Mezardan Öteye Kadar Giden Dostluklar

Konu sahibi son olarak 2624 gün önce görüldü

Mezardan Öteye Kadar Giden Dostluklar

Derin düsünceler içinde bogulurken niçin böyle düsündügünü sordu kendi kendine. Tabi ki bir cevap alamadi.

Çünkü o anda aklina mantikli bir cevap gelmiyordu. Simdi ölsem ne olur acaba diye düsündü. Olacaklari zihninde canlandirmak için gözlerini kapadi.

Öncelikle bir sonraki gün evine gelenler onu ölü bulacaklardi. Daha sonra yaklasik olarak iki gün sürecek cenaze isleri. Sonra bir kefen ve bir tabut. Cenaze namazinda yüzleri tanimadigi on onbes kisi. Sahte onaylamalar.

Sahte dostluklar. Hersey o gün ortaya çikardi.

Ama o zamanda o burada olmayacakti. Daha sonra defnedilecegi yere geldiginde onu topragin altina atacaklar ve kimse ardina bakmadan oradan kaçacak.

Çünkü ölüm onlari korkutacakti. Niçin kimse onunla gelmiyordu.

Bütün dostluklar oraya kadar miydi?

Bir siniri mi vardi hepsinin? Hani nerde o nerde ve ne zaman olursak dostuz sözleri?

Hepsi sahteymis meger. Iste bunun için simdiye kadar genellikle yalniz olurdu.

Yani o ondan sonrada kendine eslik edecek bir dost ariyordu. Zordu bulmak ama umutluydu o.

Umut fakirin ekmegi diye bir söz vardi galiba güzel türkçemizde. Onu hatirladi. Ve daha bir saglam sarildi ekmegine.

Birgün yine deniz kiyisinda oturmus seyrediyordu mavi gökleri ve yesil denizi.

Aslinda pek yesil sayilmazdi. Insanlar oralara da el attiktan sonra ama bütün sairler denizin yesil oldugundan bahsederlerdi.

Yoksa oda görmemisti yesil denizi. Yalnizca dedeleri veya ninelerinden duyarlardi.

Dedesinin bak torunum birgün... diye baslayan hikayelerini zevkle dinler onlara hayran kalirdi. Neyse bunlari bir kenara birakalim.

Evet seyrediyordu denizi. Hergün gelirdi buraya.

Hiç aksatmazdi dogayla ve havayla olan randevularini. Onlar onun tek arkadasiydi çünkü. Oturmus bunlari düsünürken digerini gördü baska bir ucunda parkin. Çok garip.

Çünkü buraya tami tamina bes yildir geliyordu ve simdiye kadar hep yalnizdi.

Daha önce kimseyi o civarda görmemisti.

Aslinda bir yandan da seviniyordu. Birisi daha var. Benle ayni havayi soluyan birisi.

Digerinin yanina gitmek için niyetlendi ama ne konusacagini bilmedigi için vazgeçti. Ve evine gitti.

Ertesi gün o yine ordaydi. Ve digeri de. Bu sefer ayaga kalkti. Digerine dogru yürümeye basladi. O yürüdükçe yol uzaklasiyordu sanki.

Digerine ulasamiyordu. En sonunda geldi yanina. Bankin diger ucunda oturdu.

Ve aniden konusmaya basladilar. Her konudan konustular. Konustukça rahatladigini hissetti o. Zaman ilerliyordu.

Zamani durdurmaya kimsenin gücü yetmezdi.

Onunki de yetmedi. Ve en sonunda pes edip saatin geç oldugunu söyleyerek uzaklasti digerinden.

Hiç yüzüne bakmadi. Sanki yüzüne bakinca büyü bozulacakmis gibi geliyordu ona. Bakmadi. Döndü ve bir daha bakmadi.

Yataginda uykusuzluktan kivranirken farketti merak denilen duygunun ne kötü bir illet oldugunu. Digerini merak ediyordu. Ama elindende birsey gelmiyordu. Saniyeler asir gibi geliyor.

Daha dün konusurken geçmemesi için dua ettigi zamanin akip gitmesini istiyordu. Ama olmuyordu.

O isteyince olsaydi keske. Pencereyi açti. Disarda yagmur vardi. Üstüne biseyler alip disari çikti.

Gezmeye basladi. Yagmur durdu. Vücudundaki demir eksikliginden dolayi yagmurdan sonra topragin o insana rahatlik veren ama bir o kadarda zararli kokusunu içine çekti. Ve evine gitti. Yine yatamadi.

Sabah gözlerini açtiginda sanki biraz uyumus gibi hissetti. Ama saate baktiginda saniyenin bile yer degistirmedigini hayretle gördü.

Aksami zor etti. Çünkü bir an önce oraya gitmek istiyordu. Aksam oldu. Gitti. Oturdu.

Beklemeye basladi. Digeri geldi. Bu sefer digeri onun yanina oturdu. Hala yüzüne bakmiyordu. Yine bol bol konustular.

Herseyden. Acaba aradigim dost bu mu diye düsündü. Hani su yazinin basinda anlatmistim ya. Daha sonralari çok pisman olacagi birsey yapti. Ve digerinin yüzüne bakmaya yeltendi.

Tam görecekken digeri kayboldu. Oda hemen basini egdi. Ama gidenler bir daha gelir mi?

Gelmez. Gelmedi de. Digeri gelmedi. Her aksam gitti oraya ama digerini göremedi. Çok üzüldü.

Çok agladi ne yaptim diye. Büyünün bozulacagini biliyordu ama yinede yapti.

Bakmaya yeltendi. Ve böyle oldu iste.

Pismandi. Çok pisman. Öyle ki artik tamamen duygusuz biri haline gelmisti. Sabah aksam o bankta, yani ilk oturduklari bank oluyor, oturdu. Ölü gibiydi. Gözleri fersizdi. Ama hala mavi gökyüzüne ve yesil denize bakiyordu.

Adeta onlarla bir oluyordu gözleri. Gözleri herseyi anlatmaya yetiyordu. Zarzor eve gitti.

Aklina birsey gelmisti. Eline bir sise asit aldi. Asit. Yakici. Yakici bir madde. Onunla ne yapicakti diye sormayin. Çünkü oda anlik oldugu için cevaplayamazdi. Bende. Evet anlik oldu. Kafasina diktigi gibi bitirdi asidi.

Daha sonra düstü masasindan. Filmlerdeki gibi düstü. Yavas yavas. O anin tadini çikararak.

Zaten insan hayatinda bir kere intihar edebilirdi. Oda tadini çikariyordu. Yüzü yere ulastiginda. O çoktan gözlerini kapamisti.

Ertesi gün. Cesedini masanin basinda buldular.

Vücudunda yer yer yaniklar vardi. Ve birde asit sisesi. Bos bir sise. Anladilar. Daha sonra tanimadigi bes on kisi namazini kildi.

Ve dogru topraga. Onu yine yalniz biraktilar.

Oradakiler gittiginde ve ortaliktan el ayak çekildiginde biri geldi oraya. Bu digeriydi.

Evet digerinin ta kendisi. Kendini suçlu hissetmiyordu. Çünkü olmasi gereken oydu sanki. Onunla birlikte ölemezdi ama ölene kadar onun basinda bekleyebilirdi. Bekledi... Bekledi... Bekledi...

 
Geri