Mevlana’nın Şems’e yazdığı ilginç mektuplar.

🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
birinci mektup

seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? sıcaktan düşüp bayılan mı? hayır, onun aşkı zayıftır. güneşe yolculuk yapan mı? o da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı. aşk mabedim, efendim, söyler misin, nedir bu çektiğim acıların manası? bu ayrılığın esrarengizliği, yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse, yeterince erimedim mi ateş toplarında? öyle yandım ki; sen yandıkça, ben yanayım! sen dondukça, ben de donayım!

yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini. özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda içime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli. göklere seninle buruç edecektim halbuki. saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden, serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi. selâlar benim için okunuyor artık. her seher vakti gözyaşım seccademde buğulanıyor, ama ne sesin geliyor uzaklardan, ne de nefesin.


ezanlar okunur günbegün ve içli içli, ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı. alnımda sanki dağıstanlı atlılar ve ellerim titriyor zaman zaman bu divaneliğin ağır tütsüsüne. ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe. unutma, şaheserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum, ama sen halâ bana dönmüyorsun! muradım; rabbü’l alemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin.

düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz. şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana, keşke yanımda olsaydın. kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam. yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin. beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin. zümrüd-ü anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar turnalar gibi kanat vurarak, yine revan olurum yollarına!

gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan, sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı, nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma. ve gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum. alnımda boncuk boncuk soğuk terler, sesinden gayri her ne var ise şu alemde, kulağım işitmez oldu artık. göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye, artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek!

bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız, kanım donuyor, sıcağın yok ki yanımda! o ayrılıktan kahroluyorum ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! biliyorsun, hünkârım sensin, sevgilim ve mabedim (sensin). muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin!

kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. şu dar göğsümün kazasından çıkmaya çalışıyorum. sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. bir kelâm söyle ne olur! her hecenin tınısında duymak istiyorum. rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım.

çöldeyim, susuzum,
kuyularda yusuf’um,

sözlerin bana züleyhâ,
ateşlerde ibrahim’im,

gözlerin bana derya,
sancılar içinde meryem’im,

bakışın bana isa,
yaralar içinde eyyub’um,

hasretin bana şifa,
ölüler içinde bir ölüyüm,

ellerin bana musalla..

ey kalbimizde olan nur gel, didinmelerimin ve arzumun sonu gel, hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun, hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. ey aşk, ey maşuk, engelleri aş ve inadı bırak da gel. ey hüdhüdlerin sahibi olan süleyman, lütfedip de bizi aramak üzere gel. ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat ediyorlar, miadını doldur da gel. ayıplarını ört, iyilikleri saç, cömert olanların adeti de böyledir gel. farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘biya’mı? ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. geleceğin zaman muradımız ne de açılır. gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. ey arabın kürşadı! ey iran’ın kubad’ı! kalbimi hatıranla fethedersin gel. içim sana gel deyicidir. ey varlığından olacak olan varlık, gel.

gittin ya, kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende, sessizlik bende. gittin, heyhat, pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde. her yalnız aşık değildir, ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. ateşinden değil, ateşsizliğinden yanmışım. ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. dinsin artık kıyametin gürültüsü!
 
Hikaye tam Netflix dizisi olmalık. Siyahi bir eşcinsel, ona aşık yarı ruhani bir birey ve onun Beyblade ordusu. Bu kesitten bile 2 sezon dizi çıkar.
 
Tasavvuf tarikatlarda bunlar normal
Tevhid dinin de böyle saçmalıklar olmaz
Dinin emri,
Akıl ve bilimdir.
Tasavvufçuların söylediklerini din zannetmeyiniz
Boşuna da dininizden çıkayın
Yabani anladın mı?
 
Tasavvuf tarikatlarda bunlar normal
Tevhid dinin de böyle saçmalıklar olmaz
Dinin emri,
Akıl ve bilimdir.
Tasavvufçuların söylediklerini din zannetmeyiniz
Boşuna da dininizden çıkayın
Yabani anladın mı?
Bu yüzden dinden soğumadım başka nedenler var onlar daha vahim
 
ikinci mektup

ey dünyanın zarifi! selam senin üzerine olsun. benim hastalığım ve sağlığım senin elindedir. kulun derdinin dermanı nedir, söyle. bu, eğer alırsam senin dudaklarından aldığım öpücüktür. eğer vücudumla senin hizmetine ulaşmazsam ruhum ve kalbim senin yanındadır. madem ki sözsüz hitap oluşmuyor, o halde dünya niçin “buyur”la doldu?

