Mısır Medeniyetinde Tıp

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
EzAQ9z.png


Mısır’da tıp sanatı Mezopotamya’ya nazaran daha fazla gelişmiştir. Mısır tıbbı hakkındaki bilgilerimizi, arkeolojik kazılarda çıkan buluntulara, anıtlara, kitabelere, mumyalara, çeşitli eşyaya, duvar resimlerine, tıbbi papirüslere, Herodotus, Diodorus gibi tarihçilerin eserlerine borçluyuz.

Mısır Mitolojisi ve Tıp

Mısır mitolojisi tanrılar panteonunda İbis kuşu (Afrika’nın sulak bölgelerinde yaşayan bir kuş, Mısır turnası) ile sembolize edilen Thot (Kıptice Dhwtj), yazının ve bilimlerin kurucusu kabul edilir.

Yukarı Mısır’da, Hermopolis Magna’da tapınağı olan Thot’un üç kere büyük, mürşit, öğretmen anlamlarına gelen ismi, Yunanca’ya o megas kai megas olarak tercüme edilmiştir.

Sonraları, Greko-Latin kültüründe, Yunan tanrısı Hermes’le aynılaştırılarak astrologların, gizemli konularla uğraşanların ve düşünürlerin koruyucusu, büyüleyici tanrı kabul edilmiş ve üç kere takdis edilmiş anlamına gelen Hermes trismegistos/Tris megas megistus ismi verilmiştir.

İslam medeniyetinde ise el-müselles bi’l-hikme (hikmet üçgeni/hikmetle üç kere nimetlenen), el-müselles bi’l-ni’me (kendini nimetle üç kere doldurmuş olan) olarak isimlendirilmiştir.

Hermes, gizemli konuların, ölçünün, sayının, yazının, kitaplıkların ve arşivin yaratıcısı kabul edilmiştir. Corpus Hermeticum (Hermetika) adıyla bilinen ve onun yazdığına inanılan 42 kitabın son 6’sı tıbba aittir (

1. kitap: anatomi,

2. kitap: hastalıklar,

3. kitap: tıp aletleri,

4. kitap: ilaçlar,

5. kitap: göz hastalıkları, 6. kitap: kadın hastalıkları).

Thot’a ait tıbbi kitaplardaki bilgilerin bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. Hermetik Külliyat Rönesans devrinde Avrupa’da 22 defa basılmıştır.

EzAQ9z.png


Mısır tanrılarının hemen hepsi şifa verici olmakla birlikte, bazıları ayrıca özellik taşımaktaydı. Şahin veya şahin başıyla sembolize edilen Horus güneş ve sağlık tanrısıydı.

Çirkin ve cüce bir insan olarak sembolize edilen Bes doğumu kolaylaştırıcı, anneyi ve yeni doğan bebeği kötü ruhlardan koruyucuydu.

Seth salgın hastalıklara yolaçıyordu; gözyaşının değdiği bitkiler zehirli olmuş, teri akrep öldürücü yılanlara dönüşmüştü. Aslan başıyla sembolize edilen tanrıça Sekhmet veba salgınlarının müsebbibiydi. Sekhmet rahipleri tapınaklarda küçük cerrahi operasyonlar yapmaktaydı.

Mısır tanrılar panteonunda güneş tanrısı Osiris, eşi ay tanrıçası İsis ve oğulları sağlık tanrısı Horus üçlü teşkil etmekteydi. Bunların yanında, bilimlerin kurucusu Thot ile Osiris’in kardeşi, karanlıklar tanrısı Seth de bulunuyordu.

Mitolojiye göre, Osiris, kardeşi Seth tarafından hileyle öldürülmüş ve cesedi 14 parçaya ayrılarak ülkenin çeşitli yerlerine atılmıştı. İsis, kız kardeşi Nephtys’in yardımıyla, her gittiği yere bir tapınak inşa ettirerek kocasının parçalarını toplamaya çalışmış, fakat 14. parça olan üreme organını su aygırı yuttuğu için bulamamıştı.

Osiris’ten sihir gücüyle Horus’a hamile kalmıştı. Babasının öcünü almak amacıyla Seth’le savaşan Horus’un bir gözü parçalanmıştı. Toth, parçalanan gözü tamamlamaya çalışarak Horus’a yardımcı olmuş, bütün aramalara rağmen bulamadığı bir parçayı da sihirle tamamlamıştı.

Bu mitolojiye dayanarak, Horus’un gözünün iris, göz bebeği, göz merceği, kaş gibi kısımları Mısır matematiğinde bütünün kesirlerini ifade etmede kullanılmıştır.

Bu kısımlar toplandığında 63/64 etmektedir. 1/64, Thot’un sihirle tamamladığı eksik kısımdır.

04pb9R.png

Horus’un gözü veya Oudjat gözü diye adlandırılan bu hiyeroglif, Antik Mısır’da ileri görüşlülüğün, dokunulmazlığın ve sonsuz doğurganlığın sembolüydü. Koruma amacıyla, insan, mumya, gemi, araba gibi tehlikeye uğrayabilecek şeyler üzerine muska gibi konur veya çizilirdi.

Bu sembol Batı tıbbına Galenus’la girmiştir. Tıp tahsilinin bir kısmını Mısır’ın İskenderiye şehrinde tamamlayan Galenus, hastalar üzerinde etkili olabilmek amacıyla, bazı mistik semboller yanında Horus’un gözü hiyeroglifini de telkin aracı olarak kullanmıştır. Galenus’u örnek alan hekimler de aynı yolu takip etmiş, zamanla bu sembol kaynağından uzak diyarlarda, ne anlama geldiği bilinmeden, daha sade çizgilerle ifade edilmiştir.

Temelde makyajıyla birlikte R harfine benzeyen hiyeroglif, çizgilerin basitleşmesiyle tamamen R harfi şeklini almıştır.

Eczacılığın ortaçağda ayrı bir dal olarak ortaya çıkmasıyla R’ye yeni bir anlam uydurulmuş, bu dönemde tıp dili Latince olduğundan, hekimin eczacı tarafından hazırlanmasını istediği ilaçların terkibini yazdığı reçetelerde geçen recipe (alınız) kelimesinin ilk harfi olduğu ileri sürülmüştür.

Daha sonra, Fransızca’nın Avrupa’da tıp dili olarak kullanıldığı dönemde, yine aynı anlama gelen recipez kelimesinin iki harfi Rp kullanılır olmuştur.

vQNYqr.png
[/CENTER]

Mısır’da tıp tanrısı kavramı Helenistik çağda ortaya çıkmıştır. M.Ö. 2800’lerde yaşamış ve önemli mevkilerde bulunmuş İmhotep’in, firavun sarayının başmimarı (Firavun Zoser’in basamaklı Sakkara piramidini yapmıştı), başrahibi (hekimbaşılık görevini de yürütüyordu), veziri ve başmüneccimi olduğu bilinmesine rağmen, Eski imparatorluk dönemindeki Mısır toplumu ve hekimliği konusunda bilgi veren kaynaklarda hekimlik yaptığına dair bilgi yoktur.

Toplumun saygı duyduğu biri olduğu için, Yeni imparatorluk döneminde yüceltilmiş ve zamanla tanrılaştırılarak Yunan tıp tanrısı Asklepios ile özdeşleştirilmiştir.

İmhotep kültü Grek ve Roma dönemlerinde doruğa ulaşmıştır. Nil nehrindeki Philai adasında bulunan tapınaklar -rüyada şifa yolunu göstereceği inancıyla- İmhotep’e dua etmeye ve uyumaya gelen hastalarla dolup taşmıştır.

z2pQb4.png
[/CENTER]

Tıbbi Papirüsler

Mısır tıbbının en önemli kaynakları olan papirüslerin geçmişi M.Ö. 3000’lere kadar uzanmaktadır. Bulunduğu yere, bulan kişiye veya sergilendiği şehre göre isimlendirilen tıbbi papirüslerin en önemlileri şunlardır:

Ramesseum Papirüsü: M.Ö. 2000’lerde yazılmıştır. II. Ramses’in yaptırdığı Ramesseum tapınağının harabeleri yakınında bulunmuştur. Biri yeni doğan bebeklerin yaşayıp yaşamayacağına dair belirtileri ve gebeliği önleyici tedbirleri, diğeri romatizma ve eklem hastalıklarıyla ilgili bilgileri ihtiva eden 2 papirüstür.

