mehdi dönemi 2012

Konu sahibi son olarak 4435 gün önce görüldü
AMERİKAN SİYASETİ VE GÜNDEMİ
· ABD yönetimi küresel bozgunculuk yapmaktadır. Wikileaks belgelerinden ve yazışmalardan anlaşıldı ki ülkeler arası gerginlikleri arttırıcı ve kışkırtıcı işler yaptıkları ortaya çıktı. Herkesi dinleyerek bizim hakkımızda olumsuz düşünenler var mı diye sürekli kuşkucu ve güvensiz tavrıyla kendi suçlu psikolojisini ortaya serdi. Küresel liderliğini kirli planlarla ve muhalifleri ezerek sürdürmeyi yol edinmişti. Dünya lideri bir devletin yönetimini küresel bozguncuların sarması ve menfaatlerine göre insanlığı kullanması son yüzyılda içler acısı bir dünya tablosu çizmiştir. Büyük patronlar ve sermaye güçlerinin açgözlülükleri büyük olumsuzluklara neden olmuştur. ABD ve dünyanın yönetiminde önemli etkiye sahip olan bu zenginler savaşlara, gasplara, açlıklara, ve kaoslara neden oldurmuştur.
· Afganistan ve Irak’ta sivillerin öldürülmesi. Müslümanların ve insanların keyfi zevk ve eğlence edilerek öldürülmesi ABD askerlerinin ne kadar zalim olduğunu göstermiştir. Küresel askeri birliğin zihniyetini görmemek mümkün değil. Tamamen taraflı, düşmanca ve meşru olmayan işlerle mazlum insanlara saldırmışlardır.
· Amerikan istihbarat örgütü NASA'nın, bilimkurgu filmlerini aratmayan teknolojilerle sıradan insanlardan büyük ülkelerin devlet liderlerine kadar herkesin telefonunu dinlediği, maillerini okuduğu ortaya çıkınca ABD Başkanı Barak Obama yeni bir güvenlik stratejisi oluşturmak için kolları sıvadı. Nitekim en son Alman başbakanı Merkel’in telefonunun dinlediği ortaya çıkınca iki ülke arasında kriz yaşanmıştı. Almanya "no spy" anlaşması için ABD'yi zorlamış ancak Washington buna yanaşmamıştı. Obama sonunda baskılara boyun eğerek -veya boyun eğmiş gibi yaparak- önceki gün iç ve dış istihbarat başkanlarıyla yaptığı nihai görüşmenin ardından "Bir daha müttefiklerimizi dinlemeyeceğiz" şeklinde tarihi bir açıklama yaptı. Daha sonraki bir konuşmasında da Obama, "İstihbaratımız dünyadaki her ülkenin, devletin niyetleriyle ilgilenmeyi sürdürecek" dedi. Bu söylem hukuksuz dinleme faaliyetlerini meşru kılıyor.
· Amerikan ajanlarının hukuksuzluğu ve suçları ortaya çıktı. İnsanların kişisel haklarını ihlal ettiler. Her türlü kanunsuzluğu meşru gördüler. Dinlemeler, izlemeler, baskılar , öldürmeler gerçekleştirdiler.
· Uydudan ülkeleri, dünyayı izliyorlar. İran’ı Türkiye’yi izliyorlar. Filistin de insan öldürmek için izliyorlar. Afganistan’da halkı öldürüyorlar.
· Amerikalıların gizli ses kaydı Ukrayna ve AB’yi karıştırdı. Ukrayna da değişimi etkilemek isteyen Amerika birtakım çabalarda bulunarak koalisyon çabasında olmuştur. Muhalif lider Vitali Kliçko’ya yeni hükümette şans vermeyen Nuland Avrupa Birliği’ne de sert çıkıyor. Ukrayna’daki siyasi çözüm sürecinde Birleşmiş Milletler’in devreye girmesini isteyen Nuland, krizde yetersiz bulduğu Avrupa Birliği’ne küfür ediyor.
· Binney bu kez "ABD artık bir polis devletidir" ifadesini kullandı.Yasaları es geçen ve kendini devlet zanneden paralel bir devlet var dendi.Kendi bloğundan bazı belgeler paylaşarak onlar üzerinden yorum yapan Binney'in, NASA'nın, mahkemeleri ve yasaları aşarak kendi kurallarını koyan bir "paralel yapı" (Parallel Construction) olduğunu söylemesi dikkat çekti.
· ABD yönetimi diktatörlere destek vermektedir. İsrail Ortadoğu’nun kanseridir." ABD ve İsrail Arap devrimlerini İsrail'in lehine çevirmeye çalışmaktadır.
· El kaide adı altında Müslümanları hedef alıyorlar. İnsansız hava araçlarıyla nerden geldiği belli olmayan füzeler ile insan avlıyorlar. Dünya güvenli bir yer olmaktan çıktı. Allah yaşamın korunması için dünyayı atmosfer tabakasıyla korunmuş tavan yaptı. Ama zulmedenler gökten izleyerek nereden geldiği belli olmayan ansızın tepesine düşen füzelerle öldürülüyorlar. Tanrı bu duruma elbette öfkelenir ve inançlı halkını mutlaka koruyacaktır.
· İsrail muhalefeti Arap baharı zihniyeti taşımaktadır. Baskıcılıkla ve ırkçılıkla bir yere varılamayacağını bilmektedirler. İnançlı muhalifler olarak İsrail siyasetini eleştirmektedirler.
· İnsanlığın sorunlarını gidermek adına hiçbir çözüm politikası olmayanlar yapıcı çözüm çalışmalarını anlayamıyorlar. Çözüm süreçlerini istemeyenler ve hiçbir destek vermeyenler menfaatleri için yaşayanlardır.
· Dün Irak’a kimyasal silahlar bahane edilerek girildi. Bugün Suriye’de Esad rejimi halka kimyasal silahları kullanıyor. Ama hiçbir şey yapılmıyor.Kimyasal silahlardan dolayı Irak’a saldıran Amerika şimdi silah kullanan Esad’a neden ses çıkarmadı. AB güvenlik konseyinin beş daimi üyesinden Rusya’nın etkisiyle Suriye’ye tepki gösterilmedi. Amerika ‘Kimyasal silah kırmızı çizgilerimizdir.’ diyordu, ama Ne Esad’ı gönderebildiler ne de sınırlama getirebildiler. Yani işlerine gelen yönetimlere kimyasal silah serbest işlerine gelmeyen yönetimlere izin verilmiyor. Bu nasıl ikilik, nasıl çelişkidir. Amerika artık dünyada güveni kaybediyor. Irak’a ne için girildi. İran’a neden ambargo konuldu. Barışa adalete ve evrensel değerlere sahip çıktığını söyleyen Amerika artık bitiyor.
· Rusya, ABD ve dostu İran’ın arasını birleştirmeye çalıştı. İran’da seçim sonrasında yeni hükümet ABD’ye yaklaştı. Nükleer anlaşmazlıklar için birbirini yerlerken bugün petrol ve nükleer anlaşmalardan dolayı sıkı dostluk kurdular. ABD bu arada bu yakınlaşmayı Türkiye’ye karşı da kullanmak istiyor. İleriki yıllarda İran-Irak çekişmesi gibi Türkiye-İran çekişmesi gözlemeyi umdular. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Zarif ABD hakkında sıcak ve yakın söylemlerde bulundu. Bu arada ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Kongre üyelerinden İran ile nükleer müzakereler sürerken yeni yaptırım yapmamalarını istedi.
· Obama yeni İran hükümetiyle arasını iyi tutmaya çalışıyor. Birden ABD ile İran arasındaki ilişkiler iyileşti. ABD, son günlerde İran’a özellikle sıcak yaklaşıyor. Çünkü Türkiye’de hedefledikleri 17 Aralık darbesi sonrası gelinecek son noktadaki gerginliklerde Türkiye’ye İran desteğinin önü kesilmek istendi. Amaç önce İran’a vurmaktı. Ortadoğu’da yaşanan değişimler planları değiştirdi. En son Türkiye’ye saldırmak ana hedef yapıldı. Hızla değişen dünya ve gelişen Türkiye onları planlarında revizyon yapmaya itti. Şimdi ilk amaçları Türkiye’ye saldırmak. Bu nedenle İran yakınlaşması hedeflendi. 11 Eylül saldırısının planında asıl ve son hedef, Türkiye idi. Afganistan ve Irak’tan sonra İran vardı. En son Türkiye hedefteydi. İran’la nükleer anlaşmanın 20 Ocak’tan itibaren yürürlüğe gireceğinin açıklanması uluslararası toplumda yankı bulmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama da İran konusunda diplomasiye ve barışa bir şans vermek gerektiğini kaydetti: “Kongre’ye şu an yeni yaptırımlara başvurma zamanı olmadığı yönünde bir mesaj gönderdim.’ dedi.
· Rusya, ABD ve dostu İran’ın arasını birleştirmeye çalıştı. İran’da seçim sonrasında yeni hükümet ABD’ye yaklaştı. Dün nükleer anlaşmazlıklar için birbirini yerlerken bugün petrol ve nükleer anlaşmalardan dolayı sıkı dostluk kurdular. ABD bu arada bu yakınlaşmayı Türkiye’ye karşı da kullanmak istiyor. İleriki yıllarda İran-Irak çekişmesi gibi Türkiye-İran çekişmesi gözlemeyi umdular. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Zarif ABD hakkında sıcak ve yakın söylemlerde bulundu. Bu arada ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Kongre üyelerinden İran ile nükleer müzakereler sürerken yeni yaptırım yapmamalarını istedi.
· İran ile ABD arasında barış havaları estirdiler. Dünya medyalarında birlik ve sevgi gösterileri yaptılar. Yatırım nükleer anlaşmalar ve yakınlaşma sağlayan ABD şimdi Türkiye-İran anlaşması gerçekleşince geri adım atmaya başladı. Türkiye’ye karşı bir saf kurmaya çalışan ABD İran’ı yanına almak istiyordu. Ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, nükleer anlaşma yapılmasına rağmen İran’a yönelik belirli yaptırımların sürdürüleceğini açıkladı. Yaptırımları çiğneyen ülkelerin yaptırıma uğrayacağını ifade eden Kerry, İran ile ticaret yapmanın yollarını aradığı iddia edilen Fransa’yı uyardıkları söyledi.Bu ülkeye yönelik yaptırımların sürdüğü vurgusunu yapan Kerry, İran ticarete açık değil ve İranlılar bunun ticarete açık olmak anlamına gelmediğini biliyor. İranlılara bu yaptırımların süreceğini söyledik” diye konuştu.
· Türkiye ve Fransa’nın da olduğu bazı ülkelerin İran ile daha fazla ticaret yapma olanağı aradıklarını ifade etmesi üzerine Kerry, tüm ülkelere yaptırımların süreceğini açıkça beyan ettiklerini belirterek bu kuralı çiğneyen ülkenin yaptırıma uğrayacağı vurgusunu yaptı. Kerry, “Fransızlar bazı işadamlarını oraya göndermiş olabilir. Yaptırımları çiğneyemezler. Eğer çiğnerlerse yaptırıma uğrarlar ve kendileri de bunu biliyor. Onları uyardık.” dedi. Türkiye2nin İran ile yaptığı anlaşmadan hoşnut kalınmadığı anlaşıldı.
· İran İslam Meclisi Başkanının Tunus yeni anayasa kutlamaları töreninde yaptığı emperyalizm karşıtı konuşma, tüm ümitlerini İslam devrimimin temsilcilerine bağlamış olan, sömürgeci zalimler tarafından mağdur edilmiş halkların mesajıydı. ABD heyetinin töreni terk etmesi, bu emperyalist düzenin sermayedarlarının kendi duruşlarını savunmak hakkında ne kadar düşük kapasiteli ve zayıf olduklarını kanıtlamıştır.
· Kimyasal silahlardan dolayı Irak’a saldıran Amerika şimdi silah kullanan Esad’a neden ses çıkarmadı. AB güvenlik konseyinin beş daimi üyesinden Rusya’nın etkisiyle Suriye’ye tepki gösterilmedi. Amerika kimyasal silah kırmızı çizgilerimizdir diyordu, ama Ne Esad’ı gönderebildiler ne de sınırlama getirebildiler. Yani işlerine gelen yönetimlere kimyasal silah serbest işlerine gelmeyenlere izin verilmiyor. Amerika artık dünyada güveni kaybediyor. Barışa adalete ve evrensel değerlere sahip çıktığını söyleyen Amerika artık bitiyor.
· Boston maratonunda halka panik yaratmak isteyenlerin amacı bireysel silahsızlanma çabasını yıpratmak ve ilgiyi İslam terörü algısına yöneltmekti.
· ABD’de küresel Ergenekoncular Obama ve Kerry’i eleştirerek Dış siyasette çok zayıfsınız. Ortadoğuda neden zayıfladınız, etkili siyasetiniz neden yok diyorlar. Türkiye sizden daha aktif, Türkiye’yi susturun ve durdurun diyorlar.Etkili Türkiye’den rahatsızlar. Koltukları için bozguncuların hizmetkarlığını yapan Obama, Biden ve Kerry dünya hedefinde olduklarından onlara uymakta ve hizmet etmektedirler.
· ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 2016'da yapılacak başkanlık seçimlerine aday olacak. Biden kaybolan Amerikan egemenliğini şiddet ile kurmaya çalışacaktır. 2016 seçimlerinden sonra dünyada seviyesiz ve şiddetçi bir siyaset göreceğiz. 2016-2019 arası gerilimin doruk yaptığı nokta olacaktır. Irak’a Afganistan’a savaşta önemli rol oynayan Biden yenidünya düzenine direnecektir. Ama yeryüzü ve insanlık barış, adalet, demokrasi, özgürlük ve eşitlik için asla vazgeçmeyecektir. Evrensel değerler yaygın ve kitlesel hareketle sahiplenilmeye başlamıştır. Bu nedenle bu güce kimse direnemeyecektir. Bu küresel baharın nedeni yaşanmış son yüzyılın bu evrensel değerlerin bastırılmasıdır.
· Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada Obama-Netanyahu görüşmesinin 3 Mart'ta gerçekleşeceği belirtildi. İkilinin gündeminde Filistin ile İsrail arasında devam eden barış görüşmeleri, İran ve bölgesel konular olacak.Açıklamada, Netanyahu'nun ziyaretinin İsrail- Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin derin ve sıkı sıkıya bağlı olduğunun göstergesi olduğu ifade edildi.
· Şimdi de birbirlerinin sömürgesine sahip çıkıyorlar. Bazen paylaşamıyorlar. Hatta birbirleri arasında sömürge çekişmeleri yaşanıyor. Şurası benim şurası senin diye geçmişte paylaştıkları dünyayı şimdi kaçınılmaz şekilde kaybediyorlar. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Harf "Putin'in, Sisi'nin cumhurbaşkanlığı adaylığına desteğine" ilişkin "Biz herhangi bir adayı desteklemeyiz. Mısır'ı kimin yöneteceğine karar vermek, ABD ya da Putin'in işi değil" dedi. ABD'nin Mısır'la köklü, güçlü ve tarihi ilişkilere sahip olduğunun altını çizen Harf, "Bu değişmedi ve Rusya'ya yapılan bu ziyaretin bizim Mısır'la ortak çıkarlarımızı etkileyeceğini düşünmüyoruz. On yıllardır gördüğümüz üzere ilişkiye getirebileceğimiz kendine özgü kapasitelere sahibiz. Konular üzerinde birlikte çalışmaya devam edeceğimiz bir konumda olduğumuz düşüncesindeyiz. Diğer ülkelerle çalışmak istiyorlarsa, bunu yapmada özgürler" diye konuştu.
· ABD Başkanı Barack Obama, Washington ziyaretinin son gününde Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande onuruna verdiği yemekte iki ülke arasındaki uzun yıllara dayanan ittifakı övdü. Başkan Obama dış politikada İran'a geniş yer ayırdı.Obama, bir gazetecinin 100'den fazla Fransız iş adamının Tahran'ı ziyaret ettiğini hatırlatması üzerine bu konuda net mesajlar verdi. Bazı şirketlerin İran'da keşif ve yatırım imkanı arayabileceğini ifade eden Obama, yaptırımların delinmesi halinde ABD'nin tepkisinin çok sert olacağı mesajını verdi. Paris mi Londra mı sorusunda Başkan Obama, her iki ülkeyi de iki kızına benzetti. 2 kız çocuğuna sahip olduğunu belirten Obama, her ikisi arasında ayrım yapamadığı gibi İngiltere ve Fransa arasında da bir ayrım yapamayacağını, her iki ülkeyle de yakın ilişkileri sahip olduklarının altını çizdi.
· Amerika’ya giden Francois Hollande, San Francisco'da 1700’lerde kıtaya gelen Fransızlara sahip çıktı. Fransız Cumhurbaşkanı Hollande'a belediye başkanı tarafından kentin sembolik bir anahtarı hediye edildi. Hollande burada yaptığı konuşmada, San Francisco'nun modern, özgür, toleranslı ve yaratıcılıklarla dolu bir yer olduğunu belirterek, ''Belki de bu yüzden 60 bin Fransa vatandaşı burada yaşamayı tercih ediyor. 300 binden fazla Fransız şirketi California genelinde işlerini yürütmekte'' diye konuştu. Fransızların uzak kıta halkını katledip yerleştikleri San Francisko adı üzerinde Fransız şehriydi. Amerika kıtasına giden Fransız korsanlar ve yağmacılar oraya yerleşmişlerdi.
· ABD’de medya operasyonları algı yöneticileri var. ABD gündeminde tekelcilik ve taraflı yayınlar kaçınılmaz oluyor. Masa başında haberi senaryo ediyorlar sonrada oyuncuları bulup haberi yapıyorlar. Böylece insanlar aldatılıyor ve bir kalıba koyuyorlar. Kendi siyasi taraftarlarını oluşturuyorlar. Buna ofis haberciliği deniyor.
· Time dergisi her sene yılın kişisini seçmek için internet üzerinden halk oylaması yapıyor ancak nihai kararı editörler veriyor.TIME'ın geçtiğimiz hafta sonuçlanan anketini, Mısır'da Muhammed Mursi'yi deviren darbenin liderliğini yapan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi ilk sırada tamamlamıştı. Ancak editörlerin tercihi Papa'dan yana oldu. İkisi de birbirinden farksızdı. Dinin en tepe lideri papa’yı koymak daha mantıklıydı. Çünkü yeryüzünde bir din savaşı yaşanıyordu. Şeytanın ruhuna hizmet edenler seçtikleri kişilerin hepsi kendi taraftarları olsa da en tepe sembolik ismi göstermeleri normaldi.
· CIA eski Başkanı, yeni görevi olan KKR isimli finans kuruluşunun başında ilk olarak Türkiye'ye operasyon yaptı. Türk ekonomisi Mayıs 2013'te zirve yaptı. Türkiye'nin bu çıkışını engellemek isteyen baronlar ise Erdoğan'ı düşürmek ve Türkiye'yi yağmalamak için hemen düğmeye bastı. MİT'in tespitlerine göre baronlar, operasyon için KKR (Kolhberg Kravis Roberts) adlı 200 milyar dolarlık ABD finans devini seçti. Türkiye'yi buhrana sürüklemek için 25 milyar dolar fon ayrıldı. İşin başına ise Kuzey Irak'ta Türk askerinin başına çuval geçirdikten sonra CIA'in başına getirilen, sonra da yasak aşk nedeniyle buradan kovulan General David Petraus getirildi. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın elde ettiği bilgilere göre, Petraeus, Kolhberg Kravis Roberts (KKR) adlı kuruluşun başına geçirilmesi için geçtiğimiz yıl Nisan ayının 15'inde görüşmelere başladı. Mayıs ayında ise bu kurumun başına getirildi. Önce dış basında "Diktatör" denilerek Başbakan yıpratıldı. Financial Times, Guardian, WSJ, Der Spiegel hatta Today's Zaman bile bu oyunun ortakları oldu.Sonra ise Gezi Olayları teşvik edildi. Diktatör söylemi tüm Türkiye'ye yayıldı. Para babaları ve reklamcılar ile çapulcular, Gezi'de büyük bir işbirliği sergiledi. Ancak yetmedi. Baronlar bu kez devlet içindeki oluşuma görev verdi. Paralel yapı desteklendi. Şok operasyonlarla hükümet çökertilmek istendi. Amaç ülkede hem siyasi hem ekonomik kriz oluşturmaktı. Türkiye'nin ekonomik istikrarını sarsmak, piyasaları çökertmek hedeflendi. Bu sayede hem politik istikrar bozulacaktı.200 milyar dolara hükmeden KKR'nin IMF Başkanı Christina Lagarde ile de ortak hareket ettiği belirlendi. IMF'nin de Türkiye'yi tekrardan kendisine mahkum ettirmek için KKR'nin gerçekleştirdiği bu operasyonu desteklediği öğrenildi. Şirketin yakınında bulunan diğer bir isim ise George Bush'un danışmanlarından olan Hanyri Kravis.Ortadoğu'daki tüm karanlık işlerin arkasından çıkan adam olarak bilinen Neocon Richard Perle de KKR'nin içindeki isimlerden. CIA ajanı da olan Perle'nin devrim yaşayan bir çok ülkedeki ekonomik krizin ardında olduğu, bu nedenle Karanlıklar Prensi olarak tanındığı ve son olarak Gezi Olayları'nda ise Taksim'de bir otele yerleşerek tüm yaşananları bizzat takip ettiği iddia edilmişti.Dünya çapında bir çok ülkede yatırımları bulunan Yahudi sermayesinin finans şirketlerinden olan KKR, 'leverage buy' olarak bilinen yöntemi kullanıyor
· ABD’de Türkiye aleyhinde propağanda yapılıyor. Türkiye terör ile ilişkilendirilmek isteniyor. Bazen afişlerle, bazen reklamlarla, gazete ve dergilerle, sisivl toplum kuruluşlarının düzenlediği etkinlikle İslam düşmanlığı yapılırken Türkiye düşmanlığı da kullanılıyor.
· ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, Ukrayna’da son dönemde meydana gelen olaylarla ilişkin, bunun bir Soğuk Savaş dönemi Doğu-Batı ayrışması olduğuna dair ileri sürülen fikirleri reddetti.
GÜNCEL DÜNYA

SURİYE
· Yönetme, hakimiyet kurma ve egemen olma zihniyeti yanlış ve batıldır. Esad anlamsız olarak çoğunluk halka rağmen hala yönetme zorbalığı gütmektedir. Halkı tehdit görüp kendilerini hak yolda sayan zorba yönetimler aynı yolu tutmaktadırlar. Menfaatçi zihniyet ve yönetimler, bir bir batmaya mahkumdurlar.
· Suriye lideri Esad, halkları terörist ilan ederken inançlı halkları el kaide olarak niteliyor. Aynı ABD ve Rusya politikalarını yürütüyor. ABD ve Rusya’da küresel ortamlarda bu inançlı Müslüman halkları terör olarak nitelemeleri dünyada islama yükledikleri anlamı nedeniyledir. Aslında bu onların kendi sorunudur. Bozuk anlayışları nedeniyle mazlum halklara saldıran bu zalim ülkelerin yönetimleri şeytani bir saplantıya düşmüştür. Asıl onlar terörist yönetimlerdir. Devlet terörleri devri gördük. Avrupa, Esad’mı yoksa El Kaide bağlantılı gruplar mı daha iyi şeklinde düşünüyor. İnançlı mazlum halkları terör ve gelecek tehlikesi olarak görüyorlar. Onların bu karşılaştırması utanç vericidir.
· Esad rejimi saltanatını halka bırakmayan zorba yönetimdir. Ülkeye sahiplenmiş, yönetimi bırakmayan, vesayeti kurmuş ve çoğunluk halka silah gücüyle direnen bir diktatör anlayışındadır. Adilliği olmayan bir yapıdır. Esad rejimi küresel dış güçlerin ve batıl anlayışın desteğiyle ayakta durabilmektedir. Rusya CHP ve batı destekli bir anlayıştır.
· Ortadoğu’da Suriye’den sonra Irak da çok karıştı. Ülkede inananlar ile inanmayanların mücadelesi başladı. Irak savaşı sonrası ülkede menfaatleri için çatışanlar evrildiler. Suriye, Mısır ve Lübnan’a benzer küresel inanç temeline dayalı gerçek Armegeddon savaşına Irak’ta katılmış oldu. Bölge iyice karışıyor. İnananlar ile inanmayanların mücadelesi Tüm Ortadoğu’yu ve Afrika’yı kaplamış durumdadır. Afrika kıtasındaki ülkelerin yarısı bu mücadeleyi yaşamaktadır.
· Suriye’de iyilik felsefesine dayalı Müslüman temelli bir hükümetin yönetime gelmesini İsrail, ABD, Rusya ve küresel güçler istememektedir. Halkların desteklediği islami eğilimli hükümetlerin yönetime gelmesini tek isteyen ülke Türkiye’dir. İnançlı halkların yönetimini el-kaide ve terör olarak niteleyen küresel batıl anlayış aslında gerçek terörün sahibidir. Menfaatleri için yaşayan bu küresel teröristler Allah için dünya savaşını yaptığını söylemek gibi bir tezatlığa da düşmektedirler.
· 24 nisanda Suriye’nin dostları konulu toplantıda Rusya dışişleri bakanı çözüm sürecini eleştirdi. ABD’ dışişleri bakanı Con kery’e Suriye muhaliflerinden tepki geldi. Hiçbir şey yapmıyorsunuz ama ‘Evet katliam oluyor.’ diyorsunuz denildi. ABD Suriye konusunda ikiyüzlü davranıyor. Türkiye’ye karşı evet haklısın diyorlar diğer taraftan Türkiye karşıtı davranışlarda bulunuyorlar. Bu aldatıcı tablo daha ne kadar sürecek merakla izleniyor.
· Muhalif gibi görünerek Suriye'ye giren El-Kaide, Esad ve Maliki'ye bağlı. Esad Rusyanın hükümeti, Maliki de Amerikanın hükümetidir. El kaideyi, Amerika ve Rusya kurmuştu. Oynanan oyunlar gayet açıktır. El kaide batıya hizmet eden bir taşerondur. Bunlara rağmen bu terör algısına aldanmış Müslüman cahiller de vardır.
· El kaideyi Amerika ve Rusya kurmuştu. Oynanan oyunlar gayet açıktır. El kaide batıya hizmet eden bir taşerondur. Bunlara rağmen bu terör algısına aldanmış Müslüman cahiller de vardır. ÖSO gibi muhaliflerin elindeki yerleri almak için mücadele ediyor. Esad güçleri de El-Kaide'nin yerleştiği alanlara dokunmuyor. Bunlar Irak'taki cezaevlerinden serbest bırakılan El-Kaideciler. Bilinen sayıları 7 bin. Ancak dünyaya onların katliamları servis edilerek, algı yönetimi yapılıyor. Böylece 150 bin muhalifin tamamı "terörist" muamelesi görüyor. Türkiye'den Osman Sağırlı'nın analizine göre; Irak'ın Tikrit'te bulunan Tasfirat Cezaeevi'ne 26 Eylül 2012 tarihinde düzenlenen silahlı saldırıda 90 mahkûmun kaçtığı duyurulmuştu. Irak Meclis Güvenlik Komitesi Üyesi Hakim El Zamili, "Kaçmayı başaranlar arasında önemli El Kaide militanları da var" diyordu. Bizzat batılı güçler kaçışa ortam hazırlamışlardı. Şimdi Bunları kime karşı kullandıkları anlaşıldı. Aslında tabandaki bu milisler tepedeki küresel oyunculardan habersiz. Birileri birilerini kullanırken dinsel değerleri de kullanmaktadırlar. Tüm bu çelişkiler içinde sömürgeci menfaat mantığından başkası ortaya çıkmıyor.
