Lozan anlatlaşmasının şartları nelerdir? Antlaşma ne zaman bitecek?

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
Son günlerin en çok konuşulan ve konuşulmaya devam edecek konusuyla ilgili bizlerde sizlere konunun aslını öğrenmeniz için detaylar iletiyoruz.

1319498jpgXBlxMLag.jpg





LOZAN ANTLAŞMASININ ŞARTLARI

Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’nda çizilen sınırlar kabul edilmiştir.

Irak Sınırı: Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için, bu konuda İngiltere ve Türkiye Hükûmeti kendi aralarında görüşüp anlaşacaklardı.

Türk-Yunan Sınırı: Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirlenen şekliyle kabul edildi. Meriç Nehri’nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan’ın Batı Anadolu’da yaptığı tahribata karşılık savaş tazminatı olarak Türkiye’ye verildi.

Adalar: Gökçeada ile Bozcaada özerk bir yönetime tabi tutulmak şartıyla (Türkiye antlaşmanın bu maddesini uygulamadı)

Türkiye’de, diğer Ege Adaları İtalya’ya kaldı. İtalya’nın Türk sınırına yakın adaları silahsızlandırması kararlaştırıldı. Sevr Antlaşmasıyla Oniki Ada İtalya’ya diğer adalar Yunanistan’a bırakılmıştı. Oniki Ada ve Rodos 1945 yılında müttefiklerin eline geçti ve Nisan 1947’de resmen Yunanistan’a teslim edildi.

Türkiye-İran Sınırı: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na göre belirlenmiştir.

Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırıldı.

Azınlıklar: Lozan Barış Antlaşması’nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer almıştır: “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır.”[6] Batı Trakya’daki Türklerle, İstanbul’daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler’in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı.

Savaş tazminatları: İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Sadece Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç bölgesini verdi.

Osmanlı’nın borçları: Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye’ye düşen bölümün taksitlendirme ile Fransız frangı olarak ödenmesine karar verildi. Düyun-u Umumiye idare heyetinde bulunan yenik Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu devletlerinin temsilcileri idare kurulundan çıkartılmış ve kurumun faaliyeti devam ettirilerek antlaşmayla birlikte yeni görevler verilmiştir. (Lozan Barış Antlaşması madde 45,46,47…55, 56).

Boğazlar: Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilmiştir. Buna göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecekti. Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturuldu ve bu düzenlemelerin

Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında sürdürülmesine karar verildi. Böylece Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklandı. Bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir.

Yabancı okullar: Eğitimlerine Türkiye’nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı.

Patrikhaneler: Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul’da kalmasına izin verildi.

12 ADALAR NE ZAMAN KAYBEDİLDİ?

12 Ada ile ilgili kararın verildiği Paris Barış Konferansına aslında Türkiye de resmen davet edilmişti. Ancak İsmet İnönü’nün başkanlığında toplanan hükümet konferansa katılmama yönünde bir karar aldı.İnönü savaşa girmeyen Türkiye'nin savaş sonunda herhangi bir çıkar peşinde koşmayacağını ifade ediyordu. Bu durum 12 Ada ile ilgili alınan kararların tam da Yunanistan’ın istediği şekilde çıkmasına sebep oldu. 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla 12 Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı.
 
Son günlerin en çok konuşulan ve konuşulmaya devam edecek konusuyla ilgili bizlerde sizlere konunun aslını öğrenmeniz için detaylar iletiyoruz.

12 ADALAR NE ZAMAN KAYBEDİLDİ?

12 Ada ile ilgili kararın verildiği Paris Barış Konferansına aslında Türkiye de resmen davet edilmişti. Ancak İsmet İnönü’nün başkanlığında toplanan hükümet konferansa katılmama yönünde bir karar aldı.İnönü savaşa girmeyen Türkiye'nin savaş sonunda herhangi bir çıkar peşinde koşmayacağını ifade ediyordu. Bu durum 12 Ada ile ilgili alınan kararların tam da Yunanistan’ın istediği şekilde çıkmasına sebep oldu. 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla 12 Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı.

Konu başlığı ile içerik çok farklı. İsmet İnönü kaybetmiş gibi göstermişsiniz, silin bunu. Yukarıda yazdığınız gibi konunun aslını paylaşın.
 
