Hüma
Altın Üye
-
- Katılım
- Mart 2, 2012
-
- Mesajlar
- 11,609
-
- Tepkime puanı
- 1,447
-
- Puanları
- 353
Sadece evli desinler diye evlenenler, sadece özgür desinler diye yalnızlığa katlananlar, sadece mutlu bir evliliği olduğunu düşünsünler diye katlanılmayacak kocaya katlananlar… Öyle zannetsinler, öyle sansınlar, öyle inansınlar; tamam da?
Tamam öyle sansınlar da, eline geçti? Onlar seni büyük bir evde, paranın ve sefanın içinde zannediyorlar. Herkes sana gıptayla bakıyor. Oysa sen geceler boyu eve gelemeyen ama sana maddi sıkıntı çektirmeyen kocanın ruj lekeli gömleklerini görüyorsun.
Seni çok özgür sanıyorlar, özeniyorlar, kıskanıyorlar ama sen gece geç saatlerde, yatak odanda ışıkları kapatmaktan korkarak zorla uyumaya çalışıyorsun.
Neden kendimizi olmadığımız biri gibi gösterme derdindeyiz? Paramız varmış gibi, kilomuz azmış gibi, başımızda saç varmış gibi, gözlerimiz daha büyükmüş gibi, kocamız veya karımız bizi çok seviyormuş gibi… Hep gibi, gibi, gibi……
Neden olduğumuz halimiz hariç her şeyimiz “gibi” içinde! Neden değiştiriyoruz kendimizi? Kendimizi mi sevdiremiyoruz? Kusurlarımızı fazla mı görüyoruz?
Belki de o kadar eksiğiz ki; tamamlamaya gücümüz yetmediğinden, başkalarında da eksik olan yerlerden birini tammış gibi göstererek tatmin oluyoruz.
O kadar eksiğiz ki!
Ama bu çok doğal değil mi? Eksik olmamız gerekmiyor mu zaten? Yaşama gelişimiz öğrenerek eksiklerimizi tamamlamak değil mi?
Birbirimizden ne farkımız var? Aramızda sonsuza kadar yaşayacak olan var mı? Yok! Peki, hiç yaşlanmayacak olan, derisi kırışmayacak, gözünde çizgiler oluşmayacak olan var mı? Yok! Sadece biraz daha parası olan, olmayan gibi ayrımlar var.
Bizi birbirimizden ayıran özellikleri, giderken yanında götürebilen var mı? Hani o çok övündüğümüz havuzlu evi, bizi çok sevdiğini anlattığımız yakışıklı ve zengin kocayı, havasını attığımız arabayı, yatı, saçı, bedeni?
Herhangi birini yanında götürebilen var mı? Yok! O zaman neyin derdindesin ey insan? Kavgan, hırsın, öfken, egon, ihtirasın neden?
Varlığını bilmediğin ve hiçbir zaman tanışma şansın olmayacak torununun torunlarına bırakacağın şu mal mülk derdi yüzünden, şimdi sevdiklerinle zaman geçiremediğini fark edemeyecek kadar kör olabilir misin?
Daha iyi bir televizyon, telefon, araba almak için çocuğunun ilk gülüşünü, sevdiğinin sana bakarken gözlerinin parladığını görmeyi kaçırmış olabilir misin? O kadar hızlı koşuyordun ki; yanından geçenin aslında kaderinde karşına çıkması planlanan o adam olduğunu görmemiş olmanın dayanılmaz acısına kaç puan vereceksin?
Sakinleş biraz insan! Dur ve sev, sadece daha çok sev… Sahip olduğun tek şey anıların ve anıların mallarla değil, parayla değil, paylaştığın sıcacık gülüşlerle anlam kazanıyor. O yüzden bırak her şeyi kim ne derse desin… Sonunda herkes gibi sen de öleceksin, bu kadar hırpalama çevrendeki başka faniler için kendini…
Tamam öyle sansınlar da, eline geçti? Onlar seni büyük bir evde, paranın ve sefanın içinde zannediyorlar. Herkes sana gıptayla bakıyor. Oysa sen geceler boyu eve gelemeyen ama sana maddi sıkıntı çektirmeyen kocanın ruj lekeli gömleklerini görüyorsun.
Seni çok özgür sanıyorlar, özeniyorlar, kıskanıyorlar ama sen gece geç saatlerde, yatak odanda ışıkları kapatmaktan korkarak zorla uyumaya çalışıyorsun.
Neden kendimizi olmadığımız biri gibi gösterme derdindeyiz? Paramız varmış gibi, kilomuz azmış gibi, başımızda saç varmış gibi, gözlerimiz daha büyükmüş gibi, kocamız veya karımız bizi çok seviyormuş gibi… Hep gibi, gibi, gibi……
Neden olduğumuz halimiz hariç her şeyimiz “gibi” içinde! Neden değiştiriyoruz kendimizi? Kendimizi mi sevdiremiyoruz? Kusurlarımızı fazla mı görüyoruz?
Belki de o kadar eksiğiz ki; tamamlamaya gücümüz yetmediğinden, başkalarında da eksik olan yerlerden birini tammış gibi göstererek tatmin oluyoruz.
O kadar eksiğiz ki!
Ama bu çok doğal değil mi? Eksik olmamız gerekmiyor mu zaten? Yaşama gelişimiz öğrenerek eksiklerimizi tamamlamak değil mi?
Birbirimizden ne farkımız var? Aramızda sonsuza kadar yaşayacak olan var mı? Yok! Peki, hiç yaşlanmayacak olan, derisi kırışmayacak, gözünde çizgiler oluşmayacak olan var mı? Yok! Sadece biraz daha parası olan, olmayan gibi ayrımlar var.
Bizi birbirimizden ayıran özellikleri, giderken yanında götürebilen var mı? Hani o çok övündüğümüz havuzlu evi, bizi çok sevdiğini anlattığımız yakışıklı ve zengin kocayı, havasını attığımız arabayı, yatı, saçı, bedeni?
Herhangi birini yanında götürebilen var mı? Yok! O zaman neyin derdindesin ey insan? Kavgan, hırsın, öfken, egon, ihtirasın neden?
Varlığını bilmediğin ve hiçbir zaman tanışma şansın olmayacak torununun torunlarına bırakacağın şu mal mülk derdi yüzünden, şimdi sevdiklerinle zaman geçiremediğini fark edemeyecek kadar kör olabilir misin?
Daha iyi bir televizyon, telefon, araba almak için çocuğunun ilk gülüşünü, sevdiğinin sana bakarken gözlerinin parladığını görmeyi kaçırmış olabilir misin? O kadar hızlı koşuyordun ki; yanından geçenin aslında kaderinde karşına çıkması planlanan o adam olduğunu görmemiş olmanın dayanılmaz acısına kaç puan vereceksin?
Sakinleş biraz insan! Dur ve sev, sadece daha çok sev… Sahip olduğun tek şey anıların ve anıların mallarla değil, parayla değil, paylaştığın sıcacık gülüşlerle anlam kazanıyor. O yüzden bırak her şeyi kim ne derse desin… Sonunda herkes gibi sen de öleceksin, bu kadar hırpalama çevrendeki başka faniler için kendini…