Edwin Smith Cerrahi Papirüsü:M.Ö. 1600’lerde yazılmıştır. 0.33×4.68 m boyutlarındadır. Bilinen tıbbi papirüsler içinde en bilimsel olandır.

Konuların 48’i yara, kırık, çıkık ve tümörler, 27’si kafa, 11’i göğüs, 6’sı boğaz ve servikal vertebralar, 2’si klavikula, 1’i humerus, 1’i de omuzlarla ilgilidir. Travmatik yaralanmaların tedavileri sistemli bir şekilde sınıflanmış, baş, boyun, göğüs ve omurga travmaları aktarılmıştır.

Mesela, kafatasında ezilme şöyle açıklanmıştır: “Kafatası derisinin altında eziklik olan bir kimsenin muayene edilmesi ve durumunun teşhisi hakkında: Kafatasında eziklik olan bir adamı elinizle muayene ettiğiniz zaman, eritilmiş bakır gibi buruşukluklar görülüyor, elinize bebek başı gibi yumuşaklıklar geliyor ve parmaklarınız altında kımıldama ve zonklama duyulmuyorsa bu vakanın tedavisinin mümkün olmadığı düşünülmelidir.” Beynin yüzeyinin girintili olduğu ve zarla kaplanmış iki yarım küreden oluştuğu; ayrılmış dokuların dikilerek birleştirildiği hakkında da bilgi verilmiştir.

n5NY1R.png


Ebers Papirüsü: M.Ö. 1500’lerde yazılmıştır. 0.20×30 m boyutlarındadır. 1875’te, Alman egiptolog Georg M. Ebers [1837-98] tarafından, Ebers Papirüsü, Mısırlıların İlaçlarına Dair Hieratik Yazı ile Kaleme Alınmış Gizli Kitap adıyla 2 cilt olarak yayınlanmıştır.

250 civarında hastalık ve 875 reçete ihtiva etmektedir. Bu bakımdan, hem bir kodeks hem de bir tıp kitabıdır.

Büyüler ve astrolojik görüşler yanında, cerrahi operasyonların tarifleri, teşhise ait kesin gözlemler, ilaç reçeteleri ve sağlık nasihatleri açıklanmıştır.

İlaçların terkibine giren maddelerin sayısı fazla olduğu için (10-12) bazı reçeteler çok karışıktır, bazıları ise iğrenç maddeler ihtiva etmektedir.

Gözdeki beyaz lekeler için kaplumbağa safrasını göz kapaklarına sürme, migrende zeytinyağında pişirilmiş yılan balığı başını hastanın başına koyma gibi günümüzde garipsenecek uygulamalar yanında, gece körlüğünde kızartılmış öküz ciğeri yeme, yanıklarda tannik asit kullanma gibi hâlâ geçerli olan tedaviler de vardır.

Reçetelerde hastalıkların sadece adı geçmekte, teşhise ancak bazı durumlarda değinilmektedir.

Göz, kulak, mide hastalıkları ve tümörler papirüsün dikkate değer konularıdır.

Mısır tıbbında büyüyle herşey mümkün olduğundan, papirüsteki hastalıkların seyri ümit verici olarak gösterilmiştir.

J7zdRE.png


Hearts Papirüsü: M.Ö. 1500’de yazılmıştır. Kırık-çıkık tedavileri hakkında ilginç bilgiler ihtiva etmektedir. Kırıklar un ve bal karışımına bulanmış sargı bezleriyle sabitlenmiş, bu karışım kuruyarak sertleşmiş ve tespitte faydalı olmuştur. Bu tedavi prensibi Yunan ve İslam tıbbında da aynen uygulanmıştır, günümüzde ise alçı kullanılarak devam etmektedir.

