Makro sorular - mikro cevaplar

Konu sahibi son olarak 3169 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bİ’ SİKLET

Uzayda hayat var mı?

Uzayda hayat olsa n’olacak ki?. Kafanı donuk surat fezaya her kaldırışında, hâlâ bu soruyu sorabiliyorsan, bence seni uzay zanneden içindeki mikroorganizmalar, sana bakıp bakıp, “keşke uzayda hayat olsaydı!” demekten bir hal olmuşlardır.

Tüm işler bitti, dünyadaki mahlûkatın kökü kazındı da, sıra uzaya geldi, öyle mi? “Dünyada kaç tür canlı yaşıyor?” diye sorsak, kimse cevap veremez. Ben daha kaba et yumuşakçalar nedir, sünnet kabuklular nedir, onu çözebilmiş değilim. Hayvanat bahçesinin tekinde kanguru gördüysem bile hatırlamıyorum. İpini koparmış bir babun üzerime gelecekmiş, varsın gelsin. Yüksek kaldırımda sıkıştıracakmış Süheyla’yı bir ayı ve Levent’te yükselecekmiş çok katlı bir zürafa. Sıkıştırsın ve de yükselsin efendim, kimin umurunda?

Doğarken yaptığım planı hatırlamıyorum. Doktor ziyadesiyle bastırmış olmalı tepemi. Ve tabii sonra da attırmış olmalı, gereksiz bilgi ve kurallar yığınıyla bizimkiler tepemi. Oruç tut, sağa dön, kiliseye git, kıbleye dön, sinagoga gir, mumu yak, papazı imamınkine bağla, maçı kızını valeden uzak tut, götünden günah çıkart, firavunun taş bedenine işe ve daha neler neler… İstemiyorum lan! Bana ağzımla futbol ve de basket topu şişirmeyi ve evrim geçirip TIR lastiğine hava basmayı mı öğrettiniz de, utanmadan sıraladınız durdunuz bütün bunları! Futbol ve basketi yeterince oynadım belki ama, TIR’a nasıl yaklaşılır, hâlâ bilmiyorum. Kendimi ifade etmekten acizim; yüzüm kızarıyor her seferinde.

“Uzaya bak, ütopyaların ufkun dışına taşsın” önermesinin koca bir aldatmaca olduğunu ambalajı açılmamış göktaşlarından öğrendim. Bokunu balçıkla sıvayan yıldızların kara deliklere tutturamadıkları sıçışlarından payımıza düşenler ortalıkta cirit atıyor ve hiçbir gizem barındırmıyor. Uzayın bize bakarak, herhangi bir yerini dışarı falan taşırdığını da sanmıyorum. Hazır yemek oburluğundan bir yerlerimizden fışkıran yağlarla alay ediyordur olsa olsa. Hiçbirimizin de ufuk açıcı yöntemler bildiğini düşünmüyorum ayrıca da. Buna uzay da dâhil.

Tümüyle kayıtsız ve hareketsiz geçirilen bir yaşam, evrenin kendisine karşı özünde bir anarşi barındırır mı acaba? Ve bu, tüm canlılar için mümkün kılınabilirse, “aman ne güzel olur!”lara mı yol açılmış olur? Şayet öyleyse, yolu açık olsun tüm aktivistlerin.

“Çevirdiğiniz pedal kadardır yol” dediğiniz birine, “cennet anaların ayakları altındadır” lafı herhangi bir şey ifade etseydi, cennete uzanan sıkı bir sürüş için annesini seleye, kendisini de sepete oturtanlardan geçilmezdi ortalık. Çocukluğunda bunu yaşamış kaç yetişkin cennette yaptığı yolculukları hatırlıyordur acaba? Bunun yanıtı, tabii ki hiç kimsedir. Olgun portakalla aşka gelip, yetişkin lafına tahammülü olmayanlar furyası değil miyiz sonuçta? O yüzden de uzaya ya da başka bir kavrayışsızlığa bakıp anlam yüklemek bizim neyimize?

Bisikletin en iyi yanı, hayallerin uzaya doğru, dikey ve beyhude bir yörünge izlememesi, hedefe doğru, yatay ve bir amaç dâhilinde seğirtmesidir. Ancak bu düşüncelerle pedal çeviren bir beynin sonunun pek iyi olmayacağı da aşikârdır. Yola mı adaklansın, yoksa düşüncelerinde mi boğulsun sabi?

Bhutan diye bir ülkecik var Himalayalar sırtlarında. Henüz radikal dinci eli değmemiş Budist rahipler ordusu ortalıkta cirit atıyor, ülkenin bâkir topraklarında. Evrensel sevgi zırvaları falan da fink atıyor ortalıkta. Üstelik kimse ciritle fink arasında bir seçim yapmak zorunda değil; kafayı olimpik atmalara takmış olanlar bile. Ülke ekonomisinin hatırı sayılır bir bölümü turizm sektöründen karşılandığından, turistlerin sürekli gelgitler oluşturmaları onlar için çok önemli. Ancak ülke yetkilileri sadece yağlı turist görmek istiyorlar ve bunu her fırsatta dile getiriyorlar. Sırt çantalıları, geride sadece bokunu bırakan bir paçavra olarak görüyorlar. Budizm’e yelken açıldığı ve hayvansı dalgalarında sörf yapıldığı bir yerde, bu tür söylemler tam bir ironi oluşşşşşşşşşşş… Aman ya; sıçayım! Çok da ipimde Bhutan Batuhan! Adamların 7500 rakımın üzerinde yaşamaları, uzaya yakınlık açısından kıskandırıcı ve kışkırtıcı bir durum arz ediyor o kadar. Zaten kim gidecek şimdi oralara? Hadi gittin diyelim; kelli melli adamlar götünü pamukla tıkayıp, seni de sırt çantana kakalayıp, geldiğin yere fırlatmayacaklar mı anında? Birkaç gizemli toprak parçası, geniş ufuklar, aşna fişna için değer mi tüm bunlara?

Değmez elbette. Uzay dururken, tepeciklere dalmak, bir güreşçinin kafakol dururken bacaklara dalması gibidir. Hasmını yere düşürürsün belki ama sana tepeden bakmasına ve alay etmesine engel olamazsın. Üstelik uzayla arandaki sıklet farkını da unutma. Ki bu, “s*ktir et!” diyebileceğin bir şey değil sonuçta.

Sırıtma lan uzay! Daldırma bacaklarına, gece gece!

-alıntıdır-​
 
Valla okumaya üşendim yoksa okuyup yorum yazcaktım :D
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri