Milli görüş.

Konu sahibi son olarak 2411 gün önce görüldü

Milli görüş.

Doksanların ortalarından Avrupa’da birkaçı çok meşhur İslami holdingler, “Faiz haram, sakın paralarınızı faize yatırmayın gelin size şirketlerden kar payı verelim siz de paralarınızı bize verin” diyerek camilerde para toplamaya başlarlar. Müslümanlar da “Müslüman” kardeşlerine inanarak ellerindeki avuçlarındaki bütün paraları bu kimselere verirler. Gelinen noktada bu furyaya katılan kişi sayısı 1 milyonu ve ortaya çıkan para da 30 milyar doları bulur. İşte bam teli de burada kopar. Şöyle ki, sayıları 80 civarında olan holdingler kar paylarını ödemediği gibi insanların verdikleri anaparaları da ödemezler. Ortaya yüzyıla damgasını vuran korkunç bir vurgun çıkar.

Sonuç olarak, Almanya’da yaklaşık 50 milyar mark camilerde toplandı.

Milli Görüş Bilindiği üzere tarihe “Kayıp Trilyon” davası olarak geçen bir dava vardır. Davanın içeriğinde Bosna savaşı sırasında Bosnalılara yardım amacıyla toplanan fakat onlara gönderilmeyen trilyonlarca lira vardır. Paraları toplayan Milli Görüş temsilcisi Refah Partisi ve İHH’dır. Fakat Bosna-Hersek Ankara Büyükelçisi Hajrudin Somun’un “RP’den bize para gelmedi” yönlü açıklamasıyla yaşanan yolsuzluk ortaya çıkar. Açıklamanın yapıldığı gün RP’nin kasası olarak bilinen Süleyman Mercümek’in banka hesaplarında 16,5 trilyon olduğu ortaya çıkar.

Bosna davasının avukatlarından Faik Işık, toplanan paraların akıbeti ile ilgili yıllar sonra şu çarpıcı açıklamayı yapacaktır: “Dosyayı çalışırken şunlara şahit oldum: Bizim arkadaşların Bosna’ya yardım diye topladığı paraların rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın emriyle Körfez ülkelerinde repoya yatırıldığını, daha sonra bir kısmının Erbakan’ın uygun gördüğü yerlere harcandığını, aslında Erbakan’ın Marmara Bank, Exim Bank, TYT Bank gibi bazı batmış bankalarda parasının bulunduğunu, bu bankaların batması nedeniyle tahsilat problemi çektiğini şaşkınlıkla gördüm. Erbakan Hoca’nın yakınında bu işleri yöneten birkaç kişiye niçin repo yapıldığını, bunun haram olup olmadığını sorduğumda yanıt şu oldu: ‘Hocamız, Türkiye’deki cihat kazanılmadan başkalarına yardım edilmez’ diyor. Onun için yardımların bir kısmı da burada harcandı’ cevabını aldım. Bana kısaca ‘Savunmanı yap, bu işleri sorgulama' ültimatomunu verdiler” dedi.

Daha düne kadar Rıza Zarrab, tüm devlet erkanının baş adamı idi. Protokolde İran Dışişleri Bakanı gibi Türk bakanların yanı başından ayrılmıyordu. 17/25’ten sonra rüşvetçi kaçakçı Zarrab’ın el konulmuş tüm paralarının yalnız iadesi sağlanmadı, bir de rüşvetçinin el konulmuş parasına faiz ödenmesi sağlandı! Yeminle söylüyorum, bu kadarı Kemal Sunal komedi filmlerinde bile görülemez! Ne oldu şimdi diye düşünmekten kendini alıkoyamıyor insan. Daha düne kadar sevgili vatandaşları olarak gördükleri Rıza Zarrab’ın halini vaktini tespit etmek için, panik içinde Amerika’ya notalar veriyorlardı. Hem de övüne gerine “Bir değil iki nota verdik Amerika’ya” diyerek... “Vatandaşımızı iade edin” diye her kapıyı çalarak...

Nedir şu anda Amerika’da yaşanan biliyor musunuz? Hani apar topar örtbas edip herşeyin inkar edildiği 17/25 olayları var ya! İşte o iddiaların üzeri apar topar Türkiye’de örtülebilir. Ama gurbet ellerde burada olduğu gibi arzu edilen kararları verecek hakim ve savcılar tabii ki kolay kolay bulunamaz!!

Kılıçdaroğlu’nun sunduğu belgelerde de, Wikileaks’ten sızanlarda da, New York’ta hortlayan 17/25 Aralık iddialarında da dört bir yandan aynı bilgiler akıyor. AKP’li siyasetçiler ve aile efratları -en azından bir kısmı- akıl almaz bir düzeyde para trafiği içine boğulmuş durumdalar! Bu ne dünya, ne de Türkiye tarihinde pek görülmüş bir olay değil. Maalesef o para kah 1 sterlinlik şirketlerin hesabına, kah ayakkabı kutularına, kah para sıfırlamak üzere alınan koca koca dairelere, kah saatlere, kah Man adası dekontlarına gidiyor-geliyor. Yani Amerika’da da, İstanbul’da, Ankara’da da yıllardır hep aynı şeyi konuşuyoruz. Bazen bir gemicik oluveriyor, filo oluveriyor, bazen yurtdışında başka birinin oğlu-kızı başka gemiler alıyor, şirketler açıyor-kapıyor! Sonra “herkes ticaret yapar, n’olacak! Ticaret yasak mı?” gibi sözler duyuyoruz.

İster siyasi, ister magazinel bir skandal, adı ne olursa olsun, fark etmez. Bir iktidarı veya kişiyi ablukaya almışken, bir anda yeni bir vaka geliyor, ve o ağır gündemi süpürüveriyor.

Dünya bu sefer Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesiyle çalkalanıyor. AKP iktidarı da, aynen CHP ve birçok başka ülke ile beraber, bu habere karşı büyük tepkiler verdi. Öte yandan da AKP iktidarı, belki birkaç haftadır kendisini bu kadar sıkıştıran ulusal ve uluslararası gündemde rahatlamış oluyor.

Gündem işte böyle değiştiriliyor.

Hani AKP hep kandırılıyor ya, işte o bitmez tükenmez seride, son kandıran yine İsrail ve ABD oldu. İsrail ile daha geçtiğimiz aylarda yoğun çiçek açmış bir bahar yaşamıştık, ABD ile ise, güya “hiç olmadığı kadar” yakındık. Ama işte ne var ki yine “kandırılmış taraf”oluyor AKP’liler.

Şimdi AKP ve Erdoğan’ın elinde bir koz var: Erdoğan artık kendisini bu Kudüs davasının doğal lideri ilan edecek ve bunu kesinlikle kendisi böyle görüp, dünyanın da bu algıyı kabul etmesini sağlamak isteyecek.Zaten Papa ve diğer herkesle görüşmek için şimdiden sıraya girdi.

Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş.

Çırak ustasını geçti, bu gün Türkiyede "Adam gibi" birlider sıkıntısı var.
 
Geri