Kahun Papirüsü: Biri kadın hastalıkları, gebelik ve doğacak çocuğun cinsiyetini tayin metotları, diğeri veterinerlik konularını ihtiva eden 2 papirüstür.

Karlsberg Papirüsü: Göz hastalıklarıyla ilgili kısımları Ebers Papirüsü ile aynıdır. Doğumla ilgili bazı prognozları da ihtiva etmektedir.

Tıbbi papirüslerde geçen bazı hastalıklar -bugün hayretle karşılayacağımız şekilde- doğru tarif edilmiştir. Mesela, boyun omurlarından birinin yerinden oynaması veya çıkması durumunda, hastanın kol ve bacaklarında halsizlik, gözlerinde kanlanma, cinsel organında sertleşme görülebileceği, bu durumda tedavinin imkânsız olduğu belirtilmiştir.

Kol ve bacakları çok zayıflamış bir mide hastasının karnı elle muayene edildiğinde midenin şişmiş olduğu ve parmakların altında gidip geldiği tespit edilirse hastanın yemek yemesine engel teşkil eden bir sindirim bozukluğu olduğu ifade edilmiştir ki, bu pilor stenozu’dur.

Semptomların özetini ve teşhis için aydınlatıcı bazı tavsiyeleri ihtiva eden tıbbi papirüsler, günümüz stajyer hekimlerinin, hocaların aktardığı bilgilere ek olarak kullandığı ders notlarına benzetilebilir.

Hekimler

Edwin Smith ve Ebers papirüslerinde belirtildiği üzere, Eski Mısır’da hastaların tedavisini 3 sınıf üstlenmişti:

1. Sekhmet rahipleri: Tanrıça Sekhmet adına kurulan tapınaklarda korunan ve topluma kapalı olan Hermetik kitaplardaki bilgileri öğrenir, bazı hastalıklarda ve küçük cerrahi operasyonları gerektiren hallerde faydalı olmaya çalışırlardı.

2. Büyücüler: Bazı büyüsel işlemlerle -günümüzde psikoterapistlerin yaptığı gibi- hastaya umut verir ve onları iyileşeceklerine inandırlardı.

3. Sinular: Din adamı olmayıp ampirik tıp ve cerrahi uygulayıcılarıydı. Bitki, hayvan ve maden kaynaklı ilaçlarla hastaları tedavi ederlerdi. (Sinu (swnw) kelimesi hiyeroglif metinlerde bisturi ve havan şekilleriyle yazılmıştır.)

Hekimlik, bir hekimin yanında, papirüslerdeki bilgileri kopya ederek veya Sais, Menfis ve Teb şehirlerindeki hayat evi (pir ankh) adı verilen ve bağımsız idare edilen okullarda öğrenilirdi. M.Ö. 520’de, Pers hükümdarı Darios, Mısırlı hekim Udjahorresnet’ten Sais’te hayat evi tesis etmesini istemişti. Tıp bölümünün başına geçen Udjahorresnet, okulu kitaplarla ve tıbbi aletlerle donatmıştı.

Sicilyalı Diodorus’a göre, Mısır’da sarayın, yüksek mevkilerdeki memurların ve dini kurumların özel hekimleri vardı ve büyük işyerlerinde çalışan işçiler için hekim kadroları ayrılmıştı.

Devlet hizmetinde, tapınaklarda ve işyerlerinde hekimlerin çalışması dolayısıyla, sağlık hizmetlerinin büyük kısmının devlet tarafından karşılandığı, hekimliğin kısmen sosyalleştirilmiş bir devlet memuriyeti olduğu, hekimlerin maaş dışında hastalardan ücret almadıkları düşünülebilir.

Rahip statüsündeki hekimler toplumda yüksek itibara sahip olup herkesin vermeye mecbur olduğu bazı vergilerden muaf tutulmuşlardı. Saray başhekimliği önemli bir devlet memuriyetiydi.

Papirüslerde geçen hekimbaşı, saray hekimleri, saray hekimlerinin başı, saray hekimlerinin en kıdemlisi, sarayın hekim müfettişi, hekimlerin müfettişleri terimleri, hekimlerin saray dışında da belirli bir teşkilatlanama ve kademeleşmeye tabi olduklarını göstermektedir.

