Mimar Sinan Hakkında Bilinmeyenler

F
  • Kullanıcı Fenerbahçe
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
ÇEKÜL Vakfı’nda devam eden ‘Sinan’a Saygı’ projesinin yürütücüsü Dr. Ahmet Sezgin’e Mimar Sinan hakkında merak ettiklerimizi sorduk. Sezgin’le söyleşimiz Sinan hakkında aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi.

• Dizileri ve filmleri tarihle özdeş tutmamak gerekir ama Mimar Sinan’ın tarih sahnesine çıkışı gerçekten Muhteşem Yüzyıl’da yansıtıldığı gibi mi oldu?


Mimar Sinan’ın anılarını kaleme almış olan yakın bir dostu var. İsmi Sai Çelebi. Koç Vakfı Yayınları 2002’de bu kitabı günümüz Türkçesiyle yayımladı. Şair olan Sai Çelebi, kitabı Sinan’ın ağzından yazar. Mezarının kitabesini yazan da odur. Onun yazdığı anılarda hayatının dönüm noktalarından biri olarak sunulan ve dizide de geçen Prut nehrine köprü inşa etmesi tarihsel olarak gerçek. Sinan’ın tarih sahnesine çıkışı da bu olayla olmuştur. Başka bir seferde ise Van Gölü geçilecek. Yeniçeri gibi seferlere katıldığı için düşmanı gözetlemek için gemi inşa ediyor. Böylece ün ÖNEM kazanıyor. Hassa mimarlar başı ölünce de tavsiye üzerine hassa baş mimarı oluyor.

• Sinan’a dair mimarlığı dışında ne biliyoruz?


Kişisel hayatı ile yaşamı söz konusu olduğunda Hep iyi hep güzel tasvir ediliyor ama Sinan’ın insani özelliklerini anlayabileceğimiz direkt bir kaynak yok. Hakkında çok şey bilmiyoruz. Sinan’ın çağdaşı sayılabilecek, Avrupa’da çalışmış yine dahi kabul edilen ressamlar, mimarlar vardır. Onların kendi tuttukları günlükler, insanların onlar hakkında yazdıkları var. Ama Sinan hakkında özel yaşamını anlatan fazla kaynak yok. Sai Çelebi’nin yazdığı anılarda da özel hayatıyla ilgili pek bir şey yok. Bazı paşalarla ilgili seyyahlar, tarihçiler yazıyor; mesela Sokullu Mehmet Paşa Rüstem Paşa hakkında böyle şeyler var. Ama Sinan’la ilgili kimse yazma gereği duymamış. Onunla ilgili bildiklerimiz dolaylı… Bence duyarlı bir insan olduğu kesin. Kendini geliştirmiş, rafine bir insan. Bunlar dolaylı yollardan elde ettiğimiz bilgiler. Bunun yanı sıra nasıl bir evlilik hayatı vardı? Kızdığı, parladığı oluyor muydu? Bunları bilemiyoruz.

• Dizide Sinan’ın aşkından söz ediliyor. Nasıl bir aşk bu?


Toplumun geniş kesimleri bir dönemi anlamak için o döneme dair tüm bilgilere hemen erişmek istiyor. Oysaki emek ve zaman sarf etmek, okumak ve görmek lazım. O emeği harcasanız bile dolmayacak boşluklar dahi var. Boşluklar olunca da özellikle dizilerde ve filmlerde işin içine aşk ve entrika giriyor. Sinan hakkında ilginç tiyatro oyunları var. Sinan-Mihrimah Sultan aşkı da o oyunlardan gelişti. 1970’lerden önce böyle bir aşktan söz edilmediğini görüyoruz.

