Mehmet Kaplan

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Mehmet Kaplan


"Mehmet Kaplan'ın 'Şiir Tahlilleri' adlı kitabının bir felaket olma nedeni, Kaplan'ın arketipal eleştiri okulunu tamamen yanlış kullanıyor olmasından kaynaklanmaktadır; arketipal eleştiri okulundan değil." (Güven Turan)

Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın yeni bir kitabı çıktı: "Cumhuriyet Devri Türk Şiiri". Cumhuriyetin 50. yıldönümü kutlama programı içinde Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı'nca yayımlanmış. Yazarın daha önce "Şiir Tahlilleri II" adıyla çıkardığı kitabın genişletilmiş ikinci basımı.

Ülkü Tamer'e ayırdığı bölümde, insanı şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüren çözümlemeler yaparken, Mehmet Kaplan'ın durup "Acaba ilmi araştırmanın dışına mı çıkmış oluyorum?" diye kaygılandığını görmesem bu kitaptan söz etmezdim. Çünkü benim yazılarım Mehmet Kaplan'ın düştüğü yanılgıları göremeyecek kimselere ulaşmıyor. Politik inançları bilim adamlığını ezmiş görünen yazara ise eleştirinin ne yararı olur! Ama araya böyle bir kaygı girince iş değişiyor.

"Cumhuriyet Devri Türk Şiiri" iyi araştırmamış olmaktan doğan yanlışlara dayalı atak, bilimsellikten uzak yorumlarla dolu bir kitap. Çağdaş edebiyatımızı günü gününe izlemediği anlaşılan yazar, sonradan dönüp bakmak isteyince, yararlanılabilecek fazla bir eleştirel yayın bulamadığı için, bağışlanmaz yanılgılara düşmüş. Çok yüzeyden bilgilere dayanarak yaptığı ruhbilimsel çözümlemeler ise insanı düşündürmekten çok, gülümsetiyor. En kötüsü de, Mehmet Kaplan'ı iyice sarmış görünen, kitabı baştan sona ören yarı aydın politikacılığı.

Gelelim Ülkü Tamer'in "Düello" şiirinin çözümlenmesine. Şiir şöyle:

yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten
seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim
ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte
yerin yassı taşları tabanımın altında
alnımla birleşmekte güneşin raylarından
hışırtıyla geçen kartalların sesleri
unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar

bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım

ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de
seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim
ölürsem güzel bir ölü olurum
saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler
kar, örtmeye kalkışır gök kuşağını
ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
ben gülümserken resmimi çeker


Şimdi de Mehmet Kaplan'ı okuyalım:

"Düello şiirini 'Varlık' dergisinin Ağustos 1969 tarihli sayısından aldım. Şiir, bu tarihlerde bütün dünya gibi Türkiye'yi de saran anarşist gençlerin psikolojisini aydınlatmak bakımından incelenmeye değer.

Burada 'nişancılığı bilmeyen, tabanca kullanmayan' toy bir delikanlının, yenilse bile kendisini ölümün kucağına atma arzusu safiyane bir şekilde ifade olunuyor.

Dünyaya ve Türkiye'ye dehşet saçan anarşik hareketlerin arkasında uluslararası Komünist teşkilatının parmağı olduğu, yakalanan gençlerin açık beyanlarıyla anlaşılmıştır. Fakat sadece ideoloji ve örgüt bu hadiselerin gerçek sebeplerini açıklamaz."

Mehmet Kaplan bu girişten sonra bir sayfa kadar süren açıklamalarla "anarşizmin asıl sebebi psikolojiktir" görüşünü savunuyor. Ülkü Tamer'i niçin kitabına aldığını da belirterek şiirin çözümlenmesine geçiyor:

"1960-1970 yılları arasında Türk edebiyatında gençleri ihtilal ve anarşiye teşvik eden pek çok şiir yazılmıştır. Bunlarda Marksist temler önemli bir yer tutar. Politik-sosyal baskı dolayısıyla Marksistler fikirlerini gerçeküstücülük akımı ile gizlerler. Aralarında herkesin anlamadığı bir kuşdili yaratırlar. Çok orijinal olma iddialarına rağmen, muhteva, şekil ve üslup bakımından hemen hepsi birbirine benzeyen bu şiir ve şairleri bu kitaba almadım.

