MEHMET EMİN YURDAKUL
Mehmet Emin Yurdakul 1869 yılında
İstanbul’da Beşiktaş’ta doğdu. Babası bir balıkçı olan Salih Reis, annesi ise
Edirne’den göçüp İstanbul’a yerleşmiş olan Emine Hanım idi.
Mehmet Emin
Beşiktaş Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra İdadi mektebe devam etmiş, ancak
bitirememiştir. Bir süre Hukuk Mektebine de devam etmiştir.
Sadaret Evrak
Kalemine maaşsız olarak görev yaparken, 1890 yılında bastırdığı Fazilet ve
Asalet adlı risaleyi Sadrazam Cevat Paşa’ya takdim etmesi üzerine 700 kuruş
maaşla Rüsumat Mektupçu Kalemi Müsevvitliğine, bir müddet sonra da Rüsumat Evrak
Müdürlüğüne tayin edildi. Tanınması 1897’deki Yunan Harbi esnasında neşredilen
Türkçe Şiirler isimli küçük şiir kitabıyla başlar.
O eserindeki:
Ben
bir Türküm, dinim, cinsim uludur,
Sinem, özüm ateş ile doludur,
İnsan
olan vatanının kuludur,
Türk evladı evde durmaz giderim.
gibi
manzumeler halk diliyle Türklüğün heyecanını ve idealini haykırdığı için yeni
bir çığırın müjdecisi olmuştu.
1908 İnkılâbından sonra Mehmet Emin, Erzurum
ve Trabzon Rüsumat Nazırlığından Bahriye Nezareti Müsteşarlığına geçti. Bir
aralık Hicaz Vali Vekili oldu. Sonra Sivas ve Erzurum valiliklerinde bulundu.
Bundan sonra da Musul Milletvekili olmuştu. Daha sonra Şarkî Karahisar
Milletvekilliğinde, Urfa Milletvekilliğinde bulundu. İstanbul Milletvekili iken
öldü ve Balmumcu’daki yeni mezarlığa gömüldü.
Mehmet Emin, büyük bir
sanatkâr ve şâir değildi. Ancak Türklük düşüncesinin uyanması görüşünün ilk
müjdecisi idi. Rubâb-ı Şikeste’nin karşısına Türk sazı ile çıktı. Aruz vezninin
tumturaklı ve tantanalı edası karşısında, Türklük bilinciyle ve hece vezniyle
yazdı. Ondan sonra gelen birçok şâir, onun açtığı yoldan şiir sanatının
zirvesine yükseldi.
Onun âhenkli, ama temiz imanlı ve milli heyecanlı
mısralarıyla Millî Mücadelenin ilk günlerinde Ankara’ya koşmuş olması,
Atatürk’ü, kendisine ordusuyla bir komutan katılmış kadar sevindirdi.
Mehmet
Emin, halkın öz duygularını, halkın anlayacağı bir dil ve Türkçe’nin yapısına
uygun bir vezinle seslendirmeye çalıştı.Özellikle, edebiyatımızın Arap ve Acem
etkisi altında bulunduğu ve herkesin birbirine “Kaba Türk” diye hakaret
ettikleri bir dönemde “Ben bir Türküm!” diye bağıran bir şâirdir.
Mehmet
Emin’i Türk aydınlarından önce Türk milletinin uyanışı ile ilgili olarak Alman,
Rus ve Macar Türkologları anladılar ve onu: “Kendi edebiyatını bulmaya giden bir
milletin ilk sesi” olarak nitelendirdiler.
Mehmet Emin Yurdakul’u şu
mısraları çok iyi anlatır:
Ey mübarek Anadolu toprağı!
Hani senin
bahtiyarlık hukukun,
Hür düşüncen, milli duygun, kanunun?
Hani senin
yeni ruhlu çocuğun?
Yazık sana ağlamayan şiire...
O, bütün hayatında
Anadolu’nun gözyaşını ve Türk Milleti’nin soyluluğunu haykırmıştır.
Mehmet
Emin Yurdakul 1944 yılında İstanbul’da öldü.
En meşhur eserleri Türkçe
Şiirler, Fazilet ve Asalet, Zafer Yolunda, Mustafa Kemal, İsyan, Dante’ye
Sesler, Kıvılcımlar ve Yıldırımlar, Türk Sazı, Turana Doğru’dur.