· El Kaide ve İŞİD örgütleri ÖSO gibi muhaliflerin elindeki yerleri almak için mücadele ediyor. Esad güçleri de El-Kaide'nin yerleştiği alanlara dokunmuyor. Bunlar Irak'taki cezaevlerinden serbest bırakılan El-Kaideciler. Bilinen sayıları 7 bin. Ancak dünyaya onların katliamları servis edilerek, algı yönetimi yapılıyor. Böylece 150 bin muhalifin tamamı "terörist" muamelesi görüyor. Türkiye'den Osman Sağırlı'nın analizine göre; Irak'ın Tikrit'te bulunan Tasfirat Cezaeevi'ne 26 Eylül 2012 tarihinde düzenlenen silahlı saldırıda 90 mahkûmun kaçtığı duyurulmuştu. Irak Meclis Güvenlik Komitesi Üyesi Hakim El Zamili, "Kaçmayı başaranlar arasında önemli El Kaide militanları da var" diyordu.
· Suriye muhaliflerine karşı haçlı birliği oluşturmuşlar. İnançlı halka karşı birlik etmişler. ESAD RUSYA VE İRAN IŞİD NUSRA, HİZBULLAH muhaliflerin düşmanıdır. Suriye muhalifine soruyoruz. Suriye’de neler oluyor.Beşar Esad ve Suriye direnişine karşı çıkan herkes bizim düşmanımız. Nizam yani Esad'ın güçleri. İran ve Rusya, Beşar Esad'ın projesinin daimi temsilcileri. IŞİD, Nusra, Hizbul Cellad dediğimiz Hasan Nasrallah'ın askerleri olan Hizbullah, Irak ve Yemen şiileri. Hatta Kuzey Koreliler. Tepemizde dolanan, bomba yağdıran uçak pilotları Koreli. Mücahidlerin rehin aldıkları Koreliler var.Türkiye'nin TIR'larından un ve gıda maddesi çıkıyor. Keşke o TIR'lardan silah çıksaydı. Ne iyi olurdu. O zaman savaşın şekli böyle mi olurdu? Türkiye'nin buraya silah yardımı yaptığını söyleyenler Rusya'ya, İran'a ve Lübnan'a niye bakmıyor? Onlar üstelik inkâr da etmiyor. Açıkça destek verdiklerini her ortamda söylüyor. Türkiye'deki Müslümanlar bize destek çıktı. Kapılarını sonuna kadar açtı. Biz onların istediği zamanda ve istediği gibi ölmediğimiz, insani destek gördüğümüz için Türkiye'yi zorda bırakmak istiyorlar.
· Kerry, Suriye konusunda ABD politikasının başarısız olduğu iddialarına karşı çıktı. Suriyede politika yürütmenin zorlu olduğunu ifade etti. Herhangi bir özür ifadesi kullanmak istemediğini belirten Kerry, ”Daha hızlı ilerlemek istiyoruz. Daha iyisi olsun istiyoruz. Ama dikkat çekmek istediğim nokta; diplomasi dirençli, gayretli, yavaş ve hızlı bir şekilde çalışmak anlamına geliyor.” dedi.
· Esed’in geçmiş döneme oranla daha da güçlendiğini kabul eden Kerry, Dürüstçe söylemek gerekirse Esed konumunu birazcık güçlendirdi ama savaşı kazanmıyor, şeklinde konuştu. Kerry son olarak Suriye politikalarını sürekli gözden geçirdiklerini ifade etti. Başkan Barack Obama’nın da aynı görüşleri paylaştığına dile getirdi. Obama’da Kerry’de sürekli dünyayı aldatıyorlar. Birilerinin çıkarı için evrensel değerleri çiğniyorlar. ABD liderliği büyük bir sarsıntıya ve güvensizliğe neden olmuş durumdadır. Suriye’de yaşanan insanlık ayıbına bilakis engellemediği için ABD neden olmaktadır. ABD bu anlayışla mutlaka kaybedecektir. ABD dünya düzenini sağlarken güçlü ülkelerin desteğiyle bu kudreti sürdürdüğünü düşünmektedir. Fransa, Rusya, İngiltere gibi ülkelere haksız da olsalar asla tavır alamamaktadır. Bu nedenle insanlık adına yanlış anlayışa ve dünya siyasetine sahip olan ülkelere dur diyememekle kendi tahtının sallanmasına neden olmaktadır. Amerikanın liderliği 2014 yılında yıkılacaktır. Ve yedi yıl boyunca zayıflayarak yok olacaktır. Küresel dünyada insanlık doğru ve adil olan anlayışın yanında olacaktır.
· Suriye’de Beşşar Esad rejimine karşı savaşanların bir kısmını Avrupa’dan gelen gençler oluşturuyor. Nasıl ki beşşar Esad rejiminde Ruslar, Koreliler var ise Esad’a muhalifler de çeşitleniyor. Resmen Armegeddon savaşı yaşanıyor. Avrupa ülkeleri, sayıları binlerle ifade edilen bu savaşçıları engellemek için seferber olurken, bir başka endişe konusu da Suriye’de özellikle radikal eğilimli grupların safında savaşanların ülkelerine döndükten sonra fikirlerini kendi ülkelerinde yayma düşüncesi. “Avrupalılar için her şey daha da kötüleşiyor. Tehlike çanları çalmaya başladığında, anne babalar yetkililerle temasa geçerse, özel bir arabulucu çocuğa gidebilir ve sorumluluğu alarak konuşabilir. İslam’ın dünyanın öbür ucundaki noktaya gidip savaşmasını gerektirmediğini anlatabilir. Bu çok net bir şekilde gerekli. Bu insanlara şimdilik sadece anti terör kurallarına göre muamele ediyoruz” Öte yandan Suriye’de rejime karşı savaşan her 10 kişiden birinin Avrupa’dan geldiği tahmin ediliyor.Geçtiğimiz hafta ilk defa bir İngiliz vatandaşının Halep’te intihar saldırısı düzenlemesinin ardından Avrupalı yetkililerin teyakkuza geçtiği belirtiliyor.
· İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, Esed rejiminin kimyasal silahların Suriye'den çıkarılması konusunda ayak sürüdüğünün açık olduğunu belirterek, "Suriye'nin kimyasal stoğunun sadece yüzde 11'i şimdiye kadar ülkeden çıkarıldı. Yavaş ilerleme kabul edilemez" dedi.
ORTADOĞU
· İsrail Ortadoğu’da mezhepsel bir çatışmanın çıkması için fırsat kolluyor. Ve büyük beklentiler içindedir. Yandaşlarını silahla destekliyor. Menfaatçi ve çıkarcı inançsızlar ilk ayrılığı Kerbela olayında çıkarmıştı. İsrail yanlısı menfaatçi anlayış bölgede aynı anlayışa sahip olanlarla işbirliği yapacaktır.
· Irak’ta Suriye’de Libya’da ve Somali’de barış girişimlerinde bulunan Türkiye çözüm ve barış süreçlerine öncülük etmektedirler.
· Irak'ta, aşiret devrimcilerinden ismini vermek istemeyen bir kaynak, el-Anbar ilinin el-Kerme ilçesine bağlı Zirau Dicle bölgesindeki askeri birliğe düzenledikleri saldırıda birliğin imha edildiğini ve askerlerin kaçtığını iddia etti.
· Irak:11 yıldır şiddet ülkeye hakim. Ama Irak aslında 34 yıldır bir savaştan diğerine sürüklenmiş bir ülke. 1980’deki sekiz yıl süren İran Irak Savaşı, ardından Kuveyt’in işgali ve sonrasında gelen uluslararası askeri müdahale. Bunu izleyen on iki yıllık ambargo dönemi ve ardından 2003 Savaşı. Yani 34 yaşındaki bir Iraklı Savaş, yıkım ve acıdan başka bir şey görmemiş. Şiddetin bu düzeyde olmasında bu gerçeği etkisini unutmamak gerek.Amerikan ordusu resmen ülkeden çekilmiş olsa da meşruiyetini direnişten alan şiddet artık farklı gerekçelerle her gün kendini üretmeyi sürdürüyor. Bir yandan Sünni-Şii çatışması diğer yandan Arap-Kürt gerilimi, El Kaide ve Suriye’den yükselen alevler Irak’ı yakıyor. 2006’da ülkeyi ve sonrasında tüm bölgeyi zehirleyen mezhep vurgusu özellikle askeri kontrol noktalarında çok belirgin. Her noktada Hazreti Ali’nin resimleri, bayraklar dikkat çekiyor. İnsanın tanıştığı kişiye ilk olarak “Sünni misin Şii mi?” diye sorası geliyor, sanki çok önemliymiş gibi.Sokaklar, mahalleler yüksek duvarlarla birbirinden ayrı olmuş durumda. Bu cinnet ortamında insanlar günlük yaşantısını sürdürmeye çalışıyor. Evden çıkanın geri gelip gelmeyeceğinin ciddi bir soru olduğu ortamda sağlıklı bireyler yetişmesini beklemek hayalcilik. Bu tablonun “güvenliği” ekonominin petrol ve doğalgazdan sonraki en önemli sektörü haline dönüştürmesi sürpriz değil. Yıllardır Irak’ta çalışan bir Türk işadamı kullandığı zırhlı aracın aylık maliyetinin 17.000 dolar olduğunu anlatıyor bize.
Bu fiyata şoförü ve silahlı koruması dahil değil. Üstelik bu güvenlik hizmetini almadan sokağa çıkmak da akıl karı görünmüyor. Önlemlerin çoğu Irak’ın siyaset ve bürokrasi kadrolarıyla gelen yabancı konukları korumak için alınmış durumda. Iraklılarsa kaderine terk edilmiş. Bu koşullar altında Irak’tan nasıl bir siyasi çözüm, nasıl bir normalleşme çıkacağı konusundaki sorular da yakıcı. Yaklaşan bir seçim var ama bu seçim de birlik getirmekten çok ayrılıkları derinleştirecek gibi görünüyor.Sokaklarda başbakan Maliki’nin ve diğer siyasilerin seçim afişleri göze çarpıyor. Ama bu ortamda nasıl seçim yapılabilir, insanlar sandığa nasıl gidebilir? Bu ilk soru. İkincisi 325 sandalyeli parlemento için 276 parti ve 70 siyasi blok yarışacak. Yani kimin kim olduğu, hangi görüşü nerede temsil edildiği belirsiz. Siyasi yapı parti ve kurumlar oturmamış. Bu koşullarda oturma şansı da zayıf. Üstelik Mukteda el Sadr gibi bir lider bir kez daha siyasetten çekildiğin ilan ederek belirsizliği dahada derinleştirdi. Bir de Sünni bölgesinde ayaklanma ve askeri operasyonlar var. Suriye, Kürtlerle ilişkiler, petrol yasası ve diğer sorunlara sıra gelmedi.Amerikan işgali sonrası ülke “diktator Saddam Hüseyin’den kurtulsa da” rejimini yıkamadığı anlaşılıyor. Bazı Iraklı gözlemcilere göre Maliki yönetimi Saddam Hüseyin’in bile sahip olmadığı yetki ve etkiye sahip. Siyasi kültür Saddam rejiminin izlerini taşıyor. Kurumlar o eski bildik yapıya bazı rütuşlarla kuruluyor. Saddam döneminden bugünün en önemli farkı artık sokaklar da güvenli değil.

· Bağdat’ta sekiz bombalı araçla farklı yerlerde terör gerçekleştirenler Irak’ta ses getirecek ve ülkeyi kaosa götürecek eylemler amaçlıyorlar.
· Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD), Suriye'nin kuzeyinde ilan ettiği kantonlara ilişkin, "Biz Suriye'de tüm siyasi tarafların içinde yer alacağı oluşumu muhatap alırız. . Rojava'da tek bir kesimin aldığı kararı değil, partilerin birlikte alacağı ve her kesimin kabul edeceği kararları destekleriz" ifadelerini kullandı.PYD kadrolarınca ilan edilen kantonları tanımayacaklarını kaydeden Barzani, "Biz Suriye'de tüm siyasi tarafların içinde yer alacağı oluşumu muhatap alırız. Bizim Rojava'da kabul edip onaylayabileceğimiz şey halkın ortak sesidir" değerlendirmesinde bulundu.
  • Ortadoğu'da diplomatik kriz çıktı. Ürdün parlamentosunun, Amman'da bulunan İsrail Büyükelçisi'nin sınır dışı edilmesine karar verdiği belirtildi. Bu arada İsrail, her zamanki gibi Ürdün sınırında birkaç noktayı vurdu. Bölgede gerginlik artarak devam edecektir.
· Reuters'ın haberine göre, İran ile Irak arasında 195 milyon dolarlık silah anlaşması imzalanmıştı.Irak haberi ne doğruladı ne de yalanladı. Ancak Bağdat yönetimi, El Kaide ile savaşını gerekçe göstererek terörle mücadele eden bir ülkenin silaha ihtiyacı olduğunu vurguladı.Amerikan birliklerinin, 2011 sonlarında Irak topraklarından çekilmesinin ardından Bağdat'taki Şii Maliki hükümeti, İran ile yakınlaşmaya başladı.Washington ise, iki ülke arasında yaşanan bu bahar havasından rahatsız oluyor. Ancak bu rahatsızlık uluslararası haber ajansı Reuters'ın önceki gün geçtiği bir haberle daha da arttı.Amerika Birleşik Devletleri'nin bu zorlu süreçte kendilerine silah satmadığını da hatırlattı. İran ise, silah satışı anlaşmasını kesin bir dille yalanladı. Birleşmiş Milletler'in yaptırım kararları İran'ın silah satışı yapmasına izin vermiyor.
· Katar'da Türk lokantasında patlama meydana geldi. Olayda hayatını kaybedenlerin sayısı 12 olarak açıklandı. Ortadoğu’da ve dünya’da Türklere ve Türkiye sevdalılarına saldırılar artacaktır. İnanan milletler sıkıntı yaşayacaktır.
· Mısır’da Mursi yönetimi darbe ile yıkılınca ilişkiler zayıfladı. Mısır'la olan ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Gül, "Bizim Mısır'la ilişkilerimiz düşük düzeyde olsa da devam ediyor. Bizi endişelendiren ve üzen Mısır gibi büyük bir devletin bu gibi acılı deneyimlerle karşı karşıya olması" şeklinde konuştu. "İsrail'le kavgaya devam etmek size mantıklı geliyor mu?" sorusunu ise Gül, "Mavi Marmara olayı çok acılı oldu.
· Mısır’da geçici darbeci hükümet geçen 6 ayda 70 milyar dolar iç borçlanma gerçekleştirdi.
· Somali'de Başkanlık Sarayına iki araçla intihar saldırısı düzenlendi. Somali’de bombalı saldırılar ve yerel çatışmalar sürekli yaşanmaya başladı.
· Budistlerin Müslümanlara yönelik saldırıları artıyor. Myammar’da Müslümanlar katlediliyor. Bir okula yapılan saldırıda on üç çocuk öldü.
· Tunus diktatörlük sonrası demokrasiye geçiş sürecine devam ediyor diye aldatıyorlar. Yeni anayasanın kabul edilmesinin ardından kurucu mecliste özel oturum ve tören düzenlendi. Oturuma Fransa ve Lübnan Devlet Başkanları da katıldı. Eski egemenler yine yanlarında. Hani devrim olmuştu. Bir şey değişmemiş. Tunus’ta gerçek devrim yavaş yavaş gelecek.Mecliste konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Hollande bu anayasa “İslam ile demokrasinin uzlaşabileceğini gösteriyor” dedi:“Bu çok önemli, büyük bir metin, çünkü birlikte başardığınız kurumsal bir uzlaşmanın metni. Ayrıca başka ülkeler için de takip edilecek bir referans teşkil ediyor.” Diyerek Fransa’ya karşı ortaya çıkan devrimleri kendi aleyhlerine çevirme çabasını gütmektedirler. Tunus’u 2011 devriminden sonra ilk kez ziyaret eden Hollande ayrıca ülkenin yeniden yapılanması için her zaman yaptıkları gibi 500 milyon Euroluk katkı yapacaklarının sözünü verdi. Biraz para ile mevcut yönetimi desteklerken ülkenin kaynaklarını kepçe ile götüren anlayışa sahip Fransa, Tunus’a sıkıca sahip çıkıyor.Tunus 2011’de tüm bölgeye yayılan Arap ayaklanmalarının kıvılcımının parladığı yer olmuştu. Anayasa uzlaşmasıyla birlikte devrim sonrası işbaşına gelen el-Nahda partisi iktidarı bir geçici seçim hükümetine devretmeyi de kabul etti. Ülkede 2014 sonundan önce genel seçime gidilmesi planlanıyor. Bakalım bu aldatma zamanı ne kadar doğru sonuca gidecektir.
· Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry, resmi bir ziyaret için, geçtiğimiz ay referandum ile anayasasını yenileyen Tunus’a gitti. Temasları kapsamında Cumhurbaşkanı Mansuf el Marzuki ile görüşen Kerry, ‘bölgede bir örnek teşkil edeceğine inandığı Tunus’a ülkesinin destek vermeye devam edeceğini’ kaydetti. Görüşmelerde iki ülke arasında terörle mücadele ve ekonomi alanlarında bir dizi anlaşmaya imza atıldı .
· Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande Paris Camii’ni ziyaret ederek I. ve II Dünya Savaşı’nda Fransa tarafında savaşırken hayatını kaybeden Müslüman askerleri andı. Türkiye ve ABD gezisinden sonra Müslümanlara şiddet uygulayan Fransa, kaçınılmaz olarak Müslümanların son dönemdeki ayaklanmalarını fark etti ve artık tanımaya başladı.
· İsrail'de 'Türk uçak gemisi' takıntısı yaşandı. Jerusalem Post gazetesi, Türkiye'de 'ilk yerli uçak gemisi' olarak tanınan 'Havuzlu Çıkarma Gemisi' ihalesinin tamamlanarak projenin uygulamaya geçirilmesi yolunda ilk adımın atılmasının İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin tüm güvenlik hesaplamalarını altüst ettiğini yazdı Gazete, bu kararla beraber İsrail Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tehdit algılarının arttığını bildirirken, "İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tehdit algılamalarının artması, İsrail'in doğalgazını daha önce planladığı şekilde Güney Kıbrıs'taki LNG terminali üzerinden Yunanistan yoluyla Avrupa'ya mı, yoksa denizaltından bir boru hattıyla Türkiye'ye mi sevk edeceğine ilişkin kararını etkileyecek" diye yazdı.
· Rusya’da muhalif liderler hakim karşısında, muhalif olmaya dahi izin vermeyen Rusya başkanı Putin ve yandaş yargı kötü sonuç verirlerse Rusya’nın da karışması kaçınılmazdır. Bu arada Rusya’da insan hakları savunucuları, Kremlin’in muhaliflere yönelik artan baskı politikasının endişe verici boyutlara ulaştığını belirtiyor.
  • Hizbullah'ın şehit liderlerini anma" töreninde konuşan Nasrallah, ülkedeki patlamaları gerçekleştirenlerin tekfirci gruplar olduğunu savunarak, ABD ve İsrail'i, çıkarlarını elde edebilmek için bu grupları desteklemekle suçladı ve Lübnanlıları fitnelere karşı koymak için birlik olmaya çağırdı.
· Bangladeş'te mahkeme aralarında Cemaat-i İslami lideri Matiur Rahman Nizami'nin de olduğu 14 kişiye idam cezası verdi. Sadece Bangladeş’te değil dünyada yıllarca aynı yöntemleri kullandılar. Öldürerek, cezaevlerine atarak, işkencelerle inanan halkları temizleyemeyecekler. Devlet olarak haksız yere silah kullananlar ve devlet terörü yaratanlar inananları sürekli bastırdılar. Filistin’de, Afganistan’da, Arakan’da, Sincan Uygur’da, Afrika ülkelerinde, Türkiye’de, Mısır’da tüm İslam ülkelerinde inanan liderleri ve insanları sürekli öldürerek yok edemediler. Ve her zaman hakkı ve adaleti isteyen insanlar çıkacaktır. Haksızlıklara dur diyenler mutlaka olacaktır. Bu nedenle iyiler asla tükenmez. Öldürerek bitiremediler. Hukuksuzluğu haksızlığı ve öldürmeyi yol edinmiş olanlar yönetimlere ve güce sahip olmakla istediklerini yapabilmişlerdir. Kanun biziz diyen, yargılanamayan ve sorgulanamayan bu anlayışlar yeryüzünden yıkılacaktır.
DİĞER
· Meksika’da silahlı sivil gruplar uyuşturucu çetelerine savaş açtı Artık halklar devletlerin bilerek yapmadıklarını yapmaktadırlar. Tanrının evrensel değerlerine ve yasalarına artık halklar sahip çıkmaktadırlar. Meksika’da bozguncu derin devlet ülkeyi yönetmektedir. Kanunsuzluğu ülkeye yaymış olan bu yapıya halk artık karşı çıkmaktadır. Halkı ve seçilmişleri yöneten bu derin yapı ülkeye çok zarar vermiştir.
· Arjantin’de düşük memur maaşlarından dolayı polisler grev yapıyor ve zam istiyor. Ancak bu duruma hazır olan halk yağmalamalara başladı. Ülkede günlerdir yağmalama gerçekleşiyor. Ülke karışmaya ve hukuksuzluğa ne kadar hazırmış. Polis mi bu manevi ahlakı sağlıyormuş yoksa halk zoraki mi yasalara uyuyormuş. Belli ki arjantinde başka oyunlar dönüyor. Ayrıca yüzyıllardır inançsızlığı aşılayanların bir getirisidir bu yaşananlar.Asıl olan halk zorba yönetimlerden ve Avrupa sömürgesinden bıkmış. Artık özgürlük ve eşitlik isteyen halklar kanunsuzluğun yol edindiği dönemi bitirmek istiyor.
  • Tayland’ın başkenti Bangkok’ta üç aydır eylemcilerin işgali altında bulunan hükumet binasını boşaltmak için operasyon düzenleyen polisle göstericiler arasında çıkan çatışmalarda en az 4 kişi öldü çok sayıda kişi de yaralandı. Taylan her geçen gün daha da karışıyor.
· Muhalefetin günlerdir sokaklarda olduğu Venezuela'da polis göstericilere sert müdahale ediyor, muhalefetin önde gelen isimlerini de göz altına alıyor. Venezuella da muhaliflerle yönetim yanlıları çatışıyor. Ülke zor günler geçiriyor. Sokaklar savaş alanına döndü. İktidara yönelik sert eleştirileriyle gündemden düşmeyen muhalefet lideri Leopoldo Lopez de güvenlik güçleri tarafından göz altına alındı. Venezuella'da hükümet karşıtı gösteriler devam ediyor. Beyaz Saray, "Venezuela'da şiddet olaylarından derin endişe duyuluyor" dedi.
· Ekvator Ginesi 1990’larda petrol çıkarmaya başladı. Yine sömürgeci güçler devredeydi. Ancak tüm gelişmemiş ülkelerde olduğu gibi petrol gelirlerinden sadece birkaç üst kesim insan faydalandı. “Avrupa ülkelerini incelediğimizde, Avrupa tarihinde görülen önemli değişimlerin zaman aldığını görürüz. Afrika’da konuşulan da bu tür bir değişim, yani kolonileşmeden şimdiye kadar olan süreçte her şey o kadar hızlı gelişti ki. Gelişmenin birinci planı özel yatırımcıyı arttırmak ve teşvikler sağlamak. Ülkedeki tekelciliği kaldırmak.
· Taylandlı yetkililer, insan hakları örgütlerinin tüm uyarılarına karşın geçen yıl eylül ve kasım ayları arasında 1300 Rohingya Müslümanını tekrar Myanmar'a gönderdiklerini açıkladı.
· Nijerya baharı da başlıyor. Nijerya'da saldırı: 42 ölü.Borno eyaletindeki bir kasabaya silahlı kişiler baskın yaptı. Nijerya'nın kuzeydoğusunda Boko Haram örgütünce pusuya düşürülen 9 asker hayatını kaybetti.
· Pakistan'ın Karaçi kentinde düzenlenen intihar saldırısında ilk belirlemelere göre 11 polis hayatını kaybetti, 40 kişi yaralandı.
  • Dünyada her dört çocuktan birisi açlık çekiyor. Yeryüzünde adalet ve paylaşım olmadığından zengin daha zengin fakir ise açlıktan ölüyordu. Gelir uçurumu vardı. Kötülük algısı dünyaya yayılmıştı. Bu da tüm yaşamları etkilemekteydi.
· Dalai Lama'nın uzun süredir "din bayrağı altında bölücü ve Çin karşıtı faaliyetler düzenleyen siyasi bir sürgün olduğu" savunulurken, Obama'nın Dalai Lama'yı kabul edecek olması, Çin'in içişlerine yapılan "kaba müdahale" olarak nitelendirildi. Sözcü Hua, bu adımın uluslararası ilişkiler prensiplerine aykırı olduğu gibi Pekin-Washington ilişkilerine de zarar vereceği değerlendirmesinde bulundu. Pekin yönetiminin, bu duruma "kesinlikle karşı" olduğunu vurgulayan Hua, ABD'ye "Dalai Lama'nın bölücü faaliyetleri için elverişli zemin oluşturmasına fırsat vermemek adına bu kişiyle yapılması planlanan görüşmenin iptal edilmesi" çağrısında bulundu.
· İzlanda Avrupa birliğine girmeyi durdurdu. İzlanda hükümeti AB’ye üyeliği askıya almasıyla muhalifler gösteri ve yürüyüş düzenlemeye başladı.
· Kuzey ülkeleri, İsviçre, İsveç, Norveç, İzlanda, Portekiz, gibi ülkeler İngiltere egemenliğinden kurtulacak. Yönetenler ile muhalif halklar arasındaki çekişmeler iyice artacaktır.
AFRİKA
· Afrika’da ve tüm dünyada dinler arası çatışma yaşanıyor. Dünyanın bu duruma düşmesi sizi endişelendirse de korkmayın bunların olması gerekiyor. Hıristiyanlar Müslümanları öldürüyor, Güçlü olanlar mazlum halkları eziyor. Batılılar kendi yarattıkları bu ortama ‘Kötü şeyler oluyor duruma müdahale etmeliyiz.” Diyorlar. Ve şiddetle silahla ve askerle baskıladıkları bölge halklarını bu sefer aynı yöntemlerle yok ederek susturmak istiyorlar.
· Dünyada her yer karışık. Müslümanlar ve mazlumlar öldürülüyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKC) doğusundaki şiddet olaylarında en az 70 kişi yaşamını yitirdi. BM) Genel Sekreter'nin Suriye'deki çocuklarla ilgili ilk hazırladığı raporda, çocukların çektiği acının sadece tarifsiz değil, aynı zamanda kabul edilemez olduğu ifade edildi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, "Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki Müslümanların korunması ve katliamların engellenmesi için elimizden geleni yapmalıyız" dedi. Çin polisi yoğun olarak Uygur Türklerinin yaşadığı bölgede, Müslümanların hak ve özgürlük arayışı için yürüyüş düzenleyen bir gruba ateş açtı, 15 kişi öldü. Venezuela'da öğrenciler yine yine yönetim karşıtı gösteri yaptı. Bulgaristan'ın doğusunda gösteri yapan bir grup, Filibe'deki Cuma Camii'ne taşlar ve yanıcı maddelerle saldırdı. Somali’de patlamalar, burnike Faso’da çatışmalar, Libya’da gerginlik yükseliyor. Tunus ve Cezayir’de olaylar tüm bunlar adalet, özgürlük ve eşitlik arayışıdır.
