Materyalizm ve İslam S. AHMET ARVASİ

Konu sahibi son olarak 3468 gün önce görüldü
Materyalizm ve İslam

“Maddenin varlığını” kabul etmek başka şey, felsefi manada “maddeci” olmak başka şeydir.

Biz, müslümanlara göre, “madde” (material), inkarı mümkün olmayan bir varlık tezahürüdür de “maddecilik” (materialisme), yanlış bir zihni yorumlama biçimidir.

Yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre, İslam’da “yaradılmışlar alemi”, iki bölümde incelenebilir. Bunlar: “Alem-i halk” ve “Alem-i emir” olarak isimlendirilmektedirler.

“Alem-i halk” , yaratılmış olan ve ölçülebilir üç boyutlu kemmiyet alemi demektir. Kemmi olan herşey, hep bu aleme dahildir. Enerji demetleri, manyetik dalgalar, atomik parçacıklar, bütün yer ve gök cisimleri, topraktan ateşten ve nurdan yaratılmış herşey “Alem-i halk” tandır.

Ehl-i Sünnet Vel Cemaat’ın reisi İmam-ı Azam hazretlerinin “Fıkh-ı Ekber” adlı eserinden öğrendiğiğmize göre: “Madde, Yüce Allah’ın mahiyetini tayin ve takdir edip yarattığı bir şeydir”.

“Alem-i emr” ise, Yüce Allah’ın “Ol” emriyle bir anda yaratılan, maddi olmayan, objektif zaman vce mekan ölçüleri ile değerlendirilemiyen ve “O’nun emirleri cümlesinden olan” bir keyfiyet alemidir. Bu aleme “alem-i ervah” da denir.

“Ruhlar alemi”, üç boyutlu aleme nazaran zamansız ve mekansız değildir. Çünkü, zamandan ve mekandan münezzeh olan sadece Yüce Allah’dır. Ruhlar, maddi olmadıkları halde yaratılmışlardır; onların varlıkları da ezeli değildir. Öte yandan, varlıkların devamı ilahi idareye bağlıdır.

Yüce dinimiz İslam’a göre, “ezeli, ebedi, zahiri ve batıni” tek ve gerçek varlıksadece Allahü Teala Hazretleridir. Diğer varlıklar da hep O’na aittir. Bu hususlara işaret eden iki ayet mealini birlikte okuyalım: “O, Evvel’dir, Ahir’dir; Zahir’dir, Batın’dır”. (El-Hadid/3)

“Biliniz ki, halk ve emir O’nundur”. (El-Araf/54)

Görüldüğü üzere, İslam, “maddeyi” ve “ruhu” iki ayrı alem halinde inceler ve kendi tariflerini apaçık ortaya koyar. Halbuki, materyalistler, bu kavramları, bu derecede açık bir tarzda ortaya koyamamıştır. Materyalistlerin “madde” anlayışları, sanılandan daha karanlık ve müphem kalmıştır. Çünkü, onlar, bütün ruhi hayatımızı da “maddenin müştekarları” sanmakta şuur, his, irade gibi değerlerimizi dahi “maddeye icra etmeye” çalışmaktadırlar. Böylece “maddeci bir monizme” kayarak, ruhu inkara yönelirler. İleride “robotlar” ve “insan” konusunu işlerken genişçe ele alacağımız üzere, materyalistler, “maddeden ruha”, “otomasyondan iradeye” , mekanizmadan şuura, “gerilme ve gevşeme ritimlerden elem veren haz hislerine” asla ulaşamıdıkları ve ulaşamayacakları halde, yine zanlarında ısrar eden ve ruhi hayatımızı redde yeltendiler. Halbuki, biz, müslümanlara göre, ruh, irade, şuur ve hisler “alem-i emri”, madde, otomasyon, mekanizm, gerilme ve gevşeme halleri ise “alem-i halkı” haber veren tezahürlerdir; birinden diğerine geçiş ise, sadece ve ancak “İlahi İrade”ye bağlıdır.

Bize göre, madde, ilahi masajlarla yüklü olarak muhatabını aramaktadır. O, kendine yazılanlardan habersiz kapalı bir zarf gibidir. Ademoğulları, Şanlı Peygamberimizin:“Allah’ım bana eşyanın sırlarını olduğu gibi aç” diye buyurduklarını düşünerek “maddedeki bilgi yükünü” anlamaya ve çözmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye, 26 Eylül 1985
 
Geri