Marilyn Monroe Hakkında Bilmedikleriniz

Konu sahibi son olarak 1274 gün önce görüldü

1. Gerçek İsmi Marilyn Monroe Değildir.

44.jpg


Marilyn Monroe olarak tanıdığımız efsanevi aktris, Norma Jeane Mortenson adıyla 1 Haziran 1926'da doğdu.

2. Çocukluğunun Bir Kısmını Yetimhanelerde Geçirdi.

debbymonroe-2010122163659-45072_148954565122544_134560769895257_395931_7135578_n-original.jpg


1935 yılında Marilyn'in ilk kaldığı yetimhane olan Los Angeles Kimsesizler Yurdu, 1956'da yeniden inşa edilmiş olup; Hollygrove Kimsesizler Yurdu olarak halen hizmet vermektedir.

3. İlk Evliliğini 16 Yaşında Gerçekleştirdi.

wedding2.jpg


Marilyn, 1942 yılında aile dostlarının oğlu Jim Dougherty ile yetimhane hayatından kurtulmak için evlendi.

4. İlk Eşi Jim'e Tek Bir Şekilde Hitap Ederdi.

Monroe+with+her+first+husband,+Merchant+Marine+James+Dougherty+in+Avalon,+Santa+Catalina+Island,+circa+1943.+%28Photo+by+Silver+Screen+Collection+Hulton+Archive+Getty+Images%29.jpg


Jim Dougherty bu durumdan hiç memnun olmasa da, Marilyn kendisine "babacık" anlamına gelen "daddy" kelimesi ile hitap ederdi.

5. İsmini Marilyn Monroe Olarak 20 Yaşındayken Değiştirdi.

689b4ed2d1d2e78d5b87b2e0ca973dea.jpg


20th Century Fox tarafından ismi fazlasıyla uzun ve telaffuzu zor bulunduğundan dolayı, sahne ismi Marilyn Monroe olarak değiştirilmiştir. Marilyn isminden önceleri pek memnun olmayan hatta "Marilyn nasıl yazılıyor onu bile bilmiyorum" dediği bilinen aktris, isminin Monroe kısmını annesinin kızlık soyadı olması nedeniyle kendisi seçmiştir.

6. Babasının Kimliği Halen Kesin Olarak Bilinmemektedir.

timetravelangel-20090704110718-gifford2-original.jpg


Charles Stanley Gifford, Marilyn'in annesi tarafından babası olduğu iddia edilmiş kişidir. Ancak Gifford'un ailesi halen Marilyn Monroe ile hiçbir bağları olmadığını iddia ediyor.

7. İlk Beyaz Perde Deneyimi, 1947 Yılındadır.

18485.jpg


Marilyn'in ilk filmi Şaşırtıcı Bayan Pilgrim olarak da bilinen "The Shocking Miss Pilgrim"dir. Marilyn, bu filmde telefon operatörü olarak bir anlığına görünür.

8. İkinci Evliliğini 1954 Yılında Joe DiMaggio İle Yaptı.

afp-52016304.jpg


Joe DiMaggio, Marilyn'in kariyerini onaylamıyor; eşinin çalışmamasını tercih ettiğini çok sık dile getiriyordu.

9. The Seven Year Itch Filmindeki Meşhur Sahne Yüzünden Şiddet Gördü.

0078D47400000258-2864275-image-m-66_1417961201441.jpg


Yaz Bekarı olarak bilinen The Seven Year Itch filmindeki meşhur fan sahnesinin çekiminde sette o kadar fazla ışık vardı ki, Marilyn'in elbisesi vücudunu örtmekte yetersiz kaldı. Sete gelen eşi Joe DiMaggio bu duruma çok öfkelendi ve aynı akşam Marilyn'e şiddet uyguladı.

10. Üçüncü Evliliğini Arthur Miller İle 1956 Yılında Yaptı.

13429700_101n.jpg


Joe DiMaggio ile 1 yıl bile sürmeyen evlilik yaşamı, Arthur Miller ile 6 yıl devam etmiştir.

11. Frank Sinatra'nın Sevgilileri Arasındadır.

ffmmsngint.jpg


Evin içinde çıplak dolaşması ile bilinen Marilyn, bir keresinde Frank Sinatra'nın arkadaşlarıyla poker oynadığı salona çırılçıplak girip; Sinatra'yı çileden çıkarmıştır.

12. Los Angeles'tan Nefret Ederdi.

tumblr_mr4dppppED1s0j8lko1_500.jpg


Marilyn, yaşamı boyunca Los Angeles'tan kurtulup aşık olduğu tek şehir olan New York'a yerleşmeyi hayal etti. New York'ta bir süre yaşadıysa da, burası onun hep geçici evi olarak kaldı.

13. Marilyn'e "Paranoid Şizofreni Sınırında" Teşhisi Konulmuştur.

marilyn_monroe_wallpaper_5_by_catsya-d3zv2xl.png


Psikiyatristi Doktor Ralph Greenson'un Marilyn'e koyduğu "Paranoid Şizofreni Sınırında" Teşhisi, bugün de aktris için halen doğru kabul edilmektedir.

14. FBI Tarafından Oldukça Yakın Takip Ediliyordu.

9781599862521.jpg


Nedeni Kennedy'lerle yakınlığına bağlansa da Marilyn Monroe, aile ile yakınlaşmasından uzun zaman önce FBI tarafından yakın takibe alınmıştı. Güçlü paranoyak hisleri sayesinde takip edildiğini erken fark eden Monroe, FBI ajanlarını atlatabilmesi ile övünürdü. Elbette, o zamanlar zaten hasta olan aktrise kimse inanmıyordu.

15. ABD'nin 35. Başkanı John F. Kennedy ile İlişki Yaşamıştır.

52973dcdc637af304000005b_1402263812931_480.jpg


Oldukça yakınlaştığı Kennedy ailesini saplantı haline getiren Marilyn, John F. Kennedy'nin bir süre sonra kendisi ile görüşmek istememesi üzerine, telefonlarına çıkmamasına rağmen ısrarla Beyaz Saray'ı aramıştır.

16. Ölümünün Kesin Nedeni Halen Gizemini Korumaktadır.

d1-700-x-525.jpg


Marilyn'in 4 Ağustos 1962'de gerçekleşen ölümünün nedenleri arasında intihar etmiş olabileceği, FBI'ın işin içinde olabileceği gibi pek çok iddia ortaya atılmış ancak günümüzde dahi erken ölümünün kesin sebebi bilinememektedir. 2006 yılında Bilgi Özgürlüğü Yasası ile İç Güvenlik olarak tanımlanmış Marilyn Monroe hakkında 97 tane belge daha açıklayan FBI'ın elinde halen açıklanmayan sayısız belge ve dosya bulunuyor.

154413.jpg

marilyn-monroe-%C3%B6zl%C3%BC-anlaml%C4%B1-s%C3%B6z-resimli.jpg

 
Gecen bunu okumustum paylasmak istedim;

MARİLYN VE RABİA

Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane.
Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir.
Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz.
Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir.
Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır.
Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir.
Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir.
Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur.
Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir.
Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir.
Bütün gazeteler Marilyn’in bir “narsisist” olduğunu yazarken, Rabia’nın ise hiç seçmeden, hiç istemeden Diyarbakır’ın varoşlarında bir “mazoşist” olabildiğini kimseler bilmemiştir…
Üç yıl sonra Almanya’dan döneceğine söz vererek giden sefer, her yıl sadece on beş ila yirmi gün tatilegelebilmiş ve Rabia’nın bütün sitemlerine rağmen “iki daire ve bir ekmek fırını parası biriktirmeden Diyarbakır’a dönemeyeceğini,” söyleyerek ona sadece “sabır” dilemiştir…
Marilyn, fırtınalı yaşamından dolayı psikolojik tedavi görmeye başlarken, Rabia ise bir kaynana ve iki çocuğu ile dört duvar arasında silik ve dingin, bunaltıcı yıllar geçirmekten giderek psikolojik bir vaka haline gelmiştir.
Onu tedavi eden de olmamış, aradan upuzun on yıl geçmiş ve Sefer, iki daire, bir de ekmek fırını parası biriktirip nihayet- Almanya’dan dönmüştür.
Kaynanası ve kayınbiraderleri görevlerini yapıp (!) tam on yıl boyunca Rabia’nın yanına bir erkek sineği bile yaklaştırmayarak, onun bedenini Sefer adına bir yetkiyle korumuşlardır.Bedenini korumuşlardır ama, Rabia’nın ruhsal durumu yıllarca yaşadığı intihar boğuntularıyla artık paramparçadır…
Marilyn, çevresinde şöhreti ve parası için dolaşan yüzlerce insandan hangisinin gerçek dost, hangisinin sevgili olduğunu kalabalığın kuşatmasında anlayamadığı için tedavi görürken, Rabia ise on yıl süren upuzun bir yalnızlıkta sadece Sefer’in adını sayıklamaktan bir şizofrendir artık…
Marilyn, Saint Exupery, Dostoyevski, Miller okurken ve Miller’le flört ederken, ilkokul çıkışlı Rabia ise Sefer’i beklediği günlerdeki yalnızlıkta çocuklarının hikâye kitaplarını okumuş, radyo programları, haberlerden vb yerlerden Napolyon’un, Gorbaçov’un kim olduklarını öğrenmiştir.
Diyarbakır’a yıllar sonra dönen Sefer, artık Rabia’yı tanıyamamaktadır; çünkü Rabia, her sabah Napolyon Bonapart’ın selamını Gorbaçov’a ulaştırmak üzere evden çıkmakta ve Sefer’in Almanya’dan getirdiği fötr şapkayı giyip, dudaklarının kıyısına bir sigara iliştirip düşsel olarak kurguladığı ordulara kendince komutlar vermektedir.
Belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır; artık şuursuzdur…
Rabia’yı bir süre gözleyen Sefer, anasına, artık Rabia’nın kendisine kadınlık yapamaya cağını, bu yüzden yeni bir evlilik için genç ve güzel bir kadın bulmasını söyler. Başlık parası fazlasıyla ödenir ve kırk beş yaşındaki Sefer’e on yedi yaşlarında bir kız bulunur civar köylerden; incecik, gencecik bir kız.
Rabia, artık otuz yedi yaşına gelmiş ve yıllarca evde oturmaktan hayli kilo almış bir delidir (!) Sefer, küçük bir oda tutar Rabia ve çocuklarına; kendisi de genç eşiyle yeni aldığı daireye çekilir. Rabia’yı bağlamak da bir çözüm getirmez ve kaldığı evin duvarları dışında ne varsa her şeyi paramparça ederek dışarı, sokaklara kaçar durur…
Rabia, artık Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde kâh Napolyon’un askerlerine komutlar verirken, kâh yollarda, kaldırımlarda oturup bir başına ağlarken görülmektedir. Artık kocası Sefer’in hiçbir işine yaramayan Rabia’nın onuru ve delirmiş yalnızlığı ne kaynanasının ne kayınbiraderlerin umurunda değildir…
Rabia, bir akşam Diyarbakır’ın Dağkapı semtinde SSK hastanesi bitişiğindeki askeri karargâh civarında yürürken, nasılsa kırmızı şapkalı kızın büyükanne kılığına giren kurt tarafından yenmek üzere olduğunu düşler. Kırmızı şapkalı kızın kulübesi ise, askeri karargâhın içindeki karanlık alandadır.
Rabia, arkasında yürüdüklerine inandığı Napolyon’un askerlerine komut verir ve kırmızı şapkalı kızı kurtarmak üzere tel örgülerle çevrili yasak alana girer…
Nöbetçi askere, karargâha parolasız girmeye kalkan olursa ona vurması emredilmiştir. Asker uyarır, bağırır, ama kırmızı şapkalı kızı kurtarmaya giden Rabia, o an hiçbir şey duymaz…
Nöbetçi askerin önce bir, ardından ik kurşun Rabia’nın bedenine isabet eder.Rabia, vurulup yere düşerken bile hâlâ Napolyon’un askerlerine komutlar vermektedir.
Namlusundan dumanlar çıkan nöbetçi er, onun mırıldandıklarından hiçbir şey anlamaz.Askerin onun hakkında bildiği tek şey “dur” ihtarına uymadığıdır…
Nöbetçi er, siyasal gerilimin alabildiğine boyutlandığı o günlerde olağanüstü hal bölgesi kapsamındaki Diyarbakır’daki kışla nöbetinde, aklınca kendisine verilen “emre itaat” etmiştir(!)
Rabia, sonraki gün sahipsizler mezarlığına gömülür ve o yıl bazı insan hakları dernek ve kurumlarının yıllıklarının Güneydoğu’daki “yargısız infaz”lar listesinde adı geçer.
Oysa ki ölümü değil, asıl Rabia’nın yaşamı bir yargısız infazdır…
Bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır.Çünkü Marilyn, biricik platonik aşkım, Rabia ise öz teyzemdi benim…
Sevgili Marilyn, Cemal Süreya’nın dediği gibi, “şimdi cehennemde Nietzsche’nin metresi olmalıdır”; anamın kara gözlü bacısı Rabia ise, belki cennette bile hâlâ Sefer’i sayıklamaktadır…
Yılmaz Odabaşı – Sevginin Herkesten Şikâyeti Var adlı kitabından
 
Açıkcası bu kadın hakkında pek birşey bilmiyordum zaten :D
 
Geri