ah ah! gönlüm çilem, aşkım, kederim, acım, gönlüm! sustukça hoş geçimlim, dile geldikçe parlayan alevim. kopup saçılan gerdanlığında soylu nedimelerini savrulan incileri yere inen hüzünlerim. aramadan bulduğum yola koyulmuş göçüm. bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. dışında olamadığım, içinden çıkamadığım. gecelerin hakimi, gözyaşlarımın pınarı efendim. tozunu yıkamaya erişemediğim, pasını silemediğim. karanlığım, güneş’im. gönlüm, aziz dostum! nerelerdesin, ya dön artık yurduna, ya da iki satır yaz bize. kim gücendirdi senin o nazende yüreğini, hangi kem söz, hangi sinsi nazar seni benden kopardı ey şems. varım yoğum sensin. sen de yoksan, ben bir hiç'im bilmez misin? kavline mestan olan mevlâna’ya ayrılığı hediye etme, etme şems.

duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme!
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme!

sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı,
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme!

çalma bizi bizden, gitme o ellere doğru,
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme!

ey ay, felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için,
bizi öyle harab, öyle alt üst ediyorsun, etme!

ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme!

sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan,
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme!

bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan,
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme!

aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme!

ey cennetin, cehennemin elinde olduğu kişi,
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme!

şekerliğinin içinde zehir, zarar vermez bize,
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme!

bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle,
huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme!

harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,
ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, etme!

isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil,
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme!

senden önce kitaplarda arıyordum derinliği. kitaplardan utanıyorum. sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku.






karanlıklardayım ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor: bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı. karanlıklardayım, zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. yıldızım benim ve uzaklardasınız.

ey şems, sen kalbi bir gözyaşı kadar temiz ve bir çocuk bakışı kadar aydınlık bir insansın. çöldeki çakallar su içmiş. kaynağa ne?

seninle öyle doluyum ki, kafatasım çatlayacaktı. damarlarımda akan kan, sendin. göğüs boşluğumdaki kalp senin kalbindi. damarlarım çatlayacak, göğsüm yarılacaktı. seni teneffüs ediyordum, hicran kanatları beni gökten yere indirdi. oysa seninle kanat çırpıyorduk.

sensiz her geceyi hummalı yaşadım, belki humma daha güzeldi. ne beklisi? ama uzviyet ne kadar dayanabilir ki bu gerginliğe? aşka teşekkür borçluyum. ben o hummanın içinde erimek istiyorum. o alevin içinde yanmak, kül olmak biricik muradım. kül olmak, ışık olmak, efsane olmak.

ben senim, sen de bensin. aynı kokuları, aynı heyecanları, aynı acıları yaşıyoruz. cennete araf’tan girilir. mecdelli meryem, isa’nın yaralı ayaklarını gözyaşlarıyla yıkadı ve saçlarıyla kuruladı. gelsen de yılların yorgunluğuna düçar, yolların dikenlerine bizar ayaklarını yıkayan olsam ey sertaçım.

ey şems’im! senin hasretin yanında selahaddin zerubumun gözyaşları, içimdeki ateşi bir nebze dahi söndüremiyor. illa sen. ancak sen. ah bir gelsen.

meccanen bir deli gibi yollara düşsem, yalvarsam, ağlasam, çatlasam göklerin sidresine namzet. sanemler devşirsem şahikalardan, sırf senin için uçurumlar yutsam, fasıl fasıl anlatsam yürek sancımı ve ağlasam. çatlarcasına ağlasam. gururum halvethane olmuş desem, hece yok desem. yollarında üryan olan gözlerimde çiseler umut umut dökülüyor desem. yine de gelmez misin şems’im!

bu sergüzeştin neresindeyim, bilemiyorum. kah kalkıyor, kah düşüyorum. ölü şiirlerle yatıyor ve üşüyorum. bilmiyorum acep var mıdır bu kör uykunun dibi.

ey şems, hangi söz gücendirdi nazende gönlünü. hangi kem göz incitti gece karası bakışlarını da ansızın çekip gittin bilinmez diyarlara. sen gittin ya bilmez misin bu dostun deli divane dolaşmakta. gel ey şems. sina’da bayılan musa aşkına, kudüs’te kan ağlayan isa hatrına, medine’de “ümmetim ümmetim” diye feryat eden muhammed muhtar nuru için gel şems. konya artık aşk kokmuyor şems. senin mevlânan
 
Böyle bir şiiri hangi kıza yazsam aşık olurdu bana teyww Gonyalım..
 
Sen ne kadar utanmaz bir insansin.

Defaatle uyardim seni, ne laftan ne sozden anliyorsun.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri