Mihri
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Nisan 17, 2023
-
- Mesajlar
- 6,153
-
- Tepkime puanı
- 6,475
-
- Puanları
- 234
-
- Yaş
- 38
-
- Konum
- Cat Sosyete
Hiç ağaçları ve bitkileri düşündün mü, bilmem? Bizim onlardan anladığımız biraz çiçek biraz da meyve. Oysa çiçeği de meyvesi de onların seks işçiliğinden ötesi değil. Hâlbuki onlara pek de seksapel gelmiyor olsak gerek. Mevsim değişip de bizler üzerimize kalın giyecekler giymeye başladığımızda, onlarsa yapraklarını döküp soyunmaya başlıyorlar...
Bizler ölünce toprağa gireceğimizi bildiğimiz hâlde gözümüz yine de yükseklerde, semada. Ölümlülüğü yerin dibine, ölümsüzlüğü ise göğe atfediyoruz içten içe. Ağaçların hiç öyle kaygıları yok. Yerin altında ya da üstünde farklı anlamlar aramıyorlar. Her ikisiyle de iyi geçiniyorlar. Elif Şafak'ın bir akasya ağacını dillendirdiğinde yerin katman katman hâlini bir gökkuşağına çevirdiği metinler çok daha fazlasını anlatabiliyor.
Benim bu yazıda asıl anlatacağım toprağa kök salanlar üzerine değil. Saksıda yetişenler üzerine. Öyle ki, saksıda yetişen bitki gibi titredim onun üzerine. Işığını beğenmedi, yerine alışamadı, florası dar geldi. O yüzden tıpkı saksıda bir bitkiyle konuşur gibi itinayla konuşup durdum onunla. İlgiyle ve sevgiyle. Eninde sonunda vereceği meyvenin tadına özendirmeye çabaladım. İster istemez yakınlaştım. Gönlümün kaydığının farkına varmadım.
Sıkıldı, bunaldı, alışmakta zorlandı. Oysa zor koşullarda da olsa çiçek açmayı başarmıştı. Yine de küstü ve yıldı. İşi bırakıp gitmeye karar kıldı. İçinde bulunduğu habitatı, kafasında bitirdi. Ne söylenebilir, hiçbir şey. Ne doğru zaman, ne doğru koşullar, ne de uygun bir dil yok.
Nitekim, Beatrice'i gökte ararken Virgilius ile yerin dibindeyiz şu an. Hikâye her ne olursa olsun, eninde sonunda Gılgamış gibi yerin dibine girmek durumundayız. Oysa ağaç bunu bilir, bitki bunu bilir. Biz salağız, bilmiyoruz.
*
Bizler ölünce toprağa gireceğimizi bildiğimiz hâlde gözümüz yine de yükseklerde, semada. Ölümlülüğü yerin dibine, ölümsüzlüğü ise göğe atfediyoruz içten içe. Ağaçların hiç öyle kaygıları yok. Yerin altında ya da üstünde farklı anlamlar aramıyorlar. Her ikisiyle de iyi geçiniyorlar. Elif Şafak'ın bir akasya ağacını dillendirdiğinde yerin katman katman hâlini bir gökkuşağına çevirdiği metinler çok daha fazlasını anlatabiliyor.
Benim bu yazıda asıl anlatacağım toprağa kök salanlar üzerine değil. Saksıda yetişenler üzerine. Öyle ki, saksıda yetişen bitki gibi titredim onun üzerine. Işığını beğenmedi, yerine alışamadı, florası dar geldi. O yüzden tıpkı saksıda bir bitkiyle konuşur gibi itinayla konuşup durdum onunla. İlgiyle ve sevgiyle. Eninde sonunda vereceği meyvenin tadına özendirmeye çabaladım. İster istemez yakınlaştım. Gönlümün kaydığının farkına varmadım.
Sıkıldı, bunaldı, alışmakta zorlandı. Oysa zor koşullarda da olsa çiçek açmayı başarmıştı. Yine de küstü ve yıldı. İşi bırakıp gitmeye karar kıldı. İçinde bulunduğu habitatı, kafasında bitirdi. Ne söylenebilir, hiçbir şey. Ne doğru zaman, ne doğru koşullar, ne de uygun bir dil yok.
Nitekim, Beatrice'i gökte ararken Virgilius ile yerin dibindeyiz şu an. Hikâye her ne olursa olsun, eninde sonunda Gılgamış gibi yerin dibine girmek durumundayız. Oysa ağaç bunu bilir, bitki bunu bilir. Biz salağız, bilmiyoruz.
*
Son düzenleme: