Mol Gebelik (Üzüm Gebeliği) Nedir?

  • Kullanıcı Jasmine
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kadın Hastalıkları ve Doğum
Konu sahibi son olarak 4203 gün önce görüldü
Gebelik (Üzüm Gebeliği) Nedir?
Halk arasında "üzüm gebeliği" olarak da bilinen Mol
gebeliği ya da molar gebelik genetik nedenlerle gebelik
ürününün sağlıklı gelişime göstermediği ve rahim
içinin üzüm tanesi gibi çok sayıda şişmiş vezikül denen
içi sıvı dolu yapılarla dolu olduğu anormal bir gebelik
şeklidir.
Gebelikte görülen plasental (çocuğun eşi) hastalıklar
grubundan nadir görülen bir durumdur.
Bu grup hastalıklar içersinde en sık görüleni mol
hidatiform adı verilen bu üzüm gebeliğidir. Bunun
dışında İnvaziv Mol (yayılım gösteren üzüm gebeliği) ve
Koryokarsinoma denilen ve kanser davranışı gösteren
oldukça kötü seyirli nadir görülen bir alt tipi de vardır.
Molar Gebelik ayrıca komplet (tam) ve inkomplet (tam
olmayan) olarak iki grupta incelenir.
Komplet mol, ultrason incelemesinde fetüs ve fetüse ait
yapılar bulunmayıp, yalnızca plasentanın olduğu mol
şeklidir. Plasenta ve eklerindeki hücrelerde -adeta
üzüm tanesine benzer- şekilde ödem, şişlik ve
genişleme mevcuttur. Bu durum ultrasonda tipik bir
görünüm verir ve dolayısıyla tanı konması kolaydır.
Ultrason yapılmasına rağmen yine de tanı için şüphede
kalınan durumlarda kanda Beta HCG testine bakılır.
Molde bu değer, aynı gebelik haftasındaki normal bir
gebeliğe kıyasla daha yüksektir.
Mol gebeliği istatistiksel olarak sosyoekonomik seviyesi
düşük kadınlarda daha sık meydana gelir, ancak her
gebe kadında gözlenebilir. Ülkemizde yaklaşık
1000-2000 gebelikten birine mol tanısı konmaktadır. 20
yaş altındaki gebelerde ve 40 yaş üstündeki gebelerde
mol gebelik daha sıktır.
Genellikle tanı bir adet gecikmesi sonrası yapılan
gebelik testinin pozitif olması sonrasında hastanın
vajinal kanama şikayeti ile veya rutin olarak doktora
muayene için gelmesi ile ultrason incelemesi
sonrasında konulmaktadır.
Kanamalar hafif (lekelenme tarzında) olabileceği gibi
fazla miktarda da görülebilir. Ayrıca daha önceden
ultrason kontrolü yaptırmamış gebeler de bazen
ilerleyen gebelik haftalarında bebeğin oynamaması
şikayeti ile de hekime başvurabilirler.
Gebelerin bir kısmı "üzüm tanesi şeklinde parça
düşürme" şikayetiyle başvurur. Bu durum veziküllerin
rahim dışına atılmasından kaynaklanır.
HCG hormonunun aşırı yüksekliği bazı anne
adaylarında her iki yumurtalıkda kistlerin oluşmasına
neden olabilir. Bu kistler çok büyüdüklerinde ağrıya,
ya da aşırı testosteron ("erkeklik hormonu")
üretmeleri durumunda tüylenmeye de neden olabilir.
Nadiren, 20. gebelik haftasından önce ortaya çıkan
tansiyon yükselmesi belirtileri mol gebeliğinin ilk
belirtileri de olabilir.
Tüm sayılan bu belirtiler kısmi molde daha hafif olur
ve ilk belirtiler daha geç gözlenir.
Gebeliğin ilk ayında normal olarak da görülebilen
bulantı ve kusmalar (hiperemezis) molde genel olarak
çok daha şiddetli olur. Bulantı ve kusmaların nedeni,
mol gebeliğinde normalden fazla olarak salgılanan Beta
hCG hormonudur.
Mol gebeliği neden oluşur?
