Muhammed ( a.s) vahy gelişi

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
bismi.gif


MUHAMMED (A.S) VAHY GELISI




Muhammed (A.S), kirk yasina gelince, Allah(C.C) onun kerametini açiklamayi ve kullarina,onunla rahmet etmeyi diledigi zaman,Kendisine, ilk vahiy ve peygamberlik baslangici,uykuda Sadik rü`yalar görmekle olmustur.

Peygamberimiz, alti ay bu hal üzere kaldi.

Yüce Allah, bu alti Ay içerisinde Peygamberine, Uykuda, sonrada uyanik Vahiy etti.

Peygamberimiz, her yil, Ramazan ayinda Hira daginda bir ay itikafa girer,Kureysilerin yapageldikleri gibi, yanina gelen yoksullara yemek de yedirirdi.Peygamberimiz, kavminin sürü sürü putlara tapip durduklarini gördükce,onlardan uzaklasmayi, Halvet ve Uzlete çekilmeyi özler, Hira dagina girer,Halvet ederdi.

Peygamberimiz (A.S),yüce Allah tarafindan Peygamber olarak gönderilecegi ve ilahi rahmetin, kullari, onunla ihsan olunacagi gün, gelmis bulunuyordu.

Peygamberimiz; Ramazan ayinin on besinci cumartesi ve on altinci pazar gecelerinde, Hira magarasinda uyudugu bir sirada,Rüyasinda, Vahy melegi Cebrail (A.S) atlastan bir kab içinde bir kitapla gelip Peeygamberimize ``OKU`` dedi.

Peygamberimiz``Neyi okuyayim?`` diye sordu.

Cebrail,Peygamberimizi,nefesi kesilinceye kadar,*****.

Peygamberimiz,kendisini ölecek sandi.

Bundan sonra,Cebrail (A.S),birakip Peygamberimize,`` OKU``! dedi.

Peygamberimiz ``Neyi okuyayim?`` diye sordu.

Cebrail Aleyhisselam,Peygamberimizi,tekrar,nefesi kesilinceye kadar *****.

Peygamberimiz, kendini ölecek sandi.

Sonra, Cebrail Aleyhisselamin sikmasindan kurtulmak icin``Neyi okuyayim?`` diye sordugu zaman, Cebrail Aleyhisselam, Alak suresinin basindaki bes ayeti okudu.

Peygamberimiz de, onlari, okudu.

Cebrail Aleyhisselam, ayrilip gittigi ve Peygamberimiz,uykudan uyandigi zaman, o ayetler,, sanki,bir kitap olarak Peygamberimizin kalbine yazilmis gibi idi.

Peygamberimiz, magaradan ayrilip Hidra daginin ortasina geldigi zaman,gökten,bir ses isitti ki: ``Ya Muhammed! Sen, Allahin Resulusun! Ben,Cebrailim !`` diyordu.

Peygamberimiz,basini kaldirip bakinca, Cebrail Aleyhisselam`i ayaklarini,gögün ufukuna basmis bir insan suretinde gördü!.

``Ya Muhammed! Sen, Allahin Rasulüsün!Ben, Cebrailim! Diyordu.

Peygamberimiz,duraklamis, Ona, baka kalmisti.

Ne bir adim ilerliyebiliyor,ne de,gerileyebiliyordu!

Eve döndügünde ,gördüklerini hazreti Haticeye anlatti,hazreti Hatice,``Sana Müjdeler olsun!

Yüce Allah sana ,hayirdan baska bir sey yapmaz.!diyerek onu teselli etti.

HAZRETI HATICENIN PEYGAMBERIMIZI VERAKAYA GÖTÜRMESI:

Peygamberimiz, yüce Allah tarafindan, Cebrail Aleyhisselamin getirip teblig ettigi Risalet vazifesini kabul ederek evine dönerek, hic bir agaca ve tasa rastlamadiki, kendisini selamlamasin!.

Peygamberimiz,yüregi titreyerek eve gelip,``Beni örtünüz!,beni örtünüz!``buyurdu.

Kalkinca, hazreti Haticeye basindan gecen olaylari anlatti.

Hazreti Hatice de onu alip Hiristiyanliga girmis olan,Veraka b.Nevfel´in yanina götürdü.Ona, Ey Amucamin oglu! Dinle bak! Kardesiyin oglu,ne söylüyor!

Veraka!´´ Ne gördün kardesimin oglu?´´ diye sordu.

Peygamberimiz;gördüklerini,isittiklerini,haber verince,Veraka:´´Senin bu gördügün,Allah tarafindan Musa Aleyhisselama indirilmis olan Namusul-Ekber´dir.

Ah Keske, kavminin,Seni (yurdundan)cikaracaklari zaman,ben,sag ve genc, dinc olsaydim!´´ dedi.

Peygamberimiz´´ Onlar, beni cikaracaklarmi ki? !´´ diye sordu.

Veraka ´´Evet! Cikaracaklardir.

Cünkü, senin gibi, bir sey getirmis kimse yoktur ki, düsmanliga ve iskenceye ugramasin!
Eger, ben, Senin davet günlerine yetisirsem, Sana,son derece yardim ederim!´´ dedi.

Cok gecmeden de, vefat etti.

ILK ABDEST VE ILK NAMAZ

Peygamberimiz, Hiradan döndügü ve Mekke´nin yukari tarafinda bulundugu sirada Cebrail Aliyhisselam, gelip vadinin bir kösesinde ökcesini yere vurdu.

Oradan, bir su kaynadi.

Cebrail Aleyhisselam, ondan Abdest aldi.

Peygamberimiz,Cebrail Aleyhisselamin Abdest alisina bakiyordu.

Cebrail Aleyhisselam,Namaz icin nasil Abdest alinip temizlenilecegini görsün diye,yüzünü dirseklerine kadar ellerini yikadi.

Agzini, su ile calkalandi.

Burnuna, su cekti, ve ona,Abdest almayi,Namaz kilmayi ögretti.

Peygamberimiz de hanimi hazreti Haticeye, Cebrailin ögrettiklerini ögretti.

PEYGAMBERIMIZIN TEBLIGE BASLAMASI VE ILK MÜSLÜMANLAR


Allah (C.C) ilk teblig emri olan ´´Ey örtülere bürünen (Resulüm), kalk ve insanlari uyar.´´ Ayeti celilesi gelince Peygamberimiz teblig görevine baslamis

ve insanlari Allahin birligine, davet etmeye baslamisti.

Davete ilk icabet edip müslüman olanlarin isimleri sunlardir:

Ilk Müslümanlik serefine sahip olan kisi hazreti Hatice´dir.

Hz.Ali,hz Ebubekir,hz Zeyd b.Harise,Bilal-i Habesi ve Annesi Hamame,Ebu Fukeyhe, Halid b.Said,Umeyne bint-i Halef,Amr b.Said,Zubeyr b.Avvam, hz. Osman,hz.Talha b. Ubeydullah,Sad b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyde b.Cerrah, Ebu Seleme,hz Ümmü Seleme,Osman b.Mazun, vb...

 
Vahyin Gelişi

Peygamberimiz Muhammed (a.s.)a Vahiy ve Peygamberlik Gelmeden Birkaç Yıl Önce Cereyan Eden Hadiselerden Bazıları

Peygamberimiz Muhammed (a.s.)a vahiy ve peygamberlik gelmeden iki yıl kadar önce,[1] Şamlı Yahudi âlimlerinden İbn Heyyiban, Şam´dan Medine´ye gelip yerleşti ve çok geçmeden de Medine´de ölüm döşeğine düştü.

Öleceğini anlayınca, Medineli Yahudilere:

"Ey Yahudi cemaatı! Yemesi, içmesi bol bir yerden, beni bu yoksulluk ve açlık yurduna getiren şeyin ne olduğunu sanırsınız?" dedi.

Yahudiler

"Sen, daha iyi bilirsin!" dediler.

İbn Heyyiban:

"Ben, bu memlekete, ancak, gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve buraya hicret edecek olan O Peygamberi gözlemek üzere gelmişimdir!

