Mao-tun Bagatır(Mete) Devri (M.Ö. 209-174)

Konu sahibi son olarak 4369 gün önce görüldü
M.Ö. III. asnn sonlarına doğru Türkistan büyük olaylara hazırlanıyordu. Bu zamana kadar kendi kabuğuna çekilen Çinliler gözlerini Kuzey-batıya dikmişler ve neler olduğunu hayal meyal da olsa seçmeye çalışıyorlardı. İşte bu yüzyılda Çin tarihleri efsane ile gerçek arasında bazı önemli şeyler söylemek istiyorlardı. Fakat olup bitenleri kendileri de henüz pek iyi anlayamamışlardı. Ama söylemek istediklerinde Türkistan'dan kopup gelen korkunç bir selin sesleri vardı. Gerçi Çinliler Orta Asya'dan gelen pek çok akınlar görmüşlerdi. Fakat, asıl adımn "Bagatır" yani "Bahadır" olması gereken Mao-tun bir başka tehlike idi. Zira Mao-tun'un ortaya çıkması ile Çinlilerin dünya görüşü de temelinden sarsılmaya başladı. O zamana kadar Çinliye göre kendi devleti tek ve dünyamn ortasında idi. Diğer milletler barbar ve vahşi olmakla beraber Çini bir halka gibi çeviriyorlardı. Çinli bugün bile kendi memleketine Chungkuo; Orta Memleket-Orta Devlet der. Halbuki Bagatır, Çin'in yamnda daha kuvvetli ve düzenli bir Hun Devleti meydana getirmişti. Bu durumda yeryüzünde en güçlü devlet olarak yalmz Çin değil, hemen onun yamnda bir de Hun Devleti vardı. Bu suretle yeryüzündeki Orta devlet ikileşmiş oluyordu. Çinlinin felsefesini temellerinden sarsan bu olay onu pratikte birçok yeni siyaset ve stratejiler uygulamaya şevketti. Çinlinin uygulayacağı siyaset ve stratejiler karşısındaki düşmam tanıyabildiği ölçüde başarılı olacaktı. Zaten Çinlinin tarih boyunca başarısı buna bağlıdır. Bu sebeple hayal alemini bırakan Çinliler, gençliğinde Çin için bir tehlike teşkil etmeyen Bagatır'm bu döneme ait hayatını duyabildikleri ölçüde bir masal veya hikaye şeklinde anlatırlarken, O'nun Çin'e yaptığı seferlerden sonra bizzat görerek daha geniş ve sağlam bilgiler toplama yoluna gitmişlerdir. Bu da meşhur Çin tarih yazıcılığının başlamasına vesile olmuştur. Daha önce ince damarlar şeklinde yazılı kayıtlara (Çin kayıtlarına) geçen Orta Asya Türk tarihi, Bagatır'dan itibaren gür bir kaynak görüntüsünü almış ve bu durum M.S. VIII. asra kadar devam edegelmiştir. Bu devirlerden kalma Türk yazılı belgelerinin olmayışı bizi, M.S.VIII. yy.'a kadar olan Orta Asya Türk tarihini, (arkeolojik buluntular hariç tutulursa) bilhassa siyasi tarihini Çin kaynaklarından vermek zorunda bırakmıştır.
a. Mete Adı Meselesi:
Çin kaynaklarından (Shih-chi) bahsedilen bu büyük Türk Hükümdarının adı, babasımn adında olduğu gibi çeşitli şekillerde okunmuştur. Bu ismi ilk defa J.De Guignes "Mei-dei" (Mei-tei) şeklinde okumuş, Türk tahirçileri de bunu doğrudan doğruya "Mete" şeklinde almışlardır. İngiliz transkripsiyonunda "Mao-tun" olarak okunan bu adı: D Herbolet "Mothe", F.Hİrth önceleri "Moydon", W.Eberhard "Mao-tun", H.Parker "Baghdur, Mao-tun veya Mete", J. Macgowan "Mao-tun", J. Anne-Marie "Mete" şeklinde okumuşlardır. Bizde Çinceye vakıf olmayan tarihçi ve yazarlarımız batılı bilginlere dayanarak bu adı tesbıte çalışmışlardır. Bunlardan M.Ş. Günaltay; R.Nur, Z V Togan N.Atsız, "Mete", Z.Gökalp; "Mete" veya "Mote", uzun yıllar Türkiye'de çalışan L. Rasonyı ve H.N. Orkun; "Mao-tun" şeklinde kullanmışlardır. N.Atsız "Mete, Made, Mado, Madok" şekillerinde okunabilen bu adın Türkçe Batur (Kahraman) veya Matur (Güzel) olması ihtimali" üzerinde durmuştur.
Bizde ilk defa bugünkü kabul edilen şekline uygun bir tarzda bu ad üzerinde S.M. Arsal durmuştur.S.M. Arsal, "Mete=Mote" adının Türkçe bir kelimenin Çinlilerce bir telaffuzu olduğunu, bu adın Bagatır olması gerektiğini, Çin kaynaklarının daha sonraki bir Türk reisinin unvammn Mo-ho-tu şeklinde kaydettiklerini, Mo-hu-tu'nun da E.Chavannes tarafından Türkçe Bagatır kelimesinin Çince telaffuzundan başka bir şey olmadığının ortaya konulduğunu belirtmiştir. Fakat; konuyu bugünkü kabul edildiği şekilde ortaya koyan B.Ögel'dir B Ögel J De Gaıgnes'in Mete (Mei-dei/ Mei-tei) şeklinde okuduğu bu adı Alman Smoloğu. Hırth'm buluşuna dayanarak şöyle izah etmektedir. "Halbuki bugün modern Çin dilinin kurallarına göre bu Çince işaretleri Mao-tun yam Mao-dun şeklinde okumaktayız. Elbetteki bu okunuş aym Çin işaretlerinin bugünkü Çin telaffuzuna göre seslendirilmiş bir şekli idi Aym işaretler Mete çağında ise Bak-tut şeklinde okunurdu Çinliler kelime sonundaki "r" sesini okuyamazlar ve bu sesi "t" şekline sokarlardı. Oyle anlaşılıyor ki Mete'nin esas adı da eski Türkçedeki "Bagatur" ve Orta Türkçedeki "Bahadır"dan başka bir şey değildir Bu güzel buluş Alman Sinoloğu F.Hİrth'e aittir." M.Köymen'in yaptığı doktora tezinden Bagatır'm "cesur, kahraman, alp" manalarına geldiğini öğreniyoruz. Bu durumda Mao-Hun'un özellikleri isminde de tebarüz etmiş oluyor ki, biz bu sebeple bu Hun hükümdarının adım bundan böyle Bagatır olarak belirteceğiz.
b. Bagatır-Oğuz Han Meselesi
Oğuz Han destanları ile Bagatır Tn Çin kaynaklarında verilen gençlik hikayesi yerli ve yabancı pekçok ilim adamının dikkatini çekmiştir. Bu hususta Oğuz Han'ın Bagatır olduğuğunu söyleyenler bulunduğu gibi Oğuz Han'ı daha başka tarihi Türk ve başka milletlerin büyüklerinin şahsında arayanlar da olmuştur.Biz bu konuyu derinlemesine incelemektense bir fikir verebilmek amacıyla konu hakkındaki görüşleri vermeyi daha uygun bulduk.
J.De. Guignes, Mete'nin (Bagatır) Oğuz Han'a benzediğini büyük bir ihtiyatla söylemişti. Fakat Rus Sinoloğu N.Y. Biçurin (Yakinef) bu iki hükümdarın aym olabileceğini kesin olarak öne sürdü. Daha sonra B. Ögel'in tabiriyle keşif sevdasına düşen bazı bilginler, mesela; W.Radloff, Oğuz Kağan veya Oğuz Han Uygur Kağanı Bögü-Tekin ve Böğü-Kağan olmalıdır derken, J. Marquart Çingiz olabileceğini ileri sürerek Oğuz Han'ın ilkel Moğol efsanelerindeki Kirey Han ile Uhır-Bama Han'a benzetmiştir. Bizim yukarıdaki bilgileri kendisinden aktardığımız B. Ögel eserinde devamla bilhassa Potanin'in görüşü için "her türlü dış tesirlerin girdiği bu iptidaî Moğollann masal kahramanlarına bir devlet ve imparatorluk efsanesi olan Oğuz Han destanının nasıl benzetildiğine pek akıl ermiyor. Moğol İmparatorluğunun resmi tarihçisi olan Reşideddin bile Çingiz Han'ın atalarından önce Oğuz destanını kitabının başına koymuş ve bununla Moğollan bile memnun etmişti. Böyle ileri geri konuşmak bilgi noksamndan ileri gelen şeylerdi" demektedir.
Oğuz Han'ın Bagatır olduğu fikri, bizim tarihçi ve yazarlarımızın çoğunluğu tarafından da kabul edilmiş görülmektedir. Şöyle ki; bizde bilhassa batı kaynaklarına dayanarak ilk defa bir Umumî Türk Tarihi meydana getirmeye çalışan Süleyman Hüsnü paşa "Tarih-i Alem" adlı kitabının Tevaif-i Türk Bölümünde Oğuz Destanını bugünkü bilinen şekle yakın bir tarzda verdikten sonra "Bu rivayetler, Salif-i Selâtin-i Haverezim" den ve Cengiz soyundan EbuT Gazi Bahadır Han'ın "Şecere-i Türkisi" ile Mirhond, Bayzavi tarihlerinin ve müsyü Herbelot (D'Herbelot)'in cem ittiği Vekâyi-î şarkiye ile "Hun Tarihi" müellifi müsyö Döjöğni (De Guignes) nin hülasa-ı malumatıdır." demektir. J.De. Guignes'den istifade ettiğini bildiren yazar, eserinin bu bölümünde Bagatır'dan (Mete) hiç söz etmediği gibi, J.De. Guignes vasıtasıyla istifade ettiği Çin kaynaklarındaki BagatırTa ilgili bölümleri de tamamen Oğuz destamm tamamlar mahiyette kullanmıştır. Bagatır (Mete) ismine yer vermeyen yazar, bunun yerine hep Oğuz ismini kullanmıştır. Z.Gökalp; Milli Tetebbular Mecmuası'mn I. cildinde yayınladığı "Eski Türlerde Mantıkî Tenazurlar" adlı makalesinde bu konuyu daha geniş olarak ele almış ve Biçurin'den habersiz olarak Mete ile Oğuz Han'ın aym kimse olabileceğim ileri sürmüştü Yine Z. Gökalp bir eserinde "görülüyor ki "Oğuz Han" ile "Mete" ordusunu kuvvetlendirmek için ıslık çalan gayet müthiş bir ok icat etmiş ve ordusunu bu ok ile teslih etmiş. "Oğuz Han'a" gelince, bunun ismi olan "Oğuz" kelimesi "ok" ve "uz" tabirlerinden mürekkeptir. Binaenaleyh, bu tabirin manâsı "Ok Eri" yahut "Ok Aşiretleri" dir. "Mete" nin "Ok Eri" olması meşhur ıslık çalan "Ok" u icad etmesinden dolayıdır. Oğuzların da bu adı almaları "Mete"nin tesis ettiği yirmidört tümen'in torunları olmalarındandır, ihtimal ki, "Mete" daha o zamanda ordusuna "Ok erleri, okçular" adım koymuştur...
"Oğuz Han" ile "Mete" nin aym şahsiyet olduğuna başka delilde vardır. "Oğuz Han" babası ile harp etmiş ve babası bu harpte maktul düşmüş, "Mete" de Çin tarihlerine göre, babası ile harp etmiş ve babasım öldürmüştür.
ilk vak'ada da evlât ile babamn arasım açan bir anne yahut üvey annedir. Bundan başka "Mete" ile "Oğuz Han" m aym milletlerle muharabe, etmeleri ve bütün Türk illerini bir hakimiyet altına toplıyarak bir "Turan İlhanlığı" vücuda getirmeleridir. Sonunda ikisinin de yeni bir din ve yeni bir yasa tesis ederek meydana çıkmalarıdır." demektedir. Daha sonra Z.Gökalp "Oğuzlar Milli menkıbelerinde "Oğuz Han" adlı bir kahramanın icraatım terennüm ederler ki "kitap-ı Dede Korkut" daki "Boğaç" adlı kahramanın da aym şahsiyet olduğu babasıyla olan mücadelesinden anlaşılıyor" dedikten sonra J.De Guignes'in Oğuz Han'ın Mete olduğu iddiasını ele alarak yukarıdaki sunduğumuz görüşlerini dört madde de toplamış ve bu mukayeselerin Oğuz Han'ın Mete olduğu fikrini kesinlikle isbatladığmı belirtmiştir S. M. Arsal'dan ve B. Ögel'den
öğrendiğimize göre Biçurin'de Oğuz'un Mete olduğunu Z. Gökalp'in yukarıda sunduğumuz görüşlerindeki gerekçelere dayanarak ileri sürmüştür. İşte, Türk Tarihi ve Hukuk adlı kitabında Biçuri'nin bu gerekçelerini dört maddeyle özetleyen S.M. Arsal "Oğuz Han gerçekten de Mete'midir? Bugün bu mesele kati olarak halledilmiş sayılmaz. Fakat bu fikri red etmek için delil yoktur. Biçurin'in fikrinin doğru olması çok muhtemeldir." demektedir.
M.S. Günaltay eserinin "Mete Tanju veya Oğuz Han" başlığım verdiği bölümde "Çin tarihlerinde (Mete) Tanju'ya dair verilen malumatla destan-ı milli'nin Oğuz Han'a isnad ettiği menkiıbe arasında büyük bir mutabakat görülmektedir. Usturevi destanların ekseriya bir hakikat-ı tarihiyeden doğmuş olduklarını nazarı itibara alırsak, asırlardan beri hatıra-î ihtişamı elsine-i halkta hıfz ve nakl edile gelmekte olan Oğuz Han'ın Çinlilerin (Mete) Tanju dedikleri başbuğ olduğunu kabul edebiliriz" demektedir.
Önceleri "Oğuz Han Makedonyalı Büyük İskender olabilir" diyen R.Nur'un daha sonra "Mete Han, Oğuz Han, değildir. Oğuzla babasım öldürmek vakıası benzeyişi varsa da yalnız bu, bu iki şahsiyeti birleştirmeye kâfi değildir. Adca hiç, hatta hece değil bir harf benzeyişleri yoktur. Tarihçe de öyledir. Oğuz, Mete'den pek eskidir. Bu eski mitoloji bulutları içindeki Oğuz'umuzu öylece muhafaza edelim. O, Türk'ün kendisinin ve tarihinin büyüklüğü timsalidir. Mete, Türk'ün pek ulu padişahlarmdandır." demesine karşılık, Z.V.Togan, Oğuz Han'ın Mete (Moton) olduğuna dair O. Lattimore'un E. Chavannes'e dayanarak yeni deliller bulduğunu bildirmektedir. Ayrıca Z.V. Togan "Mete fütuhatları ve teşkilatçılığı sayesinde tarihin büyük şahsiyetlerinden biri sıfatıyla Çin kaynaklarında yad olunuyor. Oğuz destanlarında Oğuz Han ismi altında zikredilen Türk hükümdarına ait hatıraların da olduğu şüphesidir." Babasım av sırasında öldürerek Han olma motifinin Karahanlılarda yaşadığı Buğra Han rivayetinden de anlaşılıyor. Bunun babası Karahan olduğu gibi efsanevi Oğuz'un babasımn da Karahan olması ve Önasya seferine ait teferruat Mete destamna Karahanlılarm ceddi olan Tunga Alp (Afrasyab /Alp Er Tunga) destanından gelen motifler olsa gerektir" "Oğuz rivayetleri bir kaç fatihin, mesela Doğuda Mete'nin, Batıda Afrasyab (Tunga Alp)m ve belki de Attila'mn fütuhatına ait destanların bir araya getirilen şekli gibi görünüyor."
demektedir. Bu konuların kültür tarihimizin en büyük meselelerinden birisi olması sebebiyle Z.V.Togan'ın yukarıdaki görüşlerini derinlemesine bir tahlile tabi tutamayacağız, fakat; anlaşılan o ki, Z.V.Togan en azından Mete ile Oğuz destanları arasında bir ilişkinin olduğunu, hatta Oğuz'un Mete olabileceğini kabullenmektedir. Bu konuda daha başka fikir beyan edenlerden M.E. Köprülü (Türkiye Tarihi, s.57) "... Uygurca metinde eksik olan bu mukaddime, Oğuz'un Mete olduğunu pek iyi göstermektedir." N.Atsız (Türk Edebiyatı Tarihi, adlı eserinin s.26) "mda Destandaki Oğuz Han'la babası Kara Hun Hun tarahinde gördüğümüz Mete (Motun) ile babası Tuman Yabgu'dan başkası olamaz." demektedir. O.Turan, "Oğuz Han veya İranı adı ile Afrasyab neslinden gelen Selçuklular." "Cihangir Oğuz Han ile babası Kara-han arasında vuku bulan mücadele, M.Ö. III. asır sonlarında Hun imparatoru olan Mete (Modun) ile babası, Tuman arasındaki savaşın destani bir in'ikasından başka bir şey değildir... Büyük Hun Tanyu'su Mete'nin destanda Oğuz Han olduğunu gösteren başka sağlam deliller de vardır." demektedirler. Bunlardan sadece O.Turan, Oğuz Han'la Afrasyabı, dolayısıyla Mete'yi de Afrasyab'la birleştirmiştir ki, bu husus hemen dikkatimizi çekiyor. Kanaatimiz o ki; Afrasyab (Alp Er Tunga) destam ile Oğuz destam tamamen ayrı iki destan olup, daha sonraki devirlerde birbirlerinden çeşitli motifler almış olabilirler.
Bu konuda en muafık görüş bizce B. Ögel'in görüşüdür. 644 sayfalık eserinin 273 sayfasım Oğuz destanım incelenmesine ayıran B. Ogel, J. De Guignes'in görüşünü verdikten sonra birbirlerinden habersiz hemen hemen aynı şeyleri söyleyen Biçurin ve Z. Gökalp'm fikirleri için "Bizce bu iki nazariye en mantıkî ve aklî olan fikirlerdi. Bununla beraber kitabımızda daima ileri sürmüş olduğumuz şu görüşümüz, bunlardan kesin olarak ayrılmıştır; Bize göre Oğuz Han efsanesi, Mete'den de önce Orta Asya'da yaşıyordu. Bu eski inanış biraz değiştirilerek, esasen Çin kaynaklarında da efsane şeklinde anlatılan Mete'nin gençliğine de yakıştırılmış olabilirdi, diyerek bu arada kendi görüşünü de ortaya koymuştur. Konu üzerinde en son araştırmayı yapan G. Türükoğlu, bizimde büyük ölçüde kullandığımız malzemeyi kullanarak neticede Oğuz destamndaki Oğuz Kağan veya Oğuz Han'ın hangi tarihi şahsiyet olabileceği hakkında görüşleri (1. Milliyet yönünden, 2. Zaman yönünden, 3. Türk soyu yönünden) üç ana grupta toplamış ve "Bu konuda şimdilik söylenebilecek en doğru söz en aklî ve en mantıkî hüküm: S.M. Arsal'in dediği şekilde Oğuz Han'ın "Mete" olduğu hakkındaki fikri reddetmek için elde delil olmadığından bu fikrin doğru olmasımn çok muhtemel bulunması: B. Ögel'in söylediği şekilde de "Mete" ile Oğuz Han'ın aynı kimse olabileceği hakkındaki nazariyenin en mantıki ve en akli olan fikir olmasıdır şeklinde bir sonuca ulaşmıştır.
Bilhassa son zamanlarda bazı gazete ve dergilerde Oğuz Han'ı Kuran-ı Kerim'de adı geçen Zülkarneyn'le birleştirmek isteyen yazılara da rastlamaktayız. Maalesef bütün araştırmalarımıza rağmen adı geçen dergi ve gazeteleri tesbit edemedik. Fakat; bir fikir verebilmek için söz konusu ettiğimiz bu görüşlerin tarihi belgelerden ziyade akli ve mantıki sebeplere dayandığım da hemen belirtmek gerekir.
KAYNAK: Doç. Dr. Salim CÖHÇE, Türk Tarihine Giriş, ELAZIĞ 1995, Çag Ofset Matbacılık, s. 82-89
 
Hun tarihinin olduğu kadar Türk tarihininde en büyük şahsiyetlerinden olan Bagatır, üstün vasıflarda yaratılmış biri idi. Daha veliahtlığı sırasında devletinin kötü geleceğini tesbit etmiş, bu sebeple de en az komşuları kadar güçlü bir devlet olabilmenin yollarım aramıştı. Bagatır'm bu çalışmaları kısa zamanda meyvesini vermiş ve O'nu iktidarın sahibi kılmıştı. Hun yurdunda meydana gelen bu iktidar değişikliği hemen komşu devletlerin iştahlarını kabartmış ise de, içişlerini ve teşkilatım süratle düzeltmek gereğini duyan Bagatır'ın zamana ihtiyacı vardı. Çeşitli tavizlerle bu zamanı kazanmasını bilen Bagatır'ın amacına ulaşmak için belirli bir plan dahilinde hareket ettiği görüşünde olanlar vardır. Bagatır'ın faaliyetlerini üç ana grupta toplayan bu görüşü bizde benimsediğimizden konuyu adı geçen görüş çerçevesinde inceleyeceğiz.
a.Doğu veya Tung-hu (Tunguz Seferi): Çin kaynağı Shih-chi'de teferruatıyla anlatılan bu sefere Bagatır'ı adeta Tung-hu'larm kendileri zorlamışlardı. Gobi'den Mançurya'ya hatta, Kuzey Kore'ye kadar olan topraklar üzerinde hüküm süren Tung-hu/Tunguz (Moğol kabileler birliği) 1ar Bagatır iktidara geçtiğinde epey güçlü idiler, bu sebeple Hun yurduna saldırmak için adeta bahane arıyorlardı. Bu tutumlarında Bagatır'ı tanıyamamalarının da önemli rolü vardır. Fakat Bagatır düşmanını gayet iyi tanımaktadır. Bu sebeple Tunguz'ların töreye uymayan ve her kesimden Türk'ün kolaylıkla infialine sebep olabilecek tarzdaki isteklerine ilk zamanlarda bütün muhalefetlere karşı hep olumlu cevap vermiştir. Halbuki Türk'lerde töre çok önemlidir. Nitekim kendisinden XVII. asır sonra torunlarından Fatih, Memluk Sultamna töreyi haürlatarak Osmanlı askerlerinin kellesi ile Kahire'de çevgan oynanması meselesi üzerine sefer tertip etme hazırlıklarına girişecektir. Fakat, Fatih'teki imkan Bagatır'da yoktur. O imkanlarını kendisi hazırlıyacakdır. Bunun içinde zamana ihtiyacı vardır. İşte bu zamam kazanabilmek için G. Türükoğlu'nun "büyük şahsiyetlere has bir özellik" diye yorumladığı sabrım göstermiş, Tunguzlarm en iyi atım ve karılarından birini istemelerine "İyi komşuluk münasebetleri" gerekçesiyle olumlu cevap vermiştir. Zaten at ve kadın kendisine aittir. Aslında at da kadında Türk için çok önemlidir. (Bengütaşlarda Kültigin'in atlarına dair birçok bilgi verilmesi Çiçi'nin düşman eline geçmesin diye kadınlarım kendisinin oklayarak kale bedenlerinden aşağıya atması ve bir rivayete göre Yıldırım Bayezid'in Timur'un meclisinde şakilik yapan karışım ayak tırnağından tanıyarak intihar etmesi hep bunu gösterir.) Fakat Bagatır'm ilk devirlerinde Türk Milletinin varolması için zaman daha önemli idi. Böylelikle gerekli zamam sağlayan Bagatır, bu hareketlerinden cesaret alarak sımrdaki çorak, fakat stratejik öneme haiz araziyi işgal etmeye kalkan Tunguz reisinin üzerine yürümüş ve aniden bastırarak mahvetmiştir. Bagatır'm Tunguzlarm toprak isteklerine karşı olumlu rey sahiplerine karşı tepkisi çok büyük olmuş ve onları şiddetle cezalandırmıştır. Bagatır'm bu hareketindeki gerekçesi şudur: "Atı ve kadın benimdi, fakat, toprak devletindir/ veya devletin temelidir." Gerçekten bu düstur daha sonraki devirlerde bile Türkler için vazgeçilmez, kutsal bir düşüncenin temelini oluşturmuş; her vesileyle Bengütaşlarda Ötüken toprağımn Türk varlığı için ne kadar büyük bir önem taşıdığım belirten Bilge Kağan'ın yamnda, Onun XX. yy.daki torunlarını son vatan topraklarının korumak için Bedr'in aslanlarım dahi geride bırakacak bir yiğitlik ve ölümsüzlük eseri meydana getirmelerine sebep olmuştur.
b. Yüeh-Chih (Yüe-çi) Seferi: Tunguzlan mahvederek hakimiyetini Peçili körfezine kadar genişleten Bagatır'm artık fütuhat devri başlamıştı. Bu sırada Tunguzlar kadar Yüe-çi'lerde Bagatır için tehlikeli idi. Güçleri nüfus fazlalığından ve bazı ticaret yollarının ellerinde bulunmasından ileri gelen Yüe-çiTer, bir görüşe göre Hint-Avrupa kökenlidir. Bu konuda W. Eberhard'a dayanarak "Orta Asya'da Tanrı dağları, Kansu havalisindeki Hint-Avrupa menşeili oldukları samlan Yüe-çi (Yüeh-ch'in)leri" diyen İ. Kafesoğlu, daha sonra "Bu suretle Büyük Hun hükümdarı o çağda Asya kıtasında yaşayan, Türk soyundan bütün toplulukları kendi idaresinde bir bayrak altında toplamış oluyordu." demektedir. Buradaki tezada Yüe-çi Terin batıya kayarak Orta Asya'yı terk etmiş olmaları düşüncesi sebep olarak gösterilebilirse de Bagatır'm Çin imparatoruna yazdığı mektuptan onların (Yüe-çi Terin) hepsini ya hakimiyeti altına aldığım ve yahutta öldürdüğünü öğrenmekteyiz. Ayrıca Yüe-çi'lerin büyük bir kısmının batıya kaydığı ve orada büyük bir devlet kurdukları (Kuşanlar) daha sonra Bagatır'm oğlu Ki-ok'un bunlar üzerine yaptığı seferle ilgilidir. Her ne kadar Çin kaynağı Hou-Han-shi ve O. Franke, bu göçü Bagatır'm hücumuna bağlarlarsa da hatalıdırlar. Bu konuda B. Ögel "Yüe-çi'lerin Türk ırkından olduklarına dair birçok deliller vardır. Mete ve oğlu tarafından mağlup edilen Yüe-çiTer sonradan Batı Türkistan'a gidecekler ve Hindistan'a kadar uzanan Kuşan devletini kuracaklardır." demektedir. Aslında Bagatır'm akınlarının sırası tam olarak kesinleşmemiştir. Fakat; Çin kaynaklarından (Shih-chi) edindiğimiz çok az bilgiye göre Tunguzlan mağlup eden Bagatır'm hemen batıya (Güney-doğu) dönerek Yüe-çiTer üzerine yürüdüğünü, M.Ö. 176'da Çin imparatoruna yazdığı mektuptanda onların büyük bir kısmım öldürerek hakimiyeti altına aldığım (M.Ö. 203) öğrenmekteyiz. Aym mektuptan öğrendiğimize göre daha sonra Bagatır, büyük bir memurunu; sağ Hien (Hsien) kralım tekrar Yüe-çiTerin üzerine göndererek onları arayıp bulmasını ve savaşmasını (cezalandırmasını) istemiştir. O'da Tanrı'nm yardımı ile askerlerinin mahareti ve atlarının kuvveti sayesinde hepsini mahvetmiştir.
Hun ilinin güney ve güneydoğusunda oturan ve bazı ticaret yollarına hakim olan Yüe-çi'lerin bu devirde batıda nereye kadar uzandıkları tesbit edilememiştir.
c. Çin Seferi: Bagatır, Tunguz ve Yüe-çiTeri ezerken muhakkak Çin'i de hesaba katmıştı. Fakat, Çin bu sırada Hunlarla uğraşabilecek durumda değildi. Çünkü, Bagatır'm Tunguz tehlikesini yeni ortadan kaldırdığı bir sırada Çin'de iktidar değişikliği olmuş, Ts'in '(Ch'in) sülalesini deviren Han sülalesi idareyi ele almış (M.Ö.206) ve iç istikrarı sağlamaya çalışıyordu. Yüe-çilere indirilen darbeden sonra Hun orduları Çin sınırında görünmüşler, güneyde Lou-lan bölgelerini işgal ederken, kuzeyde Kie-k'un, Ting-ling, Sin-li, Kiü-şu ve Hun-yü gibi irili ufaklı bir çok Türk kavmim itaat altına almışlardı. Bundan sonra Hun başkenti (Tanrıkutluk merkezi) Ting-ling iline çok yakın olan Tai-yün'e (Ötükende bir bölge olsa gerek) taşınmıştı. Bu sırada devletin "Sol Bilge elig" i Shang-ku'da, Sağ Bilge elig" i de Shang-kün'de ikamet ediyordu. Bagatırda Tanrıkut unvanını almıştı. Zira daha önce Yabgu unvanını taşıyordu.
Bütün bunlar olup biterken Çin'de iç kargaşa sona ermiş, Han sülalesi kesinlikle otoritesini kurmuştu. Fakat, bu seferde kuzeyde (Türkistan'da) Güçbi bir lider olan Bağatır'm akınları başlamıştı. Bagatır'ı Çin'e yönelten üç büyük sebep vardır. Bunlardan birincisi; Çin'in çok zengin ve verimli bir ülke olması (Orta Asya ekonomisinin bir yerde bu verimli ve zengin ülkeye bağımlı olması), İkincisi; yeni kurulması sebebi ile zayıf olan Han sülalesinin durumu ve bu sülalenin kuvvetlenmesi halinde Hunlar için doğuracağı tehlikenin zamanında önlenmesi, Üçüncüsü ise; Han-Ts'in sülalelerinin mücadelesi ve iç karışıklıklar esnasında Hun yurduna sığman Çinlilerin Bagatır'ı Çin üzerine yürümeye teşvik etmeleridir.
G. Türükoğlu'nun ruhi tuzak dediği ve neticelerim de "Büyük sayılar kanunu" ile izah ettiği Bagatır'ı Çin'e yönelten birinci sebep, ondan öncede bir çok Türkün Çin'e akın yapmalarına hatta orada yerleşerek zaman içinde de eriyip yok olmalarına sebep oluyordu. Böylelikle Çin gece karanlığında kendisine hücum eden böcekleri yakıp kavuran bir ateş görüntüsü yaratıyordu. İşte Bagatır zamamnda da böyle bir cazibeye sahip olan Çin, ayrıca güçlü olduğu zamanlarda da Türkler için daha başka bir çok teMikenin kaynağı durumunda idi. İkinci sebep olarak gösterdiğimiz meselede Han sülalesi güçlenirse bu tür tehlikelerin kaynağım oluşturacağı muhakkaktı. Öyleyse Bagatırm yapacağı iki şey vardı. Ya Çin'e dalmak ve orada iktidarını sürdürerek kendisinden öncekilerin düştüğü hataya düşmek ve Çin'de yok olup gitmek, ya da Çinliyle yan yana, fakat eşit şartlarda yaşamak. Olaylar göstermiştir ki Bagatır; her ne kadar Çin'e dalmak düşüncesinde idi, bunu Çinli karısı önledi diyenler var ise de ikinci şıkkı tercih ederek "yaptığı anlaşmayla da" Türk'ün önüne Çin'in maddi duvarına karşılık manevi bir sed çekerek, Türk insanının büyük ölçüde Orta Asya'da toplanmasını sağlamıştır."
BagatırTn Çinliye bütün bunları kabul ettirmesi elbette kolay olmamıştır. Çünkü, Çinli mağrurdu, kimseyle eşit olamazdı ve dünyada kendisinden üstün bir kuvvetin varlığına inanmıyordu. Çhüinin felsefesi bu olunca; ona dünyada kendisinden üstün kuvvetlerin de varolduğunu göstermek, hatta onda bir zillet duygusu yaratmak gerekiyordu.
Bütün bu sebeplerle harekete geçen Bagatır çeşitli savaşlardan sonra Ma-yi, Tai-yuan bölgelerini, yani Şansi'de Piyang'a kadar olan bölgeyle, Ordos'ta T'sin dahil olmak üzere atalarımn eski yerlerin itam olarak hakimiyeti altına alarak Ordos'daki Ch'ao-chün'e (bugünkü Ching nehri üzerindeki Ping-liang'ın güneydoğusu) kadar akınlarda bulundu. Üç yıl kadar sürdüğü anlaşılan BagatırTn Çin harekatım önlemek için Han sülalesinin kurucusu Kao-tsu Kao-ti/Gao-cu hudut muhafızı olan Sin'e emir vermişse de yardım göndermediğinden bu komutan da muazzam Hun ordularına katılarak emrine verilen akıncılarla Hun birlikleri) Çin'in içlerini vurmaya başlamıştı. Bu durum karşısında bizzat hareket etmek ihtiyacım duyan İmparator Gao-cu, "BagatırTn yolunu kesmek, böylece onun daha fazla güneye inmesine engel olmak maksadıyla... kuzeye doğru ileri yürüyüşe geçiyor." Bunu haber alan ve Çin hükümdarıyla mutlaka vuruşarak onunla da boy ölçüşmek azminde olan Bagatır, Gao-cu'yu bazı tedbirler alarak karşılıyor. Ancak karşılama Türk'e has bir kaşılamadır, yani; bozkır usulü sahte ric'at tabyası (Turan Taktiği) şeklinde bir karşılamadır. Taktik gereği hasta ve işe yaramayan zayıf birlikleri ordugahta bırakan Bagatır,esas ordusuyla geriye çekilerek pusuya yatmıştı. Ön hatta bulunan zayıf birliklerin Çin taarruzu karşısında geri çekilmeleri Gao-cu'nun kesinlikle zafer kazanacağına inanmasına sebep oldu. Hatta Hun ordusunun böyle olamayacağım, bunun bir hile olduğunu ileri süren komutanını askerin manevi gücünü bozmakla suçlayarak cezalandırmıştı. Ancak, tam bir zafer sarhoşluğu içinde yürüyen Çin ordusu aniden karşısında muazzam Türk birliklerini görünce ayıkmış, tuzağa düştüğünün farkına vanncada çaresiz Pai-teng/ Ping-Çeng dağına doğru geri çekilmeye mecbur kalmıştı. Bu durumda İmparator'u takip eden Bagatır O'nu bu dağda kuşatmayı başardı.
Çinlilerin bu kuşatmada en çok dikkatlerini çeken hususu B.Ögel şöyle açıklıyor. "Kuşatmada Mete'nin kır atlıları dağın doğusunda, al ve doruları güneyinde, ak atlıları dağın batısında, siyah atları ise dağın kuzeyinde yer almışlardı. Üçyüz bin atlı ile yapılan böyle ani bir baskından sonra atların renklerine göre hemen mevziye girmeleri askerlik tarihinin şaheser bir hareketi olarak görülür. Hele bu mevzi alma Türklerin mitolojik renk ve yönlerine uyularak yapılmış ise."
Bagatır, İmparatoru yedi gün kuşattıktan sonra karılarından birinin aracılığıyla serbest bırakır. (M.Ö.200) Bu husus tarihçiler, bilhassa bizim tarihçilerimiz tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. (J.De Guignes, Çin kaynaklarına dayanarak olayı özetle şöyle anlatmıştır. "Kaoti bu kötü durumdan kurtulmak için Mete'nin (BağatırTn) karısının şefaatine başvurdu. Kadın Mete ile görüşerek Çin İmparatorunun bitmez tükenmez kuvveti olduğunu, (Nüfus kalabalığını kastediyor) Hunlarm onunla boş yere savaştıklarım, zira Çin'i istila etmeyi başarsalar bile muhafazaya kadir olmadıklarını anlattı. Bu sebepleri olumlu bulan Mete Sin krallarının soydaşları (Çinliler) tarafına geçmiş olabileceklerini de hesaba katarak (asılsız bir şüpheyle) pek müteyakkız bulunmaktan ve Çinlileri her taraftan kuşatmaktan vazgeçti. Onlara serbest bir taraf bıraktı. Çinliler bundan istifade ettiler."
J. De. Guignes'in bu açıklamalarına dayandıklarını sandığımız H.N. Orkun "yedi gün devam eden muhasara günlerinde Çin hükümdarı pek fena dakikalar geçirmiş bulunuyordu. Kalede açlık ve sefalet son haddine varmıştı. Bu durum karşısında teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Bu esnada Mao-tun'un Çinli karısı kendi soyundan olan bir hükümdarın böyle bir durumda kalmasına razı olmamış, kocasım kandırmış, muhasaramn bir tarafı gevşetilerek hükümdarın kaçıp kurtulmasına müsaade edilmişti." derken R.Nur, "Mete Çin ordusunu ikiye ayırıp imparatorun beraber bulunduğu kısmı kuşattı. İmparator Mete'nin karısına müracaat ederek kurtulabildi. Mutlaka bu kadın Çinli idi. Çin'i zor durumdan kurtarması, başka şeye hami olunamaz. Türk'e ise ihanettir. Bu vak'a içimize giren, saraylarımıza sokulan ecnebi unsurların Türk'e ettiği fenalıklar ve hıyanetlerin tarihçe malum olan birincisidir. Türk devletlerinde bunun binlerce misalini günümüze kadar göreceğiz.