Komplet (tam) molde fetüse ait hiçbir doku yoktur. Bu
durum, çekirdeksiz bir yumurtanın spermle döllenmesi
sonucu oluşur. Yumurtanın çekirdeksiz olması
nedeniyle bebek gelişimi olmaz ancak bebeğe ait
eklerden plasenta gelişmeye devam eder. Bu form, mol
gebeliğin daha sık gözlenen şeklidir. Belirtileri
gebeliğin erken döneminde ortaya çıkar.
İnkomplet (tam olmayan) molde ise rahim içinde fetus
mevcuttur, ancak kromozom olarak anormallik vardır.
Normal bir yumurta hücresinin iki spermle döllenmesi
söz konusudur. Her ne kadar bebek oluşmuş ise de
genetik olarak fazla kromozomu olan bebeğin yaşama
şansı yoktur. Kısmi Molde; içeri giren iki sperm, 23+23=
46 kromozomu oluşturur ve 23 kromozomlu yumurta
hücresi ile de birleşince ortaya genetik bozukluğu olan
69 kromozomlu bir fetus meydana gelir. Komplet
molden farklı olarak kanser potansiyeli taşımaz. Kısmi
Molde fetusun da bulunmasından dolayı tanı bazen
ilerleyen haftalara kadar gecikebilir.
Mol (üzüm) gebeliğinin ne gibi tehlikeleri vardır?
Mol gebeliği geçiren kadınların yaklaşık %10-15inde
plasentaya ait hücreler gebeliğin bitmesinden sonra da
çoğalmalarını sürdürürler.
Bu duruma gestasyonel trofoblastik neoplazi ("gebeliğe
bağlı plasental tümör") adı verilir. Çoğalan plasenta
hücreleri kan yoluyla diğer organlara yayılım yapabilir.
En sık akciğer ve vajinaya metastaz yapmakla birlikte
vücudun tüm organlarına yerleşebilir.
Uygun bir şekilde tedavi edilmediğinde yaptığı
metastazlarla nadir görülen formlar (invaziv mol ve
koryokarsinoma) ölümle sonuçlanabilir. Bu yüzden mol
gebeliği tahliye edildikten sonra uzun süre (en az bir
yıl) takip edilir.
Ayrıca mol gebeliğinin vajinal kanamaya yol açması ve
bu kanamaların bazı durumlarda ciddi boyutlara
ulaşabilmesi mol gebeliğinin diğer bir tehlikesidir.
Mol gebeliğinde tedavi nasıl olur ?
Kendi seyrine bırakılan bir mol gebeliğinde hiç
beklenmedik bir zamanda ciddi bir kanama meydana
gelebilir. Bu yüzden tanı konduktan kısa süre sonra
gebeliğin beklenmeden sonlandırılması gerekir.
Mol tanısı konan gebe hastaneye yatırılır ve genel ve
jinekolojik bir muayene yapılır.
Tahliye öncesi muhtemel bir metastaz araştırması
amacıyla akciğer filmi çekilir ve kan hCG değeri daha
sonraki izlemlerde kullanılmak üzere saptanır. Genel
kan tetkikleri yapılır ve kan grubu belirlenerek,
gerekli durumlarda kullanmak üzere en az iki ünite
kan temin edilir.
Mol gebeliği tahliyesi için genel anestezi tercih edilir.
Mol gebeliğin boşaltımı esnasında tercih edilen yöntem
vakum ile kürtaj uygulanmasıdır. Diğer gebelik
boşaltımlarından farklı olarak bu gibi durumlarda
kürtaja bağlı istenmeyen durumların meydana gelme
olasılığı daha yüksektir.
Rahim yaralanması ve delinmesi, enfeksiyon ve
kanama başta olmak üzere istenmeyen durumların
oluşması gebelik haftalığının büyüklüğüyle direkt
ilişkilidir. Bu yüzden mol gebeliğinin erken tanısı ve
tahliyesi önemlidir.
Gebeliğin boşaltılmasıyla elde edilen parçalar da
mutlaka patolojik inceleme için uzmana
gönderilmelidir.