  • Ortadoğu şekillenirken Türkiye değişime öncülük etmektedir. Türkiye her ülkeyle anlaşmalar yapmaktadır. Stratejik toplantı ve anlaşmalar maksimum seviyeye çıktı.
· Güney sudan’da orta Afrika cumhuriyetinde ve Afrika’nın tüm ülkelerinde bağımsızlık mücadelesi yaşanıyor. Kötülerin egemenliği iyileri yıldırdı. Kötülerin yasaları insanlığa zara verdi. Mısır, Suriye, Irak, Afganistan ve tüm dünyada değişim mücadelesi Armegeddon savaşının başladığını doğrulamaktadır.
· Güney Sudan'da halk yönetime egemen olmak istiyor. Ancak geçmiş çağlarda batılıların sömürgesiyle yönetime oturmuş olan darbeci yönetim mücadele ediyor. Güney Sudan'ın başkenti Cuba'da silah seslerinin duyulduğu bildirildi.
· Güney Sudan'ın başkenti Cuba'da çatışmalar başladı. Eski vesayet yönetim ile halkın mücadelesi yaşanıyor.
· ABD, Sudan Büyükelçisi'nin Müslüman olduğu için görevden alındığı iddiası çok konuşuluyor.
· Güney Sudan'ın Yukarı Nil eyaletinin başkenti Malakal'daki çatışmalardan kaçmaya çalışan 150 kişinin Nil Nehri'nde boğulduğu bildirildi.
· Güney Sudan’da hükumet güçleri ile Riek Machar’a bağlı muhalif gruplar arasındaki çatışmalar artarken, ülke genelinde çok sayıda sivil, Birleşmiş Milletler’in kontrolü altındaki kamplara sığınmaya devam ediyor. Bu arada Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, ülkedeki şiddet olayları nedeniyle 350 bin kişinin komşu Sudan’a sığınabileceğini duyurdu.
· Güney Sudan’da hükümet güçleri ile Riek Machar’a bağlı muhalif gruplar arasındaki çatışmalar artarken, ülke genelinde çok sayıda sivil, Birleşmiş Milletler’in kontrolü altındaki kamplara sığınmaya devam ediyor. Bu arada Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, ülkedeki şiddet olayları nedeniyle 350 bin kişinin komşu Sudan’a sığınabileceğini duyurdu.
  • Libya ve Trablus’ta Fransa konsolosluklarına saldırılar artık Fransa’yı bu topraklarda istememenin göstergesidir.
  • Cezayir’de rehine krizi ve yabancıların öldürülmesi Cezayir’de yeni bir dönemin başladığının sinyalidir. Cezayir’de isteklerini dile getiren ve seslerini duyurmak isteyen bir gurup silahla rehinelerle eylem yapmak ister. Ancak Fransa ve Cezayir hükümeti silahla ve şiddetle bastırırlar. Ve öldürülenlerin çoğu bu saldırgan hallerinden kaynaklanmıştır.
· Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Hristiyan ve Müslüman militanlar arasından devam eden çatışmalar nedeniyle nüfusun yüzde 15’inin açlık riski taşıdığını açıkladı. Fransa’nın ve Afrika Barış Gücü’nün müdahalesi de Orta Afrika Cumhuriyeti’nde huzuru sağlayamadı. Müslüman Seleka militanları ile Hristiyan militanların çatışması nedeniyle yaklaşık 1.3 milyon kişi evlerini terk etti.
· ABD, son dönemde çatışmaların arttığı ve Fransa'nın daha fazla asker göndermesiyle uluslararası toplumun gündemine gelen Orta Afrika Cumhuriyeti'ne asker gönderme kararı aldı.
· Başbakan Erdoğan Bangladeş'te idam cezasına çarptırılan Cemaat-i İslami liderlerinden Abdulkadir Molla'nın idam cezasının infazına engel olunması için Bangladeş Başbakanı ile görüşmüştü. İdam olayı gerçekleştikten sonra Bangladeş karıştı.
· Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Vatikan'ı, rahiplerin çocuklara cinsel tacizde bulunmasına zemin hazırlayan politika izlemekle suçladı.Komitenin raporunda, "Vatikan, rahiplerin binlerce çocuğa cinsel tacizde bulunmasına izin veren prensipleri sistematik olarak kabul etmektedir" denildi.
· Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Hristiyan ve Müslüman militanlar arasından devam eden çatışmalar nedeniyle nüfusun yüzde 15’inin açlık riski taşıdığını açıkladı. Fransa’nın ve Afrika Barış Gücü’nün müdahalesi de Orta Afrika Cumhuriyeti’nde huzuru sağlayamadı. Müslüman Seleka militanları ile Hristiyan militanların çatışması nedeniyle yaklaşık 1.3 milyon kişi evlerini terk etti.
· Bangladeş'te Cemaat-i İslami Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Abdülkadir Molla'nın idam edildi. Ardından Bangladeş karıştı. Sokak olayları ve çatışmalar başladı.
· Mehdi döneminde insanlığın bir bilinç sıçraması yaşayacağı kuşkusuzdur.
· Nostradamus, 1999'un yedinci ayında gökten Dehşet Kralının geleceğini ve dünyanın sonuna neden olacağını yazmıştı. George Bush tüm bu söylemlere uymaktadır.
· Geçmişte tüm peygamberler döneminde tanrı yolunda olduğunu iddia edenler kendilerini Yahudi ilan etmiştir. Mısır Firavunu da bunlardandır. Tüm dinler ve kutsal kitaplar bu şeytani anlayıştaki yahudileri Tanrı yolunu reddedenler olarak resmeder. İbrahim’i ateşe atanlar da, İsa’yı öldürmek isteyenler de Yahudi felsefesine sahip dünyacı insanlardı. Günümüz siyonizmi de bunlardan farksızdı. Hristiyan birliği Siyonizme destek vermiş ve aynı anlayışla haçlı birliği oluşturmuşlardı.
· Muhammet Mehdi’nin gelişini Müslümanların başında halife ve halifelik yokken geleceğini söylemiştir. Ve aynen bu durumlar yaşanmaktadır. Muhammet İstanbul’u işaret etmiştir.
· Erdoğan, zalim krallar gibi değildir. Korkulacak olan da hiç değildir. Kendisinden emin olunan, fayda gösteren, kendisinden faydalanılan insandır. Dürüst ve adil olandır. İnsanlığın huzuruna baş koymuş kararlı ve inançlıdır. Erdoğan’ın bir eline ay bir eline güneşi verseler o doğruluktan vazgeçmez.
· Mehdi tüm dünyaya yayılan sistem karşıtı gösterilerin fikir ve isim babası olurken, haksızlığa adaletsizliğe ve savaşa karşı güçlü bir halk savaşı başlayacaktır. İnsanlar mevcut düzenin kötülüklerinden çok sıkıntı çekmiştir. Dayatılan bu sistem birinci dünya savaşından sonra küreselleşmiştir. Karanlık sistem (kötü düzen) yıkılırken sıkıntılı süreçler göreceğiz. Taşlar yerine otururken herkes kendi çevresiyle zıtlıklar yaşayacak ve herkes cephesini belirleyecektir. Hakkı isteyenler(yeni sistemin savunucuları) ile batılı isteyenler (eski sistemin savunucuları) tam olarak ayrılacaktır.
· Mehdi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi tekrar en saf haliyle yazdıracaktır. Kutsal kitaplara uygunluğuyla dikkat çekecektir.
· İnsanlığı sahiplenen ve hizmetkar olan her yönetimin kendiliğinden yayılmacı bir politika anlayışı vardır. Çünkü tanrının elçiliğini yürüten halifelik görevini alan adil bir düzeni sağlayan haliyle kutsal bir görev yürütür. Bu arada eski düzenin sahipleri Bir paranoya ile ümitle korku arasında kalır. Çünkü şeytani egemenlikleri yıkılmaktadır. Türkiye yeni bir sürece girmiştir. Bu sürecin ilk ışığı Erdoğan ile başlamıştır.
· İslam (Tanrı inancı)denildiğinde Türkiye ve Erdoğan akla geliyor. Doğruluk ve evrensel değerlere sahiplenme Türkiye’de gözleniyor. Dünyada mazlum halklara sorgusuzca yapılan saldırı ve kötülükler artık sorgulanıyor. Türkiye, dünyada yapılan haksız tavır ve savaşlar konusunda uyarılarda ve yapıcı tavsiyelerde bulunuyor.
· Erdoğan’ı sandıkta deviremeyeceğini anlayanlar türlü planlar kurdular. Küresel güçlerin Türkiye de ki uzantıları operasyonlarla devirmeyi amaçlasalar da başaramadılar.
· Türkiye’yi ve Erdoğan’ı meşru olmayan bir zemine düşürmeye çalışıyorlar. Yolsuzluk, teröre destek verme, el kaide ile işbirliği gibi temalar ile Türkiye itibarsızlaştırılacak. Dünya kamuoyunda kötülenecek ve neredeyse saldırı hazırlıkları bile yapılacak.
· İslamiyeti toparlamaya çalışan, islamı sorunlarından kurtaran iftiralarla ve suçlamalarla islamı karalayanlar evrensel islamı kabullenemiyorlar. Seçilmiş ve gönderilmiş olan Erdoğan islamı açığa çıkarmaktadır.
· Erdoğan seçilmiş ve sınamalardan geçirilmiştir.tehdit de etseler o doğru yoldan ayrılmaz. Baskılara boyun eğmez. Tanrıdan korkan adamdır. Bir eline dünyayı bir eline ayı verseniz doğru yoldan vazgeçmez.
· Tayyip Erdoğan’a saygısızlık etmek için her yolu kullanıyorlar. Toplum gözünde itibarsızlaştırmak için aşağılayıcı ve dalga geçer gibi sözler kullanıyorlar. Bu tür davranışlarla itibarsızlaştırdıklarını zannediyorlar. CHP tarafından, örgütlere, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Başbakan" ve "Sayın" kelimeleri ile hitap edilmemesini içeren bir genelge gönderildi.
· Erdoğan ve hükümetini terörle bile ilişkilendirecekler. Meşru olmayan bir zemine oturtacaklar.
· Erdoğan Tusiad’a hepimiz bu gemideyiz. Batarsak hepimiz batarız dedi. Türkiye’nin yükselişi istemeyen güçlü şirketler yeni doğan şirketleri kendine bir tehdit olarak görmektedir. Çünkü tekellerinde tuttukları gelirleri paylaşmak istemiyorlar. Eski vesayet düzenini özlüyorlar. Bu nedenle büyüyen ve gelişen Türkiye hoşlarına gitmiyor. Onlar kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Yoksa ne halk ne de evrensel değerler onlar için önemlidir.
· Tayyip Erdoğan için ‘Şu adamı konuşturmayın. Medyaya çıkarmayın, kendi medyanızda onun konuşmalarını yayınlamayın. Bazı kelimelerini olumsuz algı yaratarak kullanın.’diyorlar.
· Türkiye’de yaşananlar Abdulhamit döneminin bir rövanşıdır. Bu rövanşın öncü lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır.
· Zafer, yüksek riskin yanındadır. Başarı sıkıntının içindedir. Esenliğin öncesinde hayati tehlike vardır. Zıtlıklar keskin sonucu getirir. Tehlike ile yükseliş beraber hareket eder. Bu Tanrı’nın kuralıdır. Hayati risk taşıyan konularda hak yoldan ayrılmayan Erdoğan her sıkıntıdan başarıyla çıkmıştır. 28 şubat, 17 aralık, darbe girişimlerinde halktan ve haktan ayrılmadıkları için Tanrı onu ve ekibini daima başarılı kılmıştır. Terörün bitirilmesine yönelik çözüm sürecinde de elini taşın altına koydu. Tüm tehditlere karşı hak davadan ayrılmadı.
· Doğal afetler Erdoğan yüzünden oluyor. Erdoğan geldi kıtlık geldi diyorlar. Erdoğan uğursuz onun sebebiyle yeryüzünde sıkıntılar yaşanıyor diyecekler. Uğursuz ve afetlerin nedeni aslında kendileridir. Geçmiş peygamberlere de aynısını dediler. Geçmiş kafir kavimlerde benzer olayları yaşadı. Musa dönemi de buna örnektir.
· Yönetici peygamberlerden olan Süleyman ve Musa’ya örnek olarak Erdoğan da gösterilmektedir.
· Bediüzzaman 1914 yıllarında ‘Benden yüz yıl sonra gelecek olana uyun.’ Demişti. Ama Fetullah Gülen Bediüzzaman’ın öğüdünü tutmadı. Erdoğan’ı karşısına aldı ve Bediüzzaman’ın çizgisinden çıktı. Din adına hizmet görevi yürüttüklerini söyleyenler menfaatleri uğruna islam çizgisinden çıkmıştır. Ama hiçbir şey geç değildir.
· Erdoğan’ın Siirt’ten seçtirilmesindeki hikmet nedir. Tanrı neden Erdoğan’ı siirt’e seçtirdi. Bu halkın kökeni nedir. Ne güzel halktır ki Siirt halkı Erdoğan’ın ilk başa gelmesinde rol aldılar.
· Tayip Erdoğan sebebiyle yağmur yağmıyor. Afetler çoğaldı.diyorlar. Musa’ya da aynısını söylemişlerdi. Dünyanın her yerinde afetler görmekteyiz. Eskiden böyle kıtlık olmazdı, Erdoğan geldi yolsuzluk da kıtlık da yaşanmaya başladı diyorlar. Hayır onlar Erdoğan’ın doğru yoluna direndikleri için afetlere maruz kalıyorlar. Tanrı onlara doğruluğu seçmeyip hukuksuzluğu ve taşkınlığı seçtiklerinden dolayı ceza vermektedir.
· 'Küresel egemenlere göre, Erdoğan kırmızı çizgileri geçti. Dünyanın egemenlerinin, reel politik kurallarını çiğnedi, dediklerini yapmadı. Artık Erdoğan için çok geç. Doğrunun ne olduğunu hiçbir önemi yok. Dünyanın kuralları değişmez. Kazançtan olmaktansa, bir adamı kurban etmek evladır. Küresel güçler taraf belirleyin diyor. Kurtarın kendinizi, bu tarafa geçin.diyorlar. 'Ama gerçek şu ki, bu durum Erdoğan'ın şahsi akıbetinden ziyade, inançlı Anadolu halkıyla ilgili tarihi bir karar anı. Asıl amaç islam’ın temsil yeri Anadolu halkına karşı bir mücadele başlatmaktı. Bizler, böyle bir krizi hak etmek için bir şey yapmasak ta şiddetli bir krizin içindeyiz. Türkiye’ye karşı ekonomik bir savaş yürütülüyor.
· Karanlığın ışığı boğmaya çalıştığı bir anda ortaya çıktı. Kefenini yanına almış son süvari. Doğruluğun önderi, şeytana karşı savaşan kral. Beklenen lider Recep tayip Erdoğan. Mazlumlara sahip çıkan, hakkın adamı, halkın adamı, doğrulukla ilerleyen barışa çağıran lider.
· Paralel yapı saf değiştirdi. Türkiye’nin gündemini yöneten, kasetler yapan, medya haberleri organize eden, yargıya yön veren davalar açan bu paralel yapının temeli cemaat gibi görünse de cemaatin birlikteliğini kullanan daha güçlü küresel güce hizmet eden bir yapıdır. Önce Erdoğan ve AKP’nin tarafında olan bu yapı 2014’de saf değiştirmiştir. Suriye, mısır ve diğer kıtalarda yaşananlardan sonra Erdoğan’ın ileri gittiği, haddini aştığı görülmüş ve ona dur denilmiştir. Küresel güçlerin isteğiyle saf değiştiren paralel yapı hükümeti hedef alarak yolsuzluk ve çeşitli suçlamalarla hareket etmiştir. Bu durum Muhammed’in şu hadisine benzer. ‘Deccal’in karşısına bir genç çıkar. Adı adıma babasının adı babamın adına uyar. Deccal’e sen deccalsin der. Deccal önce onu öldürür. Sonra diriltir. Sonra tekrar öldürmeye yeltenir ancak başarılı olamaz.’ Aynen hadiste anlatıldığı gibi doğruluğu ve kendinden emin olamyı nitleyen adıyla Erdoğan bir genç olarak küresel bozguncuların (yönetimin karşısına) Deccal’in karşısına çıkar. Deccal önce onu öldürür. Ceza evine attırır. Seçimle gelmesini dahi engeller. Sonra izin verir. Paralel yapı sürekli ona çalışır. Genç dirilmiştir. Sonra tekrar öldürmek ister. Paralel yapı Erdoğan’ı itibarsızlaştırmaya çalışır. Ama hadiste muvaffak olamaz der. Yani buna muvaffak olamayacaklar.
· Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan'dan 'Uzun' diye söz edilen kayıtta "MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor" deniliyor. Kayıtta, AK Parti'nin seçimlerden galip gelmesi halinde yargı darbeleriyle götürülmesinin hedeflendiği şöyle dile getiriliyor: "Ok yaydan çıktı bir kere. Bu safhadan sonra geri dönüş 'yok olmamız' anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı 'buyrun siz giyin' diyecek değiliz." Kayıtta, istenilen sonucun alınması için "Komünist, faşist, Alevi ve CHP'li farketmez herkesle ittifak edin" talimatı veriliyor.
· Başbakan'a "Usta" denilmesinin ardında kendisinin bu dönemi "Ustalık dönemi" diye nitelemesi kadar gerçekten de ustalık isteyen birçok meseleyi ülke istikrarına zarar vermeden çözmüş olması da var. Yani bu sıfat bir hakikati olmayan bir propagandadan ibaret değil. Türkiye Başbakan'ın kararlılığı, dik duruşu, stratejik adımlarıyla birçok aşılmaz denilen engeli aştı, aşınmaz denilen tortuları aşındırdı, yıkılmaz denilen duvarları ve tabuları yıktı.
· Erdoğan: Şebekelerin, çetelerin milli iradeyi gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Dershaneler meselesinde, Suriye meselesinde, terör meselesinin nasıl halledeceğine siyaset değil de yargı mı karar verecek. Biz yargının bağımsızlığı mücadelesini referandumda sağladık. Yargı sadece bağımsız değil tarafsız olacak dedik. Bağımsızlığı iste ama tarafızlığına gelince orada tarafım de. Onu kimse yutmaz. Biz yargı ile değil yargı içine sızmış yargı mensuplarına baskı yapan örgütle mücadele ediyoruz. Kimse siyasi iradenin yargıya müdahale ettiğini iddia etmesin. Siyasi kararları verecek olan siyasi iradedir. Siyasi iradenin milli iradenin çalınmasına izin vermeyeceğiz
· Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yakın tarihte bilhassa laiklik ilkesi konusundaki yanlış uygulamaların, toplumda kutuplaşma ve gerginliklere neden olduğunu belirterek, "İnanıyorum ki, Hükümetimizin öncülüğünde başlatılan demokratik reformlar kökleştikçe, hukuk devleti ilkesi, insan hak ve hürriyetleri pekiştikçe, devlet ile millet arasındaki mesafe bütünüyle kapanacak, insanımızın özgürlük alanı genişleyecek, toplumsal aidiyet daha da güçlenecektir" dedi.
· Başbakan Erdoğan'ın Almanya dönüşü çalışma odasında bulunan böceklerle ilgili yaptığı “casusluk” yorumunun sırrı çözüldü. Casusların, bilgileri ve devlet sırlarını yabancı istihbaratlara servis ettiği ortaya çıktı.
· Üç yıldan beri uzun boylu adamın ölmesini bekliyoruz diyenler var” sözleri üzerine Tayyip Erdoğan'ın sağlık güvenliği hat safhada. İçtiği su dahi takip ediliyor.
· Erdoğan’ın sonuna kadar yanında olanlar kazanacak. Muhammet bir hadisinde ‘Sonuna kadar yanında olanlar kazanır.’dedi. Yoldan sapanlar çok olacak.
· Devrin Ebu cehilleri Erdoğan’a muhalif olanlardır.
· Her gelen peygamber mehdi’nin kendi adında geleceğini ve kendi soyundan geleceğini söylerken peygamber vasıflarına sahip doğruluğu, adaleti ve barış için çalışan bir kurtarıcı olacağına dikkat çekmişlerdir. İsa tekrar geleceğini müjdelerken, Davut, Davut soyundan birinin geleceğini ve yeryüzünü karanlıktan aydınlığa çıkaracağını söylemiştir. Muhammet de aynı şekilde babasının ve kendi adında birinin geleceğini söylerken peygamber vasıflarına sahip bir mehdinin yani kurtarıcının geleceğini söylemiştir. Tüm peygamberler aynı şeyi söylemiştir. Dinler tarihini inceleyenler tüm peygamberlerin hep aynı kişiden bahsettiğini delillerle ve muhteşem benzerlikleriyle ortaya koyarlar. Bütün bunlar beklenen İsa ile beklenen mehdi’nin ve beklenen davut’un aynı kişi olduğunu gösterir. Diğer kutsal metinlerde de Mehdinin gelişi kendi dönemlerinin tabirleriyle ve kişileriyle anlatılmıştır.
· ‘Ve: Biz, Allah'ın Resulu Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara(onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmaya düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.’ (4/157) ( bu ayetlerde İsa’nın Yahudiler tarafından öldürülmediği ve ona benzer birinin öldürüldüğü söylenmektedir. Onlar sadece gördükleriyle bir zanna uymuşlardır. Gerçekte Tanrı İsa’nın zalimler eliyle öldürülmesine izin vermemiştir. Ama İsa başka bir yere göç etti ve mutlaka her peygamber gibi öldü. Kuran ve hadislerde göğe alındı ifadeleri kullanılmamıştır. Her peygamber öldüğünde göğe alınmıştır. Hepsi de göğün farklı farklı katlarında bulunmaktadır. Aynı bedenle aynı İsa tekrar gelecektir diye batıl bir inanış vardır. Gerçek öyle değildir. Her peygamber kendisi gibi barışı, sevgiyi ve dini temsil edecek bir kurtarıcı peygamber geleceğini söylerken kendini örnek göstererek kendi adını vermiştir. Aslında geçmişteki her peygamber bunu yapmıştır. Buradan anlaşılan dünyayı son olarak düzeltecek olan kurtarıcı kral peygamberin hep peygamberler soyundan olacağı ve peygamber vasıfları taşıyacağıdır. Yoksa gökten İsa’nın Şam’a ineceği değildir. O dönemde şam bir başkent büyük bir şehirdir. Hem kültür şehri hem de dönemin merkezidir. Şimdi de ortadoğunun merkezlerine bakmamız gerekir. Dönemin en büyük kültür ve gelişmiş merkezi İstanbul’dur.
· Hz İsa Yahudilerin onu öldürme teşebbüsünden sonra oradan ayrıldı. Ve Allah ona insanlardan uzak başka bir yerde bir süre yaşam daha verdi. Yani yaşamaya devam etti. Allah yanına aldı derken Allah zalimlere bırakmadı kuluna hayat verdi ve normal ölümüyle onu kendine kavuşturdu. Yani yanına aldı anlamındadır. Yoksa HZ İSA uzaya havasız çıkıp tanrının yanına gitti anlamında değildir. Peygamberimiz döneminde Allah yanına aldı bir deyimdir. Yani kendisine ulaştırdı, rahmetine mazhar oldu anlamındadır. Günümüz insanları kutsal terimleri tam bilmeden cahilane yorumlamaktadırlar.
· Hz. İsa kuranda çarmıha gerilerek öldürülmediği söylenir. Allah’ın onu yanına aldığı söylenir. Ancak bu bedenen değildir. İsa ömrünü bir süre daha gizli sürdürür. Sonra eceliyle vefat eder. Allah onu zalimlerin eline bırakmaz ve katına yükseltir. İsa ölmeden önce tekrar geleceğini söylerken aslında kendisinin geleceğini değil aynı görevde aynı özelliklerde kurtarıcı bir peygamberin geleceğini söylemiştir. Aynı durum kuran için de geçerlidir.
· Mehdi hayatta ve şu anda dünyada yaşıyor. Mehdi’nin zuhur etmesiyle hayatta olması farklı şeydir. Peygamber nasıl 40 yaşından sonra peygamberliğe başladıysa mehdi de dünyayı düzeltmeye başladığında ortaya çıkmış demektir. Mehdi karanlık küresel düzeni yıkarak dünyayı yeniden düzene sokmak ve insanlığı barışa kavuşturmak için çalışmaya başlayacaktır. Bu günümüzde Türkiye, tüm bu anlatılanlara uymaktadır.
· Son peygamber 7 uyurların yani ashabı keyfin Mehdi’nin yanında yardımcıları olarak bulunacağını söylemiştir. Yani o dönemin 7 insanı bu dönemin yedi insanının görevlerini yürütmektedir. Bunlardan birkaçını söylemek gerekirse Abdullah gül, Ahmet davutoğlu, Egemen bağış gibi kişilerden oluşan ve dünyanın değişmesinde etkili rol oynayan kişiler yedi uyurları temsil etmektedir. Muhammedin hadisleri her yönüyle günümüze uymaktadır.
· Muhammet gece saat 3’te geldi. Tayyip Erdoğan güneş doğarken geldi. Dünya tam bir günü tamamladı. 6 günde de yaratılmıştı şimdi 7. gün tamamlandı.
· Erdoğan kral peygamberdir. Manevi ve felsefi yönde hikmet dolu bir peygamberden ziyade dünyayı düzelten bir yönetici durumundadır. Diğer değişle bir halifedir. Allah’ın emirleri doğrultusunda insanı ve insani değerleri koruyan tanrının emirlerine (barış, demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik, hoşgörülü ve paylaşımcı) uyan bir kraldır. Felsefi ve dinin özünü anlatan hikmet dolu peygamberler çoktur mesela en sonuncusu Muhammed’tir. Zaten peygamberimiz de hikmet öğreten ve Cebrail’den vahiy okuyan peygamber gelmeyeceğini söylemişti.
· Dürüst ve adil, kurtarıcı ve önderdir. İnsanlığın sorunlarına eğildi. İyi bir düzen için çalıştı.
· Manşetlerle, yalanlarla çarpışa çarpışa bugüne geldi. Zalimlere karşı sert insanlara karşı yumuşaktı.
· İnsanlar artık yalanlara prim vermiyor. İlk duyduklarına göre degil olaylara daha itidalli bakabiliyor.
· Erdoğan’a her gittiği ülkede sayısız kadınlar teklif ettiler. O hepsinide reddetti.
· Rabbin kralı ve yanındaki arkadaşları ilk yönetime geldiğinde tehdit edilmişlerdi. Sizi öldürürüz dediler. Bizim dediklerimizi yapacaksınız dediler. Bu işin şakası da yok sonu da yok dediler. Onlar kefenimizi yanımıza aldık diyerek doğru yoldan dönmediler. Rab de onlarla oldu. Ölümü göze alarak insanlığa hizmete koşanlar ne şerefli bir yoldaydılar. Aynı yedi uyurlar gibi. Bir önceki kuşaktakiler bu karanlık güçlerin etkisi altında ezilmişlerdi. Adnan Menderes ve birtakım inananlar öldürülmüşlerdi. Kötülerin gücü ilk rabbin kralıyla kırılmaya başlamıştı. Halkın seçimiyle yönetime her gelen bu bozguncuların güçlü etkisi ve tehdidi altında ezilmişlerdi.