Ülkü Tamer'in şiiri anarşist psikolojisini safiyane bir şekilde ortaya koyduğu için incelenmeye değer. Şiirin ilk mısraları çarpışmanın sosyal sebeplerle değil, psikolojik sebeplerle yapıldığını açıkça ifade eder:

yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten
seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim


Çarpışmaktan gaye 'galebe çalmak' değil, 'kişiliğini pekiştirmek'tir.

seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim
ölürsem güzel bir ölü olurum


mısraları bu kavgada 'kişiliğini pekiştirme'nin yanısıra kahraman veya 'martyr' olma arzusunun da rol oynadığını gösteriyor.

ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
ben gülümserken resmimi çeker


mısraları, kahraman olma arzusunun başka bir yönünü gösterir: Herkes tarafından tanınma ve değerlendirilme.

Bu psikolojik unsurların hemen hepsini eski destanlarda da bulmak mümkündür.

'Yoksul böcekler'den kasıt işçiler olsa gerektir. Şair, resminin bu gazetelerde çıkmasını istiyor.

Şiirde kavgacıyı güzelleştirmek, ona daha efsanevi bir çehre vermek için, tabiat unsurlarından da faydalanılmıştır."

Mehmet Kaplan bu "faydalanma"nın nasıl yapıldığını anlatarak çözümlemesini şöyle bitiriyor:

"Sanat ve edebiyatın ideolojik ve anarşik hareketlerdeki rolü, ölümü güzel göstermiştir. Yukarıki şiirde bu güzelleştirme açıkça gözüküyor."

Amacım Mehmet Kaplan'la görüşleri, yargıları üzerine bir tartışmaya girmek değil. Yalnızca bilgi yanlışlarına, uygulanan ters yönteme değineceğim:

1. "Düello" şiiri "Varlık" dergisinin Ağustos 1969 tarihli sayısına seçilerek alınmıştır. Bu şiir, ilk olarak Mart 1967'de, yani devrimci gençler birbiri ardına öldürülmeye çeşitli amaçlarla silahlı eylemlere itilmeye başlanmadan önce, "Yeni Dergi"de çıkmıştı.

2. Ülkü Tamer Marxçı ya da anarşist olmak bir yana, toplum sorunlarına ilgi duyan şairler arasında bile anılmaz. İleri görüşlü, sol eğilimli; ama politikadan hoşlanmayan bir sanatçıdır.

3. 1960-1970 yılları arasında Türkiye'de gerçeküstücü bir şiir akımı görülmemiş, 1960 öncesinin Kapalı Şiir akımı, gittikçe gücünü yitirerek bu yıllara da uzanmıştır. Bu akımın gerçeküstücülükle bir ilgisi olmadığı gibi, Marxçılıkla da bir ilgisi yoktur.

4. Ülkü Tamer İkinci Yeni şiir akımı içinde adını duyurmuş bir şairdir. İmge şiiri yazar. Sembolist değildir. İmgelerinin ardında başka anlamlar aramak gerekmez. "Bir anda saçlara yuva kuran kirpiler, yoksul böceklerin resim çeken gazetecisi" güzel imgelerdir yalnızca.

5. Şiirin ilk dizelerinin "çarpışmanın sosyal sebeplerle değil, psikolojik sebeplerle yapıldığını açıkça ifade ettiği" doğrudur. Çünkü şiir bir düelloyu anlatıyor, bir düello çevresinde imgeler kuruyor. Anarşik çarpışmalarla ilgili bir yoruma ipucu olacak tek sözcük yok içinde. Mehmet Kaplan, anlaşılmaz bir yöntemle, önce şiirin bütününe bir yakıştırma yapıp sonra çözümlemeye geçmiş.

6. Diyelim Ülkü Tamer hiçbir ipucu vermeden, "kendini göz göre göre harcayan devrimciler" için bir şiir yazdı, diyelim yapılan yakıştırma doğrudur; o zaman bu şiir gerçeküstücülük altına gizlenmiş Marxçı düşünceler diye nitelenebilir mi? Kesinlikle hayır. Marxçılığın kaçınılmaz gördüğü "çarpışma" böyle, "seninle çarpışmak kişiliğimi geliştirir benim" ya da "ölürsem güzel bir ölü olurum" diye yürütülecek bir çarpışma değildir. Marxçılık stratejiye, taktiğe çok önem verir, hiçbir durumda "yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten" diye kavgaya girişmez. Yapılan yakıştırmanın, Ülkü Tamer'i, tam tersine Marxçılıktan ne kadar uzaklara düşürdüğünü anlamak için Lenin'in şu sözlerini okumak yeter:

"Savaşın düşman için elverişli olduğu açıkken, savaşın bizim için elverişsiz olduğu besbelliyken, savaşı kabul etmek bir cinayettir."

Mehmet Kaplan görüşlerinin doğruluğunu pekiştirmek amacıyla şairin "Yazın Bittiği" adlı şiirini de çözümlemiş. Okuyalım:

"Ülkü Tamer'in yazdığı diğer şiirlerde de savaş, ölüm ve kahramanlık havası vardır. Aşağıki şiiri de şair konuyu ferdi bir kahramanlık özlemi olarak değil de, savaşarak ölenleri yüceltmek için söylüyor:

yazın bittiği her yerde söylenir
böyle kırmızı kalkan görülmemiştir
ölüleri örten yapraklardan başka
çünkü sahiden yaz bitmiştir
göle bakmaktan usanır insan
koru tutmaktan, yol gözlemekten
çadırlar toplanır, yaralar sarılır
durgun bir yolculuk, uzun bir şapka
artık yaprakları beklemektedir

aşk mıdır kış gelince başlayan

beyaz bir kılıçla yürüyen aşka
bırakmaz olur kuşlarını ülkeler
yazın her yerde bittiği söylenir
yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra
kardan mezarları görülür ıssızlığın
ölü öpüşlerin koyuluğuyla
aşk kalmıştır otlarda yılı götüren
cesur savaşçıları taşıyan kışa

her yerde yazın bittiği söylenir

çürür çiçeklere yapışan kanlar
belki uzaktan iki atlı yaklaşır
belki yakından iki yaprak kalkar
akşamın örtüsü derelerde yıkanır
gökyüzünü görünce gecenin devi
çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar
cüceler bunu bilir, gürgenler bilir
aşkın uyumadığı her yerde söylenir


Şiirin bütününe ölülerin yarattığı hüzünlü havaya uygun bir sonbahar havası hakimdir. Her parçada tekrarlanan:

yazın bittiği her yerde söylenir

mısraı, şiire hem bir musiki temin eder hem de psikolojik havayı yaratır.

Zaman olarak sonbaharın seçilmiş olması ölüm temine uygundur. Tabiat adeta savaşçıların ölümüne iştirak eder:

böyle kırmızı kalkan görülmemiştir
ölüleri örten yapraklardan başka


Burada sonbahar yapraklarını 'kırmızı kalkan'a benzetmesi, şairin her şeye savaş fikri arkasından baktığını gösterir.

Şiirde savaşçıların savaştığı ve öldüğü dekor, çağrışım uyandıran bazı kelimelerle anlatılmıştır. Fakat manzarayı meydana getiren unsurlar insanla ilgili olarak tasvir edilmiştir. Birisi savaşçıları bekler. 'Koru tutmaktan, yol beklemekten usanır'. Çadırlar toplandıktan sonra yola çıkılır. Kış başlamıştır:

kardan mezarları görülür ıssızlığın

aşk kalmıştır otlarda yılı götüren
cesur savaşçıları taşıyan kışa

çürür çiçeklere yapışan kanlar


Bu şiirde de savaşı, savaşçıları, ölümü, tabiat unsurlarını kullanarak 'yüceltme ve güzelleştirme' fikrinin ön planda geldiği açıkça gözükmektedir. Şiire hakim olan yalnızlık havası, burada bahis konusu savaşın bir 'cephe savaşı' değil, bir 'gerilla savaşı' olduğunu hissettiriyor.

Şiirin son mısralarında geçen 'dev' ve 'cüce' kelimeleri arasındaki kontrastla bu kelimelerin kullanılış tarzı dikkati çekicidir.

