Mısralardır seni anlatan
kim koyuyor sabah’ın bu saatinde aklıma seni.? anlamsız mürekkep lekeleri olup, düşmek zorunda mısın mısralarıma.? adının geçtiği satırlarda, acı var, sancı var. sen, zaten, ellerimi tutmaya aciz. ben bir gemi misali süzülürken senin sularında, yanaşabileceğim tek bir liman bile göstermedin bana. hayatımda hep bana o limandan el sallayan oldun, kıyıya çıkmam için kalbini açmadın, yolumdan çekildin. ben, çaresiz, girerken senin kara sularına, okyanusunun derinliğinde boğulabileceğimi söylemedin bana. herkesin biraz faili olduğu, meçhul bir cinayet’im artık. yürüdüğüm bütün yollar, dinlediğim bütün şarkılar, sana çıkıyor sanki. unutursun diyorlar bana, sanki seni içimden söküp atmak böylesine kolaymış gibi.. unutmak. evet, kendimi unutursam, seni de unuturum bir gün, belki, haklılar. şizofren aşkının yorgunluğunu, taşıyamayabilir ayaklarım. daha beni soracak olursan, yokluğunla başım dertte sevgilim, bir türlü anlaşamıyoruz. havadan nem kaparım biliyorsun, yağmurlar da düşman sen gittiğinden beri bana. ilkbaharım, yazım, üşüyorum. hastayım.. bilirsin, grip belasıyla da başım dertte, tam geçti derken yine tekrarlıyor. aynı senin acın gibi. tam unuttum derken, yine..
keskin bir yalnızlık dolaşıyor damarlarımda. canımı yakıyor. adını anmasınlar, seni sormasınlar diye yalandan gülümsüyorum dışarıda olduğum zaman. sensizliği de paylaşamam kimseyle, senin gibi, bilirsin. gülüşlerim, karanlık dehlizdeki kırık cam parçalarının donukluğunda yankılanıyor sanki, kısa ve net. ardından her şey yine yeni yeniden eskisi gibi. kırık, acı, donuk.. aklıma gelişini seveyim be, ne de güzel darmaduman ediyorsun beni.! kulaklığımı takıp yoluma devam ediyorum
kim koyuyor sabah’ın bu saatinde aklıma seni.? anlamsız mürekkep lekeleri olup, düşmek zorunda mısın mısralarıma.? adının geçtiği satırlarda, acı var, sancı var. sen, zaten, ellerimi tutmaya aciz. ben bir gemi misali süzülürken senin sularında, yanaşabileceğim tek bir liman bile göstermedin bana. hayatımda hep bana o limandan el sallayan oldun, kıyıya çıkmam için kalbini açmadın, yolumdan çekildin. ben, çaresiz, girerken senin kara sularına, okyanusunun derinliğinde boğulabileceğimi söylemedin bana. herkesin biraz faili olduğu, meçhul bir cinayet’im artık. yürüdüğüm bütün yollar, dinlediğim bütün şarkılar, sana çıkıyor sanki. unutursun diyorlar bana, sanki seni içimden söküp atmak böylesine kolaymış gibi.. unutmak. evet, kendimi unutursam, seni de unuturum bir gün, belki, haklılar. şizofren aşkının yorgunluğunu, taşıyamayabilir ayaklarım. daha beni soracak olursan, yokluğunla başım dertte sevgilim, bir türlü anlaşamıyoruz. havadan nem kaparım biliyorsun, yağmurlar da düşman sen gittiğinden beri bana. ilkbaharım, yazım, üşüyorum. hastayım.. bilirsin, grip belasıyla da başım dertte, tam geçti derken yine tekrarlıyor. aynı senin acın gibi. tam unuttum derken, yine..
gittiğinden beri susuyorum, kendime biriktiriyorum kelimelerimi. boğazımı düğümlemesine izin veriyorum. susarak yaşıyorum acını. sen işitmeyeceksen, konuşmamın da bir anlamı yok, duyulmasın sesim, istemiyorum. bu şehir eksik gittiğinden beri, yoksun. ya ben fazlayım buraya, ya sen eksik..keskin bir yalnızlık dolaşıyor damarlarımda. canımı yakıyor. adını anmasınlar, seni sormasınlar diye yalandan gülümsüyorum dışarıda olduğum zaman. sensizliği de paylaşamam kimseyle, senin gibi, bilirsin. gülüşlerim, karanlık dehlizdeki kırık cam parçalarının donukluğunda yankılanıyor sanki, kısa ve net. ardından her şey yine yeni yeniden eskisi gibi. kırık, acı, donuk.. aklıma gelişini seveyim be, ne de güzel darmaduman ediyorsun beni.! kulaklığımı takıp yoluma devam ediyorum