Herodotus’a göre, hekimler göz, baş, diş, bağırsak, anüs ve sebebi bilinmeyen hastalıklar gibi çeşitli dallarda uzmanlaşmışlardı. Her hekim, ihtisası içindeki konulardan sorumluydu.

Tarihi belgeler, tıpta uzmanlaşmanın Eski imparatorluk döneminde doruğa ulaştığını, sonra yavaş yavaş gerilediğini göstermektedir.

Hekim, hastasını kitaplardaki bilgilere göre tedavi ederken ölümüne sebebiyet verirse sorumsuz, şahsi kanaatine göre tedavi ederken ölümüne sebebiyet verirse sorumlu tutulmakta ve hatasından dolayı ölümle cezalandırılabilmekteydi.

Homeros’un Odysseia’sının yazıldığı zamandan beri [M.Ö. IX. yy], Mısır’da şifalı bitkilerin bol olduğu ve buradaki hekimlerin daha başarılı olduğu biliniyordu. Bu sebeple, Mısırlı hekimler ülkeleri dışında da takdir görüyor, çevre ülkelerin krallarının özel hekimleri arasına davet ediliyorlardı. Bazı hükümdarlar, prensesler, varlıklı kişiler..

Mısır’a gelerek tedavilerini tanınmış hekimlere yaptırıyorlardı. Mesela, II. Amenofis zamanında, Suriyeli prens, eşinin tedavisi için hediyelerle Teb’e gelip saray hekimi Nebamon’a başvurmuştu.

İran hükümdarı Kurus, Firavun Amasis’ten, kendisine Mısırlı göz hekimi göndermesini rica etmişti. İran hükümdarı Darios, ayak bileğindeki çıkığı Mısırlı hekim tedavi edemeyince Krotonlu (Yunanlı) hekim Demostes’e başvurmuştu.

M.Ö. 1350’lerde Tel Amarna’da bulunan Mısır Dışişleri Dairesi arşivindeki belgeler, Mısır, Anadolu, Suriye ve Mezopotamya başkentlerindeki bazı saraylar arasında hekim, astrolog ve büyücülerin özgürce gidip geldiğini göstermektedir. Arşivdeki belgeler de bu yaygınlaşmanın sonucudur.

Sekhetenanch, diş hekimi Hesy-Re (İmhotep’in çağdaşı), saray hekimlerinin müfettişi Ni-Anh-Re, Pepi-Anh ve M.Ö. 2600’lerde yaşamış Ni-Anh-Dwaw tarihte isimleri bilinen ilk hekimlerdir.

Tedavi ve İlaçlar

Mısırlıların, inançları gereği ölü vücudu korumak için yaptırdıkları mumyalama sayesinde, binlerce yıl önceden günümüze kadar bozulmadan gelen cesetler üzerinde tıpla ilgili ilginç gözlemler yapılabilmiştir. Mumyalama, anatomi bilgisi edinmek için elverişli bir ortam yaratmıştır, fakat Mısırlılar bu fırsatı pek kullanamamışlardır.

Bunun sebebi, mumyalamanın ayrı meslek mensupları tarafından yapılmasıdır. Buna rağmen, Mısırlılarda zengin bir anatomi sözlüğü ortaya çıkmıştır.

Mesela, sindirim sisteminin muhtelif kısım ve organlarına ayrı isimler verilmiş; fizyoloji anlayışı, önemsenen damar ve kanal sistemlerine dayandırılmıştır. Mısır’da anatomi çalışmaların hızlanması, Hellenistik dönemde [M.Ö. III. yy], Ptolemaioslar zamanında olmuştur.

Mısır tıbbına göre hayatın esası solunumdu. Hayat bir rüzgârdan ibaretti. Bu rüzgâr insanı yaşatan, sıcaklığı gideren, kuzeyin temiz, serin ve iyi edici havasıydı. Bu hava, kulak ve burun yoluyla baştaki 22 damara girip kalbi çalıştırarak bedeni hareket ettirirdi.

