GALİP TEKİN
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 14, 2016
-
- Mesajlar
- 676
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 41
“Mebde” ve “Mead” -1-
“Mebde ve mead” iki İslami ıstılahtır. Büyük islam alimi İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin (1563 – 1624) bu adla yayınlanmış bir de çok değerli eseri var… “Mebde” başlangıç; “mead” dönüş demektir.
“Mebde ve mead meselesi”, İslam tefekkür tarihinin en çetin konularından biri olmuştur. Esasen,”nereden geldik nereye gidiyoruz?” sorusu, beşer fikir tarihinin en zor meselesi olmuştur ve olmaktadır.
Değişik dinler, felsefeler ve ideolojiler, bu meseleye, kendi yapılarına uygun cevaplar vermişlerdir. Bir Budist, bu soru karşısında “Yoktan geldik yine yoka döneceğiz” der vce sonra şöyle ilave eder: “Nitekim var olmak ıstıraptır ve tam mutluluk yok olmakla mümkündür. Kişi, tam bir inzivaya çekilerek, mümkün mertebeye cemiyetle irtibatlarını azaltarak, yemeyi, içmeyi ve diğer bedeni ihtiyaçları mümkün mertebe kısarak yavaş yavaş sönmek demekolan Nirvana’ya ulaşmalı ve tamamı ile “sıfır”a dönüşmelidir. Mutlulık , “ego”dan kurtulmaktır”
Halbuki, İslam’ın en büyük veli ve alimlerinden olan İmam-ı Rabbani Hazretlerine göre: “Var olmak büyük nimettir, çünkü varlık, her hayrın, her kemalin ve her güzelliğin kaynağıdıré. İslam’a göre, varlık, “Vacib-ül Vücüt” olan Yüce Allah’ın eseridir ve bütün varlık tezahürleri, O’nun varlığı ile ayakta durmaktadırlar. Budizmin “Nirvana”sına gelince , o, bir bakıma “mutlak yokluk” demektir ki, bu haliyle, asla hiçbir varlığın “başlangıç” ve “dönüş” noktası olamaz. Hiç “yokluk” varlığa kaynak olabilir mi?
Görünen odur ki, varlıktan yokluğa açıolan kapı yoktur. İslam’a göre, ölüm bile insanı yok edemez. “Ebediyetleri özleyen insanı”, hiçleşmeye zorlamak, onu mutlu kılmak şöyle dursun, daha da bedbaht eder. Çünkü, İslam2a gtöre mutluluk, “eserden müessire”, “kesretten tevhide”, “fenadan bekaya”, “yaratılmışlardan Yaradan’a”… ulaşmayı gaye edinen bir hayata kavuşabilmektir. Kısaca, insan “ego”sunu, sıfırda tüketerek değil, tevhidin sırlarını çözerek ve ebedi saadetin yollarını keşfederek “Ebedi Hayata” ulaşmalıdır. Görüldüğü gibi, İslam’da tasavvuf, bazılarının sandığı gibi, “Budizm’den etkılenmek” şöyle dursun, bir bakıma onun zıddıdır. ;İslam telbiyesinde esas olan “ego”yu yok etmek değil, İslami normlar içinde disipline etmektir. Cemiyet içinde Allah ile olmaktır.
Şimdi, İslam’dan habersiz bazı çevrelerin, yeni bir din arayışı içinde Buzim’e kapılandığını görüyoruz. Bu gibilere yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ihtarı şudur: “Şimdi, onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez, O’na boyun eğmiştir. Sonunda da O’na döndürülüp götürüleceklerdir”. (Âl-i İmran/83)
“Nerden geldik, nereye gidiyoruz?” sorusu karşısında, materyalizmin cevabına gelince, O, çok kabadır ve büyük tefekkür çilesinden mahrundur. Onlara göre, herşey maddeden geldi, yine maddeye dönecektir; temel ve gerçek varlık maddedir ve madde kör bir mihanikiyetin katı veya ihtimalî determinizmi içinde kaynayıp durmaktadır. Ne Allah, ne ruh, ne şuur, ne irade… Herşey, maddi bir toplanma ve çözülmeden ibaret…Sonsuz bir madde ve enerji dengesi ve bu dengenin bozulması ve yenilenmesi… İşte alem budur.
Materyalistlerin bu iddialarına, kısmet olursa yarın cevap vereceğiz. Ama, bu günden şu kadarını belirtelim ki, İslam, madde ve enerji vakasını inkar etmez. Ancak, madde ve enerjiyi “mutlak varlık” itibar etmez. Bunlar, ilahi mesajlarla yüklü bir ayettir ve Yaradan’a ait sırları, insan idrakine ulaşmaya çalışmakta olan “kapalı zarflar” gibidirler.
