MEB Müfredatını IŞİD mi yazdı ?
Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitabında "Örtünen kadının haysiyeti korundu. Cihat Müslümanlar için farz bir ibadet" gibi ifadeler yer aldı.
150 yılı aşan modernleşme sürecimiz boyunca toplumsal ve siyasal düzlemde dinsel gericiliğin görünür ve etkin olduğu kimi dönemler olsa da, sanırım geçtiğimiz son 15 yıl, kazandığı kritik mevziler açısından hiçbir dönemle kıyaslanamaz. Bu anlamda dinsel gericiliğin saldırı alanının merkezini, eğitim alanının oluşturduğunu vurgulamak gerekir.
İktidara geldiği günden bu yana AKP?nin açık ve örtülü gündeminin merkezini oluşturan eğitim, en fazla tahribata uğrayan alanlardan biri oldu. Eğitimin bütün tür ve düzeylerine yönelik dinselleştirme yönü özellikle 4+4+4 yasasından sonraki süreçte yoğunlaşan eğitim düzenlemelerinde öne çıktı.
Terry Eagleton, ?Tanrı?nın Ölümü ve Kültür? adlı kitabında şakayla karışık alkolle dinsellik arasında bir paralellikten söz eder: ?Din gündelik yaşamımıza müdahil olmaya başladığı anda, ondan vazgeçmenin zamanı gelmiştir, tıpkı alkol gibi?. Böyle düşündüğümüzde, Türkiye?de dinin gündelik yaşama müdahale eşiğini epeyce geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle ki, dini kuralların bir dayatmaya dönüştüğü, mimariden çocuk kitaplarına, kadın düşmanlığından alkol tüketimine müdahaleye, cihatçı eğitim anlayışından zorunlu din derslerine, pembe taksi uygulamasından Diyanet fetvalarının hukuk kurallarıymış gibi sunulmasına kadar tüm hayatımızın dinselleştirilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu kapsamlı dinsel kuşatmaya karşı, toplumsal hoşnutsuzluklar artsa da, bu hoşnutsuzluklar siyasal-toplumsal bir direnişe henüz dönüştürülemedi. Şüphesiz böyle bir direniş hattının geliştirilememiş olmasının en önemli nedenlerinden birini sosyalist solun etkisizliği oluşturmaktadır.
Evvelce, dinsel ders bağlamında yalnızca Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adlı bir ders varken, şimdi buna ilaveten; Temel Dini Bilgiler, Peygamberimizin Hayatı ve Kur?an ? ı Kerim adlı dersler de ihdas edilmiştir. Böylece eğitimde, dogmatizme, cumhuriyet tarihi boyunca hiç görülmemiş bir biçimde alan açılmış, hatta laiklik açıkça hedefe konulmuştur.
Özellikle son dönemde bilimsel eğitimi ortadan kaldırmayı hedefleyen müdahalelerin giderek derinleştirilmesi; felsefe ve bilim derslerinin sayısının azaltılıp bu bölümlerin üniversitedeki kontenjanlarının azaltılması; Evrim Teorisi?nin müfredattan çıkarılması; okullara ?mescit açma? zorunluluğu getirilmesi; üniversite kampüslerine cami inşaatları yapılması; reşit olmayan çocuklara başörtüsü takma uygulamasına geçilmesi; liseye giden her 100 öğrenciden 15?inin İmam Hatip Lisesine kayıtlı olduğu bir eğitim sisteminin oluşturulması; Diyanet İşleri Başkanlığı ve MEB işbirliği ile 4-6 yaş arası okul öncesi çocuklara camilerdeki ?sıbyan mektepleri?nde cami hocalarından dini eğitim verilmeye başlanması; yasal düzenlemelerle MEB; başta TÜRGEV ve Ensar Vakfı olmak üzere, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, gibi dini vakıfların devlet okullarında çeşitli konularda ders ve seminer verebilmesinin, kendi yayınlarını dağıtabilmesinin ve öğrencileri kurumlarında stajyer olarak eğitebilmesinin yolu açılması; yoksul aile çocuklarının bu vakıf ve cemaatlerin ağına düşürülmesi gibi olaylar yaşanan birçok dinselleştirme girişiminden bazılarıdır.
Baş örtüsü inanç özgürlüğümüzdür, diye diye gelinen noktanın artık, yaşam tarzına müdahale aşamasına ulaştığı görülüyor.
AKP?nin iktidarda kaldığı 15 yıl boyunca neoliberal ve neomuhafazakâr kuşatmanın altında eğitim sistemi, kronikleşmiş sınıf, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı yanında dincileşmiştir.
12. Sınıf ders kitabında; ?Atatürk?ün Okulda Din Öğretimine Verdiği Önem? başlığı altında Atatürk?ün bir sözüne yer veriliyor.
?Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.?
Bu ifadeler, adında ?Ahlak Bilgisi? geçen bir dersteki ahlaki bir sorunu haykırmaktadır. Bu cümleye göre, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine karşı çıkarsanız aslında Atatürk?ün bu sözüne de karşı çıkmış oluyorsunuz. Demek ki Atatürk, zorunlu din derslerinden yanaymış. Zira ders kitabı öyle diyor. Zorunlu din derslerine Atatürk üzerinden meşruiyet sağlamaya çalışıyor. Ama işin gerçeği öyle değil. Bu düpedüz gerçek dışı bir bilgi. Atatürk bu sözü söylediğinde yıl 1925?ti. Ama aynı Atatürk, daha hayattayken 1930?da şehir okullarından, 1933?te ise bütün köy okullarından din dersleri tümüyle kaldırılmıştır.
Bugün bu kapsamlı saldırı karşısında laikliği esas alan ödünsüz bir barikat örülmesi demokratik eğitim mücadelesinin olmazsa olmazıdır. Aynı zamanda kendinden olmayan herkese, yaşam alanlarımıza, hak ve özgürlüklerimize yönelik topyekûn dinci saldırı karşısında laiklik tüm toplumun/ülkenin kaderiyle, Türkiye halklarının birliği ve dirliği ile ilgili temel bir mücadele alanı haline gelmiştir.