Onun, yakında peygamber olarak gönderilmesini ve benim de ona tâbi olmamı umduğum kendisinin gelme zamanı çok yakındır.

Ey Yahudi cemaatı! Ona tâbi olmakta hiç kimse sizi geçmesin!

Çünkü, o, kendisine karşı koyanların kanlarını dökmek, çocuklarını, kadınlarını esir etmek selahiyetiyle gönderilecektir.

Siz, bu hususta ondan korunamazsınız!" dedi ve sonra, öldü.

Peygamberimiz Muhammed (a.s.), kırk yaşına gelmeden önce,otuzsekiz yaşında iken, ışık, nur görür, sesler işitir,endişelenir dururdu.

Yüce Allah, Muhammed (a.s.)ın kerametini açıklamayı irade buyurduğu sıralarda idi ki, Muhammed (a.s.), evinden çıkar, Mekke evlerinden uzaklaşır, vadilerin kuytu köşelerine doğru dalar giderken, hiçbir ağaç veya taşa rastlamazdı ki:

"Esselâmü aleyke yâ Rasûlallah!=Selam olsun sana, ey Allah´ın Resûlü!" diyerek kendisini selam*lamamış olsun!

Peygamberimiz (a.s.); hemen etrafına, sağına soluna, arkasına dönüp bakınır, fakat ağaç ve taştan başka birşey görmezdi.[8]

Bu da, Peygamberimiz (a.s.)ın peygamberlikle görevlendirilmesinden iki yıl önce idi.

Ashabdan Cabir b. Semure´nin rivayetine göre, Peygamberimiz (a.s.):

"Mekke´de bir taş tanırım ki, ben peygamber olarak gönderilmeden önce, bana selam verdi. Onu hâlâ tanıyorum!" buyurmuştur.

Sanıldığına göre, bu taş Hacerül-Esved idi.

Bunun, Hacerü´l-Esved´den başka bir taş olup Mekke´de Zükaku´l-Hacer diye tanınan sokakta bulunduğu ve "Peygamberimiz (a.s.)ı selamladı!" diye halk tarafından ziyaret ve üzerine eller sürülerek tasdik ve teberrük edildiği de bildirilmektedir.

Ümmü Ma´bed´e göre:

"Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün akı pek ak, siyahı da pek siyahtı ve Kudretten sürmeli idi. Sustuğu zaman kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık, konuştuğu zaman da güler yüzlülük görünür; söz*leri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı dökülürdü. Sözü açık ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup, ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu. Uzaktan bakılınca, kendisi, insanların en heybetlisi idi. Yakınına gelince, herkesten daha tatlı ve çekici idi. Kendisi, ekşi ve asık suratlı değil, güleçti."

Hz. Muhammed (a.s.)a Peygamberlik Vahyinin Ne Zaman ve Nasıl Gelmeye Başladığı:

Hz. Muhammed (a.s), kırk yaşında bulunduğu ve Yüce Allah onun kerametini açıkla*mayı ve kullarına onunla rahmet etmeyi dilediği zaman,kendisine ilk vahiy ve peygamberlik başlangıcı, uykuda sadık rüyalar görmekle olmuştur.

Hz. Muhammed (a.s.) hiçbir rüya görmezdi ki, sabahın aydınlığı gibi açıkça çıkmasın!Peygamberimiz (a.s.), Yüce Allah´ın dilediği kadar müddet, altı ay, bu hal üzere kaldı.

Yüce Allah, bu altı ay içinde, peygamberine önce uykuda, sonra da uyanık iken vahyetti.

Sonra, kendisine halvet, yalnızlık sevdirildi.

Yüce Allah, böylece ona yalnızlığa çekilmeyi sevdirdi de,kendisine halvetten, yalnız başına kalmaktan daha sevgili birşey olmadı .

Peygamberimiz (a.s.) bazı işleri için evlerden uzaklaşır, Mekke´nin dağ aralarındaki ıssız yerlerine, vadilerin içlerine doğru dalar giderdi.Onun bu haline bakan Kureyşliler:

"Muhammed, Rabbine âşık olmuş!" derlerdi.

Peygamberimiz (a.s.); her yıl Ramazan ayında, Hira (Nur) dağında* bir ay iti kafa girer, Kureyşlilerin yapageldikleri gibi, yanına gelen yoksullara yemek de yedirirdi.

Kendisinin; itikattan çıktığı zaman, evine gelmeden önce ilk işi Kabe´yi yedi kere veya Allah´ın dilediği kadar tavaf etmek olur, sonra evine dönerdi.

Peygamberimiz (a.s.)ın Hira´ya Hz. Hatice ile gittiği de olurdu.

Peygamberimiz (a.s.); kavminin sürü sürü putlara tapıp durduklarını gördükçe, onlardan uzaklaşmayı, halvet ve uzlete çekilmeyi özler Hira dağına gider, halvet ederdi.

Peygamberimiz (a.s.), daha oniki yaşlarında iken bile; Rahip Bahîra´nın kendisine Lât ve Uzzâ putlan adına yemin vermek istemesi üzerine, ona:

"Lat ve Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma! Vallahi, ben onlardan nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret etmem!" demiştir.

Peygamberimiz (a.s.), Hira dağında kaldığı müteaddit günlerin gecelerinde tehannüsle meşgul olurdu.

Sahih-i Buharî şârihi Bedrüddin Aynî, "´Peygamber (a.s.)ın tehannüsü, taabbüdü ne şekilde idi?1 diye sorulacak olursa, ´Bu, düşünmek ve ibret almaktan ibaretti. Ulu atası İbrahim (a.s.)ın ibret alması gibi´ diye cevap veririm" der.
 
Hz. Muhammed'e Vahy Gelişi

hz muhammed ilk vahiy
ilk vahyin gelisi
peygamberimize ilk vahyin gelisi

Hz. Muhammed (A.S)'a Vahy Gelişi

Muhammed (A.S) kırk yaşına gelince, Allah (C.C) onun kerametini açıklamayı ve kullarına, onunla rahmet etmeyi dilediği zaman, kendisine ilk vahiy ve peygamberlik başlangıcı, uykuda sadık rüyalar görmekle olmuştur. Peygamberimiz, altı ay bu hal üzere kaldı.
Yüce Allah, bu altı ay içerisinde Peygamberine, uykuda, sonra da uyanık vahiy etti.
Peygamberimiz, her yıl, Ramazan ayında Hira dağında bir ay itikâfa girer, Kureyşilerin yapageldikleri gibi, yanına gelen yoksullara yemek de yedirirdi. Peygamberimiz, kavminin sürü sürü putlara tapıp durduklarını gördükçe, onlardan uzaklaşmayı, halvet ve uzlete çekilmeyi özler, Hira dağına girer, halvet ederdi.
Peygamberimiz (A.S) yüce Allah tarafından Peygamber olarak gönderileceği ve ilahi rahmetin, kulları, onunla ihsan olunacağı gün, gelmiş bulunuyordu.
Peygamberimiz, Ramazan ayının on beşinci cumartesi ve on altıncı pazar gecelerinde, Hira mağarasında uyuduğu bir sırada, rüyasında, Vahy meleği Cebrail (A.S) atlastan bir kab içinde bir kitapla gelip Peygamberimize "OKU!" dedi.
Peygamberimiz "Neyi okuyayım?" diye sordu.
Cebrail (A.S) Peygamberimizi, nefesi kesilinceye kadar sıktı. Peygamberimiz kendisini ölecek sandı.
Bundan sonra Cebrail (A.S) bırakıp Peygamberimize "OKU!" dedi.
Peygamberimiz "Neyi okuyayım?" diye sordu.
Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimizi tekrar nefesi kesilinceye kadar sıktı. Peygamberimiz kendini ölecek sandı.
Sonra Cebrail Aleyhisselamın sıkmasından kurtulmak için "Neyi okuyayım?" diye sorduğu zaman, Cebrail Aleyhisselam, Alak suresinin başındaki beş ayeti okudu. Peygamberimiz de okudu.
Cebrail Aleyhisselam, ayrılıp gittiği ve Peygamberimiz uykudan uyandığı zaman, o ayetler, sanki bir kitap olarak Peygamberimizin kalbine yazılmış gibi idi.
Peygamberimiz, mağaradan ayrılıp Hira dağının ortasına geldiği zaman, gökten bir ses işitti ki:
"Ya Muhammed! Sen, Allahın Resulüsün! Ben, Cebrail’im!" diyordu.
Peygamberimiz, başını kaldırıp bakınca, Cebrail Aleyhisselam`i ayaklarını, göğün ufkuna basmış bir insan suretinde gördü.
"Ya Muhammed! Sen, Allahın Resulüsün! Ben, Cebrail’im !" diyordu.
Peygamberimiz duraklamış, ona baka kalmıştı. Ne bir adım ilerleyebiliyor, ne de gerileyebiliyordu.
Eve döndüğünde, gördüklerini hazreti Hatice’ye anlattı, Hazreti Hatice,
"Sana Müjdeler olsun! Yüce Allah sana hayırdan başka bir şey yapmaz."
diyerek onu teselli etti.
 
İLK VAHİY TEBLİĞ EDİLİYOR

Ramazan ayının on altı gecesi geride kalmıştı.
Ve Ramazanın on yedisi Pazartesi gecesi idi.
Nur Dağı derin ve mânâlı bir sessizliğe bürünmüştü. O civarda her şey de onunla birlikte sessiz ve sâkindi. Konuşulacakları kimbilir dinlemek, söylenenleri âdeta duyabilmek eşsiz mazhariyetine ermek için... Konuşacak olan ile dinleyene belki de hürmet için...
Gecenin yarısı geçmiş idi ve zaman seher vaktine ayak basmıştı. Bülbüllerin ötmeye başladığı, güllerin bütün güzellikleriyle etrafa koku tebessümleri dağıttıkları ve Allah`ı zikredenlerin coşup sonsuz hazza eriştikleri müstesnâ vakit!
Vahiy meleği Cebrâil (a.s.) en güzel bir insan suretine bürünmüştü. Mis gibi kokularla çevre buram buram kokmakta idi. Havf ve recâ, heyecan ve sükûnet tecellileri içiçe idi.
Cebrâil (a.s.), son derece sevinçlidir. Çünkü, son resûl ile, Peygamberler Peygamberi ile muhatap olacak, "habibullah" ünvânını îmânı, ibadeti, tefekkürü ve mücâhedesiyle hak edecek olan Sultan-ı Levlâk`la konuşacak, Onunla yüzyüze gelecekti.
Beklenen an gelmişti.
Vahiy meleği Cebrâil (a.s.) bu ıssız ve karanlık gecede, güzel bir insan suretinde, etrafa ışıl ışıl nûrlar saçarak göz kamaştırıcı bir aydınlıkla Kâinatın Efendisine göründü. Tatlı fakat gür bir sadâ ile hitap etti:
"Oku!"
Kâinatın Efendisini hayret ve korku sardı. Yüreği ürperiyordu!
"Ben okuma bilmem" diye cevap verdi.
Hazret-i Cebrâil, kendilerini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra, tekrar,
"Oku!" diye seslendi.
Fahr-i Kâinat aynı cevabı verdi:
"Ben okuma bilmem!"
Hazret-i Cebrâil, ikinci kere Kâinatın Efendisini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra yine seslendi:
"Oku!"
Bu sefer Fahr-i Kâinat:
"Ben okuma bilmem," dedi. "Söyle ne okuyayım?"
Bunun üzerine melek, Allah`tan aldığı ve Resûlüne teslim etmeye geldiği Alâk Sûresinin ilk ayetlerini başından sonuna kadar okudu:
"Yaratan Rabbinin ismiyle oku. O Rabbin ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku. Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretendir." 153
Heyecan ve haşyetin son haddinde Kâinatın Efendisi bizzat konuştuğu lisanla nâzil olan âyetleri kelimesi kelimesine tekrar etti. Artık, inen âyetler Allah Resûlünün hem diline, hem kalbine yerleşmişti.O andaki vazifesi sona eren Hazret-i Cebrâil de birden bire kayboluverdi.

"Beni örtünüz!"
İlâhi vahye muhatap olmanın verdiği heyecan ve haşyetle titreyen Allah Resûlü mağaradan çıktı ve Mekke`ye doğru hareket etti.
Yolda bir çok garipliklerle karşılaştı. Dağ, taş ve ağaçlar: "Esselamü Aleyke Yâ Resûlallah!" diyerek onu selâmlıyor ve yüksek vazifesinden dolayı tebrik ediyorlardı.
Evine varan Peygamber Efendimiz, karşılaştığı hâdisenin azameti ve haşyeti karşısında âdeta konuşamaz hale gelmişti. Kendisini merak içinde karşılayan vefakâr zevcesi Hatice-i Kübrâ`ya sadece, "Beni örtünüz! Beni örtünüz!" diyebildi.154
Sadık zevce, bu emri alınca, yüzündeki başkalığı sezmesine rağmen, hiçbir şey sorma cesaretini gösteremeden Kâinatın Efendisini şefkat ve hürmetle yatağına yatırdı ve üstünü örttü.
Hirâ`da yalnızlık arayan Fahr-i Âlem şimdi de evinde düşünceleriyle başbaşa idi.
Bir müddet sonra uyandılar. Bir nebze olsun rahat ve sükûnete kavuştukları belli idi. Hatice-i Kübrâ`yâ başından geçenleri olduğu gibi anlattı ve ekledi:
"Korkuyorum ey Hatice! Bana bir zararın gelmesinden korkuyorum!"
Resûl-i Zîşan Efendimizin bu sözleri, kesin olarak ebedî devlet ve şerefli memuriyete nâiliyet hususundaki itminan bulma arzusundan geliyordu. Ancak, bir peygambere, hem de en şerefli peygambere ilk zevce olacak kadar yüksek bir kabiliyet, anlayış ve basirete sahip Hz. Hatice, her halinden son derece emniyet duyduğu beyi Kâinatın Efendisinin itminan arzusunu şu sözlerle teyit etti:
"Hiçbir korku ve endişe duymana sebep yok. Hiç üzülme, Allah senin gibi bir kulunu hiçbir zaman utandırmaz.
Ben biliyorum ki, sen sözün doğrusunu söylersin. Emânete riâyet edersin. Akrabalarına yakın alâka gösterirsin. Komşularına nazik ve müşfik davranırsın. Fakirlere yardım elini uzatırsın. Gariplere evinin kapısını açıp onları misafir edersin. Uğradıkları felâket ve musibetlerde halka yardım edersin!
Ey Amcamoğlu, sebât et; vallahi, ben senin bu ümmetin peygamberi olacağını ümit ederim."155

Varaka Ne Dedi?
Bütün bu olup bitenler elbette mânasız değildi ve bir şeyler ifade ediyorlardı. Sorup soruşturup, öğrenmek ise, Hz. Hatice`ye düşüyordu.
Kime gidebilirdi? Bu işlerden kim anlayabilirdi ve kime itimad edebilirdi? Hazret-i Hatice, uzun uzadıya düşündü ve sonunda danışacağı adamı tesbit etti: Amcası oğlu Varaka bin Nevfel.
Varaka bin Nevfel, oldukça yaşlanmış saf bir Hıristiyandı. Gözleri görmez olmuştu, ama gönlü aydınlıktı. Tevrat ve İncil`i okumuş, onlardan pekçok şeyler öğrenmişti.
Hazret-i Hatice vakit kaybetmeden Peygamber Efendimizle amcası oğluna gitti.
Varaka, önce Resûl-i Ekrem Efendimizi dinledi. O, başından geçenleri anlattıkça Varaka, renkten renge giriyordu. Efendimiz sözlerine son verince, Varaka haykırdı:
"Kuddûs! Kuddûs! Bu gördüğün melek, yüce Allah`ın Mûsa Peygambere gönderdiği Rûhu`l-Kudüs`tür, Nâmûs-u Ekber`dir. Sen ise bu ümmetin peygamberisin.
Ah! Ne olurdu, yeni dine halkı çağırdığın günlerde ben de genç olaydım. Kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman, sağ olsaydım."156
Bu ifadeler hem Allah Resûlünü, hem de Hazret-i Hatice`yi bir derece rahatlattı. Ancak, Efendimizin anlamadığı birşey vardı: Kavmi onu niçin yurdundan çıkaracaktı? Bu suâline Varaka cevap verdi:
"Evet, seni buradan çıkaracaklardır. Çünkü, senin gibi vahiy tebliğ etmiş bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramamış olsun. Eğer, senin davet gününe yetişsem, bütün gücümle sana yardım ederim."157
Varaka bin Nevfel gerçeği konuşuyordu. Gizlenmesi kâbil olmayan, bütün açıklığıyla ortaya konması gereken gerçeği.
Bundan sonra Resûl-i Ekrem, Hazret-i Hatice ile birlikte, Varaka bin Nevfel`in yanından ayrıldı.

