James Bond
Üye
-
- Katılım
- Ekim 15, 2012
-
- Mesajlar
- 1,485
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 103
Mavi Sardunyalar
Uzun zamandır yaptığı gibi saymaya başlamadan hızla kalktı; hemen banyoya gitti; duşa girdi Sıcak suyun vücudundan kayıp gitmesini izledi bir süre Ama sayılar sulardan daha hızlı hareket ediyordu Bir iki üçbeş dokuz derken on sekizde durdu beyni
Kolunu uzattı Derin bir boşluğun içine düşer gibi iniş bir türlü bitmemişti Sonra düştü beyaz çarşafların üzerine Keşke uyanmasaydım diye geçirdi içinden Gözlerini açtı Gün yeni doğmuştu Saate baktı; 6:30’u gösteriyordu Uzun zamandır yaptığı gibi saymaya başlamadan hızla kalktı; hemen banyoya gitti; duşa girdi Sıcak suyun vücudundan kayıp gitmesini izledi bir süre Ama sayılar sulardan daha hızlı hareket ediyordu Bir iki üçbeşdokuz derken on sekizde durdu beynindeki sayaç; on sekiz
Giyindi Çıktı İstanbul’un sisli sabahından umut ararcasına hızla merdivenleri indi Derin bir soluk aldı ve aynı hızla boşalttı ciğerlerini… Göğüs kafesinin üzerinde oturan o büyük taş bir an için havalandı ve daha büyük bir ağırlıkla yeniden soluğunu kesmeye devam etti
Yürüdü YürüdüKöprüyü geçerken gözleri Haliç’in mavi sularında gezindi Derin midir acaba diye geçirdi içinden Sabahın sisli aydınlığında nasıl da yoğun görünüyordu Yine Mavi mavi mavi Ne zaman bitecekti bu mavi?
Adımlarını hızlandırdı Üst geçittin önünde durup bir kez daha baktı Haliç’in mavi sisli sularına… Kalabalıkların arasına dalıp kayboluverdi İstanbul sabahının içinde“Çalışmak ve unutmak” diyordu içinden devamlı “çalışmak ve unutmak” zihninde bir yazıt gibi duran on sekiz sayısını Bürodan içeri girdiğinde sıcak çay kokusunu duyumsadı Bir bardak çay aldıMasasının başına geçtiğinde sayılar onu terk ediyordu On sekiz gündür mutlu ediyordu çizgilerle uğraşmak onu Kalabalık hissediyordu kendini; içinde açılan o kocaman mavi boşluğu az da olsa unutabiliyordu…
Güneş çabucacık tepedeki yerini aldı Bir an telefona baktı Sonra on sekiz dedi içinden bir ses tüm acımasızlığı ile on sekiz… Doğal sayılar dizisinden atmak istiyordu bu sayıyı da bundan küçük diğerleri gibi Çalmamıştı iste telefon çalmayacaktı besbelli Anlamsız mavi bir bekleyişti onunki mavi masmavi bir bekleyiş…
Yeniden daldı önünde yayılı duran projenin çizgilerine Yeni bir alışveriş merkezi için proje hazırlıyordu Kutu kutu içinde bir yapı olacaktı Kadınlar çocuklar erkekler yaşlılar dolduracaklar içini Yeni bir hayat satın alır gibi bir gömlek almaya gelecekti saylarla arası uzun zamandır bozuk olan biri Üstünde nasıl durduğunu tezgahtar kızdan öğrenecektiKatlardan birini belirleyen çizgiyi çizerken mavi gömleğini almıştı bile Aslında başka bir renkbir çok renk geçmişti içinden; ama mavi başkaydı Bir çizgi daha çizdi diğer çizgiye paralelAşağı yukarı sağa sola çizgiler çizgiler Tüm ayrıntıları düşünerek milimetre hesapları yaparak çiziyordu her bir çizgiyi
Bu mavi boşluk nereden nasıl oluşmuştu? Her şeyi böylesi ince ayarlarla oluşturan bir insannasıl bir hesap hatası yapabilirdi? Neyi atlamıştı? Hangi çizgiyi doğru yerine çizmemişti Ya da hangi çizginin ölçüsü biraz fazla; hangi çizginin uzunluğu biraz az olmuştu?
