Mr. X ' in Defteri

Konu sahibi son olarak 4951 gün önce görüldü
Bu sayfada, sevdiğim yazılar ve fotoğraflar yer alacaktır.
Yanlış bir Başlık altına açıldı ise, uyarılmayı rica ediyorum.
 
Önce telefon numaranı unutacağım, sonra seni!
Bu sana gönderdiğim son çiçekler...Gönül bahçemdeki tüm çiçeklerin hasadını yaptım.
Papatya, sümbül, nilüfer, menekşe, sardunya, gelincik...
Sevdiğin tüm dikensiz çiçeklerden bir demet yaptım.
İster gözyaşlarınla kurut çiçeklerimi, hatıralarının arasında sakla...
İstersen yeşert yüreğinin henüz taş bağlamamış bir köşesinde.Ya da koklamadan at gitsin!

Bu sana yazdığım son mektup...Kelimeler tükendi, mürekkebim bitmek üzere.
İster oku satır satır ve her satırda kendini bul...
İstersen hiç açmadan zarfı yırtıp at çöpe...Sen, masumiyeti yakmayı seversin...
Mektubumu da yakabilirsin...Korkma, ateş bulmakta zorlanmazsın...
Her harf, bir kibrit çöpüdür, kâğıdım benzin kokar...
Satırlaşmış sevgilerin küle dönmesi, sadece bir elvedaya bakar.Yak gitsin!

Bu sana yazdığım son şiir...Ortadan kırıp attım yazdığım kalemi.
Adı yok şiirin, kafiyesi yok. Çünkü sen yoksun şiirde. Sensizlik var.
Her mısranın sonu soru işaretiyle bitiyor ve her soru seni bitiriyor bende.
Bitiyorsun, bulamadığım cevapların arasında. Çöl ortasında, avuçlarıma yağan kar tanesi gibisin.
Eriyip gidiyorsun, veda serinliği bırakarak dudaklarımda.İster oku şiirimi, mani tadında...
İstersen ben okuyayım sana.
Ama önce sustur ne olur şu içindeki sürekli gürültü yapan yaramaz çocuğu.
Firar mı edecek, bırak gitsin!

Bu seni telefonda son arayışım...Bilirsin, aklımda tutabildiğim tek telefon numarası seninkidir...
Bir de 118'i unutmam! Sesim kısık çıkarsa sana duyduğum heyecanımdandır.
İstersen açma telefonu, çalar çalar susarım.
Belki, meraklanır da kısa bir mesaj geçerim gecenin bir vaktinde cep telefonundan:"MRB.NBR?"
Cevap göndermesen de olur. Aya en yakın yıldıza el salla pencerenden, yeter.
Mesajın, telefondan önce ulaşır bana.
Önce telefon numarandan başlayacağım seni unutmaya.Kararlıyım...
Unutsam da, 118'e sormayacağım numaranı.Sen de benimkini unut gitsin!

Bu sana son doğum günü hediyesi...Aceleye geldi.
Güzel paket yaptıramadım kusura bakma.Çamsakızı çoban armağanı işte.
Ne olur hediyemi kabul et.Çok seveceğin, elinden hiç düşürmeyeceğin bir şey aldım...
Ne mi?..Sapı sedef kakmalı ağaçtan yapılma eski bir el aynası!
Baktıkça beni sana hatırlatır, üstelik yalnızlığını da paylaşırsın.Kıskanç olur aynalar...
Yıllar sonra güzelliğini yansıtamadığını görürsen, hatırasını hiç düşünmeden kır gitsin!

Bu sana şarkılardan son fal tutuşum...Birlikte yaşanan yılların şerefine kaldırdığım son kadeh...
Bu seni son arzulayışım...Son gelişim sana...
Zilinde ayrılık melodisi çalan kapını ilk ve son kez çalıyorum.
Bu, hüzün kadrajlı fotoğrafına son bakışım...Son gülüşüm, gözlerine...
Son dokunuşum yokluğuna...Ve...Bu senin için aldığım son nefesim...
İster tut...İster, bırak gitsin!


Not: Kime ait olduğunu bilmiyorum. Akif Oktayın programında okuduğu bir yazıdır.
 
Hic bir duygumu ertelemedim ben. Yasayacagim hicbir seyi sonraya birakmadim.
Sonra diye bir seyin olmadigini biliyorum cünkü.
Hep yarina dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanlari beklemek
benim isim degil.
Ask zamana meydan okur ama sen karsi koyamazsın ona.
Orada durup öylece bekleyemezsin gelecegi.
Bir adim atmalisin bir el uzatmalisin aska dogru.
Askin anahtari cesaret degil mi yar?
Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayi yasamak bir sevdayi büyütmek icin?
Kac gece yalniz gecti hesaplasana... Kac gece bir sonraki günü düsünerek gecti.
Neler yapabilirdik neler yasayabilirdik düsünsene...
Her sabahi birlikte karsilamak vardi seninle.
Sevismekten yorgun düsmüs bedenini öpücüklerle yeni güne hazirlayabilirdim.
Gözünü acar acmaz ilk gördügün sey ben olurdum ve
sen benim yüzümde mutlulugu görürdün.


Bu kentin her yerinde herkesin icinde el ele dolasabilirdik.
Girmedigimiz sokak kalmazdi. Bakislara aldirmadan sokagin ortasinda
sarilip öpebilirdim seni.
Bir sarkiyi sözlerini bilmesek bile bagira cagira söyleyebilirdik.
Sonra bir filme gider bir kitap okur denize bakar bir martinin
bir lokma simit kapabilmek icin vapurlarin pesinden bikmadan ucusunu
izleyebilirdik.
Paylastigimiz her an beynimize bir daha cikmamak üzere kazinirdi.
Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalniz gecirsek bir
sonraki saati iki saatlik yasardik. Yasayamadigimiz o bir saatin
acisini cikarmak icin.



Peki biz ne yaptik? Aski bir bekleyisin sirtina yükleyip ona sadece
uzaktan bakmakla yetindik.
Her an aski yasamak varken her gün birbirimizi yeniden kesfetmek
varken bu yolda birer kasif olmak varken sürgünleri yasamaya
mahkum ettik birbirimizi.
Bu sürgünlüge son vermenin zamani geldi artik. sana huzur vaad
etmiyorum. Askta huzur arayan yanilir. Ben tutkunum en koyu en
deli sevdanin sözcüsüyüm. Onlar adina konusuyorum.

Yarini olmayan zamanlarda hicbir seyi düsünmeden erimek adina
konusuyorum. Gözlerinin icine bakip SENI SEVIYORUM demek istiyorum.
Askin akisina kapilip hicbir kaygi duymadan gidebildigin yere kadar
gitmek istiyorum. Kokunu icime cekmek teninin sicakligiyla irkilmek
istiyorum. Yasama senin adinla anlam katmak mutlulugu bulmak ve bir
daha kaybetmemek istiyorum.
Seni istiyorum! Yarin, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yil
degil...
Şimdi...


Desire Kurt - Seni istiyorum
 
-bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme-

uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı

en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma

gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama

efkar dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor

ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma

ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla



27.06.’05/ Yalova feribotu – gitmelere yüzerken -
Pelin Onay
 
Alıpda giymeye kıyamadıgım
yünlü pamuklu yumuşak bir kıyafet gibi ,
kaldi aşkımız ortada
kimbilir tenime ne kadar güzel dokunurdun.
ne zaman gelip gidecegini bilmedigim gecelerde
kimbilir belkide son dem'imdin.

bilmezdikki o günler kaçirdigimiz rüzgarları
seninle ben hep yarindim
şimdi çokça dün aklimda
aldın yerini anlatamayacak anılarim arasinda
benimde güneşim batti
ama tek bi farkla doğmadan.
şimdi sevgi yine var her yerde her sahnede
ama ben öndeyim artık
alkışlarim seninle..


ve ben seni hala seviyorum.
dudaktan ve hiç azalmadan
sana sormadan izin almadan.
alipta giyemedigim yünlü pamuksu yumuşak bir kıyafet gibi kaldı aşkımız.
kimbilir belki sen şimdi ne güzel dokunurdun tenime.



Ceyhun Yılmaz
 
[youtube]mz5xyZHHeAw
[/youtube]

Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar,
bu şehri terk edeli
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı,
yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanıldığımdın
Yangınımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda.
"Ya öldür beni"dedim
Ya da ğit benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terkediyorum.


KAHRAMAN T
AZEOĞLU -
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM
 
[youtube]wHBtQorJDFY[/youtube]

Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?


Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! ...
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze eze! .....
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?

Bu Nasıl Ayrılık? ...

Yusuf HAYALOĞLU - Hangi Ayrılık

 
Islak sokaklar mevsimindeyiz artık
Bu kalabalık şehre hüzün yağar
Bu zamanlar yalnızlık yağar caddelerine
Darma dağın saçlar
Islanmış yüzler hep yere bakar
Kahveleri bile dert yüklenir
Çayları bile daha demli
Unutulan sevgililer hatırlanır
Veya sevgililer unutulmaya çalışılır
Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir
Bu şehrin her adımı yalnızlığa atılır
Yinede hızlı atılır adımlar
Koşulur bu sokaklarda
Herkes kendi türküsünü söyler
Yüzünü buruşturarak
Herkes kendi hikayesini en acıklı sanır

Dün gece bir aşkı gömdüm derine
Dün gece sensiz öldüm
Gözlerimi kapattım uyumadan
Düşümde seni gördüm
Dün gece bir aşkı gömdüm derine
Dün gece sensiz öldüm
Gözlerimi kapattım uyumadan
Düşümde seni gördüm

Sensiz olan bu şehir istemem aşksız olsun
Sensiz olan bu aşk istemem bensiz olsun



Abdullah Özdoğan - Bu Şehir
 
Geri