Veronika de Osa isminde oryantalist sayılabilecek roman yazmış bir yazar var. Sinan’la ilgili biyografik bir roman yazmış ve romanında da saray entrikalarına değinmiş. Sinan’la ilgili ilk tiyatro oyunu Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’nun 1970’te yazdığı oyundur. Oyunda Sinan, eserine tutkun, dahi bir sanatçı. Süleyman ise bu yapının hemen bitmesini istiyor. İkisinin çatışması işleniyor. Sanatı sanat için yapan sanatçıyla pragmatik, eserin bitmesini isteyen Süleyman gibi iki karakter var oyunda. Film, dizi veya tiyatro oyunlarında bu tür gerilim unsurlarına sık başvuruluyor ama bunlar, yani popüler olanlar çabuk unutuluyor.

• Sinan’ın torunları olduğu söyleniyor. Hiç evlendi mi?


Kıbrıs’ın fethinden sonra Anadolu’dan insanlar göç ettirilerek orada iskan ediliyor. Tesadüf Sinan’ın ailesi de o göç ettirilecek alanın içerisinde kalıyor. Sinan da bir yazı yazıyor ve “lütfen ailemi muaf tutun” diyor. Demek ki Sinan Kayseri’deki ailesiyle bağını kopartmamış. Hatta bazı akrabalarını Müslüman yaparak belli mevkilere getiriyor. Torununun mezarı Edirne’de. Bu da Sinan’ın soyundan insanların olduğunu gösteriyor ama evlendiğine dair hiçbir kayıt yok. Vakfiyesinde eşlerinin evlatalarının isimleri var!

• Gerçek adının Simon olduğu ve Ermeni bir aileden devşirildiğine ilişkin bilgiler doğru mu?

Sinan’ın tam olarak kaç yılında devşirildiği bile bilinmiyor. O bölgede Türkçe konuşan Hıristiyan aileler var. Rumlar da var. Hiçbir iddia ötekinden kuvvetli değil. Doğduğu ev de sadece sembolik. Bugün sembolik olarak Sinan evi kabul edilen müze ev var Ağrnas’ta1956’da Sinan’ın heykeli yapılıyor. Afet İnan’ın Sinan hakkında yazdığı kitapta Sinan’ın soyundan gelen bir taş ustasının Sinan’ın heykelini yaptığını yazar.

•Peki, Mihrimah Sultan ve Sinan’ın efsaneden ibaret aşkı için ne biliyoruz? Nasıl bir aşk bu?

Gerçekle ilgisi yok. Tamamen kurgu… Karşılıksız bir aşk olduğu Turan Oflazoğlu’nun ‘Sinan adlı tiyatro oyununda yer alıyor.

• Sinan’ın yaşadığı dönemde Avrupa’da Rönesans’ın dorukları yaşanıyor. Sinan’ın dünya mimarlık tarihi içindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sinan’ın dünya mimarlığı içerisinde önemli bir yeri var. Sinan dönemi mimarlığının bir şanssızlığı var. Oryantalist bakış açısıyla, Avrupa merkezli bir sanat ve mimarlık tarihi yazımı söz konusu. İslam sanatının altın dönemine Sinan döneminden çok daha öncesi olarak değiniliyor.

• Çekül’de devam eden ‘Sinan’a Saygı’ projesinde neler yapılıyor?


Metin Sözen’in Sinan konusundaki akademik çalışmalarının önemli bir yeri var, projede. Bu konuda bir duyarlılık, toplumsal farkındalık yaratmak istiyoruz. Geziler düzenlenmesi bunun aşamalarından biriydi. Milli bir kahraman ama biri ben Sinan’ın eserlerini gezmek istiyorum derse kaynaklar çok kapsamlı gibi. Bir gezi rehberi yok. Barcelona’da Gaudi rehberi bulabiliyorsunuz. Onun üzerine gezi haritalarını çıkardık. Daha sonra fotoğraf yarışmaları yaptık. Eskiz yarışması yaptık, internet sitesi kurduk. Akademik çalışmaları toplumun geniş kesimlerine ulaştırabilmek istedik. Popüler bilgi olsun ama sağlam akademik bilgiye dayansın. Sinan döneminin Osmanlı mimarisini anlatabilmeliyiz. Sinan Ağırnas’ta sembol bir isimdi. Ağırnas orta Anadolu’da çök önemli taş ve yerel mimari örneklerine sahip. Müze veya ev sembolik bir şey. Çekül ve Ağırnas Belediyesi işbirliğiyle yapıldı. Bence amacına uygun bir müze. Eskiden hiç gelinmezken artık insanlar Ağırnas’ı görmeye geliyorlar.

