Migren Mevsimine Dikkat

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Çağın hastalığımigren, kadın-erkek herkesi etkisi altına aldı. Özellikle mevsimgeçişlerinde çekilmez olan migren nöbetleri gelmeden önce bazı önlemler almak, bu sancılı dönemi hafif atlatmanızı sağlayabilir. Migren krizi baş göstermeden önce bedenin sıvı toplaması, ruh halinde değişiklikler, yiyeceğe özlemçekme ve yorgunluk gibi bazı uyarıcı belirtiler görülür. Bunları görsel rahatsızlıklar izler. Baş ağrısı başlamadan hemen önce, hasta, parlayıp sönen ışıklar görebilir. Baş ağrısı birkaç saat de, 2-3 gün de sürebilir. Çoğu kez hastayı karanlık bir odada uzanmaya zorlar. Dinlenme ya da uyku genellikle ağrıyı hafifletir. Hatta ağrıyı tamamen geçirebilir. Migrenin tedavisinde doğru beslenme büyük önem taşımaktadır. Bazı besinlerden uzak durulması,migren ağrısının oluşmasını önleyebilir. Dikkat edilmesi gereken besinlerin tüketimi, bir rejimle sınırlandırılabilir.

TEHLİKELİ GIDALARI BULUN

Migreni tedavi etmeye yönelik rejime 4 hafta devamedilmesi uygun olur. Eğer bu programı uygularkenmigren krizi geçirmezseniz, 3-7 günlük aralarla, size dokunduğundan kuşkulandığınız yiyecekleri birer birer yiyin ve hangi yiyeceğin krize neden olduğunu saptayın. Eğer bir yiyeceği yedikten sonramigren ağrıları baş gösterirse, 3-4 gün yeni bir yiyeceği denemeyin. Çünkü bu süre içinde trombosit anormallikleri belirgin olmayabilir. Eğer bu programı uyguladığınız halde durumunuzda bir düzelme olmazsa, daha kısıtlı bir rejimuygulamanız gerekir. Bu rejimde kişinin ancak 10-15 tür yiyeceği denemesine izin verilir. Bu rejim ancak bir doktor denetiminde uygulanmalıdır.

ÖĞÜN ATLAMAMAK GEREKİYOR

Dönüşümlü ya da ek olarak, trombosit yığılımını önleyen besin bütünleyiciler de alabilirsiniz. Bu yaklaşımın bir başka yararı da, çok sıkı bir rejimuygulamanızı gereksiz kılmasıdır. Trombositlere karşı güçlü etkileri olan besin bütünleyicilerin başında B6, C ve E vitaminleri, temel yağ asitleri (ketentohumu yağı, balık yağı ve eşekotu yağı gibi) ve zencefil gibi bazı besinmaddeleri gelir. Uygulanan rejimve bileşimindemaya bulunmayan karma vitaminler, hastanın durumunda iyileşme sağlayabilir. Doğumkontrol hapı kullanmaktan kaynaklanan ya da hapların kullanımıyla azanmigrenlerde B6 vitaminini denemenin yararı olabilir.Östrojenler, B6 vitamini gereksinimini artırır.Günde 50miligramB6 vitamini almak, trombosit yığılımını da önler. Bir öğünü atlayıp yememek demigren ataklarına yol açabilir. Bu nedenle, migren hastaları öğün atlamadan beslenmeye özen göstermelidir.

Migren hastaları çikolata, çay ve kahveyi kısıtlamalı

Migren hastalarının sigara ve alkol tüketimlerini kısıtlamaları, özellikle de kırmızı şaraptan uzak durmaları gerekiyor. Migrenliler şeker, kakao ya da çikolata gibi bileşiminde kafein bulunan yiyecekleri tüketmekten de kaçınmalı. Çay, kahve ve kolalı içecekler demigreni tetikliyor.Migren hastalarının, doğumkontrol hapı kullanımlarını kısıtlamaları ve bazı durumlarda aspartan içeren yiyeceklerden uzak durmaları da gerekiyor.
Bütün bunlara dikkat ettikleri halde iyileşemeyen migrenlilerin tüketimini kısıtlamalanı gereken başlıca yiyecekler şöyle sıralanıyor:
Çikolata, maya türevleri, maya ürünleri, karaciğer, salam, sosis, bakla, salamura ringa balığı ve peynir gibi bileşiminde tiramin bulunan yiyecekler.
Peynir, salam, sosis, tuzlama ve lahana gibi içinde histamin bulunan yiyecekler.
Portakal ve muz gibi içinde migreni azdırabilecek doğal kimyasallar bulunan yiyecekler.
İçeriğinde tartrazin (E102), benzoat (E210-219) ve monosodyum glütamat (E621) gibi katkı maddeleri bulunan yiyecekler.

Buğday.
Süt.

Migren hastalarının güven içinde tüketebilecekleri yiyecekler şöyle sıralanıyor:

Sebze çorbası
Haşlanmış yumurta
Sebze püresi
Armut
Elma
Papatya çayı
Melisa çayı
Kereviz
Kivi
 
Keşfedenler Huneke kardeşler
Tam olarak tarif edilemeyen, ama Dr. Emel Gökmen'in dediği gibi 'en belirgin özelliği baş ağrısı' olan migrene karşı bir ışık olarak gösteriliyor nöral terapi. Avrupalılar bu çözümü 1920'li yıllardan bu yana biliyor, 1960'larda migrene karşı kabul edilebilir bir çözüm olduğunu klinik deneylerle ispatlıyor ve birbiri ardına nöral terapi klinikleri kuruluyor. Bilinen en büyük nöral terapi klinikleri bugün Almanya ve İsviçre'de faaliyet gösteriyor. Bu tedavinin ağırlıklı olarak Almanya'da gelişmiş ve ispat edilmiş olmasının nedeni, nöral terapiyi keşfedenlerin Alman Huneke Kardeşler olması.
Bu keşfi nasıl yaptıklarını anlatmadan önce nöral terapinin ne olduğuna bakmak gerek.
Bu noktada sözü Dr. Emel Gökmen'e bırakıyoruz: "Vücudun çeşitli bölgelerine lokal anestezi ile uygulanan bir tedavi, nöral terapi. Tedavinin yapıldığı bölge otonom sinir sistemi.Uyurken, uyanıkken farkında olmadan çalışan, kalbimizin, midemizin istem dışı tüm hareketlerini kontrol eden sinir sisteminin adı 'Otonom Sistemi'dir. Vücudumuzu yöneten, kontrol eden, çalışmasını sağlayan da odur. Elimizin, kolumuzun hareketlerini kontrol edebiliriz, fakat otonom sinir sistemini kontrol edemeyiz. Bütün hücreler bir sinir sisteminin kontrolü altındadır ve birbirleriyle bağlantılıdır. Ve de bir insanın otonom sinir sisteminin uzunluğu dünyayı 12 kez dolaşacak uzunluktadır. Vücudumuzun herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir hasardan, bu sistem sayesinde tüm vücudun haberi olur."
Doktor, vücutta meydana gelen değişiklikleri sinir sisteminin bozulmasından anlıyor. Son noktada dokuda ya da organda meydana gelen hasar mikroskobik ortamda da görünür hale geliyor.
Migren gibi mikroskobik ortamda tespit edilemeyen hastalıkların tek teşhisi, sinir sisteminin kontrol edilmesinden geçiyor. Yöntem, cerrahi bir metot ya da ilaçlı tedavi yöntemi değil bu yüzden. Sistemi uyarıyor, sistem kendi kendine başka bir müdahaleye ihtiyaç duymadan çalışmaya başlıyor ve kendi kendini düzenliyor. Şöyle ki; omurilik civarındaki sinirler ilk önce iki adet lazer cihazıyla uyarılıyor. Sonra o bölgelere ısırgan otu ve acıbademden oluşan Prokain maddesi zerk ediliyor. Zerk edilen yer damar ama uyarılan bölge sinirler. Omurilik civarındaki sinirler aldıkları uyarıyı tüm vücuda iletiyor ve otonom sistem kendini tamir etmek üzere çalışmaya başlıyor. Ardından hasta, muayene masasına yatırılıp manyetik alan tedavisine sokuluyor. Manyetik alan tedavisine ihtiyaç duyulmasının nedenini Dr.Gökmen şu şekilde açıklıyor: 'Dünyanın, magma tabakasından kaynaklı bir manyetik alanı var. İnsanın toprağa basması gerekiyor, ama yaşadığımız çağda bu pek mümkün değil. Toprağa basamadığımız için insanın manyetik alanı bozuluyor ve bu da pek çok arızaya sebep olabiliyor. Bizim yaptığımız, manyetik alan tedavisi, sadece hastalar için değil, tüm insanlar için gerekli aslında.'
'Peki migren nedir, nasıl açıklanabilir?' diye soruyoruz: 'Migren her yaşta görülebilir. Yaşadığımız hayat, stres, üzüntü, anlık travmalar, ruhsal yaralanmalar üst üste geldiğinde aynı havayı soluyan iki kişiden biri migrene yakalanabilir. Yaşadığımız stres ne kadar yoğunsa, ne kadar çok kafamızı meşgul ediyorsa, ne kadar uyutmuyorsa, migrene yakalanma olasılığınız da o kadar artıyor. Problem, sinir sisteminin dışarıdan maruz kaldığı etkiler kaynaklı. Aslında sadece migren değil, pek çok hastalığın nedeni bu. Sinir sistemi çoğunlukla gelen yoğun baskıyı elemine ediyor ama başa çıkamadıkları, yok edemedikleri de oluyor. Sorun da bu noktada başlıyor. Nöral terapi, sinir sistemini sarsıyor, kendine getiriyor, tekrar çalışmasını sağlıyor yani.'
Isırgan otu ve acıbadem
Bu güzel haberi verdikten sonra Huneke Kardeşler'in sinirleri uyaran 'Prokain', yani ısırgan otu ve acıbadem karışımını nasıl bulduğunun hikayesi şöyle: Huneke Kardeşler, 1920'li yıllarda yoğun olarak sinir sistemiyle ilgili çalışıyorlardı. Sinir sistemini düzenleyici olarak bir damardan bir de kalçadan verilen uyarıcılar bulmuşlar. Bu uyarıcıların formülü, ısırgan ve acıbademmiş. Yanlarında çalışan hemşire, migren yüzünden sürekli kriz geçiren kız kardeşlerine kalçadan yapılması gereken formülü yanlışlıkla damardan zerk ediyor. Kız kardeşleri ertesi gün mutlu mutlu dolaşmaya başlıyor. Yaptıkları yanlışlığın ne kadar hayırlı olduğunu anlıyorlar o noktada. Çünkü omurilik civarında damara zerk edilen formül, sinir sistemini kendine getiriyor. Lazer, manyetik alan ve akapunktur yöntemleri nöral terapide tamamlayıcı etki olarak uygulanıyor şimdilerde.
Nöral terapinin uygulanabildiği hastalıklar
-Migren
-Boyun, sırt ve bel ağrıları
-Zona ağrıları
-Organların fonksiyon bozuklukları
-Sinüzit
-Alerji
-Anti-aging
-Eklem rahatsızlıkları
-Sportif yaralanmalar
Migren ağrılarını başlatan nedenler
-Diyet
-Az ya da çok uyku
-Depresyon
-Stres
-Adet dönemleri
-Ailesel sorunlar
-Kafein
-Rüzgar ve soğuk
-Çikolata
-Gürültü
Migren atağı nasıl oluyor?
1.Uyarı Dönemi
Migrenin ilk dönemi genellikle birkaç saat sürer fakat birkaç gün de sürebilir. Yorgunluk, esneme, ruh hali değişiklikleri, bazı yiyecekler için açlık ve ışık-ses-kokulara karşı artmış duyarlılık gibi uyarıcı belirtilerdir. Yaklaşık olarak migreni olan her 10 kişiden 6'sı uyarı dönemini yaşar.
2.Aura
Auralar beynin içinden kaynaklanan, baş ağrısı atağından genellikle 20 dakika ile 1 saat öncesinde oluşan belirtilerdir. Migreni olan her 10 kişiden ortalama 2'si aura belirtilerini yaşar. Bunlar genellikle görme ile ilgili, çakan ışıklar, zig-zag çizgiler veya görmenin grileşmesi gibi problemlerdir. Aynı zamanda işitme veya konuşma problemleri, zihin bulanıklığı ve vücudun bazı bölümlerinde veya yüzde karıncalanma hissi olabilir. Aura, baş ağrısı başlamadan önce kaybolur.
3.Baş Ağrısı Dönemi
Migren atağının en kötü dönemidir. Genellikle başın bir tarafındadır. Ağrı her atakta başın bir tarafından diğer tarafına geçebilir veya başın her iki tarafında olabilir. Ağrı genellikle yürüme veya merdiven çıkma gibi fiziksel aktivitelerle şiddetlenir. Ancak migren 'yalnızca bir baş ağrısı' değildir. İnsanların çoğu aynı zamanda bulantı hisseder, bazısı da kusar. Migrendeki baş ağrısına eşlik eden ve sık görülen diğer belirtiler arasında ışığa, sese ve kokulara aşırı duyarlılık da yer alır. Migrenli insanların çoğu, atakları sırasında karanlık ve sessiz bir oda ararlar. Eğer hiç tedavi edilmezse, migren tipik olarak 4 saat ile 3 gün arasında sürer, ancak süre ortalama 1 gündür.
4.Ağrının Geçme dönemi
Baş ağrısı durduktan ya da geçtikten sonra, migrenli insanlarda yeniden normal hissedene dek uzun süre başka belirtiler görülür. Migren atakları genellikle ayda 1 veya 2 kez olur, ancak daha sık olabilir. Atakların şiddeti değişiktir ve olacağı önceden kestirilemeyebilir. Sıklıkla, migreni olan kişi için iki atak birbirinin aynısı değildir.
 
Doktorlar kalbe ilaç ararken migrene çare buldu. İşte migreni dindiren buluş !

Kalp tedavisi için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden İngiliz doktorun araştırmaları sonuç verdi. Kanda pıhtılaşmaya karşı kullanılan ilacın migren ağrılarını da dindirdiği belirlendi.

Londra’daki Guy’s Hospital London’ın kardiyoloji danışmanı olan Dr. John Chambers, kan pıhtılaşmasına karşı kullanılan "Clopidogrel" adlı ilacı, beş migren hastası üzerinde denedi. Bazı deneklerde "olağanüstü başarılı" sonuçlar veren ilaç, 280 migren hastası üzerinde daha denenecek. İngiliz doktorun ilk deneylerde aldığı sonuçlar, önümüzdeki yıl yapılacak araştırmalarda da doğrulanırsa, migrene kesin çare bulunmuş olacak.

MİGRENİN KAYNAĞI

Dr. Chambers, daha önce denenmeyen bu ilacı kullanmadan önce, migrenin kalpte oluşan küçük kan pıhtılarının beyne ulaşmasıyla oluşabileceğini öne sürdü. Bu hipoteze göre, beyne giden kan pıhtıları, kan akışını engelliyor ve migren nöbetine neden oluyor. Baş ağrısı, zonklama, mide bulantısı ve ışığa karşı hassaslık gibi belirtileri olan migren nöbeti, yaklaşık her 10 insandan birini etkiliyor. Bu tür nöbetler bazen üç gün sürebiliyor ve her yıl ortalama 13 nöbet geçiren hastalar, tüm enerjilerini günlerce kaybediyorlar. Hormonal değişiklikler nedeniyle özellikle kadınlarda daha çok görülen hastalık, hareket edilmesi halinde ağrıyı daha da artırıyor.
 
Geri