Marksizm-Leninizm'de İktidar Perspektifi

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Marksizm'de devrim kavramı ikiye ayrılır. Bunlar toplumsal devrim ve siyasal devrimdir. Toplumsal devrim, bir üretim tarzından daha ileri bir üretim tarzına geçişi anlatır. Örneğin feodalizmden kapitalizme geçiş toplumsal devrimdir. Toprağa dayalı üretim ve küçük atölyeler(ayrıca bkz: manifaktür dönemi) yerini sanayileşmeye bırakır. Siyasal devrim ise siyasal iktidarın bir toplumsal sınıftan diğerine geçmesi anlamında kullanılır. Toplumsal devrim uzun bir süreçtir ve geniş zamana yayılır. Siyasal devrim ise anlıktır. İktidarın el değiştirdiği kısa zaman kesitini ele alır.

Marx ve Engels, Feuerbach Üzerine Tezler(Alman İdeolojisi) adlı yapıtında "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir" denmekte, komünist için sorunun "mevcut dünyayı devrimci bir şekilde değiştirmek" olduğunu saptanmakta ve bunun yolunun da siyasi iktidarın proletarya tarafından fethedilmesinden geçtiği belirtilmektedir:

"... egemenlik özlemindeki her sınıf, kendi egemenliği bütün eski toplumsal biçimlerin ve genel olarak egemenliğin ortadan kaldırılmasına neden oluyorsa da, proletarya için olduğu gibi, evet buradan çıkan sonuç, bu sınıfın, sırası geldiğinde kendi öz çıkarını, herkesin çıkarı olarak ortaya koymak üzere ilkin siyasal iktidarı ele geçirmesi gerektiği sonucudur, bu, bu sınıfın, başlangıçta yapmak zorunda olduğu şeydir"

Marx ve Engels, Alman İdeolojisi'nde: "devrim sadece egemen sınıfı devirmenin tek yolu olduğu için zorunlu kılınmamıştır; ötekini deviren sınıfa, eski sistemin kendisine bulaştırdığı pislikleri süpürmek ve toplumu yeni temeller üzerine kurmaya elverişli bir hale getirmek olanağını ancak bir devrim vereceği için zorunlu olmuştur"

Manifesto, asıl olarak işçi sınıfının "en ileri ülkelerde" uygulanabilecek programını ortaya koyuyordu(ana çizgileriyle). Bu programın uygulanabilmesi ise iktidarın sınıf karakterinin değiştirilmesine bağlıydı ki, bu da ancak "zor" yoluyla olabilirdi. Bununla ilgili olarak şu şekilde geçer :"Komünistler, görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine, ancak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla yıkılması yoluyla ulaşılabileceğini açıkça ilan ederler."

Tüm bunlarla birlikte Marx ve Engels, Manifesto'da ortaya koydukları programın, gelişmişlik düzeyine göre, ülkeden ülkeye farklılaşabileceni vurguluyordu. Örneğin, henüz burjuvazinin iktidara gelmediği Almanya'da, işçi sınıfının öncelikle mutlak monarşiye, feodal toprak mülkiyetine ve küçük burjuvaziye karşı burjuvaziyle birlikte mücadele etmesi gerektiğini, ancak burjuvazi iktidara gelir gelmez işçi sınıfının burjuvaziye karşı kendi devrimini gündeme alması gerektiğini ileri sürüyordu.

Komünist Manifesto şu sorun alanlarını tanımlamayı olanaklı kılıyor: işçi sınıfı iktidarını kurma olanağının ülkenin gelişmişlik düzeyi ve buna bağlı olarak sınıfsal ilişkisi(aşamalı yada doğrudan devrim), iktidara gelişin biçimi(zor yoluyla yada barışçıl yolla), hazır devlet aygıtına yaklaşım tarzı(bu aygıtı kullanarak yada parçalayarak), iktidar hareketinin işçi sınıfıyla bağı.

Marx, "Fransa'da Sınıf Savaşımları" adlı yapıtında : "Fransa'nın iktisadi ve tarihsel koşulları bir proletarya devrimi için olgunlaşmış değildir. Feodal toplumun maddi köklerini söküp atacak ve üzerinde bir proleter devrimin gerçekleşebileceği tek alanı düzleyecek, engelleri ortadan kaldıracak olan sanayi burjuvazisinin egemenliği henüz kurulmamıştır".