Türkiye, 8 Ekim 1985
“Mebde ve mead” iki İslami ıstılahtır. Büyük islam alimi İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin (1563 – 1624) bu adla yayınlanmış bir de çok değerli eseri var… “Mebde” başlangıç; “mead” dönüş demektir.
“Mebde ve mead meselesi”, İslam tefekkür tarihinin en çetin konularından biri olmuştur. Esasen,”nereden geldik nereye gidiyoruz?” sorusu, beşer fikir tarihinin en zor meselesi olmuştur ve olmaktadır.
Değişik dinler, felsefeler ve ideolojiler, bu meseleye, kendi yapılarına uygun cevaplar vermişlerdir. Bir Budist, bu soru karşısında “Yoktan geldik yine yoka döneceğiz” der vce sonra şöyle ilave eder: “Nitekim var olmak ıstıraptır ve tam mutluluk yok olmakla mümkündür. Kişi, tam bir inzivaya çekilerek, mümkün mertebeye cemiyetle irtibatlarını azaltarak, yemeyi, içmeyi ve diğer bedeni ihtiyaçları mümkün mertebe kısarak yavaş yavaş sönmek demekolan Nirvana’ya ulaşmalı ve tamamı ile “sıfır”a dönüşmelidir. Mutlulık , “ego”dan kurtulmaktır”
Halbuki, İslam’ın en büyük veli ve alimlerinden olan İmam-ı Rabbani Hazretlerine göre: “Var olmak büyük nimettir, çünkü varlık, her hayrın, her kemalin ve her güzelliğin kaynağıdıré. İslam’a göre, varlık, “Vacib-ül Vücüt” olan Yüce Allah’ın eseridir ve bütün varlık tezahürleri, O’nun varlığı ile ayakta durmaktadırlar. Budizmin “Nirvana”sına gelince , o, bir bakıma “mutlak yokluk” demektir ki, bu haliyle, asla hiçbir varlığın “başlangıç” ve “dönüş” noktası olamaz. Hiç “yokluk” varlığa kaynak olabilir mi?
Görünen odur ki, varlıktan yokluğa açıolan kapı yoktur. İslam’a göre, ölüm bile insanı yok edemez. “Ebediyetleri özleyen insanı”, hiçleşmeye zorlamak, onu mutlu kılmak şöyle dursun, daha da bedbaht eder. Çünkü, İslam2a gtöre mutluluk, “eserden müessire”, “kesretten tevhide”, “fenadan bekaya”, “yaratılmışlardan Yaradan’a”… ulaşmayı gaye edinen bir hayata kavuşabilmektir. Kısaca, insan “ego”sunu, sıfırda tüketerek değil, tevhidin sırlarını çözerek ve ebedi saadetin yollarını keşfederek “Ebedi Hayata” ulaşmalıdır. Görüldüğü gibi, İslam’da tasavvuf, bazılarının sandığı gibi, “Budizm’den etkılenmek” şöyle dursun, bir bakıma onun zıddıdır. ;İslam telbiyesinde esas olan “ego”yu yok etmek değil, İslami normlar içinde disipline etmektir. Cemiyet içinde Allah ile olmaktır.
Şimdi, İslam’dan habersiz bazı çevrelerin, yeni bir din arayışı içinde Buzim’e kapılandığını görüyoruz. Bu gibilere yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ihtarı şudur: “Şimdi, onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez, O’na boyun eğmiştir. Sonunda da O’na döndürülüp götürüleceklerdir”. (Âl-i İmran/83)
“Nerden geldik, nereye gidiyoruz?” sorusu karşısında, materyalizmin cevabına gelince, O, çok kabadır ve büyük tefekkür çilesinden mahrundur. Onlara göre, herşey maddeden geldi, yine maddeye dönecektir; temel ve gerçek varlık maddedir ve madde kör bir mihanikiyetin katı veya ihtimalî determinizmi içinde kaynayıp durmaktadır. Ne Allah, ne ruh, ne şuur, ne irade… Herşey, maddi bir toplanma ve çözülmeden ibaret…Sonsuz bir madde ve enerji dengesi ve bu dengenin bozulması ve yenilenmesi… İşte alem budur.
Materyalistlerin bu iddialarına, kısmet olursa yarın cevap vereceğiz. Ama, bu günden şu kadarını belirtelim ki, İslam, madde ve enerji vakasını inkar etmez. Ancak, madde ve enerjiyi “mutlak varlık” itibar etmez. Bunlar, ilahi mesajlarla yüklü bir ayettir ve Yaradan’a ait sırları, insan idrakine ulaşmaya çalışmakta olan “kapalı zarflar” gibidirler.
Türkiye, 8 Ekim 1985