Outis Pessoa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 3, 2014
-
- Mesajlar
- 1,245
-
- Tepkime puanı
- 463
-
- Puanları
- 349
Paris Komünü’ne hayat veren ve Komün’e kendinden izler bırakan kadınlardan birisi de Louise Michel’di.
Louise Michel, 29 Mayıs 1830’da Fransa’da Vroncourt şatosunda dünyaya geldi. Annesi şatonun hizmetçilerinden biri idi. Babası ise küçük Louise dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Küçük Louise dede ve büyükanne diye çağırdığı şatonun sahiplerinin yanında büyüdü. Okuma-yazmayı Voltaire hayranı olan dedesinin gayretleriyle öğrendi. Yine ondan iyi bir eğitim aldı.
Louise ilkokul öğretmeni olmak istedi ve sınavları kazandı. Ancak bu mesleği yapabilmesi için imparatorluğa bağlılık yemini etmesi gerekiyordu; Louise Michel bunu reddetti. Dedesinden aldığı eğitimle sıkı bir cumhuriyet taraftarı olmuştu. Sonuçta resmi okullar yerine özel okullarda çalışmak zorunda kaldı. Hatta 1853 ocağında Yukarı Marne bölgesinde Audeloncourt’da özgür bir okulu bizzat kendisi açtı. İki yıl sonra da aynı bölgede bir başka okulda cumhuriyetçi fikirleri çocuklara aşıladığı için ilk kez emniyetin dikkatini çekti.
Bunun üzerine Louise Michel Paris’e taşınmaya karar verdi. Onuncu bölgede Chateau d’Eau caddesinde bir okulda öğretmenliğe başladı. Okulun müdürü bayan Volier hayatı boyunca onun yakın dostu oldu. Paris Komünü’nün önde gelen isimleri arasında olacak olan Varlin, Eudes,Valles, Rigault ve Theophile Ferre ile de o zaman tanıştı. Bu sırada Paris’te katıldığı tartışmalarla anarşizmle de tanışmaya başlıyordu.
Louise Paris’te, 1871’in Ocak ayında teslimiyetçi hükümete karşı yapılan protesto gösterilerine ulusal muhafız üniforması ile katıldı ve ilk silahlı eylemine katılmış oldu.
Komünle taçlanacak olan 18 Mart ayaklanmasında Louse mantosunun altında sakladığı karabinası ile yer aldı. Komünün yenilgisinin ardından yakalanıncaya kadar da silahını elinden bırakmayacaktı.
Louise Michel’in imzasını taşıyan “Anarşistler Bildirisi” onun yaşamına damga vuran belli başlı fikirleri yansıtmaktadır:
“Anarşistler, düşünce özgürlüğünün her yerde tanındığı bir çağda sınırsız özgürlüğü savunmayı hak ve görev olarak bilen insanlardır… Özgürlükten yanayız ve bunun, kökeni ve biçimi ne olursa olsun, ister dayatılmış, ister seçilmiş olsun, kralcı ya da cumhuriyetçi olsun herhangi bir iktidarın varlığıyla bağdaşmayacağına inanıyoruz… Eşitlik olmadan özgürlük olamaz!… Bizim istediğimiz eşitlik, özgürlüğün önkoşulu olan fiili eşitliktir. Herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar, diyoruz!”
Paris Komünü’nde başlangıçta kadınlar sürekli geri tutulmaya çalışılmış, toplantılara katılmaları önlenmek istenmişti; kadınların erkekler gibi sokaklarda savaşamayacakları düşünülüyordu. Parisli kadınlarla birlikte, Louise Michel bileklerinin hakkıyla bunun tersini kanıtladı.
Fransız esirleri öldürmekle suçlanan komünarların, askerler tarafından st. bastille meydanı üzerinden kurşuna dizilmeye götürülürken; önlerine çıkıp, "esirleri ben öldürdüm!" demiştir. bu söylem bile louise michel'in kadın hakları ve kadınların yasalar tarafından tanınması için ne denli önemli taşıdığını göstermektedir. zira, o dönem yasalar kadınları tanımıyor ve söz hakkı vermiyordu. dolayısıyla, bu hareketi onu yasalar tarafından tanınmasına, yargılanmasına ve hak elde etmesine sebep oluyordu ..
"Erkek, hangi kesimden olursa olsun, hep efendidir. Biz kadınlar onunla hayvanlar arasında yer alanayrı bir tür sayılırız. Proudhon kadınları ev kadını ve fahişe olmak üzereikiye ayırmıştır. Acı içinde itiraf ediyorum biz, çağlar boyunca bu hale getirilen,başka kasta dahiliz. Cesaretimiz varsa bu patalojiktir, bazı bilgileri kolaycaöğrenirsek, bu da patolojik bir durumdur. Ben bütün hayatımca buna güldüm.Bugün artık, yanlışlığı ileride anlaşılacak olan bütün hatalar gibi buna dagülüp geçiyorum."
"iktidardaki namussuz adamlar zararlıdır; iktidardaki dürüst adamlar etkisizdir. özgürlük ve iktidarın birlikte olması imkansızdır."
"bizim iktidarı ele geçirmemiz yalnızca bir tür iktidarın daha uzun süre hayatta kalmasına yarar; bunun yerine siz erkekler iktidarda kalın ki iktidar daha hızla bozulabilsin."
Louise Michel anılarında,«Piç denilen çocuklardanım; ama bana dünyaya gelme bahtsızlığını bahşedenlerözgür insanlardı; birbirlerini sevdiler; doğumumla ilgili olarak anlatılansefil öykülerin hiçbirisi doğru değildir ve annemi yaralayamaz. O hayatım boyuncatanıdığım en dürüst kadındır» dedi.
Mahkeme başkanı son söz olarak söylemek istediği bir şey olup olmadığını sorduğunda ise,
Kendini Savaş Konseyi diye adlandıran benim yargıcım olanheyetinizden…. tek isteğim yoldaşlarımın öldürüldüğü Satory meydanınagönderilmemdir. Beni de toplumunuzdan eksiltin. Zaten sizden bunu yapmanızisteniyor. Cumhuriyet savcısının hakkı var. Mademki özgürlük için çarpan heryüreğe bir parça kurşun nasip oluyor ben de hakkımı isterim. Eğer yaşamama izinverirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.»
LouiseMichel, Le Havre, Gaiety Music Hall’deki bir konferansı sırasında silahlı saldırıya uğradı ve başından ağır bir şekilde yaralandı. Saldırgan, Pierre Lucas adında, 32 yaşında bir Britanyalıydı. Karısı ve kendisi, Le Havre’deki bir dükkanda çok düşük ücretle çalışıyordu. Michel, karşı devrimci propagandanın etkisi altında eyleme girişen bu kişinin mahkûm olması halinde ailesinin çok zor duruma düşeceği gerekçesiyle mahkemede onun aleyhinde ifade vermeyi reddetti.
“şimdi suskun olan yığınlar
okyanus gibi gürlediğinde;
yığınlar ölmeye hazır olduğunda
komün tekrar ayaklanacak.
sayılamayacak bir kalabalık olarak geleceğiz
bütün yollardan geleceğiz
ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken
yumruklarımızı sıkacağız
bayrağı ölüm taşıyacak
al kanlara boyanmış kara bayrağı
ve alev alev göğün altında
özgürleşen toprak
mor çiçekler açacak…”
Louise Michel