Türk tarihinin her satırında bu yedi başlı ejderha" korkunç şekliyle yatar durur." demektedir. Bu büyük olaya batılı tarihçilerden bazıları ya hiç dokunmamışlar (L.Ligeti, H. Cordrer v.b.) yahutta bir kaç cümleyle geçiştirmişlerdir. (J.Macgowan gibi) Mesele hakkında görüşünü ortaya koyan W.Eberhard'a göre, Bagatır'm bu hareketinde kansı kadar devlet meclisinin de rolü vardır. B. Ögel "Çin ile pazarlığı ve barış müzakerelerini, Mete'nin Ulu Hatunu bizzat kendisi idare eder, kocasına akıl verir, böylece kuşatma kaldırılır. Bundan sonra da artık Mete Çin sınırında barış politikası güder." derken, Mete'nin karısının oynadığı rolü teslim eder. Onu, kötülemediği gibi, onu "Ulu Hatun" diyerek yüceltir. Esasen H.N. Orkun'un dediği gibi, bu kadının Bagatır gibi birisini kandırmasına imkan yoktur. Ancak Çin'i gayet iyi tanıdığı belli olan bu kadımn görüşlerinin Bagatır tarafından doğru bulunmuş olduğu da muhakkaktır. Bu da bize, daha o devirlerde bile Türk'ün kadına karısına verdiği değeri gösterir.
İmparator'un doğrudan doğruya Bagatır'a değil de, hanımına müracaat etmesini; düştüğü şaşkınlık ve perişanlık içinde devletlerarası teamülleri çiğnemek şeklinde değerlendiren G. Türükoğlu; Bagatır'm asıl maksadımn Çin'i ele geçirmek olmayıp "Hun gerçeğini" sağlam bir şekilde Çinliye kabul ettirdikten sonra, rahatça soydaşlarının bulunduğu batıya dönebilmek, böylece de "kalbini tutuşturan en büyük emelini "yani, ""Orta Asya halklarını bir bayrak altında toplamak ve onları sulh, sükun içinde yaşatmak amacım tahakkuk ettirmekti diyor.
Pai-teng kuşatmasından kurtulan Cao-cu ile Bagatır arasında bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma W. Eberhar Çin Tarihi adlı eserinde "Doğu Asya'da müstakil ve müsavi sayılan iki büyük devletin arasında aktedilen ilk beynelmilel mukaveledir." Görülüyor ki Bagatır yukarıda da belirttildiği gibi amacına ulaşmış, Çinliye yeryüzünde en az kendisi kadar güçlülerin de bulunabileceğini öğretmişti. Haliyle bu durum o zamana kadar ki Çin devlet felsefesini temellerinden sarsmıştır. Bu anlaşmayla, bozkır bölgeleri Hunlara bırakılacak, ayrıca Çin yıllık vergiyle beraber yamnda ipekli kumaş ve yiyecekde verecekti. Ay m anlaşma gereğince Bagatır'a sunulan bir de Çinli prensesden bahsedenler vardır.
Bu anlaşmanın tarihi hakkında da bir uyuşmazlık vardır. İ. Kafesoğlu, M.Ö. 200 yılı derken G. Türükoğlu, M.Ö. 199 demektedir ki, kuşatma M.Ö. 200 yılında olduğuna göre anlaşmanın ancak M.Ö. 199 yılında imzalanmış olması akla daha uygun olamdır. Bagatır, bu anlaşmadan sonra batıya yönelmişse de Çin'i dikkatle takip etmekten geri durmamıştır. İmparator (Kao-tsu) Gao-cu ölünce yerine oğlu geçmiş fakat küçük yaşta olması sebebiyle idareyi İmparatoriçe Lu ele almıştı. H.N. Orkun'un belirttiğine göre Bagatır, Çin'e de sahip olabilmek için Bagatır, İmparatoriçeye talip olmuş, Çinliler bu teklife çok kızmalarına rağmen Gao-cu zamamndaki acıklı hatıralarım göz önüne alarak mülayemetle red cevabı vermişler ve birçok hediyeler göndermişlerdir. Bundan sonra İmparatoriçe Lu (M.Ö. 195-179)'nun sağlığında Çin-Hun ilişkileri normal şekilde devam etmiş, fakat Lu ölüpde Wen-ti (M.Ö. 179-157) iktidarı ele alınca bazı ufak tefek sımr hadiseleri yamnda Hunlarm Sağ Bilge Elig'i (Sağ Hien-Hsien Kralı) Çin içlerine, hatta başkenti yakınlarına kadar akınlarda bulunmuştur. BagatırTn M.Ö. 176 tarihli mektubundan anladığımıza göre; mevcut hadiseler üzerine kendisine başvurulmuş, Bagatır'da bu birliği geri çekerek Yüe-çiTer üzerine göndermiştir.Bundan sonra Bagatır ölünceye kadar Çin'le barış içinde yaşamış, hayatımn son zamanlarında tekrar bir barış anlaşması yapmak istemiş ise de ömrü buna vefa etmemiştir.
KAYNAK: Doç. Dr. Salim CÖHÇE, Türk Tarihine Giriş, ELAZIĞ 1995, Çag Ofset Matbacılık, s. 89-97
 
Geri