'Gecenin devi gökyüzünü görünce' şapkasını çıkarır, 'şapkasından yıldızlar dökülür'. Burada bir fikri gizlemek için sembolik bir ifadeye başvurulmuştur. Öyle sanıyorum ki, burada bahis konusu olan 'gecenin devi' kelimesi ile kastolunan Dev-Genç'tir. Cüceler ise onları küçümseyen insanlardır.

Yaz bitmiş, kış gelmiştir ama 'cesur savaşçılar'ın savaşı sona ermemiştir. Onlar savaşlarını -aşklarını- 'beyaz bir kılıç'la kışın da sürdürürler. Herkes bilir ki, bu savaş ölen ve mahkum edilenlerle bitmemiştir:

aşkın uyumadığı her yerde söylenir

Burada 'aşk'ın mecazi manada, savaşçıları savaşa ve ölüme sürükleyen, içlerine yerleşerek bir ihtiras haline gelmiş ideolojik inançları ifade ettiğini belirtmeye lüzum yoktur sanırım."

Mehmet Kaplan'a, çözümlemeciliğin doruğuna ulaştığı bu noktada, şu bilgiyi versem, ne düşünür acaba:

"Yazın Bittiği" şiiri 1960 yılından önce yazılmış, şairin Ekim 1960'ta yayımlanmış olan "Gök Onları Yanıltmaz" adlı kitabında yer almıştır.

Evet, 1960! Hangi "gerilla savaşı!" Ne Dev-Genç'i! Falcı mı Ülkü Tamer, geleceği mi okumuş, 1960 yılında?

Mehmet Kaplan yeni Türk şiiri karşısında yalnız bilgisiz değil, sorumsuz da. İnsan ele aldığı şairin önce bir kitaplarını karıştırır, neyi ne zaman yazmış ona bakar; varsa yazılarını, konuşmalarını okur. Ülkü Tamer ünlü bir çevirmen üstelik. Neler çevirmiş acaba? Çocuk imgelemine yakınlığı, çocuk kitaplarına düşkünlüğü var mı? Nerede okumuş? Hangi yabancı sanatçıları sever? İmge dünyasında Ortaçağ şövalye yaşamını anlatan romanların etkileri görülür mü?

Hayır, ilgilenmiyor Mehmet Kaplan böyle şeylerle. "Varlık" dergisinin Ağustos 1969 sayısında Ülkü Tamer diye bir şaire rastlamış. Önemli olan eldeki "metin"dir! Silahlardan, savaşçılardan söz ettiğine göre de şair anarşisttir! Yakıştır yakıştır çözümle.

Yok canım! O kadar kolay değil! Profesörsünüz, yıllardır sıra sıra öğrenciler oturuyor üniversitede karşınıza. Bilim ahlakı diye bir şey olduğunu herhalde duymuşsunuzdur!

"Yazın Bittiği" yalnızca bir aşk şiiridir. Yanılmıyorsam, olmayan bir aşkın şiiridir, Ortaçağ dünyasından getirdiği imgelerin güzelliği adına yazılmıştır.

Mehmet Kaplan'ın, yaptığı çözümlemelerin doğruluğuna kesin inancını gösteren kaygılanışı da çok ilginç:

"Bu nevi şiirleri tahlil ederken, adeta suçluları ihbar ve teşhir eden bir insanın durumuna düşmek endişesi taşıdığımı itiraf edeyim. Metinleri anlamaya çalışırken, bir zorlama yapmadığımı sanıyorum.

Bir milliyetçi olarak Türkiye'yi bölmek isteyen anarşist ile komünistleri, bir insan olarak kan dökmeyi yüceltenleri tenkit hakkımdır. Fakat burada benim vazifem, metinleri doğru olarak tahlil etmektir. Tahlil esnasında bu nevi fikirlerle karşılaşır ve onları ortaya koyarsam, acaba ilmi araştırmanın dışına mı çıkmış olurum?"

Mehmet Kaplan'ın şunu iyice anlamasını isterim: Yaptığı, suçluları "ihbar ve teşhir" değil, suçsuz bir insana "iftira" etmektir. Uyguladığı önyargılı, bilgiye, incelemeye dayanmayan, "yakıştırma" yönteminin ise, "ilmi araştırma" ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur.
 
Geri