Vahyin Bir Ara Kesilmesi
Resûlullah Efendimiz, aradan çok zaman geçmeden, bir hâdise ile karşı karşıya geldi: İnkıta-ı Vahy hadisesi. Yâni vahyin kesilmesi... Sebebi (şöyle veya böyle) izah edilmiş olmakla beraber, beşeri aklımızla hikmetini tam kavrayamadığımız bu hâdise karşısında Peygamber Efendimizin tekrar büyük bir sıkıntı ve üzüntü duyduğu fark ediliyordu. Öyle ki, âdetâ dünya kendisine dar gelmekteydi ve bu dar dünyadan kurtulmak istemekteydi. Bu esnâda Cebrâil veya İsrafil (a.s.) teselli için birkaç sefer kendilerine görünmüşlerdir.158
Allah Resûlü tam kırk gün bu üzüntü ile karşı karşıya kaldı.
Dünya, "Dârü`l-Hikmet" olması sebebiyle onda her şey şüphesiz hikmetle cereyan etmektedir. Aklımızın küçücük terazisiyle biz, bazen bu gibi hâdiselerin sebep ve hikmetlerini yakalarız, bazen de yakalamamız mümkün olmaz. Ama, sebep ve hikmetini bilmeyişimiz, elbette hâdiselerin hikmetsiz cereyan ettiklerine hiç bir zaman delil olmaz. Hele, peygamberlik gibi her şeyi hikmet kalemiyle programlanmış bir vazifenin içine elbette hikmetsizliğin girmesine imkân ve ihtimal yoktur. Bu yüzden, vahyin bir ara kesilmesi hâdisesi şüphesiz birçok sebep ve hikmetlere binaen cereyan etmiştir. Fakat, biz hikmetlerin künhüne vâkıf değiliz. Bununla birlikte meseleye çeşitli izah tarzı getirenler de vardır. Bu görüşleri şöylece hülâsa etmek mümkündür:
1) Allah Resûlü ilk vahiy karşısında fazla telâş duymuş ve ruhu âdeta vahyin ağırlığıyla sarsılmıştır. Bu durumda ruhunun ve sair latifelerinin biraz sükûn bulması ve daha sonra gelecek vahye hazırlanması için bu hâdise vuku bulmuştur.
2) Ruh-u Ahmed`in (a.s.m.) ıztırap ve elemlere dayanmaya şimdiden alıştırılması.
3)Vahye, daha fazla iştiyak duymasını temin.159

