Mum & Mürekkep

Konu sahibi son olarak 2633 gün önce görüldü
tumblr_mvjn2ykVFc1s998qto1_1280.jpg
 
Allah razı olsun sizden.Çok güzel paylaşımlardı.:hi:

engxaqtu.jpg




 

Birisi ölüyor, birisi yeni doğmuş.

Birisi gülüyor, birisi yeni ağlamış.

Birisinin gittiği yerden diğeri yeni dönmüş

Birisinin heves ettiği onca şeyi diğeri yeni bitirmiş.

Dünya dönüyor. Aynı noktaya geldiğinde bu yuvarlak şey, içindeki sıra değişiyor sadece.

Her şey birbirinin tekrarı. Değişik bir şey yok. Mülk bile insanların elinde geziyor. Mutluluk bazen birinin kapısında, bazen diğerinin... Yas gibi…

Dünyanın içinde bir imtihan var. Ve değişik şekilleri insanları sınıyor. Bunun çeşidi herkeslerde farklı olabiliyor. Zaten burasının yani dünyanın bir imtihan alanı olduğunu biliyoruz. Buraya gönderiliş amacımız da bu sınavı kazanarak; imtihanın, sıkıntının, dert ve tasının olmadığı yere ulaşmak…

Toprağın altı, üstündekilerin heves ettiği şeyler ile ömrünü geçirenlerle dolu. Tüm bu sorulara teskin edici cevap ise; inanmak.

Burasının geçici bir mekân olduğuna, bir sınav salonu olduğuna inanmak. İnanmak insanı hafifletiyor. Rahatlatıyor. Yoksa bunca soruların, sorunların altından hiçbir cevap kalkamaz. İnanıyor ve sayfayı çeviriyorsun. Sonra karşına çıkan ayeti okuyorsun; inanan ve güzel davranışlarda bulunan, namazlarında sürekli ve devamlı olan, kul hakkı yemeyen, insanların elinden ve dilinden güvende olanların kurtulacağını okuyup; aynısı olma yolunda mücadelene devam ediyorsun. Yorulduğun yerden kalkıp yeniden başlıyorsun. Üzerindeki tozu silkeleyip yeniden…

Birlikte yapamadığın tıkanmalar yaşıyorsun. Tek başına kalmışlığına mazeret aramak değil bu. Ama olmuyor. Dünya denilen imtihan sahasında tek başına kaldığını iliklerine kadar hissediyorsun. Bu sınavı yalnız başına vereceksin. Yüreği güzel dostlarından kopya çekmen, yardım istemen de bir yere kadar. Sonunda tüm savunma ve atakların esas oğlanı sensin. Karşında sürekli atakta bir rakip var; dünya ve sana imtihan olarak düşen kısmı...

Karşıda sen varsın yalnız başına. Hadi bakalım, dayan tüm ataklara. Ellerinden tutup destek aradıklarının, ellerini bırakıp kendi dertlerine düştüklerini geç olmadan görebilmiş isen şanslısın. Ona göre alıyorsun gardını.

Yalnızsın. Bu kaybetme sebebin de olabilir, seni güçlü yapan sebebin de.

Kazanmaktan başka yolun yok ama. Yolda kalmak yok. Dizlerinin üstüne de düşsen, dimdik durabilmelisin. Ellerin zaten hep üzerinde; sürekli tozlarını temizliyorsun. Birikirse gücün yetmez çünkü. Birikirse altında kalırsın yükünün.

Yolda kalmak üzer çünkü seni. Hazırlıksız yakalanmak seni çok üzer. "Yeniden Başlayanların Yardımcısı" tek moral kaynağın, bu yoldaki tek desteğin. Ona güveniyorsun. Biliyorsun; seni seviyor…

Üzerine sürekli geceler, karanlıklar, ağırlıklar biniyor. Sonra bir bakıyorsun güneş doğmuş. Aydınlık gelmiş yeniden. Haydi, yeniden diyorsun ona bakarak. Yeniden, bir daha... Teslim olmak yok çünkü. Kaybetmek yok…

Mehmet Deveci

 
nWXzoR.png


Konuşmadığım şeyler içimde birikir
Birikir içimde konuşmadığım şeyler
Konuşunca geçer
Konuşmam birikir
Geçmesin diye konuşmam
Biriksin
Birikir
Birikince geçmez
Acı, ağrı
Sitem, keder
En çok da sebepler
Birikir
Konuşmam
Birikir
Birikince oturur içime
Hiç kalkmaz, birikir


Mehmet Deveci
 
kW443A.jpg

"Hayret et! Çünkü hayrettir göğe açılan pencere. Hayret ettim ve gördüm, bin ayet güldü yüzüme." Böyle demiş Sinan Ceran.

Vahiy, "oku!" diye başlıyor. Okumak, gördüğünde görünenden fazlasını görmektir. Yani, olanda olandan ötesini görecek kadar hayretle bak diyor vahiy. Her bir varlığı bir "harf" olarak oku ki, harfler kendilerini göstermek için var değildir; fazlasını okutmak için vardır."Oku!" emri bir hayret etme çağrısıdır. Hayret etmeyenin göğe açılan penceresi olmaz ya da hep kapalıdır.

Hayretini yitirenin yüzüne niye gülsün ayetler. Kur'ân'ın ilk sayfasının ilk cümlesi de, "hamd olsun Allah'a" diye başlar. Niye ki? Allah'a hamd etmen gereken bir konumda olduğunu bil diye telkin eder. Varlığın ve varlığına tanık olduğun her şey öylesine, rasgele var değil. Canı gönülden "teşekkür ederim" demeni gerektirecek sonsuz bir minnet ve hayret duygusuyla yaşayacak bir konumdasın.

...
Senai Demirci
 
Aklıma şu kısa hikaye geldi:


Kanuni Sultan Süleyman, Seyhülislam Ebüssuud Efendi'den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen caiz olup olmadığını sordu.

Beyit şöyle:
"Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır anı kırınca?"
(Eğer karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)

Şairliği de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap verdi:
"Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman'dan hakkın alır karınca..."
 
Geri