Katları bitirdikçe yapı biraz daha canlanıyordu önündeki kağıtta Çok az zamanı kalmıştıBirkaç gün içinde teslim etmesi gerekiyordu bu projeyi Zaten son çizgilerdi bunlar; on sekiz gündür sabahtan akşama kadar bununla uğraşıyordu
“Bu ne çalışkanlık birader?” Ses çok yakından gelmişti Başını kaldırdı Orhan karşısında durmuş gülümsüyordu
“Biz uğramasak hiç arayacağın yok” dedi
“Hoş geldin Elimde yetiştirmem gereken bir iş var Sana da söylemiştim sanırım”
“Hadi hadi yarın devam edersin Beraber bir yemek yiyelim Uzun zamandır konuşamadıkİyice kayıplara karıştın”
“On sekiz gündür” dedi Bilinçsizce çıkmıştı ağzından bu uğursuz rakam Gerçi biten gün ile bu sayının da pek önemi kalmamıştı
“Şu her zaman gittiğimiz lokanta var ya oraya gidelim ne dersin?”
“Olur” diyebilmişti Uzak düşüncelerin içinden sıyrılarak Acaba eve mi gitsem diye düşündüOrhan okumuştu sanki içinden geçenleri
“Ne yapacaksın oğlum eve gidip bu saatte”
“Sayacağım” diyivermişti yine farkında olmadan
“Neyi sayacaksın oğlum deminden beri bir sayıdır gidiyor Yemekte birlikte sayarız bu kadar önemliyse”
Nasıl anlayacaktı ki böylesi mavi bir boşluğu içinde taşımayan biri ‘Seninle konuşamam sayıları Orhan’ demek istedi; ama vazgeçti
Son bir defa göz attı mavi gömleğinin bulunduğu çok katlı alış veriş merkezinin projesinehızla merdivenleri inen Orhan’ın arkasından bürodan çıktı Ayşe Hanım daha çıkmamıştı Bu kadın sanki anlar gibiydi on sekiz gündür yaşadıklarını Sessiz bir gölge gibi yalnızlığına hiç dokunmadan dolaşıyordu büronun içinde Ancak bir şey sorunca konuşuyordu Ne köydeki akrabalarından ne de kahvelerde sabahlayan kocasından konuşmaz olmuştu artık Büyük şehir diyerek geldikleri İstanbul’da küçücük kalmışlardı
Orhan arabanın yanında onu bekliyordu
“İstersen yürüyelim Orhan bu saatte trafiğe girmek istemiyorum”
Sesi yorgun bir inleme gibi çıkmıştı Orhan itiraz edemedi İki arkadaş köprüye doğru gittikçe yoğunlaşan bir sıvının kımıldanışlarını andıran kalabalığın içine karıştılar Orhan konuşuyordu Düğmesine basılmış bir makine gibi ardı ardına tüketiyordu tüm sözcükleri O konudan o konuya atlıyordu Neyse ki ‘konuşsana oğlum’ diyecek kadar bile varlığının bilincinde değildi
Yorgun bir İstanbul günün ardından insanlar üzerlerinden atamadıkları kalabalıkla masaları birer ikişer doldurmuştu Hafif basık tavanlı lokantanın yemek kokuları ve sigara kokuları ile karışmış havasında kaybettikleri dinginliği arar gibiydiler
“Burayı her zaman çok sevmişimdir” dedi Orhan masaya otururken Konuşmayı bu kadar çok seven üstelik dinleme yeteneği daha okul sıralarındayken bile olmayan bu adam için burasıkendi türünden insanlarla dolu bir cennetti