Vahyin Tekrar Gelmeye Başlaması
Kırk günlük bir aradan sonra Peygamber Efendimize vahiy tekrar gelmeye başladı. Vahyin tekrar gelmeye başlaması hâdisesini bizzat kendileri şöyle anlatmışlardır:
"Birgün giderken, âniden, gökyüzünde bir ses işittim. Başımı kaldırıp baktığımda Hîra`da bana gelen Meleği (Cebrâil) yerle gök arasında bir kürsü üzerinde oturmuş gördüm. Ürpererek yere çöktüm."Evime dönüp, `Beni örtünüz, beni örtünüz` dedim. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi:
"Ey elbisesine bürünen! Kalk ve insanları Allah`ın azâbından sakındır. Rabbini büyük tanı. Elbiseni temiz tut. Azâba sebep olacak günahlardan uzak dur." 160
Artık, vahiy gelmeye başladı ve ardı arası kesilmedi."161
Vahy tekrar gelmeye başlayınca, Resûl-i Kibriya Efendimizin ruhundaki sıkıntılar dindi; iç âlemi huzur ve sükûna kavuştu.
Cenâb-ı Hak, serapâ ahlakî güzellikler ve kemallerle süslemiş olduğu Hazret-i Muhammed`i (a.s.m.) peygamberlik vazifesiyle vazifelendirmekle, onu insan nev`i içinde en mümtaz ve en seçkin mevkiye çıkarmış oluyordu. Bu suretle aynı zamanda yüce Allah`ın umum kâinatta cari olan "Her nev`de bir ferd-i mümtaz ve mükemmel ve cami` halkedip, o nev`in medar-ı Fahr-i ve kemâli yapar" kanunu, insanlık camiâsında da tecellisini buluyordu."
Cenâb-ı Hakkın esmâsında [isimlerinde> bir İsm-i A`zâm olduğu gibi, manûatında [san`atlarında> da bir Ferd-i Ekmel bulunacak ve kâinatta münteşir [dağıtılmış> kemâlâtı o ferdde cem edip [toplayıp> kendine medar-ı nazar edecek.
O ferd, herhalde zîhayattan olacaktır.
Çünkü, envâ-ı kâinatın [kâînattaki türlerin> en mükemmeli zîhayattır. Ve herhalde zîhayat içinde o ferd, zîşuurdan olacaktır. Çünkü; zîhayatın enva`ı içinde en mükemmel zîşuurdur. Ve herhalde o ferd-i ferîd, insandan olacaktır. Çünkü; zîşuur içinde hadsiz terakkiyata müstâid insandır.
Ve insanlar içinde herhalde o ferdi; Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm olacaktır. Çünkü; zaman-ı Âdem`den şimdiye kadar hiçbir tarih, onun gibi bir ferdi gösteremiyor ve gösteremez. Zirâ o zât, küre-i arzın [yeryüzünün> yarısını ve nev-i beşerin [insanların> beşten birisini saltanat-ı mâneviyesi altına alarak bin üç yüz elli sene [şimdi bin dört yüz sene> kemâl-i haşmetle saltanât-ı mâneviyesini devam ettirip, bütün ehl-i kemâle, bütün envâ-ı hakâikte [hakikatların her türlüsünde> bir üstad-ı küll [umumî üstad> hükmüne geçmiş.
Dost ve düşmanın ittifakıyla, ahlâk-ı hasenenin en yüksek derecesine sahip olmuş, bidâyet-i emrinde [peygamberliğinin başlangıcında> bütün dünyaya meydan okumuş. Her dakikada yüz milyondan ziyade insanların vird-i zebânı olan Kur`an-ı Mu`cizü`l-Beyânı göstermiş bir zât, elbette o ferd-i mümtâzdır, ondan başkası olamaz. Bu âlemin hem çekirdeği, hem meyvesi odur..."162

153. Alak Sûresi, 1-5
154. Buhari, 1/7
155. Buhari, 1/7
156. İbni Hişam, Sîre: 1/254; İbni Kesîr, Sîre: 1/404
157. Buharî, 1/7; Müslim, 1/97-98
158. Tecrid Tercemesi, 1/13
159. Abdülalâtif es-Sübkî, el-Vahyü İllâ`r-Resûl Muhammed (a.s.m.), s. 89
160. Müddessir Sûresi, 1-5
161. Buharî, 1/7; Müslim, 1/98; Müsned, (h. 2846); Tirmizî, 5/592
162. Bediüzzaman Said Nursî; Mektûbat, s. 284-285
 
Geri