· İbrahim’in soyundan olan insanlara ve insanlığa hizmet eder. Barış ve adalet için çalışır. İnsanlığı koruyan ve yaşam standardını arttıran öğüt ve çabalarda olur. Rabbin kralı Erdoğan bu özellikleriyle kutsal bir çizginin içindedir. Tanrı'dan olan Tanrı'nın işlerini yapar. O’na boyun eğer ve sözlerini dinler. Hakkın ve kukun dışına çıkamaz. Doğruları söylemekten çekinmez. Zalime ses yükseltir. İşte Tanrı'dan olmayanlar onu dinlemiyor ve o’na muhalefet ediyor. Erdoğan’ın İbrahim'in soyundan olduğunu anladıkları halde yine de onu öldürmek istiyorlar. Çünkü Tanrı’nın düzeni onların çıkarına gelmiyor. İyi bir düzenden nefret ediyorlar. Onların babası İblis'tir ve babalarının arzularını yerine getirmek istiyorlar. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. O yalancıdır ve yalanın babasıdır.
· Erdoğan Konjektürel siyaset yapmadı, günü kurtarma siyaseti yapmadı. İnsan odaklı bir politika izledi. Hep halktan yana oldu ve dürüst davrandı. Sosyal dönüşümler iyi yönetildi. Oluşacak zorluklar karşısında sabırlı ve dirençli oldu. Dik durdu ama diklenmedi. Doğruyu söylemekten çekinmedi.
· Erdoğan ‘‘Çanakkale Zaferi, bir etnik kökenin, bir kavmin, ırkın zaferi değildir. Çanakkale Zaferi, Türkiye’nin, Anadolu’nun ve Trakya’nın olduğu kadar dünya üzerindeki tüm kardeş milletlerin, kardeş halkların, tüm kardeşlerin zaferidir.’’dedi.
· Tayyip Erdoğan’ın yanındakiler ve onun ekibi ve destek verenler son Peygamber Muhammed’in sahabelerinin soyundan gelmektedir.
· Kılıçtaroğlu, ben peygamber soyundanım derken Tayyip Erdoğan2ın Muhammet soyundan olduğunu biliyordu. Bu bilgiyi önceden karalamak için böyle bir söylemde bulundu. Aldatma ve bilgi kirliliği için söylediği bu söyleme kendisi bile inanmamaktadır.
· Time dergisi 2012 yılının kişisi olarak ABD Başkanı Barack Obama'yı seçti. Dergiye göre, ABD Başkanı Obama, yılın en güçlü adamıymış. Listeye Tayyip Erdoğan’ı bilerek koymamışlar. Tarafgirlikle hazırlanmış uydurma listelerinde ilk ellide bile Erdoğan yok. Halbuki güçlü zalimlere başkaldıran ve mazlumların yanında olan Erdoğan yeryüzünün en güçlü adamıdır.
· Obama'nın kültürü ABD halkının taleplerine uygun olarak eşcinsellerin evlenmesine izin verdi. Bunu hak vermek olan gören anlayış aslında çirkinliğe ve gelecekte toplum yıkına onay vermektedir. Hiçbir inanış ve toplum bunu kabul etmez. Tarihte birtakım sapkın toplumların benzer bir örneğini görmekteyiz. Bu ve buna benzer bazı sosyal kararlarda Obama’nın tutumları doğru bir çizgide olmadığı gerçeğini göstermektedir.
· Başbakan Erdoğan'ın yenilikçilik çabasıyla, 2002'den bu yana yaptığı reformlar, alimler ve bilim adamları tarafından hayranlıkla karşılanmaktadır. Başbakan Erdoğan bu reformları, yaşamın içinden gelen ve hayata dokunan bir siyasi güç olarak başardı. AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan'ın mücadelesi, bir yenilginin galibiyete dönüştürme mücadelesinden başka bir şey değildir.
· Erdoğan’ın Ak Parti'deki mücadelesinin siyasi hevesin ötesinde bir dava niteliği gerçektir. Halka ve insanlığa hizmet yolunu seçmiştir. Erdoğan Tanrının ve insanlığın tarafında bir dava adamıdır. Çocukluğundan beri dünyayı değiştirme arzusu olduğu ve tanrıya derinden saygı duyduğu bir gerçektir. Ve tanrının ona zamanın ve coğrafyanın Türkiye'sinde bu fırsatı tanıdığını ve bunun gerçekleşmeye başladığını artık kendiside anlamaya başladı.
· Başbakan Erdoğan’ın ofisinde 3 adet dinleme cihazı bulunmuştur. Evinde ve çevresinde dinleme böceklerine rastlanmıştır. Eski rejim yanlıları ve Ergenekoncular onu dinliyorlar. Onun için her türlü tuzak hazırlasalar da O’nu alt etmeyi başaramayacaklar.
· İnsanın toprağı ve özü iyi olan Mehdi’yi sever. Toprağı ve özü kötü olan onu sevmez. İyiler Erdoğan’ı sever, kötüler ondan nefret eder. Kalplerin tercihi cennete veya cehenneme götürecektir.
· Türkiye gerçeklerinden uzak bir yorum yapan ABD'de Washington Times gazetesi muhalif anlayışla hareket etmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yersiz eleştirilerde bulunan gazete uydurma haberlerle bölge halkını yanlış yönlendirmektedir.
· ABD’de Newyork Times, İngiltere’de Guardian, Avrupa’da bazı yayın kuruluşları Tayyip Erdoğan’a iftira atarak ve hakkında olumsuz şeyler söyleyerek halkın nazarında destek bulmasını engellemek istiyorlar. Aynı şeyler Türkiye’de de yapıldı. Erdoğan manşetlerle çarpışa çarpışa büyüdü. Ve insanlar yalancıların ve uydurmaların farkına vardı. Artık kimlerin doğru yolda kimlerin batıl yolda olduğunu halk görmeye başladı.
· Başbakan Erdoğan, 6-11 Ocak tarihlerinde Gabon, Nijer ve Senegal'i kapsayan Afrika turuna çıktı. Verdiği mesajlar barış ve birlik çağrıları çok önemliydi. Bu topraklara çıkar için gelmediklerini bildirdi. Başbakan Türkiye ile Afrika ezeli ve ebedi tarih havzasından geçtiğini belirten Erdoğan, "Biz Afrika'ya baktığımızda diğerleri gibi yeraltı zenginliklerini değil dost ve kardeşlerimizi görüyoruz" dedi. Dünyaya doğru algıyı öğretmeye başladı. Ve uyanışı harekete geçirmektedir.
· Halifelik nerede biterse orada başlayacaktır.
· Erdoğan inanan ülkeleri birliğe çağırdı. Hepiniz mevcut olan kötü düzenle mücadele ederken neden birlik olamıyorsunuz. Amacınız dünya değil ahiret ise birlik olun dedi. Birbirinizi tehdit olarak görmeyin. Tanrının istediği birlik olup mevcut bozuk düzeni beraber yıkalım dedi. Birbirinize kızmayın, düşmanlıklarınızı kaldırın birlikte insanlığı kurtaralım ve tanrıya ibadet edelim dedi.
· Rabbin Kralı dedi ki. ‘Bize hiç kimse diz çöktüremez, Bizi hiç kimse teslim alamaz. Biz hiçbir zaman korkmadık. Korkmayacağız.’
· İstiklale ve hürriyete yer yüzündeki her millet aşıktır. Ve bunun tutkusundadır.
· İnsanlığın sorunlarının çözümüne hiçbir faydası olmayanlar peygamberlik rolündeki insanların insanlık için çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar.
· Tayyip Erdoğan iflah olmaz bir iyimser, insanlığın kurtuluşuna inanan barış ve adaletin geleceği umudunu yitirmeyen bir önder.
· Tayyip Erdoğan hakkın savunuculuğunu yaparken karşısında ki muhalif anlayışta olanlar batılın savunuculuğuna soyundular.
· Rabbin kralının etkisiyle tüm yönetimler sorunların çözülmesine yönelik çalışmalar yapmaya mecbur kalacaklar. İnsanlığın sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar küreselleşecektir.
· Gündemdeki konulara bakış açılarındaki farklılık dikkat çekicidir. Vesayet olayları menfaat süzgecinden geçirir ve kendilerini tehdit edecek, halk adına her iyi gelişmeyi kötü görürdü. Muhalefetin her meseleye nasıl tepeden baktığını, olayları menfaatleri açısından yorumladığını, nasıl toplum mühendisliğine soyunduğunu herkes iyice anladı.
· Tanrı halkına sahip çıktı ve kulunu bu milletin başına gönderdi. Halkta onu hemen sıkıca tuttu. Erdoğan, milleti ile birlikte yürüdü.
· Menfaatçi muhalifler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üslubunda toplumu kucaklama havası olmadığını iddia ederek, ''90'ların mazlumu olarak kendisini takdim eden Sayın Başbakan, 2000'li yılların zalimidir'' dedi. Onlara söyle deriz. Zalimler kördür ve gerçekleri tersinden görürler. Onların geçmişte yaptıkları ve halka uyguladıkları zulümü herkes bilir. Fitne fesat ile terörün devam etmesini onlar sağlamışlardı. Şimdi adil düzen ve gelişim onların hoşuna gitmiyor. İnançsızlar iyi düzeni, kendilerine baskı olarak görüyorlar. Çünkü insanların özgürlüklerini kısıtlayarak yaşamlarını sürüyorlardı. Aldatarak ve yönlendirerek kendi guruplarının çıkarlarını gözetiyorlardı. Bu azınlığa da halk yakıştırması yapıyorlardı.
· Onlar Türkiye’de hala muhalefette ki iktidardır. Artık değişime güç yetiremiyorlar. Ancak şiddeti seçmeye başladılar. Türkiye’de muhalefet DHKP-C gibi ırkçı temelli gibi terör olaylarıyla karşılaşması gayet doğaldır. Erdoğan’a muhalifler sokak söylemiyle, bağırarak hesap ver tavırları da popülizme başvurduklarını göstermektedir.
· Devletin derin yapılanması yönetimde bir seçkinler grubu oluşturmuştu. Bu grup halktan kopuk ve halkı ezdiğini bir gerçekti. Kendisini ezilen geniş halk kitleleri ile özdeşleştiren Erdoğan bu seçkinler grubuna karşı mücadele etmiştir. Vatandaşı ezmeyen bir yönetim var. Sayın Başbakan halkın ve hakkın, bağımsızlığın, özgürlüğün mücadelesini veriyor.
· Allah Tayyip Erdoğan’ı getirince halk ardında durdu. Türkiye’nin muhaliflerinde ve onların üslubunda toplumu kucaklama havası yok. Kin, öfke, nefret söylemi var. Terörün bitmesini istemiyorlar. Barış havasından rahatsızlar.
· Sayın Başbakan Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok çark eden Başbakanı'dır. Diyorlar. Zaman içinde her şey değişiyor. Barışı baştan reddedenler, bugün yine barış girişimi olunca onun teröre karşı önceki tehditlerini öne sürüyorlar
· Recep Tayyip Erdoğan'ın gitmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Başkanlık sistemini O tekrar gelecek diye eleştiriyorlar. Önce bir düşünün o sizler gibi ülkeyi yemeye mi geliyor. Yoksa halkına insanlığa hizmet için mi geliyor. Devletin ve halkın tek kuruşuna dokunmadı. Sürekli araştırdılar bir şey bulamadılar. En küçük yolsuzluk yaşanmadı. Ancak muhalifler kuru inatta ısrar etti.
· Suriye tezkeresi çıkardın niye Suriye’ye vurmuyon diyorlar. Kendi güvenliğimiz tehdit edilince kendimizi koruma amaçlı tezkere çıkarıldığını anlayamıyorlar. İlla gidin Suriye’yi vurun ve müdahale edin diyorlar. Amaçları Türkiye’yi kötü duruma düşürmek. Böyle bir davranışın uluslar arası kamuoyunda yanlış ve ters algılanacağını herkes bilir. Ama amaçları ülkeyi kaosa sürüklemek. Erdoğan’ın yönetimi gitsin de ne olursa olsun diyorlar.
· Erdoğan yumuşak güç ve adil geçişler sağlıyor. Bundan sonra Erdoğan olmadığı an Arap baharının en şiddetlisini Türkiye yaşar.
· 1940'lı yılların tek partili rejiminde diktatör bir Türkiye vardı. o dönemin kalıntıları artarak 1960 ve 1980 darbelerini yaptılar. Sırf inanan büyük çoğunluk halka karşı.
· DHKP-C'ye yönelik operasyonda, örgütün suikast timinden Başbakan'ın evinin krokisi ve savcı, polis ile AKP yöneticilerine eylem planları çıktı.
· Ergenekon davasında savcının mütalasının ardından adalet bakanlığına ve akp binasına lav silahlarıyla saldırılar yapıldı.
· İmralı barış süreciyle, Erdoğan bütün riskleri üzerine aldı. İnşallah başaracağız diyor. Amaç ne barış ve kardeşlik. İnsanlığa bir hizmet. Yapmamız gereken arkasında dimdik durmak. Toplumu yatıştırıcı güveni inşa eden söylemler ile bu sürec yönetilecek. Bu halk, oyunlara kışkırtmalara gelmeyecektir..