Engels daha önce yazdığı bir broşürde, proletaryanın doğrudan iktidara gelebilmesini, burjuvazinin henüz iktidara gelmediği ülkelerde mutlakiyetçi krallıkların burjuva devrimlerle alaşağı edilmesi önkoşuluna bağlamıştır.

İşçi sınıfı iktidarının, sanayi burjuvazisinin egemen olduğu ileri bir kapitalist ülkede gerçekleşebileceği düşüncesi, Marx ve Engels'in 1848 devrimlerine ilişkin yorumlarında başat olmakla birlikte, özellikle 1848 Haziranında burjuvazinin devrime "ihanet etmesi", Marx'ı burjuvazinin ilerici çağının bitmiş olduğu saptamasına yöneltti. Burjuvazinin "kendi devrimine" ihanetini ve küçük burjuvazinin kararsızlığını gören Marx, devrimde öncülüğü artık proletaryanın alması gerektiğini ve bunun için bağımsız olarak örgütlenmenin şart olduğunu öne sürdü. Sınıfsız topluma ulaşmak için bir geçiş dönemi olarak "proletarya diktatörlüğü"nü savunuyor, bağımsız politika yapmak için işçi sınıfının örgütlenmesi gerektiğini vurguluyor, gerektiğinde küçük burjuvaziyle(onun kararsızlığını ve ürkekliğini unutmadan) ittifak yapmaktan da kaçınmaması gerektiğini söylüyordu. Ancak tek bir koşulla: devrim bayrağı proletaryanın elinde olmalıydı.

Her ülkenin devrim koşulları ve gerçekleşme biçimi farklılık gösterebilir. Marx'a göre "yeni bir devrim, ancak yeni bir bunalımın ardından olanaklıydı, ama biri ne kadar kesinse, öteki de o kadar kesindi".

Şimdilik bu kadarı yeterli gibi görünüyor. Ancak bu konu uzatılabilir ve eklemeler yapılabilir. Bugün Türkiye solunda bu cümleler farklı yorumlanabilmekte ve herkes kendine göre bir strateji belirleyebilmektedir. Her ne kadar Marksizm olayın çekirdeğini oluştursa da işin kopma noktası(en çok tartışılan noktası) Leninizm ve Leninist Devrim Teorisi'ndedir. Uygun vaktim olursa Leninizmin iktidar perspektifi ile ilgili araştırmalarımı da yayınlayacağım.

Selamlar.


* * * * * * * * *

Kaynaklar

1) Türkiye Solunda Üç Tarzı Siyaset - Mustafa Şener -Yordam Yayınları

2) Gelenek Dergisi

3) K. Marx - F.Engels - Komünist Manifesto - Yazılama Yayınevi
 
Eline sağlık Hacı.Peki bişey soracam.Komünizm gerçekleştiğinde insanın doğuştan gelen bencillik duygusunu nasıl yok edecek ya da nasıl durduracak?
 
Eline sağlık Hacı.Peki bişey soracam.Komünizm gerçekleştiğinde insanın doğuştan gelen bencillik duygusunu nasıl yok edecek ya da nasıl durduracak?

Okuma zahmetinde bulunduğun için ben teşekkür ederim.

İnsanın doğuştan bencil olduğu fikrini benimsemiyorum. İnsan yaşadığı toplum tarafından dönüştürülür ve şekillendirilir. Aldığı ve alacağı kararlar da bunun etkisindedir. Örneğin meslek seçerken, bir ev/araba alırken yada toplumda yaygın olarak görülen herhangi bir düşünce veya inanışı benimsemesi gibi... Toplumun hareket yönü ve toplumun koşulları birincil faktördür.

Hiçbir insan iyi yada kötü doğmaz.
Hiçbir insan hırsız yada dürüst doğmaz.
Hiçbir insan toplumcu yada benci/bireyci doğmaz.

Yani aslında Marks, insanın bir "doğası" olduğu fikrini dahi benimsemez(bunu farklı yorumlayan Marksistler de var) ve insanı nötr bir canlı olarak görür ve onu toplumsal koşulların bir ürünü olarak betimler.

Marx, Feuerbach Tezleri'nde bunu şu şekilde tahlil eder: "Ama insan doğası, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz, kendi gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünüdür." der ve "Madem ki insanı biçimlendiren yaşadığı koşullar; koşullar en insani şekilde biçimlenmelidir." şeklinde devam eder.

İletişim Kuram ve Araştırma dergisinin 25. sayısında yer alan "Karl Marx - İnsan Toplum ve İletişim" adlı makalenin ilk paragrafında şöyle denir :

"Marx'a göre, şekli ne olursa olsun, toplum insanların karşılıklı etkinliklerinin ürünüdür. İnsanlar isteklerine göre, herhangi bir toplum şeklini seçmede özgür değildir. İnsanın yeteneklerinin gelişmesinin belli bir durumu dikkate alındığında, buna karşılık olan bir ticaret ve tüketim biçimi anlaşılabilir. Belli bir üretim, ticaret ve tüketim gelişme devresi, yanında ona karşılık bir toplumsal alt yapı, aile, düzen, sınıflar, tek sözcükle sivil toplum getirir. Böyle bir sivil toplum da onun resmi ifadesi olan bir siyasal devlet yaratır."

Burada da toplumunun gelişiminde üretim ve tüketim biçimi özellikle vurgulanmakta. Yani bu diğer bir deyişle üretim ve tüketim biçimi olarak kapitalist ekonomi sistemi ile sosyalist ekonomi sisteminin karşılaştırılmasının zemini oluşmakta ve tartışma ekseni esas olarak bu olguda ilerletilmektedir. Ve bence de doğrusu bu.

Diyeceklerim bu kadar. Fakat dilerseniz örnekleri ve kavramları çoğaltabilirim.

Selamlar.
 
birader yanlış anlama seni seviyoruz ama kusura bakma bunu okumayız
 
Marx, Feuerbach Tezleri'nde bunu şu şekilde tahlil eder: "Ama insan doğası, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz, kendi gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünüdür." der ve "Madem ki insanı biçimlendiren yaşadığı koşullar; koşullar en insani şekilde biçimlenmelidir." şeklinde devam eder.
.....

tesekkurler Mazlum guzeldi
 
Okuma zahmetinde bulunduğun için ben teşekkür ederim.

İnsanın doğuştan bencil olduğu fikrini benimsemiyorum. İnsan yaşadığı toplum tarafından dönüştürülür ve şekillendirilir. Aldığı ve alacağı kararlar da bunun etkisindedir. Örneğin meslek seçerken, bir ev/araba alırken yada toplumda yaygın olarak görülen herhangi bir düşünce veya inanışı benimsemesi gibi... Toplumun hareket yönü ve toplumun koşulları birincil faktördür.

Hiçbir insan iyi yada kötü doğmaz.
Hiçbir insan hırsız yada dürüst doğmaz.
Hiçbir insan toplumcu yada benci/bireyci doğmaz.

Yani aslında Marks, insanın bir "doğası" olduğu fikrini dahi benimsemez(bunu farklı yorumlayan Marksistler de var) ve insanı nötr bir canlı olarak görür ve onu toplumsal koşulların bir ürünü olarak betimler.

Marx, Feuerbach Tezleri'nde bunu şu şekilde tahlil eder: "Ama insan doğası, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz, kendi gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünüdür." der ve "Madem ki insanı biçimlendiren yaşadığı koşullar; koşullar en insani şekilde biçimlenmelidir." şeklinde devam eder.

İletişim Kuram ve Araştırma dergisinin 25. sayısında yer alan "Karl Marx - İnsan Toplum ve İletişim" adlı makalenin ilk paragrafında şöyle denir :

"Marx'a göre, şekli ne olursa olsun, toplum insanların karşılıklı etkinliklerinin ürünüdür. İnsanlar isteklerine göre, herhangi bir toplum şeklini seçmede özgür değildir. İnsanın yeteneklerinin gelişmesinin belli bir durumu dikkate alındığında, buna karşılık olan bir ticaret ve tüketim biçimi anlaşılabilir. Belli bir üretim, ticaret ve tüketim gelişme devresi, yanında ona karşılık bir toplumsal alt yapı, aile, düzen, sınıflar, tek sözcükle sivil toplum getirir. Böyle bir sivil toplum da onun resmi ifadesi olan bir siyasal devlet yaratır."

Burada da toplumunun gelişiminde üretim ve tüketim biçimi özellikle vurgulanmakta. Yani bu diğer bir deyişle üretim ve tüketim biçimi olarak kapitalist ekonomi sistemi ile sosyalist ekonomi sisteminin karşılaştırılmasının zemini oluşmakta ve tartışma ekseni esas olarak bu olguda ilerletilmektedir. Ve bence de doğrusu bu.