Mol tahliyesinde normal gebelik tahliyesinden farklı
olarak müdahale esnasında hücrelerden bir kısmının
kan damarlarına geçerek akciğer embolisi
(atardamarın kendisinin ya da dallarından birinin
dolaşım yoluyla gelen bir madde tarafından tıkanması)
riski de olabilir. Ayrıca nadiren tahliye sonrası DIC
(yaygın damariçi pıhtılaşması) adı verilen tehlikeli
durum gelişebilir.
Mol gebeliğinde tahliye sonrası takip
Patolojiye gönderilen materyalin incelenmesinde mol
gebeliği tanısı kesinleştikten sonra takip süreci başlar.
Tahliye sonrası kişi 1 yıllık bir takip sürecine alınır ve
Beta hCG (gebelik hormonu) değerleri ile izlenir. İlk
zamanlarda bu değer 0 olana kadar haftalık izlem
yapılır daha sonra takiplerin arası açılabilir..
Mol gebeliğinde tahliye sonrası takibin amacı molar
gebelik ürünlerinin vücuttan tam olarak uzaklaştırılıp
uzaklaştırılmadığını ve hastalığın GTNye (tehlikeli
formlara) dönüşüp dönüşmediğini ve saptamaktır.
Gebeliğe bağlı trofoblastik neoplazi (GTN) mol gebeliği
geçiren gebelerin yaklaşık %10unda görülür.
Mol gebeliği geçiren olan bir kadın eğer ailesini
tamamlamış ve 40 yaş üzerinde ise histerektomi
(rahimin ameliyatla alınması) uygun bir tedavi şekli
sayılır. Çünkü bu şekilde yaklaşık % 10 olan mol
gebeliğin nüks etme veya başka formlara dönüşme
olasılığı % 1e kadar düşürülmüş olacaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki rahmin alınması mol
gebeliği sonrası GTN gelişme riskini belirgin şekilde
azaltır ancak tamamen ortadan kaldırmaz. Bu yüzden
histerektomi yapılsa bile operasyon sonrası takipler
ihmal edilmemelidir.
Yumurtalıkta gelişen kistler varsa bunlara ayrı bir
müdahele gerekmez ve tahliye sonrası birkaç haftada
geriler ve aşırı bulantı-kusmalar (hyperemesis) de kısa
zamanda ortadan kalkar.
Hangi mol gebeliğinin daha sonra nüks edeceği,
problem yaratacağı konusu net değildir ve
kestirilemez. Ancak bilinen bazı şeyler vardır ki;
Tahliye öncesi jinekolojik değerlendirmede rahimin
gebelik haftasına göre daha büyük olması, komplet mol
olması, ilk ölçülen HCG seviyesinin 100.000in çok
üzerinde olması, hastanın yaşının 40 ve üstü olması
mol gebeliği sonrası GTN gelişme riskini artırır.
Mol tahliyesinden sonra yapılan takipte kanda HCG
seviyesinin düşmesi gerekir. HCG gebeliğin bitmesinden
sonra 2-3 günde bir kan miktarı yarıya düşerek azalan
bir maddedir. Bu düşme haftalık HCG takibiyle izlenir.
Haftalık takiplerde HCG sıfırlandıktan sonra üç hafta
daha haftalık inceleme devam eder. Daha sonra 6 ay
boyunca aylık, daha sonraki 6 ay da 2 ayda bir olmak
üzere bir yıl boyunca HCG ölçümü devam ettirilir.
Kan beta HCG seviyesi GTN gelişimini gösteren en
önemli bulgu olduğundan anne adayının bir yıl
boyunca gebe kalmaması gerekir. Çünkü hCG doğal
gebelik hormonu olduğundan kişi gebe kalırsa hastalık
nüksü ile karışıklıklar gösterir ve takip süreci aksar.
Gebeliği önlemek amacıyla genellikle doğum kontrol
hapı verilir.
Bir yıllık takiplerde kan HCG seviyesinde yükselme
olmaması durumunda takip biter ve kişinin gebe
kalmasına izin verilir.
Kısmi mol tahliyesinden sonra ise önemli hususlardan
birisi de çiftte kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
varsa (anne adayı Rh(-), eşi Rh(+) ise) anti-Rh
immunglobulin ("uyuşmazlık iğnesi"-RhoGAM ampul)
uygulaması yapılmalıdır.
 
Geri