“Senin şu sözcükleri harcamaya korkan konuşma tarzını bir türlü anlayamamışımdır” dedi Orhan Konuşmada bir de karşı tarafın yani dinleyenin olduğunun ayırdına vararak
“Etrafa saçtığın onca sözcüğü birilerinin toplayıp saklaması gerekiyor”dedi Nasıl da dökülüvermişti sözcükler ağzından İşte bu yüzden severdi ışıl ışıl gözlerinde şehrin bütün kalabalığını taşıyan adamı Onunla beraberken başka her şeyi dışarıda bırakman gerekirdi
Zihninde dolaşan sayı ve sayılar biraz olsun uzaklaşmıştı Gecenin yorucu ahengine kendini bıraktı
“Oğulum amma uzaktın sen de bu işi Ne olmuş yani boşanıyorsan Herkes ayrılıyor Artık kendini toplamalısın”
İçinde biriken öfkeyi saklamaya çalışarak “ Ben kendimdeyim sadece biraz zamana ihtiyacım var o kadar” Bir an durdu Kırgın bir sesle “Hem daha boşanmadık ki biz” dedi
“ Ne yani yaşanan bunca olaydan sonra tekrar bir araya gelebileceğinize inanıyor musun?”
Dili tutulmuştu sanki Yutkundu ‘Yeter artık’ der gibi baktı karşısında duyarsız oturan adamın gözlerine
“Peki sustum” dedi Orhan İleri gittiğini anlamıştı Arkadaşının acı dolu bakışları onu tedirgin etmişti
“Şu projeyi teslim edince Sapanca’daki eve gidelim seninle ne dersin?” dedi Orhan Gereksiz yere oluşturduğu gerginliği ortadan kaldırmak istiyordu Ama çok geç kalmıştı Bir defa saymaya başlamıştı zihni yeniden On sekiz on sekiz……
Kendi toplamaya çalışarak “ Olabilir ama bu aralar şehirden ayrılmam pek doğru olmaz” dedi
“Bir hafta sonu canım hava değişikliği iyi gelir benim de ihtiyacım var” “ Eski günlerdeki gibi bir kaçamak”
Eski günler… Asuman ile gidememişlerdi oraya… Bir türlü fırsat olmamıştı Her niyetlendiklerinde bir engel çıkmıştı Oysa ne kadar çok istemişti çocukluğunun ve ilk gençliğinin geçtiği yerleri onun mavi gözleriyle izlemeyi…
Kesin bir cevap vermezse kurtulamayacağını bildiği için “Olur gideriz uygun bir zamanda” dedi
Çevrelerindeki masalar bir bir boşalmaya başladı Sesler azaldı Birkaç masanın dışında kimse kalmamıştı Son duble rakılarını da içtikten sonra iki arkadaş lokantadan çıkıp boş sokaklarda yürümeye başladılar
Orhan yine bir şeyler anlatıyordu Ama arkadaşının dinlemediğinin farkındaydı artık Sanki susarsa daha kötü olacaktı Biraz olsun dikkatini dağıtıp onu eğlendirmeye çalışıyorduArabanın olduğu yere kadar birlikte yürüdüler
“ Hadi atla seni bırakıp oradan eve geçerim” dedi
“ Ben biraz yürümek istiyorum sen hiç yolunu değiştirme dedi Bu sözcüklerin hiçbir anlamı olmadığını biliyordu aslında Orhan kararını vermişti
“Aman be bu saatte yürümek de neymiş yeterince yürüdün bin şu arabaya”
Onunla tartışacak gücü yoktu
Kapıyı açarken yavaşça kolunu kaldırdı saate baktı 0014’ü gösteriyordu
- On dokuz dedi Sesi evin boş karanlığında yankılandı On dokuzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
Yurdagül Sayıbaş