Bence konuyu sil. Herkes bir tarafindan madde uyduruyor cunku. Kimseyi mutlu edemezsin.
 
artık bu konulara yazmak bile içimden gelmiyor lan herkes işi ne geldiği yerden baktığı için gerçek diye bir şey yok
 
zaten su maddeleri butun tarafli gazeteler evirip cevirip kendilerine gore sekillendiriyolar :D
 
zaten su maddeleri butun tarafli gazeteler evirip cevirip kendilerine gore sekillendiriyolar :D

sorma be kardeşim bak kaç yerden araştırdım zmanında hem birbiriyle çelişiyor gerçeği hiç bir zaman bilmeyeceğimize eminim o yüzden tartışmasına bile girmiyorum artık herkes işine geldiğince anlatıyor
 
Dünyaca ünlü tarihçilerimiz var, tarihi belgelerle konuyu destekleyin nedir ne değildir görelim. Kimse *******n madde uydurmuyor, gerçekleri paylaşın diyoruz sadece. 12 adalar ne zaman kaybedildi diye ara başlık açılmış suç İsmet İnönü'ye atılmış. 12 Adaları kimin zamanında hangi tarihte hangi anlaşmayla kaybettiğimiz belgeleriyle ortada.
 
bükreş antlaşması; 10 ağustos 1913 batı trakya bulgaristan'a bırakılıyor.
londra antlaşması; 30 mayıs 1913 ege adaları yunanistan'a bırakılıyor.
uşi antlaşması; 18 ekim 1912 12 ada italya'ya bırakılıyor.
 
LOZAN: KİMİN HEZİMETİ? KİMİN ZAFERİ?

08 Ağustos 2016 Pazartesi

Her ulus-devlet, kurucu antlaşmaya kutsiyet atfettiği gibi, Lozan Antlaşması da ‘Osmanlı’nın küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası’, adeta bir mukaddes metindir. Halbuki antitezi olan Sevr Antlaşması ile arasındaki farklar hiç de fazla değildir.
Sevr, Lozan’ın mukaddimesi idi. Asıl hedef, Lozan’dı. Bunun için Sevr’de tarafı olmadığı bir harbe girerek milletlerarası düzeni tehdit eden Türkleri biraz hırpalamak; bir başka deyişle ‘Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek!’ hedeflenmişti. İkisi de ‘güçlünün sözü geçer’ şeklindeki üniversel prensibin birer tezahürü idi. Zamanın şartları çerçevesinde politik aktörler tarafından dikte ettirilmişti. Fazlasını yapmaya ne Lozan’a giden heyetin, ne de Ankara’daki hükümetin gücü vardı.

Lozan Konferansı

Klasik emperyalizmin çözülmeye başladığı bir devirde, muazzam bir petrol havzasına konmuş bulunan müttefikler için, Anadolu’da yaşayacak bir Osmanlı Devleti’nin zararı yoktu. Lozan da, Sevr gibi, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı Devleti’nin, Wilson Prensipleri çerçevesinde ulus-devletlere bölünmesi planıdır. Şu kadar ki Sevr Antlaşması ile 6 asırlık Osmanlı Devleti varlığını devam ettirecekken, Lozan Antlaşması ile Suriye, Irak gibi yeni bir Türkiye kurulmuştur. Yeni Türkiye, Osmanlı’nın hiçbir cihetten devamı değildir.

Palais de Rumine; Lozan antlaşmasının imzalandığı yer

Ne Getirdi? Ne Götürdü?
Avantajlardan başlayalım: Lozan Antlaşması ile Almanya’ya olan borçlar silindi. Diğer borçlar, eski Osmanlı topraklarında kurulan yeni devletlere paylaştırıldı. Hepsi münasip bir takvime bağlandı. Ahalisinin ekseriyeti Rum olduğu halde, Doğu Trakya ve İzmir Türklere bırakıldı. Türklerin çok dile getirdiği Wilson Prensipleri’ne rağmen, emperyalistler için artık ihtiyaç kalmadığı için Ermenistan ve Kürdistan meselesi kapatıldı. Hepsi, Ankara’ya yapılmış büyük birer lütuf sayılabilir. Lozan’ın gizli maddeleri veya 100 yıl geçerli olduğu hakkında söylenenler uydurmadır. Milletlerarası antlaşmaların gizli maddesi olmaz. Geçici antlaşma mümkün ise de Lozan böyle değildir.


