Müctehide uymak şart

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
Müctehide uymak şart
İmam-ı Rabbani Mektubat'ından seçmeler;
Müctehidlerin Kitab ve sünnetten çıkardıkları ahkâma, yani İslâmiyete uygun işlere, ahkâm-ı islâmiyyeye uymak lâzımdır. Bu ahkâm, halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, müstehab, mekruh ve şübheli olan işler demektir. Bu ahkâmı öğrenmek de lâzımdır. Müslümanlar iki kısmdır: Yâ (Müctehid)dir veya (Mukallid)dir. Müctehid olmıyan her Müslümana mukallid denir. Mukallidlerin, Kitabdan ve sünnetden, müctehidlerin çıkarmış olduğu hükmlere uymıyan hüküm çıkarmaları câiz değildir. Kendi çıkardığı hükümlere göre yapacağı işleri kabûl olmaz. Her mukallidin bir müctehide uyması, yani bir mezhebe girmesi lâzımdır. Bulunduğu mezhebin âlimlerin çoğunun uyduğu hükümlerine uymalıdır. Ruhsattan, izin verilen işleri yapmaktan sakınmalı, azîmet ile amel etmelidir. Kendi mezhebine uymakla berâber, başka mezheblere de uymağa çalışmalıdır. Böylece müctehidlerin sözbirliğine uyulmuş olur. Meselâ, imâm-ı Şâfi’î “rahimehullah” abdest alırken, niyet etmek farz demiştir. Hanefîler de, abdest alırken niyyet etmelidir. Bunun gibi, uzuvları yıkarken sıra gözetmek ve birbiri ardına çabuk yıkamak lâzımdır. İmâm-ı Mâlik, abdest uzuvlarını uğmak farz demişdir. Elbette uğmalıdır. Şâfi’î mezhebinde, elin yabancı kadına ve kendi zekerine dokunması abdesti bozar. Hanefî olanın eli, kendi zekerine veya onsekiz yakın kadınından başka bir kadına dokununca, abdestini tâzelemelidir. Her işi, dört mezhebe de uygun yapmağa çalışmalıdır. Her Müslümanın hilâfdan kurtulmasının, yani dört mezhebe de uygun ibâdet etmesinin en iyi yol olduğu sözbirliği ile bildirilmiştir. İtikadı ve ameli doğrulttukdan, bu iki kanadı ele geçirdikden sonra, Allahü teâlâya yaklaştıran yani sevgisine kavuşduran yolda ilerlemek sırası gelir. Zulmânî ve nûrânî konakları aşmağa başlanabilir. Fakat şunu iyi bilmelidir ki, böyle konakları aşarak yükselebilmek ancak, yolu bilen, yolu gören, yol gösteren, kâmil (yetişmiş) ve mükemmil (yetişdirebilen) bir rehberin teveccühü ve tesarrufu yani idâre etmesi ile olabilir. Bunun bakışları, kalb hastalıklarına şifâ verir. Bunun için önce, bir rehber aranır. Böyle bir kimse bulumadığı zamanlarda vefat etmiş bir büyük rehber edinilir. Allahü teâlâ, lutf ve ihsân ederek, bunu tanıtırsa, bunu tanımağı en büyük ni’met bilmelidir.
 
Geri