Diyeceklerim bu kadar. Fakat dilerseniz örnekleri ve kavramları çoğaltabilirim.

Selamlar.
Sağolasın Hacım cevap için.Kominizmde özellikle bu bencillik duygusunun nasıl durdurulacağı ve yok edileceği konusu kafamı karıştırır.Görüşlerine saygılıyım ama insanın doğuştan bencil olduğunu düşünüyorum.Çünkü bebeklerde dahi bu duyguyu görebiliyoruz.Ha bu duyguyu toplum çoğaltır ya da yükseltir o konuda aynı fikirdeyim.Bence komünizm egemen olduğunda en büyük sorunu insanın bu duygusunu kontrol etmek ya da etmeye çalışmak olacağını düşünüyorum.Bu arada konunu sabote etmeye çalışanlara kulak asma derim.
 
Yazmak kolay iş değildir. Emek verilmiş bir yazı olmuş, ellerine sağlık. :)
 
4 senelik fakülte hayatımın içine eden akım Marksizm
 
II. Enternasyonal

Proleter devrimci hareketin ve dünya sol tarihin en önemli uğrak noktalarından biri "II. Enternasyonal" isimli oluşumdur.

II. Enternasyonal 1900 lü yılların başında başlar ve I. Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar sürer. Ondan fazla kongreyi içerir ve ortaya çıkan sonuçları nedeniyle dikkate alınması gerekir.

I. Enternasyonal Marx ve Engels döneminde toplanmış fakat Paris Komünü üzerine çıkan tartışmalar nedeniyle dağılmıştır.

Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi, 1891 tarihli "Erfurt Programı"nda Marksizm'in ekonomik yorumları ileriye götürüldü ve burada kapitalizmin kaçınılmaz bir çöküşe doğru gittiği vurgulanıyordu. Ve burada sosyal demokrasinin yapması gereken şeyin kapitalizmin sınırları içinde kalarak reformlar gerçekleştirmesinin sağlanması olduğu belirtiliyordu. Bunun dayanak noktası ise şu görüştü : kapitalizm, üretici güçlerin gelişmesi sonucu üretim ikişkileriyle çekişkiye düşülecek ve kendiliğinden çökecekti ve bu nedenle sınıf mücadelesi önemini kaybedecekti.

Fakat burada beklenenin aksine kapitalizm 1870 lerden bu yana gelişim içerisindeydi ve refah düzeyinde artış olmuştu. Bu duruma da ilk tepki Bernstein'den geldi. Bernstein'e göre toplumsal koşullar Komünist Manifesto'da anlatıldığı ölçüde sınıfların şiddetli bir şekilde karşı karşıya geldiği bir duruma dönüşmemişti. Toplumsal zenginlikte görülen büyük artış ile birlikte büyük kapitalistlerin sayısı azalmadığı gibi her türden kapitalistin sayısında artış gözlenmiştir. Madem ki kapitalizm gelişmeye devam etmekte ve refah artmakta, o halde çöküş teorisi geçersizdi, dolayısıyla devrim düşüncesinden vazgeçilmeliydi. Bu durumda sosyal demokrasinin yapması gereken şey ise demokratik reformlar için mücadele etmekti diyordu. Kısaca Bernstein'in söylediği şey Marksizm'i revize etmekti. Öte yandan Bernstein reformizmin kurucusu olarak bilinir. Bir çok Marksist tarafından dönek olarak anılır.

Bu oluşumda yer alan, Marksistler tarafından dönek olarak adlandırılan bir diğer önemli isim de Kautsky'dir. Kautsky "toplumsal devrim" ve "proletarya diktatörlüğü" gibi kavrmları geçerli görüyor ve kapitalizmin çöküşe doğru gittiğini belirtiyordu. Fakat sosyalizme geçişin zor yolla olacağı fikrini reddediyor, barışçıl geçişi mutlak olarak görüyordu. Ona göre sosyalist devrim parlamenterizm ile mümkündü. Kapitalizmin gelişmesi işçi sınıfını nicel olarak büyüteceğinden sosyal demokrasinin parlamentoda çoğunluğu alması zaten kolaydı. Devrimci partiye düşen ise kapitalizmin çöküşünü beklemekti. Yani diğer bir deyişle Kautsky'e göre sosyal demokrasi devrimci partidir ama devrim yapan bir parti değildir gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Kautsky kendisini eleştirenleri de "politik olarak kör" olmakla suçluyordu.

II. Enternasyonalde Kautsky ve Bernstein'in çizdiği reformist çizgilere en büyük muhalefet Lenin, Troçki ve Luxemburg'du. Bunlar Marx ve Engels'in siyasal devrim tezini ve burjuva devlet aygıtının ortadan kaldırılması yolunu izliyorlardı.

Rosa Luxemburg, kapitalizmden sosyalizme geçişte parlamentonun karar merci olamayacağını savunuyor, sosyal reformların araç olduğunu ve önemsiz olmadığını kabul ediyor ancak toplumsal devrime ikame olamayacağını belirtiyordu.

Troçki, iktisadi gelişimin eşitsiz ve sıçramalı olduğu üzerinde duruyor ve II. Enternasyonal'de hakim olmaya başlayan "kendiliğindenci" anlayışı kırmaya çalışıyordu.

Lenin , Kautsky'nin işçi sınıfının burjuva devlet aygıtını parçalaması gerektiğini öne süren Marksist tezi görmezden gelmesini iki nedene bağlıyordu. Birincisi, Marx'ı devrimci değil evrimci gibi göstermeye ve kendiliğindenciymiş gibi göstermeye çalışması. İkincisi ise işçi sınıfının devlet karşısındaki görevlerini ertelermeye çalışması. Fakat Lenin'e göre işçi sınıfının devlet karşısındaki en temel görevi "bürokratik ve askeri makineyi paramparça etmek" olabilirdi.

II. Enternasyonal ana hatlarıyla böyledir. Bundan sonraki tartışmalar daha da alevlenecek ve bu enternasyonalin dağılmasına ve ikiye ayrılmasına yol açacaktı. Birincisi reformistlerin savunduğu çizgi olan "sosyalist enternasyonal", ikincisi ise ortodoks marksistlerin yer aldığı "komünist enternasyonal"(komintern)dir.

Genel olarak belirtebileceklerim bunlar. Fırsat buldukça yazılarıma devam edeceğim ve eksik gördüğüm yerler olursa sonraki yazılarıma eklemeye de çalışacağım.

Selamlar
No Pasaran

------------

Kullandığım Kaynaklar:
Türkiye Sol Tarihi - Yordam Yayınları
Gelenek Dergisi
Ekşisözlük
soL portal - Erkan Baş(Milenyum Dönekleri isimli yazısı)
 
böyle kaynak belirterek bu kadar güzel açıklamalarla yazmak çok güzel olmuş emeğine sağlık ...
 
Yürü be hacı abi yürü be Ovacık!! Şaka bir yana merakla takip ediyorum burayı Mazlum abi, gerçekten bilgi edinmek isteyenler için güzel bir kaynak hazırlıyorsun. Şimdi gerçek bir yana:

1480498_685950761446486_324957522_n.jpg


Ekstradan:

(Bu da Marksizme giriş.)

10173550_390488867757544_1607525262_n.jpg
 
Bolşevik Devrim Stratejisi - 1

Türkiye solunda devrim tartışmalarında merkezi yer tutan konuların başında Lenin'in Rus devrimi üzerine tezleri gelir. Türkiye sosyalist hareketi Marx'ın sistematize edilmemiş bir halde bulunan devrim kuramlarının ipuçlarını aramak yerine, gerçekleştirilmiş bir devrimin kuramıyla ilgilenmesi bu konuda oldukça etkiliydi. Ne de olsa bunun somut bir örneği ve Marksizm'in iktidar perspektifine katkı yapmış önemli bir arka plan vardı.

Lenin'in çıkardığı çözümlemeler ve taktikler bugüne dek ezberlenmiş tüm ritüelleri yıkıyor, hocaları Marx ve Engels'in öğretilerini iyi analiz ediyordu. Çünkü Lenin'in Rus İşçi Devrimine ilişkin ortaya koyduğu strateji ve taktiklerin, dünyanın bütün ülkeleri için hazırlanmış kuramsal formüller değil, belirli bir ülkenin belirli bir andaki toplumsal ve iktisadi yapısı, sınıfların gelişmişlik ve bilinç düzeyleri, siyasal hayata katılım biçimleri gibi parametreleri referans alıyordu.

Lenin, Rus devrimi için "aşamalı" devrim modelini savunuyordu. İlki demokratik devrim, ikincisi ise sosyalist devrimdi. Fakat Lenin dönemin koşullarını baz alarak burada bir bekleme dönemi(demokrasinin yeşermesi gibi) ön görmez ve tersine bu süreçte kesintisiz devrimi ileri sürer. Bunun kökeni Marx ve Engels'e uzanır. İlk yazımda belirttiğim üzere Marx, Almanya'da işçi sınıfının öncelikle mutlak monarşiyi yıkmak için burjuvazi ile beraber mücade etmesi ve ancak burjuvazi iktidara gelir gelmez işçi sınıfının kendi devrimini gündeme alması gerektiğini söylüyordu. Keza ilk yazımda belirttiğim üzere Fransa için de aynı durum söz konusu.

Lenin'in 1905 Devrimi sırasında yazdığı "Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği" adlı kitabı devrim ve iktidar stratejisi konusunda dünyada en çok referans alınan kitabıdır. 1905 öncesi Rusya'daki tüm Marksistler bir burjuva demokratik devriminin olması gerektiği konusunda hemfikirdi. Fakat bu devrime kimin öncülük yapacağı konusunda anlaşmazlıklar yer alıyordu. Menşevikler, Rusya'da kapitalist aşamanın tamamlanmadığı gerekçesiyle öncülüğü burjuvazinin alması gerektiğini savunuyordu. Lenin ise bu devrimin olması gerektiğini kabullenmekle birlikte burjuvazinin devrimci barutunun tükendiğini, dolayısıyla öncülük yapamayacağını, öncülüğünü işçi sınıfı ve köylülüğün alması gerektiğini -İşçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü(İKDDD)- ileri sürüyordu. Ancak İKDDD kalıcı değil, burjuva devrimi için gerçerliydi. Lenin'in burjuvazinin öncülüğü alamamasına yönelik kanaati ise Rus burjuvazisinin zafer kazanıp kazanmama yönü değil, monarşiyle uzlaşmaya ve uzun süreli reformlarla kendi yönetimini kurma eğilimine dayanıyordu. Oysa Lenin'e göre "reformist metot, ulusal organizmanın çürüyen parçalarının duraksamalı ve uzun vadeli ve son derece ıstıraplı, yavaş ölüm metodudur. Bu kangrenden ilk acıyı çekecek olanlar işçiler ve köylülerdir". Lenin burjuvazisiz bir burjuva devrimi paradoksunu "burjuvaziye rağmen burjuva devrimi" formülüyle aşacaktır.

Lenin, burjuva demokratik devrimin gerçekleşmesiyle birlikte bütün toprağın köylünün eline geçeceğini ve köylülüğün bu hedefin gerçekleştiği anda burjuvazinin demokratik devrimdeki yüz çevirişinin bir benzerinin yaşanacağını, yani köylülüğün sosyalist devrime sırt çevireceğini öngörüyordu ve bunu kitabında şöyle açıklıyordu:

"Bir gün gelecek otokrasiye karşı mücadele sona ermiş olacak ve Rusya için demokratik devrim dönemi, artık, zamanını doldurmuş olacaktır ve o zaman proletarya ile köylülüğün 'irade birliği'nden, demokratik diktatörlüğündem söz etmek gülünç olacaktır. O zaman doğrudan doğruya proletaryanın sosyalist diktatörlüğünü düşüneceğiz"

Lenin'in bu görüşü Marks'ın sürekli devrim kavramıyla, yani "proletarya iktidarı alana dek duraklamayan devrim" düşüncesiyle tutarlıydı. Lenin kitabında şu şekilde devam eder:

"Proletarya, otokrasinin direnmesini zora başvurarak ezmek ve burjuvazinin tutarsızlığını zararsız hale getirmek için köylü yığınıyla ittifak kurarak, demokratik devrimi sonuna kadar gerçekleştirmelidir. Proletarya, burjuvazinin direnmesini zora başvurarak ezmek ve köylülerin ve küçük burjuvazinin tutarsızlığını zararsız hale getirmek için yarı proleter unsunlar yığınını alarak sosyalist devrimi yapmalıdır"


Şimdilik burada bırakıyorum. Sonraki yazımda devam edeceğim...

No Pasaran

--------------

Kullandığım Kaynaklar:
Lenin - Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği
Mustafa Şener - Türkiye Solunda Üç Tarz-ı Siyaset (Türkiye Sol Tarihi)
 
Bolşevik Devrim Stratejisi - 2

1917 Şubat'ında Romanov hanedanı devrildi ve çarlığın devrilmesi ile hem Menşevikler hem Bolşevikler bu durumu demokratik devrim olarak niteledi. Menşevikler bundan sonrası için iktidarı burjuvazinin almasını ve kapitalizmin gelişmesini savunuyordu. Bolşevikler ise İşçi Köylü Devrimci Demokratik Diktatörlüğü(İKDDD) için mücadele etmek gerektiğini ve demokratik devrimin bu doğrultuda ilerletilmesini belirtiyordu. Lenin, Bolşevik olmasına rağmen herkesin aksine mevcut durumu proleter devrim için olanaklı görüyordu. Ona göre, "iktidarın bir sınıftan ötekine geçişi kelimenin salt bilimsel anlamıyla olduğu kadar, politik ve pratik anlamıyla da bir devrimin birinci, başlıca ve esas belirtisi"ydi ve Rusya'da başında Nikola Romanov'un bulunduğu feodal toprak soylularına ait olan iktidarın Rus Burjuvazisine geçmiş olması, burjuva demokratik devrimin tamamlanmış olduğu anlamına geliyordu. Bundan sonra devrim ancak ve ancak işçi sınıfının öncülüğünde gerçekleşebileceğini belirtiyordu.

Lenin'in tarihsel önemi olan ve geçmişten günümüze kadar bir çok komünist harekete ışık tutan bu stratejisi Nisan Tezleri isimli yapıtında yer almaktadır. "Rusya'nın şu andaki durumunda orjinal olan şey, proletaryanın bilinç ve örgütlenme derecesinin yetersizliğinden ötürü iktidarı burjuvaziye vermiş olan devrimin birinci aşamasını, iktidarı proletaryaya ve köylülüğün yoksul katlarına devredecek olan ikinci aşamasına geçiştir" saptamasını yapmakta ve köylülüğün tümü olmasa da yoksul, topraksız -yarı proleter- köylülüğün işçi sınıfı ile ittifakını olanaklı görüyordu. Bu saptamaların ismine Lenin esas olarak sosyalist devrim demese de esasında anlatmak istediği buydu ve bu tüm partisi tarafından şaşkınlıkla karşılandı ve bu tezler Bolşevikler tarafından reddedildi. Bolşevikler aşamacı devrimi savunuyor ve İKDDD için mücadeleyi öngörüyordu.

Lenin, yoldaşlarını ikna etmeye çalışırken Goethe'nin sözünü hatırlatıyordu : "Teori gridir dostlarım, fakat hayat ağacı her zaman için yeşil". Bolşeviklerin fikirlerinin doğrulandığını ama şu ama somut realitede olayların farklı bir şekilde cereyan ettiğini, bu sebeple eski sloganlara saplanıp kalınmamasını, bunun yanlış olacağını belirtiyordu.

Lenin yazılarında ve söylemlerimde "sosyalist devrim" kavramını açıkça kullanmıyordu. Tezlerinin parti tarafından reddedilmesinin önemli bir etkisi vardı ve nitekim sosyalist devrimi ima etmek bile onlara pek tutarlı değildi. Fakat herşeye rağmen Lenin birçok yazısında bunu ima edecekti ve öeneğin Eylül 1917'deki bir yazısında "siyasi iktidarın proletaryaya geçişi, esas budur" diyecektir. Ancak temel problem İşçi sınıfının iktidarı almasına rağmen uygulayacağı programdaydı ve "sosyalist devrim" adlandırmasını bu biraz karıştırıyordu. Çünkü devrim olmasına rağmen birçok alanda kollektifleştirme yerine burjuva demokratik bir program uygulanıyordu. Diğer bir deyişle devrim iktidar sınıf bakımından proleter, ilk anda uyguladığı program bakımından burjuva demokratik karakterliydi. Bu devrimi tanımlama sorunu, yani neye göre tanımlanacağı(iktidarı alan sınıfa göre mi yoksa uygulanan programı göre mi) Türkiye'deki Milli Demokratik Devrim - Sosyalist Devrim tartışmalarına yansıyan en önemli tartışmalardan biridir.

-------

Kullandığım Kaynaklar:
Lenin - Nisan Tezleri
E.H.Carr - Bolşevik Devrimi (1. Cilt)
Türkiye Solunda Üç Tarz-ı Siyaset - Mustafa Şener
 
Bencillik gibi varlığı tartışılan bir davranış türü ile bu ideolojiyi nasıl karşılaştırır insan bende onu çok merak ediyorum.
 
Geri