Lozan’ın gözden kaçan en ağır hükmü, Türkiye’nin suni düşmanlıklara itilerek, kaldıramayacağı bir yükün altına sokulmasıdır. Dünyanın en güçlü ordularından birini beslemeye mahkûm edilmiş; bu da, Batı’nın ekonomik hâkimiyeti neticesini doğurmuştur. Ankara, askerini besleyebilmek uğruna Avro-Amerikan siyasetini takip etmek mecburiyetinde kalmıştır. Halbuki Sevr’de ordu, 50 bin kişiyle sınırlandırılmıştı. Bu, ekonomik cihetten büyük bir şanstı. Nitekim II. Cihan Harbi’nden sonra mahvolan Almanya ve Japonya’nın tekrar şahlanışının sebebi, ordudan arındırılmalarıydı.

Sevr ile Lozan, aslında birbirine benzer iki anlaşmadır. Sadece toprak kaybı ve bazı askerî sınırlamalar cihetiyle farklılık gösterir. Her ikisinde de Boğazlar, ecnebi kontrolündedir. Boğazların bu statüsü, 1936 tarihli Montrö Mukavelesi ile hafifletilmiştir. Bu, Misak-ı Millî’ye de aykırıdır.



Sömürgelerde Bile

Gayrı müslim azınlıklar, her iki antlaşmada da, hukukî imtiyazlara sahiptir, yani kendi dinî hukuklarına tâbidir. Lozan’da, buna dair hükümleri hükümet ve azınlıkların beraber tesbit etmesi; bun da Avrupa hukukşinasların nezaret etmesi ve mahkemelerde Avrupalı hukuk müşavirlerinin hazır bulunması hükmü getirilmiştir. Yeni devletin hukuk hayatı, bu ecnebi mütehassıslar tarafından dizayn edildi ki sömürgelerde bile böylesi görülmemişti. Böylece Türkiye, müttefiklerin emellerine uygun olarak, İslâmî hüviyetinden tamamen sıyrılmış oldu. Azınlıklar, Türk hükümeti Batı hukukunu kabul edince, Lozan’da tanınmış olan hukukî imtiyazlarından vazgeçtiler.

Azınlıklar, dinlerine aykırı bir muameleye zorlanamayacağı gibi, dini tatil günlerine de hürmet edilecektir. Üstelik bunlar, BM kefaleti altına sokularak milletlerarası mahiyet almıştır. Yeni devirde Müslümanların dinî hayatı yerle bir edilirken, azınlıklar milletlerarası koruma sayesinde bir nebze rahat edebilmiş; sonra 1940’ların şoven rejimi ile hepsinin icabına bakılmıştır.

Lozan Hatırasına Posta Pulu

Lozan’da, tüm Ortadoğu’dan, Mısır, Sudan, Libya, Kıbrıs ve Adalar’dan vazgeçildi. Sevr’de olduğu gibi, sadece Anadolu ve Trakya’da küçük bir mıntıka yeni devlete bırakıldı. Batı Trakya’da plebisit de yapılmadı. Batum gibi zaten eldeki vatan topraklarından vazgeçilmesi ile 1920 tarihinde son Meclis-i Meb’usanı’nın kabul ettiği ve sulh için kırmızı çizgileri ihtiva eden Misak-ı Millî de ihlal edilmiş oluyordu. Buna göre, eski Osmanlı topraklarının geleceği halka sorulacaktı. Zaten Misak-ı Millî, o devrin şartlarında amme efkârının gözünü boyamak için alınmış, reel-politikaya hiç münasip düşmeyen tek taraflı bir karardı.

Musul meselesi, bilahare Londra ve Ankara arasındaki müzakerelere havale edildi; bunlar da 1926’da Musul, Kerkük ve Süleymaniye’nin İngilizlere terki ile neticelendi. Yunanistan’ın mali vaziyeti nazara alınarak, Meriç’in batısında kalan Edirne’nin Karaağaç mahallesi karşılığında harb tazminatından vazgeçildi. 1914’ten beri kaldırılmış bulunan ecnebi imtiyazları (kapitülasyonlar) üzerinde müttefikler ısrar etmeid. Türkiye zaten Batı hukuk/ticaret sistemini kabul edeceği sözü verdiği için, bunun zaten bir ehemmiyeti bulunmuyordu.

Komşuya Kıyak
Yunanistan’daki müslümanlarla; Türkiye’deki Ortodokslar, Batı Trakya ve İstanbul müstesna olmak üzere mübâdele edilmesidir. Bu hüküm, bilhassa yetişmiş nüfusa ihtiyaç duyan Yunanistan’ın işine yaramış; Anadolu’nun iş bilir Ortodoksları, ‘komşu’nun iktisadî güçlenmesine katkıda bulunmuştur.

