gün hizmet etdim
Bir gün, Ankara’da Fârûk beyin oğlu Nevzat bize geldi “Efendi Baba sizi çağırıyor” dedi. Efendi hazretlerini Fârûk Beyin evine getirmişlerdi. Vefât edene kadar 15 gün hizmet etdim. Gece-gündüz, devâmlı aynı odada berâber bulunduk.
Ziyâretçiler geldiğinde herkes karşıya otururdu. Beni yanına, yatağına oturturdu. Bütün hizmetini ben yapardım. Bir gün beline elimi sokdurdu ve“Ne buluyorsun?” buyurdu. Çok zayıflamışdı.
“Efendim bir deri bir kemik kalmış, hiç et kalmamış” dedim. “Elhamdülillâh, dünyâdan bir şey götürmüyoruz” buyurdu. Onbeş günlük izni bitip, askerler geri almaya geldikleri zaman, o gün vefât etdi.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
NOT;
Bir gece sebepsiz Efendi hazretlerini İstanbuldan İzmire götürürler ve mecburi ikamete koyarlar. Yıl 1943 İnönü diktatörlüğu zamanı. Damadı Van mebusu İbrahim Arvas ve Divan-ı Muhasebat müdüru Faruk beyin tavassutu ile 15 gün izinli Ankaraya getirmişler. Çok önceden da yine bir gece tutuklayıp İstanbuldan İzmire götürürler, İdam hükmünü yüzüne okurlar. Ama hikmet-i Hüda asamazlar. Birlikte götürdükleri zevatı idam ederler.
İşte size CHP. Eden kendine eder. Şimdi öbür tarafta herkes ederi ile yüzleşiyor. Kalan CHP'liler adalet arıyorlar...
Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere
Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu
Yunus bir söz söyledi hiç bir söze benzemez
Cahiller meclisinde örter mana yüzünü
 
O büyükler kimseyi gemiden denize atmazlar
Sohbet-i salihin;
Allahü teala kullarına anneden, babadan yüzbin kat daha şefkatlidir. Hiçbir anne-baba, evladı ne yaparsa yapsın, eliyle onu ateşe atmaz, yapamaz. Kızar, bağırır, döver; ama eline alıp da ateşe atın, demez. Ama o kendini ateşe atarsa... Efendi hazretleri islamiyeti bir daireye benzetip buyurmuşlar ki; Bu dairenin içinde hiçbir kötülük, hiçbir sıkıntı, hiçbir üzüntü yoktur ve olamaz. Dışında da hiçbir rahat ve huzur olamaz.
NOT;
Büyüklerin dergahında, Ehl-i sünnet gemisinde ehil naehil beraberdir. O büyükler kimseyi gemiden denize atmazlar ama intihar edip kendini denize atan için yapacak bir şey yoktur buyurmuşlar.
 
"UNUTMAZSAN, UNUTMAZLAR, BIRAKMAZSAN, BIRAKMAZLAR''
Sohbet-i salihin;
"Genç bir delikanlı çok ağlıyormuş, Hocası; niye bu kadar ağladığını sormuş.
-Hocam Allah beni Cehenneme atarsa? demiş,
-Evladım, sen namazını kılıyorsun, dindarsın, neden bu kadar korkuyorsun?
-Hocam çok korkuyorum, Allah muhafaza etsin, ya beni Cehenneme atarsa... Çocuk bir türlü ikna olmuyormuş. En sonunda hocası diyor ki; "Bak evladım, biz büyük bir zata bağlıyız, o büyük zat bizi bırakmaz, bize sahip çıkar". Genç diyor ki; Peki hocam ya unutursa, beni bırakırsa, sen işe yaramazsın derse, benim halim ne olur... Hocası diyor ki; "UNUTMAZSAN, UNUTMAZLAR, BIRAKMAZSAN, BIRAKMAZLAR, İŞ SENDE BİTER.'' Sen kendine bak, onlara bakma" .. Sen dünyada sahip çıkarsan onlar da ahiretde sahip çıkar....
NOT;
Bağlanılan zatın ulûm-i zahiriyyede (İslamın 20 ana ve kolları 80 ilim ile fen ilimlerinde) üstad olması, ayrıca ulum-i bâtınıyyede (Allahü tealanın zatına ve sıfatlarına ait hakikatlerde) arif olması lazımdır. Ahir zamandayız (şeyh uçmaz mürid uçurur) hikayeleri ile çok insan ecdadımızın birkaç kitabını bile okumamış birilerini üstad edinebilmektedir. Gerçek büyükler arabiyi, fasrisiyi, osmanlıcayı çok iyi bilir. Eski islam alimlerinin kütüphanelerdeki kitaplarından binlercesini okumuşlardır.
 
Seâdeti Ebediyye kitâbına hep büyüklerden nakil aldık. Onlar da Kur’ân-ı kerîm’den aldılar
Âlimler, fıkıh kitâblarını kendi kafalarından yazmıyorlar ki. Kur’ân-ı kerîm’den ve hadîs-i şerîfler’dan anladıklarını, bizim anlıyacağımız şekilde yazıyor ve anlatıyorlar. Onun için fıkıh kitâblarına uyan, Kur’ân-ı kerîme uymuş olur.
Bizim Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye kitâbına, kendimiz bir şey ilâve etmedik. Hep büyüklerden nakil aldık. Onlar da Kur’ân-ı kerîm’den aldılar. Onun için Seâdet-i Ebediyye, Kur’ân-ı kerîmin açıklamasıdır. Ona uyan, Kur’ân-ı kerîme uymuş olur.
Allahü teâlânın bir kulunu sevdiğinin alâmeti, ona fıkıh öğrenmeyi nasîb etmesidir. İşte Seâdet-i Ebediyye’yi okuyan, Allahü teâlânın sevdiğidir. Çünki, içinde itikad, ahlak ve geniş çapta fıkıh bilgileri vardır. Bu hadîs-i şerîfin bir de tersi var. Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alâmeti, mâlâyâni ile uğraşmasıdır. Ne gibi, meselâ top oynamak, maç seyretmek gibi.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
 
Kalpten kalbe feyz gelmeğe başlar
Abdullah-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki; "Bu yola bağlı olanlara kabir azâbı yapılmaz."
Allahü tealanın velî kulları Peygamberlerin vârisleridir. Ne mutlu onları tanıyanlara. Sevmek şöyle dursun, tanımak bile ne büyük ni'metdir. Hele tanıdıktan sonra sevdi mi, se'âdete kavuşur, feyz yolu açılır. Kalpten kalbe feyz gelmeğe başlar.
Feyz almak için inanmak ve sevmek şartdır. Ebu cehiller, Ebu lehebler, Peygamber efendimizin mübârek kâlbinden feyz alamadılar, çünki inanmadılar. Bilâl-i Habeşi, Selmân-ı Farisî dünyayı dolaşıp geldi, îman etti, âşık oldu. Aradığımı buldum dedi.
(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)
NOT;
Nur da zulmette bulaşıcıdır. Zumet daha çabuk bulaşır. Küfür veya bid'at ehlinin yanında duranın veya kitabını okuyanın kalbine zulmet akar. Kalbi kararır. (H.H.Işık)
 
Nur da zulmette bulaşıcıdır.
Zumet daha çabuk bulaşır. Küfür veya bid'at ehlinin yanında duranın veya kitabını okuyanın kalbine zulmet akar. Kalbi kararır.

(H.H.Işık)

Feyz de bir nasip ve nimet.
 
Geri