• Sinan nasıl öldü?

Eceliyle öldü. Başka türlü olsaydı mesela Sokullu gibi bıçaklanmış olsaydı, bilinirdi.
 
döneminin en büyüklerinden mimarlık için ve normalin üstünde birisi 400 yıl sonraya yapının içine not bırakmak baya ilginç bir durum:)
 
ölümü malesef suya hasret kalarak olmuştur
koca mimar sinan fitneci saray çalışanları yüzünden evinde su olmadan bir bardak suya hasret
susuz sinan olarak gözlerini yumdu.
 
Süleymaniye Camisi ile ilgili bir rivayet anlatılır. Bu riayete göre Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği cami temelinde meydana gelen kayma neticesi yıkılmanın eşiğine gelir. Bu durum üzerine çözüm arayışına girilir. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış.Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş. Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış.


Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş.Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış ,Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş.


Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar günümüz Türkçesine tercüme ettirilince ortaya söyle bir metin cıkmış.” Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz.” Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş.


Bu oyuk içinde yer alan bir şişe ve şişe içindeki notta söyle bir şey yazıyormuş: ” Her kim bu tas eskidiğinde yenisiyle değiştirmek isterse eski taşın yerine takılacak.Yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin”. Heyet Sinan’ın söylediklerini aynen yapmış.Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmış.Bu mektup su an Topkapı Sarayı’nda saklanıyormuş.

2.olay=1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye’ye gelmiş. Heyet İmar ve iskan Bakanlığı’ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış.Ayasofya’yı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinan’ in kalfalık eseri Süleymaniye Camisi’yle Sinan’ın öğrencisi Mimar Davut
Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi’ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar.


Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş.Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akil sır erdirememişler.Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar. Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurlara ikiye katlanmış.

Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.
Daha derin araştırma yapmak için Edirne’ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi’ne gitmişler. Oradaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar.

Selimiye’nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya’ya döndüklerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani su an gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinan’ın geliştirdiği mekanizmalarmış.


3.Olay=Bir gün Selimiye Camii’ne girenler,kubbenin altında bir Japon’un ayaklarını kıbleye doğru uzatmış sırtüstü yattığını görmüşler.Tabii hemen Japon’u, “Burası kutsal bir yer. Bu şekilde yatmak bizim inançlarımıza göre saygısızlıktır.
Lütfen oturun veya ayakta durun” diyerek uyarmışlar.Ancak, Japon trans vaziyetteymiş,gözlerini kubbeden ayırmadan söyle sayıklıyormuş;
”Bu imkansız. Ben yılların mühendisiyim.Bu kubbe var olamaz. Hayal görüyorum….. Bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı.Bu imkansız, orada hiçbir şey yok,orada hiçbir şey yok.”

4.Olay=Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmış.Bu nedenle minarelerinin yakin zamanda yıkılacağı fark edilmiş.Uluslar arası bir grup bilim adamı toplanmışlar.Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler.
Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler.
Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karsılaşmışlar. Mimar Sinan bilmem kaç yüzyıl önce ayni şeyi düşünmüş meğerse….?

5.Olay= Mimar Sinan’ın Selimiye Camii’nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı besinci. bir işlem yaratarak çözdüğü söylenir.Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir bir dehanın urunudur. Almanlar ayni sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlar.Mimar Sinan bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır.Almanların dehası ise, o çirkin metal yığınına Selimiye’den fazla turist çekebilmelerindedir.
 
Geri