Son 8 yılda işlenenlere dair umumi af çıkarılması benimsenerek maziye sünger çekildi. 150 kişi bundan istisna edildi. Sürgün Ermenilerin dönebilmesi ve 1 yıl içinde tazminat talebinde bulunabilmesi imkânı getirildi ise de tatbikatına yol verilmedi.

Lozan'daki Türk Delegasyonu


Kudsî Metin
Lozan, Kemalistler için bir zafer, hiç değilse diplomatik bir muvaffakiyettir. Her ulus-devlet, kurucu antlaşmaya kudsiyet atfettiği gibi, Lozan da böyle lanse edilmiştir. Dipçik zoruyla imzalatılan Sevr paçavrasına nazaran, Lozan, ‘Osmanlı’nın küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası’, adeta bir mukaddes metindir.

Lozan, Misak-ı Millî’nin gerisinde kalan hükümleri sebebiyle muhafazakârlar için bir hezimet olarak görülür. Kıbrıs, Musul, Batı Trakya ve Adalar’dan vazgeçilmesi bir infial meydana getirmiştir. Halbuki daha evvel Batum’u Bolşeviklere vererek Misak-ı Millî’yi ilk ihlal eden Ankara olmuştu. Halifeliğin kaldırılmasına mukabil, patrikliklerin muhafazası da Siyonist ve Masonlara verilen tavizler olarak görülür; halbuki bunlar, yeni devletin elinde birer koz olduğu halde, kullanılamamıştır.

Türk heyeti Lozan'da

Hâsılı Lozan, ne muhafazakârların dediği gibi bir hezimet, ne Kemalistlerin iddia ettiği gibi zaferdir. Ancak bu sayede Ankara kahramanlarının sıfırdan bir devletin sahibi olduğu düşünülürse, bunlar için bir zafer; saltanatı, halifeliği, medresesi, tekkesi, şer’î hukuku, fesi ile koskoca mazisini kaybeden muhafazakârlar için de bir hezimet olduğu söylenebilir. 1914’de dünyanın 6 büyük impatorluğundan biri iken, 10 sene dolmadan ehemmiyetsiz bir Asya devletçiğine dönüşün vesikasıdır.

kaynak: Ekrem Buğra Ekinci
 
Ah ulan eğer Lozan'da anlaşmasaydık Tüm Arabistan'ı ve Balkanları geri alır ve hatta Viyana'nın kapısına dayanırdık tekrar .. E ne de olsa Kurtuluş savaşı başladığı yıllarda bütün bu topraklar bizdeydi !! ve Osmanlı yükselme dönemindeydi !!!
Süper idraklar süper :)
 
İngilizler İstanbul'a girmemiş, Vahdettin İngiliz gemisiyle kaçmamıştı.
M. Akif, Abdülhamit'e ''korkak'' dememişti.
 
Halen Lozan 2023te bitecek sananların olması ne dramatik
 
Cumhurbaşkanımız Lozan'la uğraşacağına yunana verdikleri 16 adacığı geri alsınlar.
 
Lozan; ne zafer nede hezimettir.
Lozan bir uzlasmadir.

İlber Ortaylı
 
Lozanı ve o dönemin şartları falan neyi gerektirirdi tam anlamıyla bir şey söylemek istemem.
Burda düşücesini dile getirmek isteyenlere de saygı duyarım tamamda ağa sidik yarıştırır gibi tez çürütmek için ortak tarihimiz osmanlıya veya padişahlarına dil uzatmak nedir ? Tarihi Cumhuriyetten öncesine dayanan bir topluma, bir tarihe sahip olduğunuzu kabullenmiyor musunuz ?
Mesela benim aklıma takılan cevabının aranması gereken en azından kendiliğimden cevap aradığım konu lozandan öte.
Savaşın hemen ertesinde neden savaştığımız ülkeler gibi olmaya çalışıyoruz gelişmeyi veya çağdaşlığı hatta uygarlık için yeni metot arayışına girmemişiz. Sonuç olarak osmanlının aslında o kadar da yobaz olmadığını (!) bilimlede alakalı olduğunu haliyle o dönemin insanların da başka metotlar için çaba sarfedebileceğini de biliyoruz.
Savaş asıl düşmana benzemeye başladığınızda kaybedilir.
 
Geri