Artık yazma vakti.Zaten eskisi gibi müzik de dinlemiyorum ya da dinleyemiyorum.Nasıl yazılır bilmiyorum.İçimi dökeyim ?
Sayfaya uğramayalı dört yıl olmuş. Bu dört yılda çok şey değişti.Geçmişi düşünerek bir yere varılamayacağını öğrenmem çok uzun sürdü.Yaşadığımız o kaybın acısını kabullenerek hayata devam ettim.Devam etmek zorundaydım.Artık üç kişiydik; ben düşersem onlar da düşecekti. Çocukken büyüklerimiz hep derlerdi ya, 'Baba olunca, ana olunca anlarsın' diye; baba olunca çoğu şeyi anladım.Çoğu şeyi eksik yaşadığımı fark ettim Kendime kızdım ama kızmakla zamanımı boşa harcamadım; eksikliklerimi tamamlamaya çalıştım. O eksiklikler tamamlandıkça özgüvenimi yeniden kazandım. Eskisinden daha çok yoruluyorum belki ama yoruldukça hayattan aldığım keyif de artmaya başladı. Artık somurtmuyorum,daha fazla gülümsüyorum.Yüzümü güldüren iki çift göz var! O iki çift göze her gün şükrediyorum.
Artık daha gamsızım. 'Olursa olur, olmuyorsa bir hikmeti vardır' diyorum. Olmayınca karaları bağlamıyorum. Gamsız dediysem hırssız değilim; sonuna kadar pes etmem. İnsanları kabullenmeyi öğrendim. Bazı şeyler ne yaparsan yap değişmiyor, kafaya takınca hiçbir şey düzelmiyor. O yüzden yabani otlar uzuyor ama ben görmezden geliyorum.
Şarkıdaki gibi, yapamadığım birçok şey var. Zaman çok acımasız. Yaşlanıyorum; kırlaşan saçım ve sakalım bana ilham veriyor.

Önceleri çok kafaya takardım ama artık onları da seviyorum. Boşa ağartmadık onları, hey gidi hey! Uzun lafın kısası, zararın neresinden dönersen dön kârdır. Olgunlaşıyorum, her gün kendimi güncelliyorum. Olumsuzluklar hep olacak, arada yine tökezleyeceğim ama ayakta kalmaya devam edeceğim. Bu kadar uzun yazacağımı düşünmemiştim. Belki daha sonra tekrar yazarım.