· Cuma hutbesini okuyan El-Badrani, Irak'taki Şiiler'e seslenerek, Maliki yönetimine destek vermemelerini istedi. Ordu ve polisi göstericilere karşı güç kullanmamaları konusunda uyaran El-Badrani, Başbakan Erdoğan'a hitaben, ''Ey Erdoğan, sıkıntımızda yanımızda durman gerekir. Biz seninle aynı davanın adamlarıyız ve ayrılmaz bir bütünüz. Davamız bir, düşmanımız bir. Bizi görmen gerekir. Biz sen ve senin gibi şereflilerin boynunda emanetiz'' diye konuştu.
· İran'la nükleer enerji konusunu görüşmek üzere Kazakistan'nın Alamati şehrinde bir araya gelen BM Güvenlik Konseyi'ne daimi üye 5 ülke ve Almanya'nın oluşturduğu '5+1' grubu iki günlük toplantının ardından masadan yine kalkan taraf oldu. Yapıcı bir tavırla İran’a yaklaşmayanlar suçlama ve tehdit söylemlerini sürdürüyorlar. İran’a ‘Faaliyetlerini yavaşlat, yaptırımları hafifletelim’ diyen anlayış küresel vesayetin ta kendisidir. Bu anlayış küresel cuntanın anlayışıdır. Sayısız kitle imha silahlarına sahip olan egemen ülkelerin hükmetme mücadelesidir. Savaş siyasetiyle ayakta kalan ve yönetenler artık kaybedecektir. Yeryüzünü zorbalıkla yönetenlerin tek tutunduğu silah üstünlüğü yeryüzünün kaynaklarını sömürme mücadelesinden gelmektedir. Irak ve Afganistan gibi yeni hedef İran’dır. Bu iştaha risk alamıyorlar. Ancak buna da mecbur olduklarını düşünüyorlar. Arap baharı ve küresel krizin ardından İran’a saldırmayı göz dağı ve fırsat gibi görmek isteyenler de olabilir. Ancak önemli bir gerçeği unutuyorlar. Meşru bir zemini de ve doğru bir çizgide bulunan Türkiye var. Türkiye’nin her ulusta küresel bir desteği var. Türkiye haktan korktuğu için zalime dahi ses yükseltip hesap soracaktır. Yeryüzü geri dönülemez bir yola girmiştir. Ne Erdoğan ne de Türkiye bu doğruluk, barış ve adalet çizgisinden dönmeyecektir. Zalim vesayette kötü yolundan dönmeyeceğine göre dünyayı gergin günler beklemektedir. Böyle bir durumda Türkiye yeni hedef olacaktır. Yakında Türkiye düşmanlığı başlayacaktır. Ancak bu düşmanlık hakkı ve gerçekleri söyleyen Erdoğan konuştukça Türkiye güç ve destek kazanacaktır. Erdoğan şimdiden batının siyasetini, birleşmiş milletleri eleştirmektedir. Tüm bunların temelinde herkesi doğru bir çizgiye getirmektir. Ancak zalimler doğru yola gelmeyecekler. Bunun üzerine şiddet doğacaktır. Ancak şiddet doğmaya yakın Türkiye hakkın yanında olduğu için destekçileri çoğalacaktır. Ve bu süreçlerde afetler de tavan yapacaktır. Çünkü Tanrı değişimi engellemek isteyen şiddetçilere izin vermeyecektir.
· Avusturya'nın başkenti Viyana'da Medeniyetler İttifakı 5. Yıllık Forumu'na katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler'e yüklendi. Erdoğan, "BM'nin işi ne? BM Güvenlik Konseyi'nin temelinde bir sıkıntı var. BM'nin şiddetle bir reforma ihtiyacı vardır" dedi.
· Rabbin kralı Erdoğan, medeniyetler ittifakının zor bir süreç olduğunu biliyordu. En başından insanların kardeşliğini ve birliğini sağlama çabasında oldu. Tüm din eski medeniyetlerin ittifak edip aynı çatıda birleşmesini istiyordu. Çünkü hepsi aynı amaçtaydı. Ancak yönetimlere sahip olanlar birbirlerini ötekileştirmişlerdi. Hepsi insan haklarının korunması, barış, adalet, adil bir düzen istiyordu. Tüm medeniyetler tanrının kutsal emirleri olan insan öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, haksızlık etmeyeceksin görüşündeydi. Ancak ittifakın kendilerine bir şey kazandırmayacağına inananlar her türlü ayrımcılığı körüklemişti. Şimdi de yine saltanatlarını kaybedecekleri korkusuyla barışa, kardeşliğe birliğe yanaşmayan aynı nesil direnmektedir. Bu ittifak mehdi dönemi, altın çağ, esenlik krallığını getirecektir. Tanrının tüm kutsal kitaplardaki vaat ettiği dönem bu dönemdir. İsa yeryüzünde medeniyetleri birleştirme çabasında olurken farklılıkların zenginlik olduğunu, birbirlerimizi tehdit olarak görmememiz gerektiği anlayışını öğretmektedir. Her kesime, ırka dine ve ulusa sahip çıkmakla hepsini bir anlayışa getirmiştir. Medeniyetler ittifakı gerçekten de tam bir mehdi dönemi çabası tam bir İsa niyetinde hareket ve anlayıştır. Ve tanrının kulunu kullanarak bu çabası asla boşa çıkmayacaktır. Bu savaş ve egemenlik konusunda şeytan ısrar ederse mutlaka tanrının öfkesiyle karşılaşacaktır ki kutsal kitaplar bunlar hakkında net bilgiler vermiştir. Mayaların Popol vuh, Tevrat ve peygamberin hadislerinde çok net bilgiler vardır.
· Rabbin kralı’nın Avrupa’da bir konuşması: Filistin ve Suriye'de döken kana dünyanın sessiz kaldığını belirten Erdoğan, "Dünya'nın tepkisiz kalması adalet duygusunu ciddi şekilde zedeliyor. Aynı şekilde Avrupa'da yükselen ırkçılığın Medeniyetler İttifakı karşısında ciddi bir sorun alanı olduğunu belirtmek durumundayım. Müslüman ülkelerde yaşanan olaylara kayıtsız kalmaya ek olarak ülkeleri dışında yaşayan müslümanlara yönelik kırıcı, incitici tavırlar ne yazık ki vicdanları yaralamaya devam ediyor. Ötekinin kültürünü hissiyatını anlamak için mücadele edilmesi gerekirken önyargılardan hareket edilerek ötekinin dışlandığına ve horlandığına sıkça şahit oluyoruz. Tıpkı Siyonizm gibi tıpkı Antisemitizm gibi tıpkı Faşizm gibi İslamafobiyanın bir insanlık suçu olarak görünmesi kaçınılmaz hal almıştır. Bunlar yaralar açar uçurumları derinleştirir" diye konuştu. Hiçbir dinin terörü benimsemediğinin altını çizen Erdoğan, "Mali'de yaşanan olayı dine dayatırsak tarihi bir yanılgının içerisine düşeriz. Hiçbir şekilde semavi din terörü benimsemez. İslam barış anlamana gelir. Bir barış dini olana İslam'ın terörü teşvik etmesi asla mümkün değildir ve bunu kabul edemeyiz. Mali'de bir terör unsuru oluşmuş olabilir. Ama bunu dine dayatamayız. Medeniyetler ittifakı aradaki uçurumları kapatmak için oluşturulmuş anlamlı çabalardan biridir" dedi. BM'ye yüklenen Erdoğan, "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dünyanın tümünü temsil ediyor mu? BM Güvenlik Konseyi'nin temelinde bir sıkıntı var. Burada üç kıtayı görüyoruz. Asya, Avrupa ve Afrika var. Bunların dışında daimi temsilcileri yok. Dini noktada bu 5 tane üye dünyadaki tüm inançları temsil ediyor mu? Asla temsil etmiyor! Eğer Medeniyetler İttifakı diyorsak önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeri arasında bir ittifakı oluşturmamız lazım. Burada ittifak yok. Üyelerden bir tanesi hayır dediği zaman mesele tıkanıyor. Bu sorunun masaya yatırılması lazım. Suriye problemi neden halledilmiyor? İki üye bu işe hayır dediği için halledilmiyor? Birleşmiş Milletler dünya barışını sağlamak için kurulmadı mı? Madem ki dünya barışına hizmet etmek için kurulmuştur. O zaman BM'nin şiddetle bir reforma ihtiyacı vardır. Bunu dünyadaki tüm ülkeler sağlayacaktır. El ele vereceğiz ve bu işi çözeceğiz. Filistin'e BM'de gözlemci devlet statüsü verilmesi çok önemli bir aşamadır. Bu desteği veren tüm ülkeleri gönülden alkışlıyorum ve destekliyorum. Bu dünya barışı adına kırılma noktasıdır. BM'ye bu yakışırdı" diye konuştu.
· Rabbin kralı Erdoğan'a yönelik suikastin son anda önlendiği bildirildi. 6 DHKP-C üyesi son anda yakalandı. Başbakan'ın evinin yakınlarında keşif yapan DHKP-C üyeleri silahlarıyla birlikte yakalandı.
· Tevrat'ta bahsi geçen İsrail Diyarı ( Eretz Yisra'el) Türkiye topraklarıdır.
· ''Türkiye'nin bugün sadece ekonomisi ile değil, artan yumuşak gücüyle de yükselen küresel güçlerden biri olarak dünyaya 360 derecelik bir açıdan baktığını'' ifade eden Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi: ''Yükselen Asya ile stratejik ilişkiler kuruyoruz. Şanghay İşbirliği Örgütü ile diyalog ortaklığı tesis ettik ve ASEAN ile kurumsal ilişkiler kurduk. Arap Ligi'nde gözlemci üye olmanın yanı sıra Hindistan ve Çin ile birlikte Afrika Birliği'nin üç stratejik ortağından biri olduk. Karayip Devletleri Birliği'ne gözlemci üye olduk. Amerika Devletleri Örgütü ve Mercosur ile diyalog ve işbirliği mekanizmasını tesis ettik. Bu ilişkileri, AB ile ortaklığımızın alternatifi olarak değil, bu stratejik ilişkiyi güçlendirici unsurlar olarak görüyoruz. 2009-2010 yıllarındaki BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğimizin ardından, 2015-2016 döneminde yeniden adaylığımızı koyarak küresel vizyonumuzu bölgemizde ve ötesinde bir kez daha hayata geçirmek istiyoruz.''
· Yuhanna İncili, birçok Yahudi karşıtı bölüm içermesinden ve Yahudilere yönelik çok sayıda aşağılayıcı atıfta bulunmasından ötürü özellikle antisemitik olarak öne çıkar. Selaniklilere 1. Mektup 2:13-16, defalarca antisemitik amaçlar için kullanılmıştır. Ayet, kişinin kendi yurttaşlarının elinde çektiği sıkıntılardan bahseder. Yahudiye'de İsa'ya bağlı olan toplulukların, İsa'yı öldüren Yahudilerden baskı gördüğü, Tanrı'nın bu tür insanların hoşnutsuz olduğu, bunların tüm insanlara düşman olduğu anlatılır
· Ey dik kafalılar, Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz, her zaman Rabbe karşı direniyorsunuz. Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki? Adil olanın geleceğini önceden bildirenleri de öldürdüler.
· Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, darbeciler tarafından asılan merhum Başbakan Adnan Menderes'e ilişkin yaptığı hatırlatma, “Erdoğan, göstericileri, Gezi Parkı'nda asmakla tehdit ediyor” dezenformasyonuna dönüştü. Ve küresel Türkiye karşıtları bu durumu Erdoğan aleyhine kullanmaya başladı. Erdoğan’ı karalamak için türlü yollar arıyorlar.
· Bilinen ilk kıyamet senaryosu, M.Ö. 2800 yılına ait bir Asur tabletinde yer alıyor. Kil tablet, gerçekleşmemiş kıyamet senaryosunu şöyle anlatıyor: "Dünyamız, son günlerde yozlaştı. Dünyanın hızla sonuna yaklaştığını gösteren işaretler var. Rüşvet ve yolsuzluk, aldı yürüdü. Çocuklar, artık ana babalarına itaat etmiyor. Tüm bunlar, Dünya'nın sonunun geldiğini gösteriyor. Ancak tablette yazanların aksine sonu gelen Dünya değil, Asur İmparatorluğu oldu. Yakın Doğu'da büyük bir imparatorluk kuran Asurlular, M.S. 612'de Babil ordusu tarafından tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
· 1300,1499,1881,1910 yılları dünya için kötüye gidiş dönemleri oldu. Dünya belirli dönemler yaşadı. Sürekli yükseliş trendinde olan dönemler, sağlam direnlerin olduğu dönemler görüldü. İnsanlık tarihi dip te yaptı zirve de yaptı.
· 1910'da Dünya'nın yakınından geçen Halley kuyrukluyıldızı 1914 dünya savaşının habercisiydi.
· İsa'nın 2012-2020'de geri gelerek kötülüğe karşı savaş açacağını ve bu savaşı kazanacağını artık peygamber gelmeyeceğini ve kıyametin bekleneceğini söyleyebiliriz.
· Yahudilerin kutsal kabul ettiği Talmud kitabına göre ise Mesih, Adem'in yaradılışından 6 bin yıl sonra gelecek ve sonraki bin yıl içinde dünya yok olacak. Bildirilen süre tamamen doğrudur.
· 2012 yılından 30 yıl sonra insanlar kazandıklarını dağıtmaya çalışacaklar. Dünya malı önemsenmeyecek ve kimse de dünyanın ardına düşmeyecek. Onlar verdikçe dünya onlara akın akın gelecek.
· Kıyamet gününü kimse bilemez. Zamanı meçhuldür. O zamanda kendiliğinden ve aniden bir şeyler olur. Evrendeki yasalar ve düzen bozulur. Varlık, evren ve dünya yıkıma uğrar. İnsanlık 2012’den sonra bin yıl garantidedir. Ondan sonra 433 yıl kıyamet ihtimalindedir. Sonrasındaki her gün kıyamet olabilir. Ancak insanlık kıyamete hiç beklemedikleri anda, ansızın karşılaşacaktır.
 
Geri