Mehmet Emin Yurdakul 1869 yılında
İstanbul’da Beşiktaş’ta doğdu. Babası bir balıkçı olan Salih Reis, annesi ise
Edirne’den göçüp İstanbul’a yerleşmiş olan Emine Hanım idi.
Mehmet Emin
Beşiktaş Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra İdadi mektebe devam etmiş, ancak
bitirememiştir. Bir süre Hukuk Mektebine de devam etmiştir.
Sadaret Evrak
Kalemine maaşsız olarak görev yaparken, 1890 yılında bastırdığı Fazilet ve
Asalet adlı risaleyi Sadrazam Cevat Paşa’ya takdim etmesi üzerine 700 kuruş
maaşla Rüsumat Mektupçu Kalemi Müsevvitliğine, bir müddet sonra da Rüsumat Evrak
Müdürlüğüne tayin edildi. Tanınması 1897’deki Yunan Harbi esnasında neşredilen
Türkçe Şiirler isimli küçük şiir kitabıyla başlar.
O eserindeki:
Ben
bir Türküm, dinim, cinsim uludur,
Sinem, özüm ateş ile doludur,
İnsan
olan vatanının kuludur,
Türk evladı evde durmaz giderim.
gibi
manzumeler halk diliyle Türklüğün heyecanını ve idealini haykırdığı için yeni
bir çığırın müjdecisi olmuştu.
1908 İnkılâbından sonra Mehmet Emin, Erzurum
ve Trabzon Rüsumat Nazırlığından Bahriye Nezareti Müsteşarlığına geçti. Bir
aralık Hicaz Vali Vekili oldu. Sonra Sivas ve Erzurum valiliklerinde bulundu.
Bundan sonra da Musul Milletvekili olmuştu. Daha sonra Şarkî Karahisar
Milletvekilliğinde, Urfa Milletvekilliğinde bulundu. İstanbul Milletvekili iken
öldü ve Balmumcu’daki yeni mezarlığa gömüldü.
Mehmet Emin, büyük bir
sanatkâr ve şâir değildi. Ancak Türklük düşüncesinin uyanması görüşünün ilk
müjdecisi idi. Rubâb-ı Şikeste’nin karşısına Türk sazı ile çıktı. Aruz vezninin
tumturaklı ve tantanalı edası karşısında, Türklük bilinciyle ve hece vezniyle
yazdı. Ondan sonra gelen birçok şâir, onun açtığı yoldan şiir sanatının
zirvesine yükseldi.
Onun âhenkli, ama temiz imanlı ve milli heyecanlı
mısralarıyla Millî Mücadelenin ilk günlerinde Ankara’ya koşmuş olması,
Atatürk’ü, kendisine ordusuyla bir komutan katılmış kadar sevindirdi.
Mehmet
Emin, halkın öz duygularını, halkın anlayacağı bir dil ve Türkçe’nin yapısına
uygun bir vezinle seslendirmeye çalıştı.Özellikle, edebiyatımızın Arap ve Acem
etkisi altında bulunduğu ve herkesin birbirine “Kaba Türk” diye hakaret
ettikleri bir dönemde “Ben bir Türküm!” diye bağıran bir şâirdir.
Mehmet
Emin’i Türk aydınlarından önce Türk milletinin uyanışı ile ilgili olarak Alman,
Rus ve Macar Türkologları anladılar ve onu: “Kendi edebiyatını bulmaya giden bir
milletin ilk sesi” olarak nitelendirdiler.
Mehmet Emin Yurdakul’u şu
mısraları çok iyi anlatır:
Ey mübarek Anadolu toprağı!
Hani senin
bahtiyarlık hukukun,
Hür düşüncen, milli duygun, kanunun?
Hani senin
yeni ruhlu çocuğun?
Yazık sana ağlamayan şiire...
O, bütün hayatında
Anadolu’nun gözyaşını ve Türk Milleti’nin soyluluğunu haykırmıştır.
Mehmet
Emin Yurdakul 1944 yılında İstanbul’da öldü.
En meşhur eserleri Türkçe
Şiirler, Fazilet ve Asalet, Zafer Yolunda, Mustafa Kemal, İsyan, Dante’ye
Sesler, Kıvılcımlar ve Yıldırımlar, Türk Sazı, Turana Doğru’dur.