Soluk kesilince ölüm meydana gelirdi. Kalp ise damar sisteminin, aklın ve duyguların merkezi; idrar, balgam, gözyaşı, hava gibi vücut sıvılarının kaynağıydı ve bu sebeple mumyalamada yerinde bırakılırdı.

Hastalıkların, aşırı beslenme, bayat yiyecekler, ham meyveler, fazla içki, rüzgâr, toz, iklim değişiklikleri ve parazitler nedeniyle meydana geldiği düşünülür, bu düşünce Vehedu Kuramı ile açıklanırdı. Vücudun her tarafına yayılmış olan damar ve kanal şebekesi içinde hava, besinler, kan, idrar, ter, gözyaşı, balgam, gaita gibi katı, sıvı ve gaz maddeler vardı.

Vehedu, kalın bağırsak artıklarında oluşan ve iltihabi hastalıklara sebep olan zararlı maddenin adıydı. Vehedunun Dışarı Atılması Hakkında adlı eserde, kalın bağırsakta biriken zararlı besin artıklarının kana geçerek hastalıklara yolaçtığı, sağlığın temel şartlarından birinin bağırsakların boşaltılması olduğu kayıtlıydı.

Gıda artıklarının vücut sıvıları arasındaki dengeyi bozup hastalıklara sebep olduğu gerekçesiyle, kan alma, masaj yapma, vantuz çekme, dağlama, lavman yapma, kusturma gibi tedavilerle sıvı dengesi sağlanmaya çalışılırdı. Bu düşünce sistemi, Antik Yunan’da Humoral Patoloji Teorisi’nin oluşmasına yardımcı oldu.

Mısır tıbbı hastalık teşhisinde başarılıydı. Nabız türleri değerlendirilir, elle yoklama, gözle muayene ve muhtemelen dinleme teknikleri uygulanırdı. Kalp, karaciğer, safra kesesi, karın boşluğu, bademcik ve göz hastalıkları ayırdedilirdi. Tedavi metodu, hastanın şikayetine ve mizacına göre belirlenirdi.

Açık gözlem yapmaya daha elverişli olduğu için cerrahi tıbba nazaran büyük ölçüde bilimselleşmişti. Yaralar cerrahi metotlarla tedavi edilirdi. Kom Ombo tapınağındaki, içinde bisturi, kateterizasyon demiri, kroşe, lanset, makas, testere, vantuz gibi aletlerin yeraldığı taşa kazınmış dolap rölyefi, Mısırlılarda cerrahinin gelişmiş olduğunu göstermektedir.

Mısırlıların kırıklarda ve çene çıkıklarında uyguladıkları metotlar günümüze kadar devam etmiştir.

12Znm1.png


Mısır’da doğumevlerinin varlığı M.Ö. 2000’den önceye gitmektedir. Kaynaklar, Augustus döneminde, Dendera’daki Hator tapınağının kuzeyinde küçük bir doğumevi olduğunu bildirmektedir.

Mısır, eski devirlerde ilaçları, zehirleri ve parfümleriyle meşhurdu. İlaç hammaddelerinin bir kısmı Mısır’dan, bir kısmı Kızıldeniz’in güneyindeki ülkelerden temin edilirdi.

Papirüslerlerdeki reçetelerden anlaşıldığı üzere, bitkisel (akasya, anason, ardıç, firavun inciri, hurma, pelinotu, reçine, safran, sarımsak, soğan), hayvansal (taze veya kurutulmuş kan, organlar) ve madensel (deniz tuzu, güherçile, göztaşı, şap) maddeler kullanılırdı.

İlaçlar çoğunlukla basitti. Kombine ilaçların bazılarında, terkibe giren maddelerin miktarları açıkça belirtilir, nasıl hazırlanacağı tafsilatıyla anlatılırdı.

İlaçlar toz haline getirilip ekmek hamurunun veya bira, hurma şarabı, süt gibi sıvıların içinde verilirdi. Rektum ve vajina hastalıklarında fitiller kullanılırdı.

