Masaüstü, Dizüstü, Cepiçi

Konu sahibi son olarak 2581 gün önce görüldü
Büyük bir erkek çocuğu olarak, kafayı bozmuş bir şekilde, hala annemi gıcık edip sinirlendirebilmek kaidesiyle, he türlü oyunla fazla haşir neşirim sanırım. Oyunun her türlüsü oynanır dürtüsüyle, her türlü alette, iyi-kötü, her türlü oyunu oynamaya hazırım.

[jbox radius=”1″ border=”1″]DY | partner: Bu yazıyı içerik partnerimiz Zamazingo‘nun katkılarıyla okuyorsunuz.[/jbox]
Yeni nesil mobil meretlerle de bu özelliğime “her yerde” yi de eklemiş bulunmaktayım. Hala kuşu uçuramadım diye cihazı kıracak seviyeye ulaşamamış da olsam farklı bir düzeyde benim bağımlılığım.

Arkadaşlarla eve kapanıp büyükçe bir kaç pizzanın, çeşitli abur cuburun etrafında, bilgisayar başında oturup(doğal olarak) bağırarak oynanan oyunlarla, atışmalarla, yer yer heyecan, gerginlik, rekabet ve tezahüratla geçen keyifli zamanların yanında(her ne kadar ardından beyne giden onca uyaran bir anda kesilince ufak bir depresyon ve beyin sulanması vakası da seyretse) artık yürürken, yerken, yatarken, wc de, küvette, balkonda, her yerde de oyun oynayabiliyorum. Mobil cihazlarda oynadıklarım, zamana uygun olarak, her ne kadar kolay tüketilir de olsa, çerez niyetine iyi gidiyor zaman zaman. Bunun yanında hiç de sosyal olmadan, kendi başıma, kendi zihnimde kaybolarak, bir Fargo klasiği patlatmanın yeri ve değeri de bambaşka tabi ki. Kısacası her türlü oyun bir tarafından, bir şekilde beni yakalıyor. Sanırım problem onlarda değil bende.

Ama benim bugün aklımdan geçen bambaşka bir masaüstü oyun türü(Aslında masaüstü olmak zorunda da değil. Gayet yerde veya sehpanın etrafında falan da oynanabilir). Elektronik bir cihaz olmadan kağıt, karton, tahta, plastik, zar, leblebi ve insan gibi bileşenleri içeren bir oyun türü ve çeşitleri de çok. Mesela pişpirik, papaz kaçtı, kılıç, king, gırgır, tavla, dama, satranç ve birçokları. Her ne kadar çağlar öncesinde kalmış gibi görünse de bu oyunlar var hala ve çok da eğlenceliler. Geçen arkadaşlarla oturup, dördüncüyü de bulmak suretiyle, okey oynayarak çok keyifli bir üç buçuk saat geçirdim de oradan geldi aklıma(yanında içilen çay da cabası). Bu beni eskilere götürdü, iletişimin daha kısıtlı ama yoğun olduğu, bu kadar uyaran ve imkanın olmadığı, kendimize arkadaşlarımızla ve hayal gücümüzle oyunlar yarattığımız, saat üçte Gima’nın önünde buluştuğumuz zamanlara. Keyiflendim ve biraz da hüzünlendim ama hatırlamak çok mutlu etti doğrusu. Erişilebilirliğin doruk yaptığı bu dünyada erişilemediğim ve erişemediğim günleri hatırlayınca daha bağlantıda hissettim kendimi hayatla. İnsanların yüzüne bakmak, onlarla konuşmak, sataşmak, çay içmek ve paylaşmak, daha da iyisi hile yapabilmek…
 
Geri