Bu bilgiler bize, eczacılığın Mısır’da bir uzmanlık dalı olarak var olduğunu göstermektedir.

Tedavide kullanılan maddelerin çoğunun etkili olduğu tespit edilmiştir.

Vgzypq.png


Mısır tıbbının bu zengin kodeksi, uzun süren tecrübelerle tespit edilmiş etkili maddeleri içerdiğinden, yakın zamana kadar Batı tıbbında kullanılmıştır.

Mesela, sindirim sistemi gazlarında anason, kişniş ve kimyon, idrar söktürücü olarak ardıç, kabızlıkta bal ve hintyağı, gece körlüğünde sığır karaciğeri, cilt kesiklerinde küflü ekmek, paçavra ve tuz, böcek ısırmaları ve cilt tahrişlerinde sarımsak kullanılmıştır.

Mısır tıbbında kullanılan maddeler, Dioskorides’in Materia Medica adlı eseriyle Roma, İslam ve Avrupa tıbbına aktarılmıştır.

Günümüz hekimliğinde katarakt, migren gibi bazı hastalıkların isimleri, gomme, stibium, amonya, petrol, nitre gibi ilaç olarak kullanılan bazı maddeler ve eczacılık kelimesinin karşılığı olarak Yunanca’da kullanılan pharmacon (Mısır dilinde pha-r-maki) kelimesi Mısır tıbbının hatıraları olarak yaşamaktadır.

Yunanlıların erken çağlardan itibaren, diğer milletlerin ise Helenistik çağda Mısır tıbbından etkilendiği görülmektedir. Hippokrates, Theophrastus, Plinius, Dioskorides, Galenus, Ali bin Abbâs, İbn Sînâ ve diğer hekimlerin eserlerinde, hatta bazı modern kitaplarda, burun, çene, köprücük ve koldaki kırıkların ve burkulmaların tedavisinde tavsiye edilen metotların Edwin Smith Papirüsü’nden satır satır tercüme edildiği bilinmektedir.

Bu bakımdan Mısır tıbbı, eski çağdaki klasik kitaplara, onların tercüme edilmesiyle de sonraki yüzyıllara ve kültürlere aktarılmıştır.

Toplum Sağlığı

Mısırlılar kişisel ve toplumsal hijyen kaidelerine çok önem vermiş, bunları dini prensipleri arasına alarak günlük hayatlarında uygulamışlardır. Herodotus’a göre, Mısırlılar hijyen kaidelerine uyan toplumların başında gelmektedir.

Mısır toplumunda, dini inançlar gereği, bedenin, yiyeceklerin ve evlerin çok temiz olması gerekiyordu. Başta din adamları olmak üzere herkes temizliğe özen gösterirdi.

Vücuttaki bütün kılları üç günde bir tıraş etmek, günde iki defa yıkanmak, zararlı sayılan hayvanları yememek, suları kaynatarak içmek günlük hayatın temel prensipleri arasındaydı.

12 yaşına gelmiş erkek çocuklar sünnet edilirdi. Herodotus’a göre, temizliği güzelliğe tercih ettikleri için sünnet yaptırırlardı. Zengin evlerinin sıhhi tesisatları mükemmeldi. Tel Amarna’da, 3500 yıl öncesine ait olan, günümüz tuvaletlerinin bir benzeri ortaya çıkarılmıştır.

Mısır tıbbına göre, hastalıkların büyük kısmı fazla yemekten kaynaklanmaktaydı. Diodorus’un Mısırlılardan aktardığı şu cümle bu düşünceyi özetlemekteydi: “Yediklerimizin dörtte biriyle vücudumuzu, kalan dörtte üçüyle de hekimleri besleriz.” Az yemek yer, her ayın ilk üç günü müshil alarak veya lavman yaparak bağırsakları boşaltır ve belirli dönemlerde oruç tutarlardı.

Kaynak: Tıp Tarihi
 
günümüzde sırrı çözülemeyen bir konu var ise Mısırlıların tıp alanında ulaştıkları seviyedir..
 
bu arada tıppın en üst seviyede olduğu tarih Hz. İsa (A.S) olduğu zamandır
 
Geri