Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Türk Dili ve EdebiyatıLise 1 (9.Sınıf) Türkçe Konuları
Ses" kulağın duyabildiği titreşimdir. Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda yaptığı titreşimler­den oluşan seslerin bir araya gelmesiyle "sözcükler" oluşur. Seslerin yazıdaki şekillerine "harf" denir; harfler "alfabeyi" oluşturur. Seslerin yazıdaki gösterimini oluşturan alfabedeki harfler "ünlü (sesli)" ve "ünsüz (sessiz)" olarak ikiye ayrılır.
Alfabemizde 8 ünlü, 21 ünsüz harf vardır.
Ünlüler (Sesliler)
Türkçedeki ünlüler; a, e, ı, i, o, ö, u, ü'dür.
Ünlüler, ses yolunda bir engele çarpmadan çıkan seslerdir.
Ünlüler tek başına okunur ve hece olabilir.
Ünlüler "kalın-ince, geniş-dar, düz-yuvarlak" olarak gruplandırılır.
Bazı ünlüleri inceleyelim: e: Düz, geniş, ince ı: Düz, dar, kalın o: Yuvarlak, geniş, kalın ü: Yuvarlak, dar, ince Türkçede ünlülerin "kalınlık-incelik" ve "düzlük-yuvarlaklık" yönüyle iki ayrı uyumu vardır.
Büyük Ünlü Uyumu "Kalınlık-incelik uyumu" olarak da bilinir.
Kalın ünlüler: a, ı, o, u İnce ünlüler: e, i, ö, ü Türkçe sözcüklerde kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralıdır. Yani a, ı, o, u'dan sonra a, ı,o, u
e, i, ö, ü'den sonra e, i,ö, ü gelir.
Karşılaşmalar başlamıştı.
Görüşmelerin nasıl sonuçlandığını öğrenemedik.
Bir sözcükte sonra gelen ünlüler öncekilere, ekler de sözcüklerin son hecelerine uyar. Büyük ünlü uyumu Türkçenin temel niteliklerindendir. Bütün Türkçe sözcüklerde bu uyum vardır.
* "Anne, elma, kardeş, hangi, şişman, dahi, inanmak..." gibi çok az sayıda Türkçe sözcük, asıl şekilleri bozulduğu için büyük ünlü uyumuna aykırı durumdadır.
Aslı "ana" iken "anne" olmuştur.
Alma > elma,
Karındaş > kardaş > kardeş
Kangı > hangi...
Çalıştığınızda anlayacaksınız.
Başarılarını dinlemelisiniz.
Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı gibi ekler sözcüklerin son hecelerine uyar. Çalış-ma-y-acak-mış * Sınırlı sayıda ek, tek biçimli olduğu için büyük ünlü uyumu­na uymaz. Bu eklerin ünlüleri değişmez: -yor: görüyor, bilmiyormuş, düşünüyor -ken: koşarken, başlamışken, çocukken -leyin: akşamleyin, sabahleyin -mtırak: ekşimtırak, yeşilimtırak -ki: sabahki, yarınki, karşıdaki * Türkçeye yabancı dillerden geçen sözcüklerde büyük ünlü uyumu aranmaz.
Küçük Ünlü Uyumu
Sözcüklerdeki ünlülerin "düzlük-yuvarlaklık", "darlık-genişlik" yönlerinden uygunluğudur.Türkçe sözcüklerde küçük ünlü uyumu, sözcüklerin ilk ünlüsünün düz ya da yuvarlak olmasına göre iki kurala dayanır.
Düz ünlüler: a, e, ı, i
Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü
1. Bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlü varsa, onu takip eden hecelerde de düz ünlüler olur.
Yani düz ünlülerden sonra düz ünlüler yer alır. a, e, ı, ia, e, ı, i ilk hece sonraki heceler
"Gösteriş" sözcüğünün küçük ünlü uyumuna uyup uyma­dığına bakalım:
"ö"den sonra "i" gelmez, bu nedenle bu sözcük küçük ünlü uyumuna uymaz demeyin. Sözcüğe dikkat ederseniz "ö"den sonra "i" gelmemiş, "ö"den sonra "e" gelmiş. "ö"den sonra "e" gelebilir mi? Kuralı hatırlarsak gelebile­ceğini anlarız. "e"den sonra "i" gelmiş; "e"den sonra "i" gelebilir; çünkü düz ünlüler birbirini izler.
Gös - te - riş yuvarlak düz düz
* Bir sözcüğün uyuma uyup uymadığı kendinden sonra gelen ünlüyle kontrol edilir; sözcüğün ilk ünlüsü ile üçüncü ya da dördüncü ünlüsü kontrol edilmez. Sözün özü "gös­teriş" sözcüğü küçük ünlü uyumuna uyar.
Aşağıdaki sözcüklere bir bakalım: Ümit, horoz, koro, komik, folyo, polis, komisyon, komiser, koridor, kulis, fosil, fonksiyon...
Bu sözcüklerin tümünde ilk hecede yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) vardır. Yuvarlak ünlülerden sonra "a, e, u, ü" gelmesi gerekirken "o, i" gelmiştir. Bu sözcüklerin hiçbiri küçük ünlü uyumuna uymaz.
ÖNEMLİ:Bileşik sözcüklerde ve yabancı sözcüklerde ünlü uyum­ları aranmaz: Altüst, bilimdışı, başvurmak, arabozucu, alçakgönül­lülük, açıkgöz, Boğazköy, boşboğaz, ilkçağ, ilkyarı, kurşunkalem...
Büyük Ünlü Uyumu
"Kalınlık-incelik uyumu" olarak da bilinir.
Kalın ünlüler: a, ı, o, u İnce ünlüler: e, i, ö, ü Türkçe sözcüklerde kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralıdır. Yani a, ı, o, u'dan sonra a, ı,o, u
e, i, ö, ü'den sonra e, i,ö, ü gelir.
Karşılaşmalar başlamıştı.
Görüşmelerin nasıl sonuçlandığını öğrenemedik.
Bir sözcükte sonra gelen ünlüler öncekilere, ekler de sözcüklerin son hecelerine uyar. Büyük ünlü uyumu Türkçenin temel niteliklerindendir. Bütün Türkçe sözcüklerde bu uyum vardır.
* "Anne, elma, kardeş, hangi, şişman, dahi, inanmak..." gibi çok az sayıda Türkçe sözcük, asıl şekilleri bozulduğu için büyük ünlü uyumuna aykırı durumdadır.
Aslı "ana" iken "anne" olmuştur.
Alma > elma,
Karındaş > kardaş > kardeş
Kangı > hangi...
Çalıştığınızda anlayacaksınız.
Başarılarını dinlemelisiniz.
Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı gibi ekler sözcüklerin son hecelerine uyar. Çalış-ma-y-acak-mış * Sınırlı sayıda ek, tek biçimli olduğu için büyük ünlü uyumu­na uymaz. Bu eklerin ünlüleri değişmez: -yor: görüyor, bilmiyormuş, düşünüyor -ken: koşarken, başlamışken, çocukken -leyin: akşamleyin, sabahleyin -mtırak: ekşimtırak, yeşilimtırak -ki: sabahki, yarınki, karşıdaki
* Türkçeye yabancı dillerden geçen sözcüklerde büyük ünlü uyumu aranmaz.
Küçük Ünlü Uyumu Sözcüklerdeki ünlülerin "düzlük-yuvarlaklık", "darlık-genişlik" yönlerinden uygunluğudur. Türkçe sözcüklerde küçük ünlü uyumu, sözcüklerin ilk ünlüsünün düz ya da yuvarlak olmasına göre iki kurala dayanır.
Düz ünlüler: a, e, ı, i
Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü
1. Bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlü varsa, onu takip eden hecelerde de düz ünlüler olur.
2. Sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlülerden biri varsa onu izleyen hecede düz-geniş ünlü (a, e) ya da dar-yuvarlak ünlü (u, ü) yer alır. Yani
o, ö, u, ü sonraa, e, u, ü
Yuvarlak ünlülerden sonra "ı, i" ve "o, ö" gelmez.
* Türkçe sözcüklerde ilk hece dışında "o, ö" bulunmaz.
Uyumu örneklendiren sözcükler:
Görüşmeler, bozuntu, uysal, uzaklık, kumaş, görgü­süzce, boğaz... "Gösteriş" sözcüğünün küçük ünlü uyumuna uyup uyma­dığına bakalım: "ö"den sonra "i" gelmez, bu nedenle bu sözcük küçük ünlü uyumuna uymaz demeyin. Sözcüğe dikkat ederseniz "ö"den sonra "i" gelmemiş, "ö"den sonra "e" gelmiş. "ö"den sonra "e" gelebilir mi? Kuralı hatırlarsak gelebile­ceğini anlarız. "e"den sonra "i" gelmiş; "e"den sonra "i" gelebilir; çünkü düz ünlüler birbirini izler.
Gös - te - riş yuvarlak düz düz
* Bir sözcüğün uyuma uyup uymadığı kendinden sonra gelen ünlüyle kontrol edilir; sözcüğün ilk ünlüsü ile üçüncü ya da dördüncü ünlüsü kontrol edilmez. Sözün özü "gös­teriş" sözcüğü küçük ünlü uyumuna uyar. Aşağıdaki sözcüklere bir bakalım: Ümit, horoz, koro, komik, folyo, polis, komisyon, komiser, koridor, kulis, fosil, fonksiyon...
Bu sözcüklerin tümünde ilk hecede yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) vardır. Yuvarlak ünlülerden sonra "a, e, u, ü" gelmesi gerekirken "o, i" gelmiştir. Bu sözcüklerin hiçbiri küçük ünlü uyumuna uymaz.
ÖNEMLİ:Bileşik sözcüklerde ve yabancı sözcüklerde ünlü uyum­ları aranmaz: Altüst, bilimdışı, başvurmak, arabozucu, alçakgönül­lülük, açıkgöz, Boğazköy, boşboğaz, ilkçağ, ilkyarı, kurşunkalem...
Ünsüzler (sessizler)
Ünsüzler ses yolunda bir engele uğrayıp boğumlanarak çıkan seslerdir. Türkçede 21 ünsüz vardır:
b, c, ç, d, f, g, ğ, h, j, k, I, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z
Ünsüzler ler çıkma yerlerine göre, sürekli ya da süreksiz olma­larına göre, sert ve yumuşak olmalarına göre gruplandırlır.
Sert ünsüzler:ç, f, h, k, p, s, ş, t
Yumuşak ünsüzler:b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z
Sürekli-süreksiz ünsüzler: Sürekli ünsüzlerin söylenmesi sırasında ses yolu tümüyle kapanmaz, sesler sızarak çıkar. Süreksiz ünsüzlerde ise ses yolu tümüyle kapanır.Bir ünsüzün sürekli olup olmadığı şöyle anlaşılabilir: Başına bir ünlü getirilerek söylendiğinde sesi uzayıp devam edi­yorsa o ünsüz süreklidir: "Offf, ohhh" gibi
Sürekli ünsüzler:f, ğ, h, j, I, m, n, r, s, ş, v, y, z
Süreksiz ünsüzler:b, c, ç, d, g, k, p, t
Ünsüz Benzeşmesi (Sertleşme)
ç, f, h, k, p, s, ş, t" sert ünsüzlerinden sonra "c, d, g" ile başlayan ekler gelmez. Bu ünsüzlerin sertleri olan "ç, t, k" gelir.
Sert ünsüzlerden sonra gelen "c, d, g" ünsüzleri sertleşerek "ç, t, k"ye dönüşür. Bu kurala "ünsüz sertleşmesi" ya da "ünsüz benzeşmesi" denir.
Tezgah-tan alıp kaç-tı.
Dost-ça davrandı.
Çok üret-ken.
Açık-tan geç-ti.
PRATİK:Akılda kalması için bu kuralı pratik hale getirelim. "Çift Haseki Paşa ya da Fıstıkçı Şahap" sözlerindeki ünlü­ler atıldıktan sonra geriye kalanlar (ç, f, h, k, p, s, ş, t) Türkçedeki sert ünsüzlerdir. "Fıstıkçı Şahap"taki ünsüzler­den biriyle biten sözcüklere, bu ünsüzlerle başlayan ekler gelebilir:
Bak-tı, kork-tu ve kaç-tı
Tut-ku, iş-çi, çöp-ten
1945'te (kırk beş-te) doğmuş.
* Yabancı asıllı sözcüklerde ve bileşik sözcüklerde ünsüz benzeşmesi aranmaz. Türkçe sözcüklerde ünsüz ben­zeşmesine aykırı kullanım, hemen hemen hiç yoktur. "Ahmet-gil, çocuk-cağız" Bu örneklerde ünsüz benzeşmesine aykırı kullanım söz konusudur. * Sözcüklere getirilen eklerin sert sessizle başlayan "-çeğiz" ve "-kil" biçimi yoktur. Örnek Soru: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yazım yanlışı vardır? A) Art arda aynı yanlışı yaptı. B) Annem her zaman "Kalp kalbe karşıdır." der. C) Davranışlarına içten içe sinirleniyordu. D) Olayı duyunca renkden renge girdi. E) Bu iş aşağı yukarı bir hafta sonra biter. Yanıt: D
Örnek Soru: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır? A) Bu kitap, ilk basımının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, yeniden yayımlandı. B) Çiçekcinin yeni açtığı dükkân çok iyi çalışıyor. C) Bir yapıtın kalıcılığını sağlayan birçok etken vardır. D) Bu romanda yüzyılımızın temel sorunları yansıtılıyor. E) Başarılı olmak için düzenli ve sürekli çalışmak gerekir. Yanıt: B
Ünsüz Yumuşaması (Değişimi)
Sessiz değişimi" ya da "sessiz yumuşaması" olarak da bilinir.
Türkçede sözcük sonlarında süreksiz yumuşak harfler (b, c, d, g) bulunmaz; bu ünsüzlerin sert karşılıkları olan "p, ç, t, k" bulunur
"p, ç, t, k" sert ünsüzleri ile biten sözcüklere ünlü ile başlayan ekler geldiğinde bu ünsüzler yumuşayarak "b, c,d, g, ğ" olur.
ç-c olur: ilaç -> ilacı, ağaç -> ağaca
k-ğ olur: çocuk -> çocuğu, durak -> durağa
p-b olur: kitap -> kitaba, çorap -> çorabı
t-d olur: söğüt -> söğüdü, ağıt -> ağıdı
"p, ç, t, k" sert ünsüzleri iki ünlü arasında kalınca yumuşak ünsüzlere döndükleri için, bu kural;
"İki ünlü arasında kalan sert ünsüz yumuşar." biçi­minde de verilebilir. Bazı durumlarda ünsüz yumuşamasına aykırı kullanımlar ortaya çıkar. Şu durumlarda ünsüz yumuşaması olmaz: * Tek heceli sözcüklerden sonra ünlüler geldiğinde, yumuşama genellikle olmaz. "at-ı, çöp-e, ot-u, it-i, ak-ı, tek-i, kırk-ı, kork-u, sap-ı, yap-ı, üç-ü, saç-ı..."
* Ancak kimi tek heceli sözcüklerde yumuşama olayı gerçekleşir.
çok-u çoğu, cep-e cebe
gök-ü göğü, taç-ıtacı
geç-ik gecik-(mek)
* "Ak" ve "aç" gibi bazı sözcükler, çekim eki geldiğinde yumuşamaz, yapım eki eklendiğinde yumuşar.
ak-ı akı (yumurtanın akı)
aç-ız açız
ak-ar ağar-(mak)
aç-ık acık-(mak)
* Sert ünsüzle biten özel isimlere ünlüyle başlayan ekler geldiğinde sözcüğün sonundaki sert ünsüz yumuşamaz. (Söyleyişte yumuşar.)
Mehmet-e Mehmet'e
Pamucak-a Pamucak'a
Irak-ı Irak'ı
* Sert ünsüzle biten yabancı asıllı sözcüklere ünlü ile baş­layan ek geldiğinde bu sözcüklerin sonundaki sert ün­süzler de yumuşamaz.
kaset-i kaseti, millet-e millete
kast-et kastetmek, piramit-i piramiti
hukuk-u hukuku, pilot-a pilotu...
* "-t, -it, -it" yapım ekiyle türetilmiş sözcüklerde de genel­likle yumuşama olmaz. taşıt-a, kanıt-ı, anıt-ın, konut-u, karşıt-ı, yanıt-ı... "Geçit" sözcüğü ek aldığında, sondaki "t" yumuşar: geçit-i geçidi.
* "-t" eki çatı eki olarak kullanıldığında da yumuşama olmaz: "anlat-an, korkut-ucu, dedirt-en, okut-ur, taşıt-ır..."
* Ünsüz yumuşaması, genellikle iki ünlü arasında kalan sert ünsüzün yumuşaması şeklinde olur.
* Sonu "nk" ya da "rt" ile biten sözcükler ünlü ile biten ek aldığında bu sözcüklerin sonundaki "k" ve "t" yumuşayıp "g" ve "d" olur.
cenk-e cenge denk-i dengi
renk-i rengi çelenk-i çelengi
art-ı ardı dert-i derdi
dört-ü dördü
ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerde altı çizili kelimelerin hangisi "ünsüz değişimi"ne örnek olamaz? A) Böbreğinin birini ameliyatla aldılar. B) Çoğunun ruh sağlığı bozulmuştu. C) Sabahları balığa çıkarlar. D) Bu havada dağa tırmanmak istiyorum. E) Hadi seni yemeğe götüreyim.
Türkçe sözcüklerde sözcük kökü genellikle değişmez. Ancak kimi sözcüklerin çekimlerinde, türemelerinde e sözcüklerde sözcük kökü genellikle değişmez. Ancak kimi sözcüklerin çekimlerinde, türemelerinde bir ünlünün düştüğü olur. Düşen bu ünlüler genellikle "ı, i, u, ü" dar ünlüleridir.
ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) olan sözcüklere ünlü ile başlayan ek getirildiğinde ikinci hecedeki dar ünlü düşer. Bu kurala hece düşmesi de denir.
* İkinci hecesinde dar ünlü olan her sözcükte ünlü düşmesi olmaz.
Tayin-i çıkmış.
Koyun-u sağdık.
En yoğun-u
Keçinin uyuzu
Oyun-u bırakır.
* "Oyun" sözcüğü yapım eki aldığında ikinci hecesindeki dar ünlü düşer.
Oyun-a Oyna!
* İkinci hecesinde dar ünlü olan özel isimlere ünlü ile başlayan ek getirildiğinde, ikinci hecedeki dar ünlü düş­mez.
Ömür'e sor. Ufuk'u çağır.
Emir'in kardeşiymiş.
* "Fikir, zikir, şükür, sabır, kahır, zihin, resim, keşif, kayıt, zehir..." gibi Arapçadan dilimize geçmiş, ikinci hecesinde dar ünlü bulunan sözcükler ünlü ile başlayan ek aldığında ya da "etmek, olmak" ile bileşik fiil oluşturduğunda ünlü (hece) düşmesi olur:
Fikir-i > fikri zihin-i > zihni
Kayıt-ı > Kaydıyok.
Sabır etmek > sabretmek
Kahır olmak > kahrolmak
Şükür etmek > şükretmek
Zehir etmek > zehretmek
* İkinci hecesinde dar ünlü bulunan sözcükler yapım ekle­rini aldığında da ünlü düşmesi olur.
kavur-uk > kavruk, kıvır-ım > kıvrım
çağır-ı > çağrı, ayır-ım > ayrım
sıyır-ık > sıyrık, devir-im > devrim
sarı-ar- > sararmak, kavuş-ak > kavşak
uyu-ku > uyku, uyu-ku-la- > uyukla-
sızı-la- > sızla-(mak)
koku-la- > kokla-(mak)
süpür-üntü > süprüntü
* Bazı sözcüklerde ikinci hecenin dışındaki dar ünlüler de düşebilir:
içeri-le- > içerle-, ileri-le- > ilerle-
* "yumurtlamak" (yumurta-la-mak) sözcüğünde ise geniş ünlü "a" düşmüştür.
* Yer bildiren sözcüklerde de ortadaki geniş ünlü (a, e) düşe­bilir:
orada > orda, burada > burda
şurada > surda, nerede > nerde
"Orada, burada" gibi sözcüklerin "o orada, bu arada" gibi iki sözcüğün birleşmesiyle oluştuğu düşünülebilir. ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altıçizili sözcüğün yazımıyanlıştır? A) O da babası gibi hukuku seçmiş. B) Ben bu renkten hiç hoşlanmam. C) Göğüsüme bir ağrı girdi. D) Son günlerde onun bana karşı tavrı değişti. E) Suyun tazyikinden çimler toprağa yapışmış. (1991/ÖSS) Yanıt: C ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altıçizili sözcük türetilirken bir ünlü kaybına uğramıştır? A) Bu çiçeğin yaprakları çok çabuk sararmış. B) Geçen yıl dikilen bu elbise iyice daralmış. C) Uykusuzluktan gözlerinin altı morarmış. D) Kilo alınca yanakları iyice pembeleşmiş. E) Saçları son aylarda çok beyazlaşmış.
Türkçe sözcüklerde yan yana iki ünlü bulunmaz. Bileşik sözcüklerde de iki ayrı sözcükte bile olsa iki ünlünün yan yana gelmesi pek tercih edilmez. Ayrı sözcüklerde karşılaşan (yan yana gelen) ünlülerden birinin aşınarak düştüğü görülür.
"Mustafa Efendi" sözünün "Mustafendi" biçimini alması bu durumun ileri bir örneğidir.
Aşağıdaki örneklerde aşınma olayı gerçekleşmiştir:
kahve altı > kahvaltıcuma ertesi > cumartesi
ne asıl > nasıl ne için > niçin
o arada > orada bu arada > burada
şu arada > şurada sütlü aş> sütlaç
güllü aş > güllaç
* Bazı bileşik sözcüklerde, iki ünlü yan yana olmadığı halde aşınma olmuştur:
Şimdiki zaman eki "-yor"daki "y" sesi kendinden önceki geniş "a, e" ünlülerini daraltıp "ı, i, u, ü"ye çevirir.
ağla-yor > ağlıyor, söyle-yor > söylüyor
dinle-yor > dinliyor, koşma-yor > koşmuyor
* y sesi "demek" ve "yemek" fiillerinden sonra geldiğinde bu fiillerin sonundaki geniş "e" ünlüsünü daraltıp "i"ye çevirir.
demek: de-y-e > diye
de-y-erek > diyerek, de-y-elim > diyelim
de-y-ecek > diyecek, de-y-en > diyen
yemek: ye-y-ecek > yiyecek
ye-y-elim > yiyelim, ye-y-en > yiyen
* Soru zarfı olarak kullanılan "niye" sözcüğünde de daralma olmuştur.
ne-y-e > niye
Bu sözcük zamir olarak kullanılan "neye" ile karıştırılma­malıdır, "neye"de daralma olmaz.
Çizdiği resim neye benzedi?
* "y" sesinin şimdiki zaman eki dışında yazıda daraltıcı etkisi yoktur. Konuşmada daralma olur, ama bu durum yazıyı etkilemez.
Konuşmada "anlıyamadık" denilse de yazılış "anlaya­madık" biçimindedir.
"Çalışmıyalım" denir, ama "çalışmayalım" yazılır.
ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır? A) Bu konudaki kararımı size bildirmeyeceğim. B) Konuşmasında bu konuya da değinecek. C) Bebeği bütün gün kardeşi oyalıyacak. D) Onun bu işi başaracağını söyleyebilirim. E) Onu kime verdiğimi anımsayamıyorum. (2005) Yanıt: C
"-cık, -cik" küçültme eki, tek heceli sözcüklere eklendiğinde bu ekten önce bir ünlü türer:
az-cık > az-ı-cık bir-cik > bir-i-cik
dar-cık > dar-a-cık genç-çik > genc-e-cik
Bu olay, Türkçede çok az sözcükte görülür.
"öpücük, gülücük" sözcüklerinde de ünlü türemesi olduğu sanılmasın. Her şeyden önce "-cık, -cik" küçültme eki, isim­lere eklenir; "öpmek" ve "gülmek" fiildir. Bu sözcüklerde türeme değil, düşme vardır. Sözcükler "-iş, -iş" eki ile isim yapılmış, sonra "ş" sesleri düşürülmüştür.
"k" sesi ile biten sözcüklere küçültme eki "-cık, -cik; -cak, -cek" eklendiğinde sözcüklerin sonundaki "k" sesi çoğu zaman düşer:
alçak-çık > alçacık küçük-çük > küçücük
ufak-çık > ufacık büyük-çek > büyücek
* Küçültme ekinin dışında ekler geldiğinde de sözcük sonun­daki "k" sesleri düşebilmektedir:
ufak-rak > ufarak yüksek-l-> yüksel-
alçak-l- > alçal- kalk-tır-(mak) > kaldır-(mak)
* "-cık, -cik" yapım eki olarak kullanıldığında, sözcük sonun­daki "k" düşmez.
kulak-çık > kulakçık
kapak-çık > kapakçık
* "Yeşil" ve "kızıl" sözcüklerine fiil yapım eki "-er, -ar" eklendiğinde sözcüklerin sonundaki "-il, -il" düşer.
yeşil-er- > yeşer-(mek)
kızıl-ar- > kızar-(mak)
ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altıçizili sözcük ek alırken bu sözcüğün ünsüzlerinden biri düşmüştür? A) Susuzluktan balkondaki tüm çiçekler sararmış. B) Yazar, bu romanında çok fazla devrik cümle kullanmış. C) Soğuktan burnu kıpkırmızı olmuş. D) Bu konuda senin de fikrini almak istiyorum. E) Otobüsümüz, adını bilmediğim büyücek bir kasabadan geçti.
Bu sözcüklerin dışında Türkçe sözcüklerde sözcük kökünde aynı iki ünsüz yan yana bulunmaz. Yukarıdaki sözcüklerin aslı değişmiştir ya da kökle ek yan yanadır. Yabancı dillerden Türkçeye geçen sözcüklerin asıllarında yan yana aynı iki ünsüz varsa bu ünsüzlerden biri, sözcük Türkçeye geçerken düşürülür. Aslında çift ünsüz olan söz­cük, Türkçede tek ünsüzle kullanılır.
"His, hak, şık, zan, hat, af, ret, hal..." gibi sözcükler böy­ledir.
Böyle sözcüklerden sonra ünlü ile başlayan ekler gelecek olursa sözcüğün aslında olan ikinci ünsüz ortaya çıkar. Bu duruma "ünsüz türemesi" adı verilir.
Hak: Hakkınıarıyor.
Hal etmek: Halletmek
Zan:Zannımca
Af bekliyor. Affıbekliyor.
* Yan yana olan iki ünsüzden birinin sözcük kökünde birinin ekte olması durumunda bir türemeden söz edilemez.
Türkçede "b"den önce "n" bulunmaz, b sesi kendinden önce gelen n'leri m'ye çevirir. Bu duruma "dudak ünsüz­lerinin benzeşmesi" ya da "dudaksıllaşma" denir. m: Çift dudak ünsüzüdür. n: Damak ünsüzüdür.
* Dudak ünsüzü olan "b", kendinden önce gelen "n" ünsüzünü, kendisi gibi bir dudak ünsüzü olan "m"ye dönüştürür.
saklan-baç > saklambaç
dolan-(mak)baç > dolambaç
ton-bul > tombul
"Saklambaç, dolambaç" biçiminde yazılır ve söylenir.
* Bu değişim, başka dillerden Türkçeye geçen sözcüklerde sık görülür:
* Bu değişiklik bileşik sözcüklerde ve özel isimlerde olmaz: "Doğanbey, İstanbul, Binboğa, Safranbolu" "Sonbahar, onbaşı, binbaşı, tonbalığı"
Ulama
Ünsüzle biten sözcüğün sonundaki ünsüzün ünlüyle başlayan sözcüğün başındaki ünlüye eklenerek okunmasıdır. Dilimizde hecenin temeli ünlü harftir. Her ünlü, kendinden önce gelen ünsüzü hecesine alır. "Bunlar bizim için çocuk oyuncağı" Bu söz bir çırpıda okunursa, "...bizi miçin çocu koyuncağı" biçimini alır.
Aksam oldu. * Ulama daha çok şiirlerde etkilidir. "Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı Artık bütün renklerden artık uzaklaşmalı Beyaz işte aylardır gözümde tüten beyaz." (Ziya Osman SABA) * Ulama oluşturabilecek durumdaki sözcüklerin arasında virgül (,), noktalı virgül (;) gibi işaretler varsa, ulama gerçek­leşmez.
"Bilinmez talih, anlaşılmaz kader" Bu dizede "talih" sözcüğünden sonra bir virgül (,) var. Virgül olduğu için bu sözcükten sonra duraklanır; bu sözcük "anlaşılmaz"a bağlanarak okunamaz. "Mermeriyle konuşur, açık kalmış bir musluk." "Evler cansızdır, insanlar vefasız."
Yukarıdaki dizelerde de ulama olmaz.
ÖRNEK SORU: Aşağıdaki dizelerin hangisinde, "ulama"ya bir örnek vardır? A) Sabahtan uğradım ben bir fidana B) Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır C) Gönlümüz bağlandı zülfün teline D) Al benim derdimi götür yare ver E) Telgrafın tellerine kuşlar mı konar
Yanıt: A
Göçüşme (Yer Değiştirme)
Bir sözcükteki seslerin yerlerinin değiştirilmesidir. Bu durum konuşma dilinde, daha çok da ağızlarda görülür. Doğru Yanlış: Yalnız yannız Yanlış yanlış Ekşi eşki Toprak torpak Kirpik kiprik
Bir sözcükteki seslerin yerlerinin yazıda değiştirilmesi yazım yanlışıdır. ÖRNEK SORU: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır? A) Üzerinde eskimiş, rengi atmış bir palto vardı. B) Kipriklerine kadar toza toprağa bulanmıştı. C) Evler uzaktan belli belirsiz görünüyordu. D) Irmağın kıyısında oynayan çocuklar vardı. E) Akşam, arabalara binerek köye döndüler.
Yanıt: B
Kaynaştırma
Ünlü ile biten bir sözcüğe ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde, iki ünlü yan yana bulunamayacağı için iki ünlünün arasına uygun bir ünsüz girer. Bu ünsüze kay­naştırma harfi denir.
Türkçede "n, s, ş, y" kaynaştırma harfi olarak kullanılır. Türkçede sık kullanılan kaynaştırma harfleri "n" ve "y" dir. n harfi Belirtili ad tamlamalarında ünlüyle biten tamlayan ile "-in, -in" tamlayan ekinin arasına girer. "Hasta-n-ın yatağı, radyo-n-un sesi, pencere-n-in önü, sıra-n-ın sonu, tahta-n-ın yanı... gibi
* Ad tamlamalarında tamlananın aldığı iyelik ekinden sonra hal ekleri gelirse araya girer.
Onun ev-i-n-i
Yolun son-u-n-da, kardeşimin ödev-i-n-i, onun kardeş-i-n-e
* İlgi zamiri "-ki" ve sıfat yapım eki olan "-ki"den sonra hal ekleri gelirse araya girer; "-ki"den sonra gelir.
Testini al, bizim-ki-n-i ver.
Kapıda-ki-n-e sor.
Bu, evde-ki-n-den daha iyi.
* "O, bu, şu" zamirlerinden sonra ek geliyorsa, zamirle ekin arasında yer alır:
"O-n-da, bunda, şunda, şunlar, onca..."
Bu kullanımda "n" iki ünlü arasında değildir.
y harfi
Ünlü ile biten sözcüklerle "-i, -e" hal eklerinin arasında yer alır.
Kapı-y-ı kapa.
pencere-y-e, bahçe-y-i, ütü-y-ü...
* Ünlü ile biten fiillere ünlü ile başlayan çekim ve yapım ekleri eklendiğinde, bu eklerle fiil arasına "y" kaynaştır­ma harfi girer:
Oku-y-acak, dinle-y-ici
koru-y-an, söyle-y-ince
Başla-y-a-y-ım
Bu sözcükteki iki y de kaynaştırma harfidir.
* Ekfiil olan "idi, imiş, ise" ünlü ile biten sözcüklere eklendiğinde, başındaki "i" düşer, araya "y" kaynaştırma harfi girer:
Dün hasta imiş > hastaymış
Gelen Ali idi > Ali'ydi.
Suçlu ise > suçluysa
ş harfi
* Ünlü ile biten sayılara üleştirme sıfatı türetmeye yarayan "-er, -ar" eki getirilecek olursa; bu ek ile sayı arasına ş kay­naştırma harfi girer:
Yedi-ş-er, elli-ş-er, yirmi-ş-er...
s harfi
Ünlü ile biten sözcüklere eklenen iyelik III. tekil kişi eki "-ı, -i, -u, -ü"den önce gelir.
* "Su" sözcüğünden sonra kaynaştırma harfi olarak "y" gelir.
su-y-u
* "Ne" sözcüğünden sonra bazen "s", bazen de "y" gelir.
Kimin ne-s-i
Çocuğun ne-y-i kaybolmuş?
ÖRNEK SORU: Türkçede, ad tamlamalarında kaynaştırma sesleri "n" ve "s" dir. Aşağıdaki sözcüklerden hangisiyle bir ad tamlaması yapılırken bu kurala uyulmaz? A) elma B) yara C) su D) yazı E) mavi
Yanıt: C
Sözcükte Anlam Her dil, birçok sözcükten meydana gelir. Bir sözcük, çoğu kez, birden çok anlam kazanır. Bir sözcüğün hangi anlamda kullanıldığı ancak diğer sözcüklerle ilişkisi dikkate alınarak anlaşılabilir.
Türkçede sözcükler anlamları açısından şu bölümlerde incelenebilir: 1. Sözcüğün Gerçek Anlamı Bir sözcüğün akla getirdiği ilk anlama gerçek anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamı temel anlam ve yan anlam kavramlarını da içerir. A) Temel Anlam: Bir sözcüğün tek başına iken düşündürdüğü anlama temel anlam denir. Dildeki her sözcüğün bir temel anlamı vardır. Temel anlama "konuluş anlamı" da denir.
Örnekler:
Çocuk, daha konuşamıyor. (Bir dilin sözcükleriyle düşüncesini anlatmak)
Yemek vakti gelince sofraya oturdular. (Masa, sini gibi şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu)
Çocuğun kolu kırılmıştı. (İnsanın omuzdan parmak uçuna kadar uzanan organı)
Babam, denize büyük bir keyifle dalıyordu. (Suyun içine bütünüyle hızla girmek)
B) Yan Anlam: Bir sözcüğün temel anlamla bağını kaybetmeden kazandığı ikincil anlamlara yan anlam denir. Dilimizdeki her sözcüğün yan anlamı yoktur. Yan anlam, "kullanım anlamı" olarak da adlandırılır. Bir sözcük, birden çok yan anlam kazanabilir:
Biz de şimdi bu konuyu konuşuyorduk. (Belli bir konudan söz etmek)
Bu hafta Türk Dil Kurumu'nda konuşacağım. (Konuşma yapmak, söylev vermek)
Onların sofrası daha şendi. (Birlikte yemek yiyenlerin tümü)
Nehrin kolu, ormanın içinden geçiyor. (Nehri besleyen dere)
Çocuklar, bulunduğumuz odaya da dalmışlardı. (Bir yerin içine girmek)
Göz: Temel anlam: Görmeye yarayan, iki tane olan, bir çukurun içinde bulunan ve hareket eden, açılıp kapanan, gözyaşı salgılayan yuvarlak organımız. Gözü iyi görmüyor.
Yan anlamları: Tomurcuk (Ağacın gözü) - açılıp kapanan ve biçimi oval olan Delik (İğnenin gözü) - boşluk ve yuvarlaklık ilişkisi Kefe (Terazi gözü) - İkizlik ve yuvarlaklık ilişkisi Çekmece (Masanın gözü) - Boşluk, açılıp kapanma ve hareketli olma. Kaynak (Suyun gözü) - kaynak, akarsu, göz, gözyaşı Bölme (Çantanın gözü)- Boşluk ilişkisi Oda (Evin gözü) - Boşluk ilişkisi
Batmak: Temel anlam: Bir nesnenin sıvının içine gömülmesi, dibe inmesi, sıvıyla kaplanıp görünmez olması Gemi battı.
Yan anlamları: Görünmez olmak- Güneş battı. Saplanmak - İğne battı. Sıvanmak, kaplanmak - Üstü başı çamura batmış.
Yanmak: Temel Anlam: Parlak ışık, yüksek ısı çıkarmak alev almak, tutuşmak Evler yanıyor.
Yan anlamları: Yüksek ısıdan etkilenmek - Elim yandı. Güneşten esmerleşmek - Güneşte fazla yanmış.
Örnek Cümleler:
Sigarayı bıraktım.
Ayakkabının burnu delinmiş.
An sokunca elim şişti.
Sorun bu yolla çözülemez.
Gazeteler böyle yazıyor.
Masanın ayağı kırılmış.
Ben de bu kentte büyüdüm.
Dağın başı, sisler içindeydi.
Edison, ampulü buldu.
Mektup iki günde gitmiş.
İki diş sarımsak istedi.
Yol harcı olarak bin lira vermişler.
Bizimle gelmene baban ne der?
Senin durumundaki biri böyle yerlere giremez.
Yemeği ateşten indiriver.
Karadeniz'in havası herkese iyi gelmez.
Yakıştırmaca: Yaşam koşullarının değişimine bağlı olarak, insan yaşamına yeni kavramlar girer. Ancak her yeni kavram için yeni sözcük bulunması mümkün değildir. Bu nedenle insanlar, yeni kavramları yakından tanıdıkları, iyi bildikleri kavramlardan yola çıkarak adlandırma yoluna giderler. "Yatak"; uyumak, dinlenmek için üzerine yatılan eşyadır. Eğer "yatak" sözcüğü "dere yatağı, çakıl yatağı" biçiminde kullanılırsa yakıştırmaca olur. Dağın eteği, kapının kolu, iki göz ev, masanın ayağı, kapının dili, defterin yaprağı, uçağın kanadı kullanımlarında yakıştırmaca sözcükler vardır. Yakıştırmaca sözcükler yan anlamla ilgilidir. Yakıştırmaca sözcükler bir kavramın, eşyanın adı durumundadır.
2. Sözcüğün Mecaz Anlamı Bir sözcüğün gerçek anlamı dışında bir anlamla kullanılmasına mecaz (değişmece) denir.
a) Mecaz anlam, değişik kümelerde incelenebilir: b) Sözcük düzeyinde mecaz c) Deyim düzeyinde mecaz d) Atasözü düzeyinde mecaz e) Argo düzeyinde mecaz
a) Sözcük düzeyinde mecaz
Dünya Savaşı o yıllarda koptu.
Tiyatroya gitmezsek biletlerimiz yanar.
Mesleğimde parlamak istiyorum.
Adam köpürmüş, bize doğru geliyordu.
b) Deyim düzeyinde mecaz
O adam kolay kolay kül yutmaz.
Şu gazetelere göz atsam iyi olacak.
Elimiz genişleyince bir araba alırız.
Bu işte bir bit yeniği var ama...
c) Atasözü düzeyinde mecaz
Can boğazdan gelir.
İt itin kuyruğuna basmaz.
Acemi katır kapı önünde yük indirir.
d) Argo düzeyinde mecaz
Farklı bir anlaşma biçimi sağlamak üzere aynı meslek veya topluluktaki insanların ortak dildeki sözcüklere özel anlamlar vermek, bazı sözcüklerde değişiklik yapmak suretiyle oluşturdukları herkesçe anlaşılmayan sözcük ve deyimlerden oluşan gereğinde mecazlı anlamlara da yer veren özel dile argo denir. Argonun şoför argosu, öğrenci argosu, hapishane argosu... gibi türleri vardır.
Ağzını ıslatmak ==> İçki içmek
Atmasyon ==> asılsız, anlamsız
Cavlağı çekmek ==> Ölmek
Viraj almak ==> Çok yalan söylemek
Mecazla İlgili Karma Örnekler:
Bitmek- Çok beğenmek, âşık olmak- O kıza bittim.
Vurulmak- Sevdalanmak- Ona vuruldum.
Sarmak-Kötü bir işe bulaşmak- Bu işi o sardı bize.
Durulmak- Hırçınlığı, dikliği geçmek- Askerden sonra duruldu.
Dikleşmek- Karşı çıkmak, isyan etmek- Bize niye dikleşiyorsun?
Sermek- Vazgeçmek, o işi yapmaz olmak- Dersleri serdi seninki.
Toparlamak- Kendine gelmek- Salma kendini, biraz toparlan.
Tatlı- Cana yakın, sevimli- Çok tatlı bir çocuktur.
Çok ağır bir adam, ona iş yaptıramazsınız.
On beş günde bir evde temizlik yapmazsam ölürüm.
Burak Bey oldukça ateşli konuşuyordu.
Hepimiz büyük bir tehlike atlattık.
Çocuklara bir şey öğretebilmek için çırpınıyordu.
Son zamanlarda işler çok durgun.
İki arkadaşsın arasında aşılmaz duvarlar vardı.
Burada bir iki gün kalınca yaşadığımızı duyacaksınız.
Klasisizm akımının katı kuralları vardır.
3. Sözcüklerin Terimsel Anlamı
Bilim, sanat, spor ya da bir meslek dalıyla ilgili kavramların karşılığı olan sözcüklere terim denir. Bir başka deyişle terim, genel olarak özel alanların kavramlarına verilen addır. Bu alanlar birbirinden çok ayrı olabilir.
Örnekler:
Bir üçgenin iç açıları toplamı yüz seksen derecedir. (geometri)
Diğer dişleri kurtarmak için köprü yapacağız. (Dişçilik)
Güreşçimiz köprü kurmayı iyi biliyor. (spor)
Suyun özgül ağırlığı kaçtır?(fizik)
Tütün önemli oranda nikotin içerir. (botanik)
Barış zamanı vergileri subaşılar toplardı. (tarih)
Bu oyunda suflör kullanmayacağız. (tiyatro)
Toplardamarda bir sorun vardı. (Tıp)
Dilimizde ekler sözcüklerin sonlarına gelir. (dilbilgisi)
4. Yansıma Sözcükler
Dilimizdeki bazı sözcükler, doğadaki türlü varlıkların çıkardığı seslerden türemişlerdir. Böyle sözcüklere "doğa yansıması" (tabiat taklidi) sözcükler denir. Yansıma sözcüklerin kimileri doğa olaylarından kaynaklanır. miyav+la (mak) gıcır + tı me + le (mek) pat + ir + tı Uyarı: Yansımadan doğmuş sözcüklerin kökleri anlamsızdır. Yansıma köklerden ad ya da eylem soylu sözcükler türetilebilir gür + ül + tü ==> ad çıt + ir + tı ==> ad gür + le (mek) ==> eylem puf + la (mak) ==> eylem
UYGULAMA
Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcükleri anlam ilişkilerine göre ayırınız. (temel - gerçek - mecaz - terim)
Bardağın ağzı kırılıverdi.
Mağaranın ağzında demir atıp beklemeye başladılar.
Irmağın ağzında, balıklar rahatlıkla görülüyordu.
Yolun ağzında karşılaşınca selamlaştılar.
Bıçağın ağzı iyice körelmişti.
Bırak bu ağızları da doğru konuş.
Sözcüklerde Anlam İlişkileri
1. Eşanlamlılık İlişkisi
Sesleri farklı olduğu halde aynı kavramı yansıtan sözcüklere eşanlamlı (anlamdaş) sözcükler denir. Anlamdaş sözcüklerden biri, yabancı dillerden gelmiştir.
Örnekler:
Dil --------------------lisan
Bellek---------------- hafıza
Uygarlık--------------medeniyet
Yargıç sanığı susturdu (hâkim)
Bu soruna yanıt vermeyeceğim (cevap)
Şiirde içerik pek önemli değildir. (muhteva)
Abartmaya çok sık başvurmuş. (mübalağa)
Olanaksız böyle bir iş yapmamız. (imkansız)
2. Yakın Anlamlılık İlişkisi
Eşanlamlı gibi görünmelerine karşın, anlamca tam bir eşitlik göstermeyen; ancak birbirine ya-kın anlam taşıyan sözcüklere yakın anlamlı sözcükler denir.
Örnekler:
dalavere - desise –dolap- düzen-entrika
kusursuz-eksiksiz-mükemmel-şahane
bön - aptal – budala – salak- beyinsiz
Alınmak, kırılmak, kızmak
Uğraşmak, didinmek
Çalışmak, çabalamak
Bakmak, görmek, seyretmek
Gürbüz, sağlıklı
Sessiz, sakin
Yürümek, koşmak, gitmek
Ulaşmak, varmak
Bu sözcükler cümlede birbirinin yerine kullanılırsa anlam değişir.
3. Karşıtlık (Zıtlık) İlişkisi
Anlam yönünden birbirinin tersi olan sözcüklere karşıt (zıt) anlamlı sözcükler denir.
Örnekler:
Varlık----------------- yokluk
Canlı------------------- ölü
Sevinmek--------------üzülmek
UYARI: Sözcüklerin karşıtları olumsuz biçimleriyle karşılanamaz Bir başka deyişle bir sözcüğün olumsuz biçimi, onun karşıtı değildir. Örnekler:
Canlı --------------Cansız
Sevinmek --------Sevinmemek
Gülmek -----------Gülmemek
Paralı --------------Parasız
4. Sesteşlik İlişkisi
Yazılış ve okunuşları aynı, anlamlan birbirinden çok farklı sözcüklere sesteş sözcükler denir.
Örnekler:
Bu yol iyi asfaltlamamışlar.
Zararlı otları hemen yol.
Al bir ata binmişti.
Bana bir kitap al.
Geçen yaz tatile çıkamadık.
Bir şiir yaz.
Bu göl çok derin.
Bahçeden çiçekler derin.
İt ürür, kervan yürür.
Kapıyı azıcık it.
UYARI - 1: eğişik anlamlarda kullanılmış çokanlamlı sözcüklerle sesteş sözcükler birbirine karıştırıl-mamalıdır. Sesleri benzer bile olsa yan anlam bağıntısıyla kullanılan sözcükler sesteş sayılmazlar; çünkü anlam bağıntısı kopmamıştır.
Örnek:
Burun kanaması tehlikeli değildir.
Anamur Burnu’ndan yola çıktık.
Geminin burnu şimdi göründü.
UYARI - 2: şağıdaki sözcüklerin anlamları farklı olsa bile, bu sözcükler sesçe benzerlik göstermedikleri için sesteş sayılmazlar:
Örnek:
âdet - adet
yâr - yar
âlem - alem
UYARI - 3: ir sözcücüğün temel anlamı ile mecaz anlamı sesteş olarak düşünülmemelidir. Örnek:
Kuru otlar, bir kibrit değse tutuşuverecekti. (temel)
Bu yazarın kuru bir anlatımı var. (mecaz)
5. Somutluk - Soyutluk İlişkisi
Dildeki her sözcük, bir kavramın, nesnenin ya da olayın göstergesi durumundadır. Bir sözcüğün karşıladığı, hatırlatıp aklımıza getirdiği varlık ya da kavram kimi kez madde halinde biçimlenmiştir; bu kavramları duyularımızla (görme, tatma, işitme...) algılayabiliriz. Böyle sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir. Bazı sözcükler madde halinde biçimlenmemiş, ancak varlığına akıl yürütme yoluyla karar verebildiğimiz bir kavram ya da durumu bildirirler. Böyle sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir. Somut: çiçek, ağaç, ses, koku, tilki Somut kavramlarla anlatılan nesneler uzayda yer kaplar. Soyut: ruh, insanlık, akıl, vicdan, umut Soyut kavramlarla anlatılan düşünceler uzayda yer kaplamaz. Soyut anlamlı sözcüklerin anlamları göreceli (izafi)dir; kişiler arasında tartışmaya neden olabilir. Soyut kavramların, bu yüzden birbirinden farklı tanımlarının yapılması doğaldır. UYARI: Somut anlamlı sözcükler, zaman içerisinde anlam genişlemesine uğrayarak bir de soyut anlam kazanabilirler. Bu olaya dilde, “somuttan soyuta geçiş” denir.
Örnek:
İnsan beyni milyarlarca hücreden oluşur. (somut)
Onda beyin olmadığını söylemiştim. (soyut)
6.Nicelik ya da Nitelik Bildiren Sözcükler Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen ya da azalıp çoğalabilen durumunu bildiren sözcüklere nicelik anlamlı sözcükler denir.
Örnekler:
Az bir parayla bizi savuşturdu.
Konuyu birkaç öğrenci anlamamıştı.
Dilimizdeki kimi sözcükler bir kavramın nasıl olduğunu ne gibi özellikler taşıdığını anlatırlar. Böyle sözcüklere nitelik anlamlı sözcükler denir. Nitelik anlamlı sözcükler daha çok sıfat ya da belirteç olarak kullanılırlar.
Örnek: “Dinle, bir ceylan ağlıyor, ormanda Kara gözlerinde eski bahçeler Gel sen beni dinle, gitme ne olur Örtsün üstümüzü ıslak geceler.”
7. Genel - Özel Anlam İlişkisi
Dilimizde öyle sözcükler vardır ki, söylendiğinde birden çok varlığı belleğimizde canlandırır. Bir başka deyişle bazı sözcükler kavram ya da nesneleri topluca belirtirler. İşte böyle sözcüklere “genel anlamlı sözcükler” denir.
Örnek:
Canlı==>bitki==>çiçek==>menekşe
Yine öyle sözcükler de vardır ki bunlar tek bir varlığı dile getirirler. Yani aynı türden kavramları tek tek düşündüren sözcüklere “özel anlamlı sözcükler” denir.
Örnek:
Ayşe, Samsun...
Sözcüklerde Anlam Olayları 1. Benzetme
Söyleyişe güç ve güzellik katmak için aralarında benzerlik ilgisi bulunan kavramları karşılaştırmaya benzetme denir. Benzetme, günlük yaşamımızda en çok başvurduğumuz anlatım yollarından biridir. Güçlü bir benzetme; bir durumu, bir olayı sayfalarca sürecek betimlemelerden daha güzel anlatabilir.
Tam bir benzetmede dört öğe bulunur:
Benzeyen
Kendisine Benzetilen
Benzetme Yönü
Benzetme İlgeci (Edatı)
Bir benzetmede bu öğelerin tümünün olması zorunlu değildir.
Örnek: “O gece rüzgâr kesildi. Gök bulutlandı. Yağmur, bardaktan ne kelime, küpten, varilden boşanırcasına yağmaya başladı. Toprak serin ve bol suyu, askerden dönen oğullarını kucaklayan analar gibi içi titreyerek bağrına bastı.”
Benzeyen: Toprak Kendisine Benzetilen: ana Benzetme Edatı: gibi
Örnek: Ah bu türküler Türkülerimiz Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz Benzeyen: türküler Kendisine Benzetilen: ana sütü Benzetme Yönü: temiz Benzetme Edatı: gibi
UYGULAMALAR
Aşağıdaki cümlelerde yer alan benzetmeleri bulunuz: 1) Köhne düşünceler, paslanmış çivilere benzer. 2) Kafası kazan gibi oldu. 3) Orasını avucunun içi gibi biliyor. 4) Kurtuluş Savaşı’nda kağnıları çekenler arasında dal gibi bir kız vardı.
2. İstiare (Eğretileme)
Benzetmedeki benzeyen ya da benzetmelikten birinin kullanılmasıyla oluşturulan değişmecedir. İstiare, benzerlik ilişkisine dayandırılmaktadır. Bu değişmecede benzetme amacıyla, bir sözün, bir başka söz yerine kullanılması söz konusudur.
a) Açık istiare: Sadece kendisine benzetilenle yapılan istiare türüdür. “Yuvayı yapan dişi kuştur” atasözünde, kadın, dişi kuşa benzetiliyor; fakat benzeyen kullanılmıyor, benzetilen (kuş) kullanılmış. “Bir ateş düştü Yanarım kimse bilmez.” Bu dizelerde “ateş” sözcüğü, “kuşku” ya da “aşk” yerine kullanılmıştır. Benzeyen yok, benzetilen (ateş) kullanılmış; açık istiare.
Örnekler:
Şu beşikte yatan meleğe bakınız.
Sınırlarımızda aslanlarımız bekliyor.
Gökyüzü kurşunla örtülü.
Yüce dağ başında siyah tül var.
İnatçı keçi, benimle hiç konuşmadı.
Siyah saçlı kartal biraz önce sınıfa girdi.
b) Kapalı istiare:
Sadece benzeyenin kullanılmasıyla yapılan değişmeceye kapalı istiare denir. “Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.” cümlesinde, benzeyen: oğul benzetilen: kuş (cümlede kullanılmamış) "kapalı istiare"
“Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor.” cümlesinde; benzeyen: tekerlekler benzetilen: insan (kullanılmamış) "kapalı istiare"
Örnekler:
Ufakta günün boynu büküldü.
Ninniler söylermiş bir serin dere.
Martılar, özgürlük şiirleri okuyordu gökyüzünde.
Dünyada artık silahlar konuşmasın.
Güldüğünde dişlerinin döküldüğünü fark ettim.
Kitap okuyan Aynur’un gözlerinden uyku akıyordu.
Olumsuz düşüncelerini aktararak çevresindekileri zehirliyor.
NOT: Her kişileştirme aynı zamanda bir kapalı istiaredir; fakat her kapalı istiare bir kişileştirmedir diyemeyiz.
3. Teşbih-i Beliğ İki öğeli benzetmedir. Bu benzetmelerde benzetme edatı ile benzetme yönü kullanılmaz.
Örnekler:
Kömür gözler yaktı, mest etti beni.
Karşıdan kalem minareler göründü.
İnci dişlim, kalem kaşlım, gül yüzlüm.
4. Kişileştirme
İnsana özgü kimi özellikler insan dışı varlıklara yakıştırılırsa kişileştirme yapılmış olur. Bir başka deyişle kişileştirme, insan dışı varlıkları insan gibi düşünmedir. Örnekler:
“Umutsuz günlerimde bir duman Yükselir göğe doğru Yaralı bir gemi yavaş yavaş Gömülür mahzun dalgalara...” Kişileştirilen kavramlar: Gemi, dalga
İyimser bulutlar sarkmağa başlar dağ eteklerinde Yavaştan dönerim kendi benliğime Bir de bakmışım eski derinliğini kazanmış Berraklaşmış gökyüzü Eski neşesine dönmüş Ağaçlar, kuşlar, çocuklar...”
“Ufukta bir aydınlık belirdi. Biraz sonra da güneş yeryüzündeki her şeyi selamladı. Onun bu selamını küçük mavi göl büyük bir sevinçle aldı. Göldeki balıklar uyandı; yeni bir güne başlamanın heyecanıyla bir baştan bir başa koşuştu...” Kişileştirilen kavramlar: Güneş, göl, balıklar
5. Dolaylama Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramı birden çok sözcükle anlatmaya dolaylama denir. Dolaylamada amaç anlatımı güzelleştirmek, bu yolla okuyucuyu etkilemektir.
Örnekler:
Yavru vatan şu günlerde çok sıkıntılı (Kıbrıs)
Mavi melekler diplomalarını bir törenle aldılar. (Hemşireler)
Yunan bayrağının çiğnenmesine büyük önder karşı çıkmıştı. (Atatürk)
Tanrının kırbacı o zamanlar Avrupa’yı titretiyordu. (Attila)
Beyaz altın- Pamuk
Beyaz perde- Sinema
Kara elmas- Kömür
Yedi Tepeli Şehir- İstanbul
Yavru Vatan- Kıbrıs
Ormanlar kralı- Aslan
Derya kuzusu- Balık
Ege'nin İncisi - İzmir
Türkiye'nin Kalbi- Ankara
Ulu Önder- Atatürk
Milli Şef- İnönü
Kara Kıta- Afrika
Sokaktaki adam- Vatandaş
Vatan borcu- Askerlik
6. Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel) Aralarında benzetme ilgisi bulunmayan iki kavramdan birini diğeri yerine kullanmaya ad aktarması (mecaz-ı mürsel) denir. Ad aktarması, mecazın bir türüdür. Bu anlam olayında bir sözcük gerçek anlamı dışında kullanılmaktadır.
a) İç - dış ilişkisine dayalı aktarma:
Sobayı yak da biraz ısınalım.
b) Bütün - parça ilişkisine dayalı aktarma:
Uçak Antalya’ya indi.
c) Sanatçı - eser ilişkisine dayalı aktarma:
V. Hugo ‘yu okurken, Fransız tarihini de öğre-nirsiniz.
"Ankara"yı, "hükümet" yerine kullanırken "hükümet"in bulunduğu yer ve hangi ülkenin hükümeti olduğuna dair bilgiyi de aktarmış oluruz. (Ankara tepkiliydi.)
"Cam" sözcüğünü "pencere" yerine kullanırken, "pencere"nin önemli bir bölümünü de belirtme (Camı kapa.)
"Ev" sözcüğünü, "aile" yerine kullanırken "aile"nin yerini belirtme (Eve sorayım.)
Büroyu taşıdık geçen akşam. (Eşyaların nerede olduğu)
İki baş, bir yastık içindir. (İnsanın en önemli organı)
Genç kalemlere ihtiyacımız var. (Yazarların hangi aracı kullandığı)
İki raket, kıyasıya yarışıyor. (Sporcunun hangi aracı kullandığı)
İki daktilo alınacak. (Sekreterlerin hangi aracı kullandığı)
UYGULAMA: Aşağıdaki cümlelerde yer alan ad aktarmalarını bulunuz:
Eve haber ver, akşam gecikeceğim.
Semaver, fokur fokur kaynıyordu.
Yatmadan önce Özdemir Asaf’ı okuyacağım.
Vapur, Üsküdar yanaştı.
Kasaba, olayın nedenlerini anlatamıyor.
Doğu, fiyat artışlarından olumsuz etkileniyor.
7. Deyim Aktarması Bir sözcüğün dile getirdiği kavramla bir başka kavram arasında çoğu kez benzetme yoluyla bir ilişki kurarak sözcüğü o kavrama aktarırız. Bu olaya deyim aktarması denir Deyim aktarması, anlatımı güçlendirmek ya da duygu ve düşünceleri kısa yoldan anlatmak için başvurulan bir yöntemdir. Deyim aktarmasının dilimizde birkaç türü vardır:
a) İnsandan doğaya aktarma b) Doğadan insana aktarma c) Somutlaştırma d) Duyular arası aktarma
a) İnsandan doğaya aktarma:
Örnekler:
Dolabın gözünde hiçbir şey yok.
Hırçın denizin dalgaları sahili her zamankinden şiddetli dövüyordu.
Dağın eteğinde kuruldu köy.
Kel tepeler, kambur dağlar...
Kör bir istasyondu.
b) Doğadan insana aktarma: Deyim aktarmalarının bir türü de doğayla ilgili öğelerin insan için kullanılmasıdır. Her dilde görülen bu aktarmalar arasında hayvan adları, doğadaki nesnelerin niteliklerini yansıtan sıfatlar başta gelir.
Örnekler:
Aslanım, yaptığın bu iş doğru değil!
O tilkiye söyle, borcunu ödesin.
Senin kadar pişkinini de görmedim.
Paslanmış beyinlerle olmaz bu iş.
Kuru bir üslubu vardı.
Temelsiz bir sav bu.
c) Somutlaştırma: Soyut, anlatılması güç düşünce ve duyguların somut kavramlarla dile getirilmesi olayına so-mutlaştırma denir.
Örnekler:
Bu öğrencideki zekâ kimsede yok! (soyut kavram)
Bu öğrencideki kafa kimsede yok! (somut kavram)
Bunları anlata anlatana usandım. (soyut kavram)
Bunları anlata anlata dilimde tüy bitti. (deyimle somutlaştırma)
d) Duyular arasında aktarma: Bu anlam olayında duyu organlarımızdan biriyle ilgili bir kavram, bir başka duyuyla ilgili kullanılır.
Örnekler:
Yangından sonra acı feryat yeri göğü inletti.
Bir tatlı bakış insanı kimi zaman mutlu etmeye yeter.
Acı bir çığlık işittik. (Tatma duyusundan işitmeye)
Soğuk davrandı bize. (Dokunma duyusundan kavramaya)
Yumuşak bir sesi var. (Dokunma duyusundan işitmeye)
Yanık bir türkü tutturdu. (Görme duyusundan işitmeye)
8. Değinmece (Kinaye) Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanarak amacı üstü örtülü anlatmaya denir.
Örnekler:
Başkalarının kamburunu taşımaya niyetim yok.
Yalnız taş, duvar olmaz.
Herkes gün gelir, ektiğini biçer.
Diğer Anlam Olayları 1. Anlam Değişmesi Bir sözcüğün anlattığı kavramlardan uzaklaşması, onunla ilgisi bulunan ya da hiçbir ilgisi bulunamayan kavramları yansıtır duruma gelmesine anlam değişmesi denir. Örnekler: Sakınmak: düşünmek, üzerinde durmak yaslanmak, kederlenmek (Eski Türkçe) Sakınmak: esirgemek, korumak (Günümüzde)
Yufka: ince, dayanıksız (Eski Türkçede) Yufka: ince açılmış hamur (Günümüzde)
Anlam değişmeleri başlıca üç türde toplanabilir:
a. Anlam daralması: Bir sözcüğün zamanla kapsadığı anlamların bir bölümünü yitirmesine denir. Örnekler: Oğul: kız ve erkek çocuk (Eski Türkçe) Oğul: erkek evlat (Günümüzde) Koyun: her türlü mal ve mülk(Eski Türkçe) Koyun: küçükbaş hayvan (Günümüzde)
b. Anlam genişlemesi: Bir sözcük, temel anlam olarak bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü nesnenin bütününün, bütün türlerini anlatır duruma gelirse buna anlam genişlemesi denir.
Örnek: Ödül: güreşlerde verilen mükâfat (Eski Türkçe) Ödül: yarışmalarda verilen mükâfat (Günümüzde)
c. Başka anlama geçiş: Bir sözcüğün eskiden taşıdığı anlamdan sıyrılarak bambaşka yeni bir kavramı yansıtmasına başka anlama geçiş denir.
Örnek: Ucuz: Kolay değersiz (Eski Türkçe) Ucuz: Daha az parayla alınan (Günümüzde)
2. Anlam İyileşmesi (Güzel Adlandırma)
Bir sözcüğün eskisine göre daha iyi bir anlam taşır duruma gelmesidir.
Örnekler:
Yavuz (yabız): Fena, kötü, perişan (Eski Türkçe) Yavuz: Yaman, yiğit Yavuz: İyi, güzel, iyi huylu, eli açık (Anadolu ağızlarında) Verem: ince hastalık Ölüm: gitmek ya da Hakkın rahmetine kavuşmak Hela: yüznumara Domuzlu: Denizli Kokaryalı: Güzelyalı (İzmir)
3.Anlam Kötüleşmesi Örnekler: Canavar: canlı, hayvan (Eski dil)
Anlam gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek amacıyla aynı sözcüğün yinelenmesi veya anlamları birbirine yakın yahut karşıt olan ya da sesleri birbirini andıran iki sözcüğün yan yana kullanılmasıdır. İkilemelerin başlıca anlamsal işlevleri:
1- İkilemelerin başlıca işlevi anlamı pekiştirerek güçlendirmedir.
Öbek öbek çiçekler
demet demet güller
Sıcak mı sıcak hava
iyi mi iyi bir insan
2- İkilemeler anlamı pekiştirip güçlendirirken kimi kez de anlamın sağladığı gücü, değeri artırır abartırlar.
Güle güle bir hal olduk.
Ağlaya ağlaya gözlerinden oldu.
Sokak sokak kiralık ev aradık.
3- İkilemelerde, anlamı pekiştirme, güçlendirme, abartma ile birlikte çokluk kavramı da vardır. Çokluk kavramı kimi kez niteliksel, kimi kez de nicelikseldir.
Deste deste para verdim ona
Güzel güzel çocukları vardı onların
İkilemelerin Anlamsal Kuruluşları: İkilemeler genel olarak hemen hemen her tür sözcüğün yinelenerek kalıplaşmasıyla oluşur. Bu yineleme kimi kez ad soylu sözcüklerin, kimi kez eylemlerin, kimi kez de yansıma sözcüklerin yan yana kullanılması ya da aralarına başka dil birimlerinin girmesiyle oluşur.
kapı kapı dolaşmak
dizi dizi boncuk
koşa koşa yorulmak
gürül gürül akmak
Bu genel kuruluşların dışında ikilemelerin diğer anlamsal kuruluşları:
a) Aynı anlamlı (anlamdaş) sözcüklerin yinelen-mesiyle kurulan ikilemeler:
sorgu sual
ses seda
köşe bucak
bet beniz
b) Yakın anlamlı sözcüklerle kurulan ikilemeler:
delik deşik
eş dost
dünya alem
doğru dürüst
c) Karşıt anlamlı sözcüklerle kurulan ikilemeler:
irili ufaklı
büyüklü küçüklü
er geç
d) Biri anlamlı, diğeri sesçe anlamlı sözcüğe benzeyen, onunla anlam kazanan bir sözcükle kurulan ikilemeler:
eğri büğrü
eski püskü
yırtık pırtık
incik boncuk
e) Tek başlarına anlamları olmayan, sesçe birbirini çağrıştıran, birlikte kullanıldıklarında anlam kazanan sözcüklerle kurulan ikilemeler:
ıvır zıvır
eciş bücüş
abur cubur
f) Yansıma sözcüklerin yinelenmesiyle kurulan ikilemeler:
Sözcük anlamı ile ilgili sorular ÖSS'de birkaç farklı biçimde sorulmaktadır. Daha önceki yıllarda sık sık kullanılan bazı biçimler son yıllarda pek tercih edilmemektedir. Soru biçimlerini örneklerle ele alalım.
Soru cümlesinde bir sözcüğün anlamlarından biri verilir, hangi seçenekte sözcüğün verilen anlamda kullanıldığı sorulur.
"Hangi cümlede "görmek" sözcüğü "anlamak" anlamında kullanılmıştır?" cümlesindeki gibi. Böyle bir soruda "görmek" fiilinin geçtiği yerler "anlamak" getirilerek okunacaktır; "görmek" sözcüğünün aldığı ekler "anlamak"a getirilecektir: gördü=anladı
Örnek: Süzülmek" kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde "akmak" anlamında kullanılmıştır? A) Gözlerinden yanaklarına yaşlar süzülüyordu. B) Çocuk, kapı aralığından yavaşça içeriye süzüldü. C) Sandal, durgun suda bir kuğu gibi süzülüyordu. D) Hastalıktan zayıflamış, süzülmüştü. E) Uçurtma havalanmış, göklerde süzülüyordu.
(1987/ÖYS)
Bir başka soru tipinde ise bir sözcüğün hangi cümlede farklı anlamda kullanıldığı sorulur. Verilen sözcük dört seçenekte aynı anlamda, birinde farklı anlamdadır. Örneğin "rahat" sözcüğünün sorulduğunu düşünelim. Bu sözcük dört seçenekte "huzur" anlamında kullanılır, birinde "gamsız, aldırmaz" anlamında kullanılır.
Örnek: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "çocuk" kelimesi, ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A) Çocuklardan yaşlarına göre güç işler istenmemelidir. B) Çocukların gelişmesi için çok iyi beslenmeleri gerekir. C) Yeni yürümeye başlayan çocuklar sık sık düşerler. D) Bu çocukların evlenip, yuva kurmalarına biz yardımcı olduk. E) Çocuklar gizlilik kavramını zamanla öğrenirler.
(1987/ÖSS)
Bir başka soru tipinde ise anlamı sorulan sözcük örnek bir cümlede verilir, hangi seçenekte bu cümledeki anlamı ile kullanılmıştır şeklinde sorulur.
Böyle sorularda seçeneklere bakmadan önce sorudaki cümlenin halledilmesi gerekir. Anlamı sorulan sözcüğün yerine bir sözcük getirilmeli ve bu sözcüğün cümlede bütünlüğü sağlayıp sağlamadığı kontrol edilmelidir. Sözcüğün nasıl bir bütünün içinde kullanıldığı önemlidir. Doğa ile ilgili bir cümledeki kullanım ile soyut düşüncedeki kullanım bir olmaz. Bu durumu örnek bir soru ile anlaşılır hale getirelim:
Örnek: "Yırtmak" kelimesi, aşağıdakilerden hangisinde, "Konuşmanın kısık ve boğuk mırıltısını yırtan çığlıklar yükseliyordu." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır? A) Mektubu okuduktan sonra öfkeyle yırtıp attı. B) Çivi, çocuğun elini boydan boya yırttı. C) Seyirciler, boğazlarını yırtarcasına bağırıyorlardı. D) Gecenin sessizliğini yırtan bir bekçi düdüğü duyuldu. E) Defterini yırtan çocuğu kalabalığın arasında tanıdı.
(1985/ÖYS)
Son yıllarda sık sorulan bir başka soru tipinde cümlede geçen bir söz öbeğinin anlamı, cümleye kattığı anlam sorulmaktadır. Kimi sorularda altı çizilerek söz öbekleri sorulmaktadır. Böyle sorularda sorulan söz öbeğinin anlamının bir söz ile karşılanması doğru olur.
Örnek: Ne olursa olsun oraya gideceğim.
cümlesine altı çizili sözün kattığı anlam aşağıdakilerden hangisinde vardır? A) Arkadaşımı mutlaka bulacağım. B) Bütün gerçekleri açıklayacağım. C) Hemen yola çıkacağım. D) Bunların hiçbirini söylemeyeceğim. E) Eşyalarımın hepsini götürmeyeceğim. (1998/ÖSS)
Örnek: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde aynı düşünce değişik sözlerle yinelenmiştir? A) Seçilen konular ve bunların işleniş biçimi, yazınsal türlere göre değişir. B) Bu şiirlerin bir bölümü yazıldığı günlerin sınırını aşamamış, yaşarlığını koruyamamıştır. C) Şimdi de yaratma sürecinin bir başka yönü, konunun algılanış biçimi tartışılmalıdır. D) Konuşma sırasında, sözcük seçimiyle, ses tonuyla anlam değişiklikleri oluşturulabilir. E) Romanda, kişinin doğup büyüdüğü toprakları unutması, oralardan kopuş nedenleri uzun uzun anlatılmaktadır.
(2006)
Somutlama
Somutlama, soyutun somutlaştırılması demektir. Somutlamalar, genellikle kişileştirmelerle ve benzetmelerle yapılır. Somutlama eğretilemelerde de görülebilir.
"Felek önce yüzüme güldü sonra beni ağlattı." cümle­sinde felek (talih, baht) soyuttur. Bu soyutluk insana ait özellikler olan "yüze gülme" ve "ağlatma" yönleriyle insana benzetilmiştir. Dolayısıyla soyut olan "felek", "insan"a benzetilmekten kaynaklı kişileştirilmiştir, böylelikle de somutlanmıştır. Bu cümlede soyutu somutlama vardır.
"Böldü bölük bölük dert beni." dizesinde soyut olan "dert", "bölme" yönünden kişileştirme yoluyla somutlan­mıştır.
"Uslan artık deli gönül Bak gelip geçiyor ömür." Bu ifadede soyut bir kavram olan "gönül" kişileştirme yoluyla somutlanmıştır.
"Yiğidin sevdiği güzel olursa Ömrü ardından sökülür gider." Burada soyut bir kavram olan "ömür" bir yumağa benzetilerek somutlanmıştır.
"Bir kara trendir ölüm." Benzeyen ve kendisine benzetilen öğeler cümlede bulunduğu için "güzel benzetme" söz konusu olduğu bu cümlede soyut bir kavram olan "ölüm" somut bir şey olan "kara tren"e benzetilmiştir. O halde soyut, benzetme yoluyla somutlanmıştır.
** Soyut olan bazı durumların kolay kavranabilmesi için somutlamalardan yaralanılır. Somutlamalara özellikle deyimlerde sık rastlanır.
* "Kabına sığamaz oldu son zamanlarda." * "Yine mi bir çam devirdim?" * "İpin ucunu kaçırırsanız, hiç iyi olmaz." * "Kendi yağıyla kavrulan bir aileydi."
** Somutlamanın olabilmesi için bir soyutun olması şarttır. Aksi halde sadece kişileştirme veya benzetmeler söz konusu olur.
"Ben bir ceviz ağacıyım Gülhaneparkı'nda." benzetmesinde benzeyen öge olan "ben" somuttur, kendisine benzetilen öge olan "ceviz ağacı" da somuttur. O halde burada somutlamadan söz edilemez. Burada sadece benzetme vardır.
"Akşam loşluğunda deniz, gülümsüyordu bize."kişileştirmesinde benzeyen öge olan "deniz" somuttur ve yine somut olan "insan"a benzetildiği için somutla­madan söz edilemez.
"Eridim bir güzelin yüzünden." cümlesinde ise psikolojik durum "erimek'le somutlanmıştır.
Örnek Soru: Aşağıdakilerden hangisinde somutlama yapılmamıştır? A) Aşk, bir askerdir sabahları, yalnız ve hüzünlü. B) Garip bir kuştu gönlüm de saçına kondu gönlüm. C) Sayılı günler tükendi, yolun sonu görünüyor. D) Zaman, bir atlı gibi koşuyor bilinmeyene. E) Burada insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi bereketli. Cevap: E
Cümlede Anlatım Yolları
Her iletinin kendine özgü bir anlatım yolu vardır. Yazan ya da konuşan kişi bu yollardan birine başvurarak anlatımını etkili kılmaya çalışır. Bu, cümlenin biçim özelliğidir.
1. Doğrudan Anlatım Başkasına ait bir söz, hiç değiştirilmeden "dedi, demiş, diyor" gibi ana yargıya bağlanarak aktarılıyorsa buna "doğrudan anlatım" denir. Doğrudan anlatımlarla kendi görüşlerimizin inandırıcılığını artırmış oluruz. Bu aktarım kimi zaman tırnak (" ") içinde kimi zaman da virgülle (,) yapılır.
Örnekler:
Annem: "Sezgi, bilgiden yüğrüktür." derdi.
Ben bu işin böyle yapılmasını istemedim, dedi.
2. Dolaylı Anlatım Başkasına ait bir söz (genellikle bire bir anımsanmadığı için) söz söyleyenin kendi cümlesiyle aktarılır. Bu aktarımda önemli olan, sözün içeriğinin değiştirilmemesidir. Amaç, yine bir görüşü inandırıcı kılmak ya da sadece aktarımdır. Not:"Dolaylama" ile "dolaylı anlatımı" karıştırmayınız.
Örnekler:
Annem, bizim dediği Edison'u çok büyük adam sayardı.
Bu işin böyle yapılmasını istemediğini söyledi.
Balzac, şiirin bir emek işi olduğunu söyler.
3. Nesnel ve Öznel Anlatım Herkes için aynı olan, kanıtlanabilir, doğrulanabilir olan anlatıma "nesnel anlatım"; bunun tersine de "öznel anlatım" denir. Nesnel anlatımda söz söyleyen ya da yazan kişi, bir nesnede gördüklerini olduğu gibi anlatmakla yetinir. Yorum yapmaz, kişisel görüşlerini bildirmez. Bu tür anlatım, genellikle makalelerde kullanılır. Oysa öznel anlatım, kişisel görüşleri belirtmek, yorum yapmak amacıyla kullanılır. Bu tür anlatımlar, fıkra, deneme ve eleştiri, gezi gibi türlerde kullanılır. Yazarın, kanıtlama gibi bir amacı yoktur. Bir yazıda her iki anlatım yolu birlikte kullanılabilir. Ancak bunların bir tutarsızlığa yol açmaması gerekir.
ÖZNEL
NESNEL
Kişisel Objektif Subjektif Kesin Göreli (göreceli) Bilimsel Değişken Değişken olmayan İzafi Kanıtlanabilen Yoruma bağlı Herkese göre aynı
Öznel Cümleler:
Yeşilliklerin içinde bir dere kenarı, insana huzur verir.
Bu uçsuz bucaksız deniz, insana yaşamdaki zavallılığını anımsatır.
Başarılı olmak için, her şeyden önce başarıya koşullanmak gerekir.
Oltayı atıp saatlerce beklemek bana zaman kaybı gibi geliyor.
Cahit Sıtkı'nın şiirlerinin tadı başka bir ozanda yoktur.
Kendisine yapılan iyiliği takdir etmeyecek insan yoktur.
Sanatçıların çocukluk anılarının anlatıldığı bu kitap herkesin ilgisini çekecek nitelikte.
Çok iyi bir insandır.
Nesnel Cümleler:
Türkçe alfabede 29 harf vardır.
Şinasi'nin yazdığı Şair Evlenmesi, Türk edebiyatında ilk tiyatro örneğidir.
Türkiye'de ilköğretim 7 yıl önce 8 yıla çıkarıldı.
Zeytinin en çok yetiştiği bölge Ege'dir.
Bursa nüfus yönüyle Türkiye'nin beşinci büyük kentidir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun şiir türünde yapıtı yoktur.
Ülkemizdeki tiyatro izleyicisi sayısında bu yıl artış oldu.
Türkiye'nin yıllık ithalatı, ihracatından fazladır.
Örnek Soru: (I) Evimin balkonundan arka bahçelere bakarak sonbaharı günü gününe izliyorum. (II) Sonbahar bu yıl bana her zamankinden daha yakın geliyor. (III) Ama yine de yazın üzerimdeki etkilerinden bir türlü sıyrılamıyorum. (IV) Sanki avucumdan birdenbire kayıp gitti yaz. (V) Adalar Denizi'nin bol yıldızlı gecelerinin tadına varamadan sonbahar geliverdi. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde yazarın duygularına yer verilmemiştir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
(1997/ÖSS)
Örnek Soru: Aşağıdaki dizelerin hangisinde yorum söz konusu değildir?
A) Alabildiğine insan kalabalığı vardı / Bir aydınlık geleceğe bakıyordu B) Bir ılık güz öğlesinde / Şanlı haki urbası üstünde C) Koymuştu kılıcını içine kınının / Yürüyordu arasında sevgili halkının D) İzmir’e girişini Atatürk'ün / Bir kahve duvarındaki resimde gördüm E) Işıktı sevinçti türküydü / Görseydiniz o resimde Atatürk'ü (1999)
4. Genel ve Özel Anlamlı Anlatım Kimi yargılar, o türün tüm bireylerini kapsayacak bir genellikte anlatılır, kimileri ise o türün bireylerinden birini ya da birkaçını içeren özelliğiyle.
Genel anlam içeren bir cümle ya da paragrafın sonuna o türün özelini anlatarak sürdürülen anlatımlar "örneklendirme" yöntemi oluşturur. Ana düşünce (vurgulamak istenen) hep bu özelden önce gelen genelin özelliği olur.
Örnekler:
Analar güçlüdür. (Genel)
Annem güçlüdür. (Özel)
Analar güçlüdür. Güçlerini anneliklerinden alırlar. Dünyaya bir çocuk getirmek, onu büyütmek, yetiştirmek, eğitmek için canlarını dişlerine takarlar. Bundan dolayı da bütün insanların en güçlü varlığına dönüşürler. (Tamamı genel anlatımdır.)
Annem de böyle güçlü kadınlardandı. (Özel)
Sanatçı, toplumun sözcüsü olmalı. (Genel)
Sanatçı, toplumun sözcüsü olmuş bu yapıtında. (Özel)
5. Somutlayıcı Anlatım Soyut kavramları ya da düşünceleri algılamakta zorlanırız kimi zaman. Bunları daha iyi ve kolay kavrayabilmek için somutlamaya başvururuz. Benzetmeler ve deyimler, somutlamanın en etkili yollarıdır. Örneğin:
Adam çok öfkelenmişti ==> Adam küplere binmişti ==> Adam burnundan soluyordu
Memurlar, oradan oraya sürülüyordu ==> Memurlar, dama taşı gibi oynatılıyordu.
Örnek: Çırağımız Hasan çok çalışkan, özverili, zaman kavramını bilmeyen, üretken bir insandı. Az şeyle yetinirdi. Herkes hayrandı ona. Bir arı nasıl gün doğmadan işe başlar, akşam karanlığına dek çalışırsa, nasıl hiç dur durak bilmezse, nasıl kendinden vericiyse, nasıl dünyanın en güzel ürününü büyük bir sabırla üretirse ve herkesin beğenisini kazanırsa Çırak Hasan da öyle.
6. Yalın (Sade) ve Süslü (Sanatlı) Anlatım Süslü olmayan anlatımdır. Buna "edebiyatsız edebiyat" denir. Süslü anlatım, bir Divan geleneğidir edebiyatımızda. I. Yeni anlayışına dek sürmüştür. Edebiyat yapma merakı, öğrencilerle acemi yazarlarda gelişmiştir. Yalın söyleyişin, en değerli söyleyiş, edebiyatın doruk noktası olduğunun bilincinde değillerdir henüz. Oysa en büyük yazar ve ozanlar yalın söyleyişi benimsemişlerdir. Süslü anlatımda amaç, sadece sözü daha güzel söylemektir. Süslü anlatımın içeriğe hiçbir etkisi yoktur. Nasıl makyaj ve takılar bir kızın huyunu ve düşünme yetisini etkilemez, sadece onun daha güzel görünmesini sağlarsa öyle. Ama gerçek güzelliğin yalın güzellik olduğu herkesçe bilinir.
Süslü anlatım örnekleri:
Yaşlı adam, caddeyi bütün insanlığın günahlarını sırtlamış gibi ağır adımlarla geçti.
O, bu güzelim hayatın binlerce nimetine sırt çevirip ölümün ezeli ve ebedi ülkesine göç etti.
Bebek, bir yanardağın yüzyıllar boyu sessiz kalması gibi mışıl mışıl uyuyordu. Altı çizili bölümlerde süslü anlatıma başvurulmuştur.
Gözleri simsiyahtı.
Gözleri kömür gibiydi.
Zeytin gözleri vardı.
Bu cümlelerde yalın anlatım vardır. Her benzetme süslü anlatım değildir.
Gözleri, doğada nadir rastlanan ve insanın elde etme isteğini uyandıran, değeri Karun hazineleriyle ölçülemeyecek değerde bir siyah inciydi. (süslü anlatım)
Açıklamalı Atasözleri Örnekler Acemi katır kapı önünde yük indirir:Beceriksiz ve anlayışsız kişi, kendisine yaptırılan işi en kötü evresinde yüzüstü bırakır. Acı acıyı keser, su sancıyı:Bir güçlüğü yenmek için başka bir güç yola başvurmak gerekir. Acıklı başta akıl olmaz:Büyük bir sıkıntı içinde bulunan kimsenin yaptığı işte mantık aranmamalıdır. Acıyan uyumuş, acıkan uyumamış:Her türlü sıkıntıya katlanılır, açlığa katlanılmaz. Açılan solar, ağlayan güler:Hiçbir durum olduğu gibi kalmaz, tersine döner. Aç ne yemez, tok ne demez:Yoksul kişi eline geçen şeyin iyisine kötüsüne bakmaz. Varlıklı kişi ise en güzel şeylerde bile kusur bulur.
Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü:Karşındakini kızdıracak seninle ilgili kötü şeyleri ortaya dökmesine, senin için kötü sözler söylemesine yol açma. Adam adama gerek olmasa her biri dağ başında olurdu:İnsanlar bütün gereksinimlerini tek başlarına sağlayamazlar. Adamak kolay, ödemek güçtür:Söz vermek kolaydır, ancak bu sözü yerine getirmek güçtür. Çünkü bu, ya para ödemeyi ya da uğraşıp bir şey yapmayı gerektirir. Adamın iyisi alışverişte belli olur:Birçok insanlar çıkarları için ahlak dışı davranışlarda bulunmaktan çekinmezler. Böyle davranışlara en çok alışverişte rastlanır. Bir kimse alışveriş sırasında yalan söylemez, hile yapmaz, buna benzer ahlak dışı davranışlara sapmazsa iyi insan olduğunu göstermiş. Adam yanıla yanıla, pehlivan yenile yenile:Kişi, her girişiminde başarılı olmayabilir, yanılmış olur. Ama yeni girişimlerinde eski hatalara düşmeyecek deneyimler kazanmış olacağından başarma şansı artar. Ağaca balta vurmuşlar “sapı bedenimden” demiş:Bir kimseye en büyük kötülük, nankör olan yakınlarından ve kendi yetiştirdiklerinden gelir. Ağaca dayanma kurur, adama dayanma ölür:Hiçbir destek sürekli olmaz. Bunun için insan yapacağı işte başkalarının desteklemesine güvenmemeli, yalnız kendi gücüne dayanmalıdır. Ağacın kurdu içinde olur:Bir topluluğu çökertip yıkacak öğeler, sinsi içeride çalışırlar. Ağaç, meyvesi olunca başını aşağı salar:Faydalı eser veren, erdem ve bilgi donanmış olan insan kimseye yüksekten bakmaz, alçakgönüllü olur. Ağaç yaprağıyla gürler:İnsan akrabası, yakınları, yandaşları ile varlığını gösterir; önemli işler yapar. Ağır kazan geç kaynar:1. Kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar. 2. Tembel kimsenin elinden iş geç çıkar. 3. Ağırbaşlı insan çabuk öfkelenmez.? Ağırlık altın kale, hafiflik başa bela:Ağırbaşlı kimselere herkes hayran olur, saygı gösterir. Gereksiz işler yapan, gereksiz laflar eden, her şeye burnunu sokan kişiler aşağılanır. Ağız yer yüz utanır:Armağan alan kişi, armağanı verenin dileğini yerine getirmemeye utanır; işini yapar. Ağlamakla yar ele girmez:İnsanın çok sevdiği şey, sadece özlemini çekmekle elde edilemez. Onu ele geçirmenin yollarını bulmak gerekir. Ağzın karnından büyük olmasın:Gücünün yetmeyeceği büyük işlere girişme. Akan çay her zaman kütük getirmez:Kimileyin emek harcanmadan para kazanılsa da bu her zaman gerçekleşmez. Akarsu çukurunu kendi kazar:Bir şeyler yapma isteği ve gücü bulunan kişi, uygun bir çalışma yönü ve alanı bulur. Akıllıları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış:İnsan kendi tutumunu, davranışını başkalarınınkinden daha üstün görür. Herhangi bir konuda onun düşündüğüne benzemeyen başka düşünceler ileri sürülse, kendi düşüncesini yeğler. Akıllı düşününceye kadar deli oğlunu everir:Daha az düşünen ama çabuk karar veren kimse, çok düşünüp de karar veremeyen kimseden daha iyi iş görür. Akıl olmayınca ne yapsın sakal:Kişi, sadece yaşlanmakla olgunlaşmaz. Akılsızsa, çocukça işler yapar Akıntıya kürek çekilmez:Kendi yolunda güçlü olarak sürüp giden bir işi ters yöne çevirmek boşuna çaba harcamaktır. Ak koyun ak bacağından, kara koyun kara bacağından asılır:Doğruluktan ayrılmayan, güven kazanır, ödüllendirilir. Kötülüğü iş edinen kişi ise hak ettiği cezayı görür. Alacağım olsun alakarga olsun:Almak olanağı bulunmasa, dahası borçlu ile dövüşmek gerekse bile alacaklı olmak iyi bir şeydir. Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar:Alçakgönüllü olan ve büyüklü taslamayan, saygı görür; toplum içinde yükselir. Kendini herkesten üstün gören sevilmez; toplum içinde iyi bir yer alamaz. Alet işler, el övünür:İnsan ne kadar usta olursa olsun, gerekli araçlar olmadıkça kusursuz iş yapamaz. Altın anahtar her kapıyı açar:Para ile bütün engeller ortadan kaldırılır; bütün güçlükler yenilir; istenilen şey elde edilir. Altın leğenin kan kusana ne faydası var:Ağır hasta, ya da dertli olan kimse, zengin olmuş neye yarar. Araba devrilince yol gösteren çok olur:Tehlikeyi daha önce kimse haber vermez de kötü sonuç meydana geldikten, iş işten geçtikten sonra herkes “yanlış yapmışsın, söyle bir yol tutmalıydın, böyle davranmalıydın” diye akıl verir: Arpa eken buğday biçmez:Kötü davranışın karşılığı iyi olmaz. Arpa samanıyla kömür dumanıyla:Kusursuz nesne olmaz. Yararlandığımız nesneleri kusurlarıyla birlikte kabulleneceksiniz. Arşın malı kantar ile satılmaz:Her nesnenin bir değeri, niteliğine uygun bir ölçüyü vurularak belli olur. Bir nesne için kullanılan ölçü, niteliği ayrı olan başka bir nesne için uygulamaz. Aş tuz ile tuz oran ile:Bir şeyin hoşa gitmesi, birtakım nitelikler taşımasına ve bu niteliklerin gerektiği oranda bulunmasına bağlıdır. Ölçüsüz ve aşırı nitelikler o şeyi tatsız, zevksiz duruma sokar. Ata binen nalını, mıhını arar:Kişi kullanacağı şeyin ayrıntılarını da almalı, eksik bir durumu kalmamasına dikkat etmelidir. At, adımına göre değil, adamına göre yürür:Atın yürüyüşü binicisinin yönetimine bağlı olduğu gibi, bir işin yürüyüşü de iş başındakinin bilgisine, çabasına, tutumuna göre değişir. Ayak almadık taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz:İnsan yaşlandıkça türlü türlü engeller, güçlüklerle karşılaşır; çeşitli sıkıntılara, felaketlere uğrar. Ay ışığında ceviz silkinmez:Yeterli olmayan koşullar içinde iş yapılırsa beklenen verimli sonuç alınamaz. Ay var yılı besler, yıl var ayı beslemez:Öyle zaman olur ki aylık kazan. İnsanı bir yıl geçindirir. Öyle zaman da olur ki bir yıllık kazanç, bir ay geçindirmeye yetmez.
Baca eğri de olsa duman doğru çıkar:Yaradılıştan iyi ve doğru olan kişi ya da nesne, ne denli elverişsiz ortam içinde bulunursa bulunsun, niteliğini yitirmez. Balık baştan kokar:Baştakilerin tutumu bozuk olan toplumda her şey bozuk olur. Balta sapını yonamaz:Kişi, kendisinin yapamayacağı işleri için başkasının yardımına gerekseme duyar. Başak büyüdükçe boynunu eğer:İnsan olgunlaştıkça daha çok alçakgönüllü olur. Baş dille tartılır:Kişinin aklı, söylediği sözlerle ölçülür. Baş yarılır börk içinde, kol kırılır kürk içinde:Bir aile içindeki kişilerin kusurlar, anlaşmazlıkları, kavgaları sır olarak aile içinde kalmalı, dışarıya duyurulmamalı, sızdırılmamalıdır. Bir ağacın gölgesinde bir sürü yatar:İyiliksever bilgili, varlıklı kimselerden pek çok kişi yararlanır. Bir baş soğan bir kazan kokutur:Kötü bir kişi, kötü bir davranış, kötü bir söz, büyük bir topluluğun havasını bozar. Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin görmesin:Bir yoksula, hayır işine yaptığınız yardımı, en yakınlarınız dahi bilmemelidir. Bir koyundan iki post çıkmaz:Bir kimseden verebileceği kadar bir şey alındıktan sonra dolambaçlı yolla aynı şeyi bir kez daha almaya çalışmak, boşuna emek harcamaktır. Bir söz bin büyüye bedeldir:Büyü, kişiyi yanlış şeylere inandırır. Etkili söz ise büyüden daha güçlü bir inandırıcılık taşır. Bir tepe yıkılır, bir dere dolar:Dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Birinin kaybettiğini başkası kazanır. Bir zengin yoksullaşırken bir yoksul da zenginleşir. Boğaz dokuz (kırk) boğumdur:Bir söz söylemeden önce boğazın her boğumunda bir kez daha içimizden geçirmeli, bunun nasıl bir sonuç doğuracağı düşünmeli, uygun olmayan yönlerini düzeltmeli, böylece tekrar tekrar düşünüp düzeltmeler yapmalı, sonra söylemeliyiz. Boş çuval ayakta durmaz:1. Karnı doymayan kimse çalışamaz. 2. Bilgisiz, yeteneksiz kişi, kendisine verilen görevde tutunamaz. 3. Gerçeklere dayanmayan ve gereksemelere yanıt veremeyen bir plan yürütülemez.
Canı cana ölçmeli:Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkasına yapmayınız. Cins kedi ölüsünü göstermez:Soylu kişi, kötü, acınacak durumunu kimseye göstermez ve söylemez.? Çabalama ile çarık yırtılır:Olmayacak işi zorla yapmaya çalışan zarara uğrar. Çalma elin kapısını, çalarlar kapını:Kimseye kötülük yapma. Yoksa aynı kötülüğü onlar da sana yaparlar. Çatal kazık yere batmaz:Birden çok kimsenin söz sahibi olduğu iş yürümez. Çiğnemeden yutulmaz:Çalışmadan yaşamak olmaz. En kolay iş dahi emek harcamayı gerektirir. Çivi çıkar ama yeri kalır:Başkasına yaptığın bir fenalığı kaldırıp gidersen bile kötü izini, anısını gideremezsin. Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin:Yönetimin altında bulunan kimseye ikide bir de “şunu yap, bunu yapma” demekle iyi sonuç alırım sanma; onu arsız edersin. Yiyecek, para bakımından sıkıntıya da düşürme. Çünkü hırsızlığa itmiş olursun. Çubuk kırılır, çıt der; kütük kırılır, küt der:Küçük çapta iş yapanların uğrayacağı zarar küçük; büyük çapta iş yapanların uğrayacağı zarar büyük olur. Ancak zararın ağırlığı, iki durumda da eşittir.
Dağ başından duman eksik olmaz:Büyük adamların, büyük iş yapanların her zaman üzüntüleri, sıkıntıları da vardır. Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar:1. Her yüce kişiden daha yetkili kişi, en önemli makamın bir denetleme yöntemi vardır. 2. Yenilmesi olanaksız gibi görünen zorlukların da çözüm yolu vardır. Demircinin canı demirden berk gerek:Güç bir işi yapmak isteyen kişide bu güçlüğü yenecek “azim, sebat” bulunmalıdır. Derin su yavaş akar:Bilgili, dengeli kişi, bir konuda karar vermek ve eyleme geçmek için ivmez; uzun uzun düşünür. Dervişlik olaydı taç ile hırka, ben de alırdım otuza kırka:Önemli bir düzeye ulaşmak “görünüşte benzemek” le gerçekleşebilseydi, herkes kolayca bu düzeye ulaşırdı. Devenin derisi eşeğe yük olur:1. Zengin ne denli yoksul düşse, yoksula göre varlıklıdır. 2. Saygın kimsenin en değersiz kalıntısını sıradan kişiler başta taşırlar. Devlet oğul, mal tahıl, mülk değirmen:En büyük mutluluk ve zenginlik, oğul sahibi olmak; en gerekli mal tahıl; en değerli mülk değirmendir. Dibi görünmeyen sudan geçme:Her yönünü iyice öğrenmediğin işe girişme. Dokuz at bir kazığa bağlanmaz:1. Bir işin başına, tanınmış kişiliği bulunan birçok kimse birden getirilmemelidir. Çünkü anlaşamazlar; birbirlerine saldırırlar. 2. Birçok azılı, zayıf bir güvenlik önlemiyle zaptedilemez. Düğünde Fatmacığı kim bilir:Onun gibi pek çok kişinin katıldığı bir toplulukta, kendisine önem verileceğini sanan kimsenin adı bile anılmaz. Dün öleni dün gömerler:Bir üzüntüyü sürdürmemeli, unutmaya çalışmalıdır. Dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kolla kendini, göreyim seni:İşlerini aksatmadan yürütmek isteyen, aklının gücünden, düşünce ve sağduyusunun kılavuzluğundan ayrılmamalıdır. Dünya bol olmuş neye yarar, pabuç dar olduktan sonra:Rahatlık, özgürlük, bolluk bulunan yer, bunlardan yararlanma olanağı bulunmayan kişiler bir değer taşımaz. Dünyayı sel bassa ördeğe vız gelir:Birçok kimseler için yıkıma yol açan bir olay, kimi kimseleri ilgilendirmez. Çünkü bunların yaşayışına göre olayda bir olağanüstülük yoktur. Düşman düşmana gazel okumaz:Düşmanınızdan okşayıcı bir davranış beklemeyiniz. O, size karşı elinden gelen kötülüğü en sert biçimiyle yapacaktır. Düş uykudan sonra olur:Bir işin temeli gerçekleşmelidir ki ona bağlı olan ayrıntılara sıra gelsin.
Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste ver:Verilecek ücret ne kadar çok olursa olsun, her işi uzmanına yaptırılmalıdır. Elmanın dibi göl, armudun dibi yol:1. Elma ağacı çok su ister. Armut ağacı susuz ve tımarsız yetişir. 2. Dıştan birbirine benzeyen her şeye aynı işlemi uygulayamazsınız. Her biri özelliğine göre ayrı bir davranış bekler. El vergisi gönül sevgisi:Bize bir şey verene, armağan edene karşı gönlümüzde sevgi uyanır. En kolay iş yemek, çiğnemeden yutulmaz:Emek çekilmeden yapılan iş yoktur. Erkek sel, kadın göl:Ev ekonomisinde kadının görevi çok önemlidir. Erkek, parayı su gibi harcama eğilimde de olsa kadın israfa yer vermemeli, tutumlu olmalı, para biriktirmelidir. Et ne kadar arık olsa ekmek üstünde yaraşır:Bilgili, görgülü kişiye, iş başında ve zengin olmasa bile bilgisiz, görgüsüz kişilerin üstüne bir yer yakışır.
Gammaz olmasa tilki pazarda gezer:Gizli, yasa dışı yollarla çıkarını sağlayan kişi, yakayı ele vereceğinden korkmasa bu işleri açıktan açığa yapar. Gem almayan atın ölümü yakındır:Dik kafalı, söz dinlemez, hırçın kişi, davranışının büyük zararını görür. Göğe direk, denize kapak olmaz:Hem gereksiz, hem de gerçekleştirilmesi hayale bile sığmayan şeylerle uğraşılmamalıdır. Gök gürlemeden yağmur yağmaz:Bir kişi ya da topluluk, sesini yükseltmezse istediğine kavuşamaz. Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar:Ferahlatıcı bir duruma kavuşulacağı belli olsa bile, sonucun çok gecikmesi, onu yararsız kılar ve bekleyeni yoksunluk içinde kıvrandırır. Gölgesinde oturulacak ağacın dalı kesilmez:Kendisinden yararlanılan kişiyi, nesneyi zarara uğratacak eylemlerden sakınılmalıdır. Görünen dağın uzağı olmaz:Bir durumun nasıl bir sonuca varacağı belli olduktan sonra bu sonuç çok geçmeden gerçekleşir. Güzel bürünür, çirkin görünür:Güzeller kendilerini nazlı satarlar; kolay kolay kimseye görünmek istemezler. Çirkinler ise kendilerini herkese göstermeye, beğendirmeye çalışırlar. Güzele kırk günde doyulur, iyi huyluya kırk yılda doyulmaz:İyi huylu olmayan güzel yüzlüden çabuk usanılır. İyi huylu olan kimseden -çirkin de olsa- hiç usanılmaz. Güzelin ondur, dokuzu dondur:Güzelliğin onda dokuzu giyim kuşamla sağlanır.
Harmanda dirgen yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz:Bir haylazlığından dolayı dövülen bir çocuk, uzun süre bunu hatırlar da haylazlık yapmaktan çekinir. Uygunsuz bir davranışından dolayı cezalandırılan kimseler de böyledir. Harman dövmek keçinin işi değil:Önemli, ağır işler, hafife alınmamalı, çoluk çocuğa, acemilere yaptırılmamalıdır. Hekim kim, başına gelen:Bir hastalığın en iyi hekimi, bu hastalığı geçirmiş olan kimsedir. Toplumsal alanda da böyledir. Bir konuyu en iyi sonuca ulaştırmasını bilen kimse, başından böyle bir olay geçmiş olan kimsedir. Her kaşığın kısmeti bir olmaz:Herkesin talihi, kazancı bir değildir. Aynı çabayı göstermelerine kaşın kimisi daha çok, kimisi daha az kazanır. Herkes davul çalar ama çomağı makama uydurmaz:Herkes iş yapar ama o işin gerektirdiği ustalığı gösteremez. Herkesin aklı bir olsa koyuna çoban bulunmaz:Çeşitli işler, çeşit çeşit yetenekli kişilerle başarılabilir. Herkes aynı şeyi bilse ve yapabilseydi, geri kalan işleri yapacak kimse bulunmazdı. Her taş baş yarmaz:Her korkulan şey tehlikeli değildir. Horoz ölür, gözü çöplükte kalır:Kişinin sevdiği şeye karşı olan hırsı ölene değin sürer.
Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz:Daha önce bir zarar uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz. İki cambaz bir ipte oynamaz:Kurnaz, hileci iki kişi, bir iş üzerinde karşılaşırlarsa birbirlerini aldatmak, atlatmak için bütün hünerlerini harcarlar. Bu durum ikisi için de tehlikelidir. İki emini bir yemin aralar:Birbirinin doğruluğuna güvenerek birlikte iş yapmakta olan iki kişiden biri hile yapmadığına arkadaşını inandırmak için yemin ediyorsa güven bozulmuş demektir. İki testi çarpışınca biri kırılırsa biri de çatlar:Bir çatışmada yenen de yenilen de zarar görür. İnek ağzından sağılır:Bir kişiden ya da hayvandan bol verim bekleyen onu iyi beslemeli, doyurmalıdır. İşten artmaz, dişten artar:İnsan ne denli çok çalışıp para kazanırsa kazansın, tutumlu harcamasını bilmezse bir şey artıramaz. Para, kazanmakla değil, tutumla artar. İt ürür, kervan yürür:Doğru yolda olanlara çatanlar, kervana ürüyen itlere benzerler. Bu tür karşı koymalar, yürüyüşü engelleyemez. İyi nasihat verilir, iyi ad verilmez:Bir kimse başkasına iyi öğüt verebilir ama iyi ad, ün veremez. Bunu ancak kişinin kendisi kazanabilir.
Kaçan balık büyük olur:İnsan elden kaçırdığı küçük bir fırsatı gözünde büyütür onun çok önemli olduğunu söyler durur. Kalendere “kış geliyor” demişler, “titremeye hazırım” diye cevap vermiş:Yaşamanın felsefesine eren kişi, en sevimsiz, dahası rahatsız durumları bile hoş karşılar. Kapıyı kırarsan odun çok olur:Bir gereksinimini karşılayacak parası bulunmayan kişi, önemli bir malını satmayı göze alırsa sorun kalmaz. Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz:Elverişli bir ortamda çoğalan şeyler, ortam elverişliliğini yitince yok olur. Kavurganın yananı sıçrar:Bir topluluğu tedirgin eden durumdan en çok zarar gören kişi sesini yükseltir. Kaynayan kazan kapak tutmaz:İçin için büyüyen bir olay, bir duygu, çok geçmeden patlak verir. Keçinin uyuzu, çeşmenin gözünden su içer:1. Değersiz kişiler kendilerini değerli ve en güzel şeye layık görürler. 2. İğrenç olanlar, durumlarına bakmazlar da iğrenilmeyecek şey ararlar. Kırkından sonra saza başlayan kıyamette çalar:Yaşlandıktan sonra bir şey öğrenmeye, yeni bir iş yapmaya başlayan kimsenin bunu başarmaya ömrü yetmez. Kimi köprü bulmaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye:Kimi kişiler bir şeyin bolluğundan yakınır, ondan kurtulmanın yollarını ararlar. Kimi kişiler aynı şeyden yoksun olmanın sıkıntısını çekerler. Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz:Yaşlı bir kişi, çok sevdiği bir genç ölünce “keşke onun yerine ben ölseydim” der. Kimi zaman da biz “o değerli adam öleceğine şu işe yaramaz adam ölmeliydi” deriz. Boş sözler. Kimse kimsenin yerine ölemez. Kimsenin ettiği yanına kalmaz:Hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz. Kötülük yapanlar er geç yaptıklarının cezasını çekerler. Köseyle alay edenin top sakalı kara gerek:Başkasının eksiklikleri ile eğlenen kişinin kendisi kusursuz olmalıdır. Kuş kanadına kira istemez:Kişi, kendi işi için zaten harcayacağı çabadan dolayı başkasından karşılık beklemez. Küpe küp deyince küp adama düp der:Değersizliğini, boşluğunu yüzüne karşı söylediğiniz kişi, size sözünüzü yankısı gibi kötü bir karşılık verir.
Mayasız yoğurt tutmaz:Çok para kazanabilmek için, az da olsa, elde bir sermaye olması gerekir. Meramın elinden bir şey kurtulmaz:Bir işi yapmaya azmeden ve ona dört elle sarılan kişi her halde başarıya ulaşır. Merdiven ayak ayak çıkılır:En yüksek yere, yavaş yavaş yükselerek çıkılır. Mezar taşı ile övünülmez:Kişi, geçmişteki atalarıyla değil, ancak kendi değeri ile övünebilir. Minare de doğru ama içi eğri:Doğru görünen nice kişiler vardır ki iç yüzlerini bilen-erden nasıl düzenbaz ve hayın oldukları öğrenilir.
Olsa ile bulsayı ekmişler, yel ile yuf bitmiş:Şu iş şöyle olsa, bu iş böyle olsa diye dilemekle istediğimiz sonuca varamayız. Elde etmek istediğimiz sonucu dilekle değil, çalışmakla gerçekleştirmeliyiz. Öfke baldan tatlıdır:Sinirlendirici bir durum karşısında bağırıp çağırmak, içini boşaltmak, insana ferahlık, dahası zevk veren bir şeydir. Öksüz oğlan göbeğini kendi keser:Koruyanı olmayan kişi kendi işini kendi yapmak zorunda kalır. Öküz öküzün boynuzunda çamur görmezse korkmaz:Kavga edecek kişi karşısındakinde korkutucu bir belirti görmezse ondan korkmaz.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur:Zamanın şartlarına uymayan kişi zorluklarla karşılaşır. Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu:Toplum içinde çatışmalar başlayınca yapılacak en iyi iş, bunlardan uzak durmaktır. Sel gider kum kalır:Önemli olan kalıcı öğelerdir, geçici olanlar değil. Sel ile gelen yel ile gider:Emeksiz elde edilen para çarçur olur gider. Serçe ile konuşanın sesi semadan gelir:Deveci ile konuşan kapıyı büyük açar ile aynı anlamda. Zengin kimselerle birlikte olan kişi kendini onlara uydurmak zorundadır. Siyah inekten beyaz süt sağılır:Görünüşe aldanmamak gerekir. Su akarken testiyi doldurmalı:Kişi eline geçen fırsatlardan yararlanmalıdır. Su başından kesilir:Bir işi bitirmek için en yetkili kişi ile konuşmak gerekir. Su bulanmayınca durulmaz:Bir konu türlü çekişmelerden sonra açığa kavuşur. Su testisi suyolunda kırılır:Herkes tuttuğu yolun bedelini öder. Şaraptan bozma sirke keskin olur:Sonradan azan kişi daha tehlikeli olur. Şeytanın dostluğu darağacına kadardır:Kötü arkadaşlar insanı ölüme sürükler sonra da onu terk eder. Şimşek çakmadan gök gürlemez:Bir olay olmadan önce belirtileri görülür.
Tas yere düşmeden çanlamaz:Ortada dolaşan dedikodu büsbütün asılsız olmaz. Tek kanatla kuş uçmaz:Bazı işler yardım almadan başarılamaz. Tutulan sakal yolunur:Suçlulardan ele geç en kişi cezalandırılır. Tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olur:İyilik gördüğü kişiye hainlik yapanlar Allah katında cezasız kalmazlar Üşüntü köpek mandayı paralar:Küçük güçler birleşerek büyük düşmanı yenerler. Vardığın yer körse gözünü kapa:İnsan çevresindekilere geçinebilmek için onlara uymak zorundadır.
Yalnız öküz çifte koşulmaz:İki kişinin yapması gereken bir işi, bir kişi tek başına yapamaz. Yalnız taş duvar olmaz:İnsan yardım almadan tek başına bir şey yapamaz. Yel kayadan ne koparır:Sağlam kişi veya işler küçük saldırılardan etkilenmezler. Yetişemediğin köyün alt tarafında yat:Esas hedefine ulaşamıyorsan bir alt hedefte karar kıl. Yılana yumuşak diye el sunma:Herkese zararsız, iyi huylu kişiye yaklaşma, dikkat et. Yılanın sevmediği ot deliğinin önünde biter:Kötülük peşinde olanlar da ummadıkları belalarla karşılaşırlar. Yılar ne kadar eğri gitse deliğine doğru gider:Yabancılara karşı dürüst olmayanlar yakınlarına karşı farklı davranırlar. Yırtıcı kuşun ömrü az olur:Saldırgan kişiler fazla yaşatılmaz. Yoktan yonga çıkmaz:Bilgisiz, varlıksız kişiden bir şey beklenmemeli. Yuvarlanan taş yosun tutmaz:Sürekli yer değiştiren kimse mal mülk sahibi olamaz. Yük altında eşek kalır:İnsan olan yapılan iyiliklerin altında kalmaz. Yüksek dağın başı dumanlı olur:Önemli mevkilerde bulunanlar büyük baskı ve sorumluluk altındadırlar. Yürük(hızlı yürüyen) ata kamçı olmaz:İşini iyi ve hızlı yapan kişiyi sıkıştırmaya gerek yoktur. Zemheride yoğurt isteyen cebinde inek taşır:Gerçekleşmesi güç bir isteği bulunan kimse bu isteği gerçekleştirecek yolu da bulmak zorundadır. Zengin silkinse fakir bay olur:Zenginler az biraz yardım etseler fakirler de zengin olur. Zeyrek kuş iki ayağından tutulur:Hilebaz kişi bir zaman gelir yakayı ele verir. Zurnada peşrev aranmaz:Rastgele yapılan işlerde kural, nizam aranmaz. i
Anlam Bilgisi Sorularında Geçen Bazı Kavramların Anlamları
Sevgili arkadaşlar, aşağıda sözcükte anlam, cümlede anlam ve paragraf sorularında sıkça karşınıza çıkan sözcükler ve bunların anlamları verilmiştir. Bu sözcüklerin anlamlarını bilmeniz şüphesiz ki söz konusu sorularla ilgili karşınıza çıkacak soruları daha çabuk ve daha kolay anlamanızı sağlayacaktır, Bunun sonucunda ise bu soruları hem daha kolay anlayacaksınız hem de soruyu doğru cevaplama şansınız artacaktır. Umarım, birkaç saatinizi ayırıp bu sözcüklerin anlamlarını öğrenirsiniz
Adaptasyon:Uyarlama
Adapte:Uyarlanmış
Ağdalı:Anlaşılması güç, karmaşık
Ahenk:Uyum, düzen
Akıcılık:Sürükleyici olma,okuyanı sıkmama
Aktüel:Güncel ,edimsel
Alafranga:Batı tarzında,Türk geleneklerine uygun olmayan
Alaturka:Türk geleneklerine uygun
Anlatı:Hikaye etme
Bağdaşmak:Uyuşmak
Banal:Bayağı, sıradan
Betik, bitik:Kitap, mektup…
Biçem:Üslup,tarz,anlatım biçimi
Burjuva:İmtiyazlı,seçkin,soylu
Çağdaş:Aynı çağda yaşayan,uygar
Çağrışım:Hatırlatma
Çeşni:Çeşit,tat, hoşa giden özellikler
Dejenere:Yozlaşmış, aslını koruyamamış
Devinim:Hareket,eylem
Diksiyon:Duru,kurallara uygun güzel konuşma
Dikte etmek:Bir düşünceyi zorla kabul ettirmek
Dingin:Durgun,hareketsiz,sakin
Dinleti:Bir topluluğa bir şeyler anlatmak,konser
Diyalog:Karşılıklı konuşma
Doğaçlama:İrticalen,metne bağlı kalmadan içinden geldiği gibi konuşma
Doğallık:Yapmacıksız, gösterişsiz
Dramatik: Acıklı
Duyarlılık:Hassasiyet
Edimsel:Hareketli,fiili
Ego:Ben
Eğreti:Geçici,sınırlı
Empoze:Zorla kabul ettirme
Erek:Amaç,maksat
Etik:Ahlaki,ahlakla ilgili
Fantezi:Sonsuz hayal
Fenomen: Olay,olgu
Fonetik:Ses bilgisi
Görece:Kişiden kişiye değişebilme durumu
Güdüm:İrade,
İçerik:Bir şeyin içerisinde bulunanların tümü,muhteva
İkilem:Çatışma,iki durumdan birini seçme zorunluluğu
İlinti:İlgi, ilişki
İma:Dolaylı, üstü kapalı anlatma
İmge:Hayal,hülya
İnan:İnanma işi
İndirgeme:Bir işi daha kolay kısa ve yalın hale getirme
İrdelemek:Detaylı olarak incelemek
İroni:Alaylı söyleyiş,acıklı ve komik ve şakalı söz,espri
İşlev:Görev, fonksiyon
İvedi:Acele,
Jest:El, kol veya baş ile yapılan uyumlu hareket
Kanıksamak:Alışmak
Kitle:İnsan topluluğu
Kriter:Ölçüt,kıstas
Kuram:Kanıtlanmamış,teori,soyut bilgi
Mistik:Aklın erişemediği şey
Nicelik:Sayılabilen ölçülebilen,azlık,çokluk…
Nükte:İnce anlamlı, düşündürücü
Ödün:Taviz
Özgün:Yalnız kendine has bir nitelik taşıyan,farklı,orijinal
Özlülük:Az sözle çok anlam ifade etme
Özveri:Fedakarlık
Payanda:Dayanak
Polemik:Ağız kavgası,sert tartışma
Realite:Gerçeklik
Salık vermek:Öğüt vermek, tavsiye etmek
Salt:Yalnız,tek
Sav:İddia, tez
Simge:Sembol
Süreğen:Sürüp giden
Tasarı:Proje, plan
Tem:Tema
Tinsel:Ruhi,manevi
Tutarlılık:Çelişen fikirlerin olmaması
Yadsımak:İnkar etmek, yabancı kalmak
Yaratı:Eser, yapıt
Yazın:Edebiyat
Yazınsal yaratı:Edebi eser
Yazınsal:Edebi
Yetke:Otorite
Yetkin:Olgun, mükemmel
Yoğunluk:Yazıda birçok anlamın bir arada olması
Sözcükte Anlam ÖSS'de Nasıl Sorulur?
Sözcük anlamı ile ilgili sorular ÖSS'de birkaç farklı biçimde sorulmaktadır. Daha önceki yıllarda sık sık kullanılan bazı biçimler son yıllarda pek tercih edilmemektedir. Soru biçimlerini örneklerle ele alalım.
Soru cümlesinde bir sözcüğün anlamlarından biri verilir, hangi seçenekte sözcüğün verilen anlamda kullanıldığı sorulur.
"Hangi cümlede "görmek" sözcüğü "anlamak" anlamında kullanılmıştır?" cümlesindeki gibi. Böyle bir soruda "görmek" fiilinin geçtiği yerler "anlamak" getirilerek okunacaktır; "görmek" sözcüğünün aldığı ekler "anlamak"a getirilecektir: gördü=anladı
Örnek: Süzülmek" kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde "akmak" anlamında kullanılmıştır? A) Gözlerinden yanaklarına yaşlar süzülüyordu. B) Çocuk, kapı aralığından yavaşça içeriye süzüldü. C) Sandal, durgun suda bir kuğu gibi süzülüyordu. D) Hastalıktan zayıflamış, süzülmüştü. E) Uçurtma havalanmış, göklerde süzülüyordu.
(1987/ÖYS)
Bir başka soru tipinde ise bir sözcüğün hangi cümlede farklı anlamda kullanıldığı sorulur. Verilen sözcük dört seçenekte aynı anlamda, birinde farklı anlamdadır. Örneğin "rahat" sözcüğünün sorulduğunu düşünelim. Bu sözcük dört seçenekte "huzur" anlamında kullanılır, birinde "gamsız, aldırmaz" anlamında kullanılır.
Örnek: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "çocuk" kelimesi, ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A) Çocuklardan yaşlarına göre güç işler istenmemelidir. B) Çocukların gelişmesi için çok iyi beslenmeleri gerekir. C) Yeni yürümeye başlayan çocuklar sık sık düşerler. D) Bu çocukların evlenip, yuva kurmalarına biz yardımcı olduk. E) Çocuklar gizlilik kavramını zamanla öğrenirler.
(1987/ÖSS)
Bir başka soru tipinde ise anlamı sorulan sözcük örnek bir cümlede verilir, hangi seçenekte bu cümledeki anlamı ile kullanılmıştır şeklinde sorulur.
Böyle sorularda seçeneklere bakmadan önce sorudaki cümlenin halledilmesi gerekir. Anlamı sorulan sözcüğün yerine bir sözcük getirilmeli ve bu sözcüğün cümlede bütünlüğü sağlayıp sağlamadığı kontrol edilmelidir. Sözcüğün nasıl bir bütünün içinde kullanıldığı önemlidir. Doğa ile ilgili bir cümledeki kullanım ile soyut düşüncedeki kullanım bir olmaz. Bu durumu örnek bir soru ile anlaşılır hale getirelim:
Örnek: "Yırtmak" kelimesi, aşağıdakilerden hangisinde, "Konuşmanın kısık ve boğuk mırıltısını yırtan çığlıklar yükseliyordu." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır? A) Mektubu okuduktan sonra öfkeyle yırtıp attı. B) Çivi, çocuğun elini boydan boya yırttı. C) Seyirciler, boğazlarını yırtarcasına bağırıyorlardı. D) Gecenin sessizliğini yırtan bir bekçi düdüğü duyuldu. E) Defterini yırtan çocuğu kalabalığın arasında tanıdı.
(1985/ÖYS)
Son yıllarda sık sorulan bir başka soru tipinde cümlede geçen bir söz öbeğinin anlamı, cümleye kattığı anlam sorulmaktadır. Kimi sorularda altı çizilerek söz öbekleri sorulmaktadır. Böyle sorularda sorulan söz öbeğinin anlamının bir söz ile karşılanması doğru olur.
Örnek: Ne olursa olsun oraya gideceğim.
cümlesine altı çizili sözün kattığı anlam aşağıdakilerden hangisinde vardır? A) Arkadaşımı mutlaka bulacağım. B) Bütün gerçekleri açıklayacağım. C) Hemen yola çıkacağım. D) Bunların hiçbirini söylemeyeceğim. E) Eşyalarımın hepsini götürmeyeceğim. (1998/ÖSS)
Örnek: Aşağıdaki cümlelerin hangisinde aynı düşünce değişik sözlerle yinelenmiştir? A) Seçilen konular ve bunların işleniş biçimi, yazınsal türlere göre değişir. B) Bu şiirlerin bir bölümü yazıldığı günlerin sınırını aşamamış, yaşarlığını koruyamamıştır. C) Şimdi de yaratma sürecinin bir başka yönü, konunun algılanış biçimi tartışılmalıdır. D) Konuşma sırasında, sözcük seçimiyle, ses tonuyla anlam değişiklikleri oluşturulabilir. E) Romanda, kişinin doğup büyüdüğü toprakları unutması, oralardan kopuş nedenleri uzun uzun anlatılmaktadır.
(2006)
Kavramlar
1- İçerik Bir sanat yapıtının ne anlattığı ile ilgili (konu) bilgi veren yargılardır. "Sanatçı, yapıtta ne anlatıyor?" sorusunun cevabıdır.
Örnekler:
Yazar son romanında çocukluğu anlatıyor.
Bu şair, şiirlerinde genellikle İstanbul yaşamını dile getiriyor.
2- Biçem (Üslup) Bir sanat yapıtının nasıl oluşturulduğu ile ilgili bilgi içeren yargılardır. Sanatçının anlatım biçimi, sözcük seçimi, cümle yapısı, söyleyiş özellikleri, dili kullanış şekli üslubu belirleyen önemli özelliklerdir. "Sanatçı, anlatacaklarını nasıl anlatıyor?" sorusunun cevabıdır.
Şiirlerinde oldukça sade bir dil kullanıyor.
Not:Bazı sorularda hem içerik hem de biçemle ilgili yargılar birlikte sorulabilmektedir.
Örnekler:
Yazar, yapıtlarında köy yaşamını yerel bir söyleyişle ele alıyor.
Günlüklerinde başından geçenleri alaysamalı bir tutumla işlemiştir.
Anılarında, yurtdışında yaşadığı yılları, içten bir anlatımla kaleme almıştır.
Sözlerinden farklı anlamlar çıkarılmasının önüne geçmek için son derece yalın bir dil kullanıyor, sözcükleri gerçek anlamları ile kullanmaya özen gösteriyordu.
Konuşma dilini yansıtan anlatımı sayesinde, okurlar yazılarını son derece içten buluyordu.
Yalnız halkın konuşmasını yansıtmakla kalmıyor, günlük dildeki deyimleri ve bazı özel kalıpları da köşe yazılarında yerli verinde kullanıyordu.
Örnek Soru: (I) Bu eleştirmen yapıtları değerlendirirken kendini öne çıkarmaya çalışır. (II) Eleştirilerin beğenilmesini sağlayan da bir bakıma onun bu tutumudur. (III) O, kendisinden söz ettiği bir sanatçıyı yargılayıp değerlendirirken sözcük seçimine, bunların kullanımına büyük bir özen göstererek okuyucunun ilgisini kamçılar. (IV) Bu yolla, okurları, incelenen yapıtın değişik yönleri üzerinde düşündürür. (V) Onun bu tutumu eleştirilerini asık suratlı olmaktan kurtarır ve onların kolayca okunmasını sağlar. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden özellikle hangisi, sözü edilen eleştirmenin üslubuyla ilgilidir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V. (1995/ÖYS)
Örnek Soru: (I) Sait Faik ile Oktay Akbal'a yalnız dost olarak değil, yazar olarak da, tanıdığım günden beri önem vermişimdir. (II) Her ikisini de önce yazılarıyla tanıyıp sevmişimdir. (III) Kişisel dostluğumuz daha sonra başlamıştır. (IV) Öykülerini severek izlemem, öykümüze getirdikleri yeniliklerden çok, onları kendime öbür öykücülerden daha yakın bulmamdandır. (V) Onlar da ben de insanın bireysel ve toplumsal gerçeklerini birlikte veren, insancıl çizgide öyküler yazdık. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinde, öykülerin içeriğiyle ilgili bilgi verilmektedir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
3- Eleştiri Cümleleri Herhangi bir sanatçının veya yapıtın olumlu veya olumsuz yanlarını ortaya koymaktır. Eleştiri, sadece yapıt ve sanatçıyla ilgili değil, her konuda olabilir.
Örnekler:
Usta şair son yapıtında kendini tekrar etmekten kurtulamamış. (Olumsuz eleştiri)
Tablolarında fırçasını büyük bir ustalıkla kullandığı hemen göze çarpıyor. (Olumlu eleştiri)
Romanın çok güzel kurgusu var; ancak aralardaki şiirler yapıtta bir yama gibi duruyor. (Olumlu - olumsuz eleştiri)
4- Öz Eleştiri Kişinin, kendisine yönelik olumsuz eleştirileridir.
Örnekler:
Derslerime günü gününe çalışmadığımdan sı-navı kazanamadım.
Anlatmak istediklerimi gereği gibi dizelerime aktaramadım.
5- Değerlendirme
Bir yapıt veya sanatçı hakkında öznel ya da nesnel görüş bildirmektir. Öznel değerlendirmeler aynı zamanda bir eleştiridir.
Son kitabında seksen beş şiir bulunuyor. (Nesnel Değerlendirme)
Bu romanda yazar yer olarak Bursa’yı seçmiş. (Nesnel Değerlendirme)
Kitaptaki birçok şiirde, şair yapmacık bir dil kullanıyor. (Öznel Değerlendirme)
Genç öykücü yapıtlarında kurmacasal yalınlıktan kurtulamıyor. (Öznel Değerlendirme)
Sanatçının yapıtlarında dili başarıyla kullandığı görülüyor. (Öznel Değerlendirme)
Bir çocuğun duygularının böylesine içten anlatıldığı bir başka şiir hatırlamıyorum.
Hem dili, hem de anlatımı yönüyle bütün genç yazarlara örnek olabilecek bir roman okuduk.
Toplum yaşamının tüm canlılığı ile anlatımı başka hiçbir yapıtta M. Akif'in şiirleri kadar gerçeğe uygun değildir.
Asırlar önce yazılan Don Kişot hâlâ beğenilerek okunuyor.
Son romanı ile öncekiler arasında anlatım ve kurgu yönünden bir fark yok.
UYARI:Belli bir yapıt veya sanatçıdan söz etmeyen genel yargılar değerlendirme değildir. Aşağıdaki cümleler belli bir yapıtı ya da sanatçıyı ele almadığından değerlendirme sayılamaz.
Örnekler:
Konusu aşk olan romanlar, halk tarafından daha çok beğenilir.
Sanatçı her zaman topluma örnek olmalıdır.
Şiir, insanı hem dinlendirir hem düşündürür.
6- Tanım Cümleleri Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildiren cümlelerdir. "Bu nedir?" sorusunun cevabıdır.
Örnekler:
Şiir, duygu ve düşüncelerin belli kalıplarla ifade edilmesidir.
Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır.
Roman, yaşanmış ya da yaşanabilir olayların geniş bir şekilde anlatıldığı bir yazınsal türdür.
Örnek Soru: Aşağıdakilerden hangisi bir "tanım" cümlesidir? A) Lirik şiir, akıldan çok düş gücüne, düşünceden çok duyguya yaslanır. B) Lirik şiirde, aşkın her türlü görünüşü, bütün yönleriyle dile getirilir. C) Lirik şiirde şair, sözcükleri seçerken, onların ses ve görüntü gücünü göz önünde tutar. D) Lirik şiir, duyguların, çok etkili ve coşkulu bir biçimde dile getirildiği şiir türüdür. E) Lirik şiirde yıllar yılı, aşk, ölüm, din gibi belirli temalar işlenmiştir. (1990/ÖSS)
Uyarı: Varlıkların ya da kavramların özelliklerinin verilmesi tanım değildir.
Örnek:
Deneme, salt söz söyleme gücü olan yazarlarca kaleme alınır.
7- Yorum Cümleleri Kişisel düşünceleri ifade etmektir. Bir olayı veya durumu kendinden bir şeyler katarak anlatmaktır.
Örnekler:
Sonbahar bu yıl bana her zamankinden daha hüzünlü geliyor.
O an, genç adamın öfkesini ve acısını kendi içinde saklayan biri olduğumu anladım.
Zavallı, saatlerdir yağmur altında bekliyor, beklediği gelmeyecek herhalde.
8- Tasarı Anlatan Cümleler Herhangi bir konuyla ilgili ileriye dönük plan ve projelerin anlatıldığı cümlelerdir.
Örnek:
Gelecek hafta bir şiir yarışması düzenlemeyi ve genç kalemleri tespit etmeyi planlıyoruz.
9- Özgünlük Sanatçının kendine has bir nitelik taşımasıdır. Yapıtlarını oluştururken başkasına benzememe, taklit etmeme, orijinal olma, yapıtlarına kendi damgasını vurma, farklı ve yeni şeyler ortaya koyma da denebilir.
Örnekler:
Bu genç şair, başkasına benzemeyen bir üslupla oluşturuyor şiirlerini.
Son öykü kitabında orijinal bir dille çıkıyor okurlarının karşısına.
Çehov yapıtlarına kendi mührünü vurmuş bir sanatçıdır.
10- Yoğunluk
Az sözle çok şey anlatmaktır.
Şiirlerinde iki dizeyle sizleri kocaman bir dünyada gezdiriyor.
Yazar sayfalarca sürecek bir konuyu iki sayfalık yazısında anlatmayı başarıyor.
11- Yalınlık
Bir sanat yapıtında dili anlaşılır bir biçimde kullanmaktır.
Yazılarında hiçbir zaman süslü ve sanatlı bir söyleyişe yer vermezdi.
Şiirlerinde herkesin anlayabileceği bir dil kul¬lanıyor.
12- Evrensellik Bir sanat yapıtında bütün insanlığı ilgilendirecek konuları işlemek ve tüm insanlara seslenebilmektir.
Örnek:
Bu genç yazar, herkesi ilgilendiren konulara yer veriyor yapıtlarında.
13- Ulusallık Bir sanat yapıtında sanatçının içinde bulunduğu ulusun insanını ilgilendiren konulara yer vermesi, ulusal özellikleri ön plana çıkarmasıdır.
Örnek:
Yapıtlarının hepsine kendi toprağının rengini vurmayı başarmıştır.
14- Kaygı Bir olayın olumsuz sonuçlanmasından duyulan endişe ve tasadır.
Örnekler:
Kültürel etkileşimin dilimizde onarılamayacak yaralar açmasından korkuyorum.
Divan şiirlerinin bir gün unutulup gitmesin-den endişe duyuyorum.
15- Özlem Geçmişte kalmış herhangi bir şeye duyulan kavuşma isteğidir.
Örnekler:
Nerede o kar yağışını seyrettiğimiz eski kış geceleri?
Doğup büyüdüğüm o şirin köy gözümde tütüyor.
Hasretim, o sapsarı yaprakların yollarımıza serildiği eylül akşamlarına.
16- Beğenme – Takdir Etme Herhangi bir şeyin güzel olduğunu ve beğenildiğini dile getirmektir.
Örnekler:
Bir şiir ancak bu kadar güzel yazılabilirdi.
Hayatımda gördüğüm en zarif insandı.
Bu yazar sorunlara çözümleyici ve iyimser bir tavırla yaklaşan, değişik görüşlere açık bir insandır.
17- Alçakgönüllülük Kendini büyük görmemek, sahip olduğu üstünlükleri ön plana çıkarmamaktır.
Örnek:
Sanat dünyasına kazandırdığım onca yapıta rağmen kendimi hala bir sanatçı olarak gör-müyorum.
18- Gözlem
Gözlem bir yazıyı ya da yapıtı yazmaya başlamadan önce konu ile ilgili inceleme ve araştırma yapma işidir. "Anlatılanların gözleme dayandırılması" yazarın görsel (gözle algılanan) ayrıntılardan söz etmesidir.
Örnekler:
Mangalların yakıldığı, kızların ip atlayıp erkek çocukların top oynadığı bir piknik alanından söz ediliyorsa anlatılanlar gözleme dayandırılmış demektir. Kimi zaman gözleme bağlı ayrıntılardan bazı çıkarımlara gidilebilir.
Üstündeki kıyafetler dökülen, 8-10 yaşlarındaki bir kız çocuğunun elinden tutan ihtiyarın ufka dalıp giden bakışları, onun umutsuzluğunu ve çaresizliğini dile getiriyor gibiydi.
Bir insanın; 40-50 yaşlarında, uzun boylu, üstü başı perişan, saçı sakalı birbirine karışmış olması gözlem sonucu ortaya konur. Ancak bu kişinin eski bir öğretmen olması, Adanalı ya da Sivaslı olması gözleme dayalı bir ayrıntı, bilgi değildir.
Örnek Soru: (I) Kapıyı uzun boylu, güler yüzlü bir adam açtı. (II) Önce beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdü. (III) Sonra, büyük bir incelikle beni salona buyur etti. (IV) Ona şair olduğumu söyleyince gözleri parladı. (V) Şiirler ve şairler üzerine uzun uzun konuştuk. Yukarıdaki cümlelerin hangisinde, gözleme yer verilmemiştir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
Deyimler Belli bir kavramı, belli bir duyguyu ya da durumu dile getirmek için kurulmuş; çekici bir anlatım özelliği taşıyan, çoğunun gerçek anlamından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluklarıdır.
Deyimlerin Yapısal Özellikleri
Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Fakat kimi deyimlerde temel sözcüklere ve cümlelerin yapısına dokunmamak koşuluyla sayılı ve sınırlı olarak ufak değişmelere rastlanır.
Kimi sözcükler ad durumu ekleri ile kip ve kişi ekleri, kişi adılı ekleri, yapım ve olumsuzluk ekleri alabilirler. En çok da eylem çekimlerinde ve deyimlerin ad, belirteç, sıfat, ünlem görevi üstlendikleri durumlarda bu olasılık kendini gösterir.
Bana (sana, ona, bize, size, onlara) göre hava hoş.
Bunun dışında deyimlerin içerdiği sözcüklerin dizimi, konumu, sayısı değişmez, değiştirilemez.
Kelleyi koltuğa almak (+)
Koltuğa kelleyi almak (-)
Deyimlerdeki sözcüklerin konumları ile kök ve gövdeleri gibi, ekleri ve takıları da değiştirilemez Değiştirmeye kalkılırsa anlam da değişir, hatta bozulur.
Köküne kibrit suyu dökmek (+)
Köküne kibritten su dökmek, kökünü kibritin suyuna dökmek (-)
Deyimler genellikle mastar biçimindedirler.
İğneyle kuyu kazmak
Kılı kırk yarmak
Kendi yağıyla kavrulmak
Sinekten yağ çıkarmak
Abayı yakmak
Adaylık koymak
Ağız yapmak
Alkış tutmak
Ant içmek
Aşermek
Ayağını çekmek
Aylık bağlamak
Bal sağmak
Cümle biçiminde kalıplaşmış, yargı bildiren deyimler de vardır.
Çiğ yemedim ki karnım ağrısın
Dağ fare doğurdu.
Eski çamlar bardak oldu.
Yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz.
Kimi deyimler de ya öykücük ya da karşılıklı konuşma biçiminde kalıplaşmışlardır.
Kestane kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş.
Maymun yoğurdu yemiş, artığını ayının yüzüne sürmüş.
Adın ne? — Mülayim. — Sert olsan ne halt edersin?
Deyimlerin bir bölümü de tamlama (sözcük öbeği) biçimindedir.
sinir küpü
delik fişek
laf ebesi
eli maşalı
Kimi deyimlerin yan özelliği, iki yargılı ve uyaklı olmasıdır. Bunların bir bölüğünde anlamca gerekli olmayıp sadece uyak hatırı için getirilmiş bir parça vardır. Bu çeşit deyimler de anlatım güzelliği taşırlar.
Akşam kavil, sabah savul.
Allah'tan sıska, ne yapsın muska.
Amasya'nın bardağı, biri olmazsa biri daha
Ana usta yufka yapar, çocuk usta çift çift kapar.
Anca beraber, kanca beraber
Ayvaz kasap, hep bir hesap
Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur.
Besledik büyüttük danayı, tanımaz oldu anayı.
Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı.
Döner taşım yok, öter kuşum yok.
Eleğim var sacım var, komşuya ne borcum var.
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı.
Gelirse hane boş, gelmezse daha hoş
Giydiği yakışırken, eller bakışırken.
Haram helal ver Allah'ım, garip kulun yer Allah‘ım.
Havada bulut, sen onu unut.
Herkes gider Mersin'e biz gideriz tersine.
İki arada bir derede
İki şilte bir yastık, onu da terkiye astık.
İpipullah, sivri külah
Kadı kızı Kadire, geldi çıktı sedire.
Kafa büyük içi boş, tut kulağından çifte koş.
Karadeniz fırtına, al pırtım sırtına.
Kim kime, dum duma.
Ne benden sana bazlama, ne senden bana gözleme.
Oğlan aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti.
O hacı bu hacı, kim olacak boyacı.
Önüne geleni kapar, ardına geleni teper.
Saldım çayıra, Mevla kayıra.
Senin aradığın kantar Bursa'da kestane tar-tar.
Tencere tava herkeste bir hava
Tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç.
Uma uma döndük muma
Vurdumduymaz kör Ayvaz
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe
Ya herrü, ya merrü
Yere bakan yürek yakan.
Kimi deyimlerin yan özelliği âdetleri, inanışları, gelenekleri bildirmesidir.
Ağzından yel alsın.
Ahret kardeşi olmak
Başına devlet kuşu konmak
Başın için.
Beşik kertme nişanlı.
Büyük sözüme tövbe
Cinleri başına çıkmak
Cin tutmak.
Çarşamba karısı.
Dağlara taşlara.
Darısı başına.
Dut yemiş bülbüle dönmek.
El benden sebep Allah'tan
Emeği sağdıç emeğine dönmek
Eti senin kemiği benim.
Evlere şenlik.
Göbeği sokakta kesilmiş.
Günahına girmek.
İyi saatte olsunlar.
Kabir suali.
Kan kardeşi.
Kırklara karışmak.
Kulakları çınlasın.
Lades tutuşmak.
Leyleği havada görmek
Mum yapıştırmak.
Nazar değmesin.
Pabucu büyüğe okut.
Pir aşkına.
Rufailer kanşır.
Rüyasında görse hayra yormamak
Sofrası açık.
Söz kesmek.
Şeytanın ayağını kırmak
Şeytan kulağına kurşun
Taşa ölçeyim.
Tırnak sürüştürmek.
Tohumu dökülmek.
Tuz ekmek hakkı
Vebali boynuna.
Yaşı benzemesin.
Yemin etsem başım ağrımaz.
Yıldızı barışık olmak
Yüz görümlüğü.
Zemzemle yıkanmış olmak.
Kimi deyimler (anlatım güzelliği düşünülmeyerek) bir kavramı belirtmek için kurulan, kalıplaşmış söz topluluğudur.
Âdet yerini bulsun diye.
Ağzını hayra aç.
Alan razı, satan razı
Belli başlı.
Bir bu eksikti.
Boğaz tokluğuna.
Bundan böyle.
Can havliyle.
Canı isterse.
Canı sağ olsun.
Çoğu gitti azı kaldı.
İsmi var cismi yok.
Ne dedim de...
Neden sonra.
Ne de olsa.
Ne günlere kaldık.
Ne idiği belirsiz.
Nerde bu bolluk
Ne var ki.
Ne var ne yok.
O gün bu gün.
Olan oldu.
Olur şey değil.
Para ile değil sıra ile.
Solda sıfır.
Yükte hafif, pahada ağır
Kimi deyimlerin özelliği, belli dilbilgisi kurallarıyla değil, özel biçimlerle kurulmuş olmasıdır.
Aç acına
Aklı sıra
Alt alta
Ara sıra
Ardı sıra
Ayak üstü
Az daha
Başlı başına
Bilmezlikten gelmek
Bire bir
Biz bize
Boşu boşuna
Boş yere
Boylu boyunca
Bugüne bugün
Bugünkü günde
Günden güne
Her ne kadar
Hiç olmazsa
İnan olsun
İnceden inceye
Kendi kendine
Kim kime
Körü körüne
Oldum bittim
Oldum olası
Pisi pisine
Saati saatine
Sırt üstü
Tek başına
Tepesi üstü
Uzun uzadıya
Yanı sıra
Yan yana
Yarı yarıya
Zoru zoruna
Kimi deyimler, eksiltili anlatım biçimidir. Yani bir ya da birkaç sözcüğü söylenmemiş söz öbeğidir.
Akşama sabaha (Ya akşama ya sabaha)
Allah bana, ben de sana (Allah bana versin, ben de sana vereyim)
Aman zaman (... demeye fırsat vermeyerek)
Az çok (Az da sayılsa, çok da sayılsa)
Baştan ayağa (... değin)
Bilir bilmez (Bilir de olsa bilmez de)
Bugün yarın (Ya bugün ya yarın)
Buyur etmek (Buyur diye konukseverlik etmek)
Büyümüş de küçülmüş (Sanki...)
Çat kapı (Çat diye kapıyı vurarak)
El etmek (El ile işaret etmek)
Er geç (Erken ya da geç olarak)
Göze göz dişe diş (Göze karşılık göz...)
Göz etmek (Göz ile işaret etmek)
Göz göre (Göz göre göre)
Gözün aydın (... olsun)
İster istemez (İster olarak da istemez olarak da)
İyi kötü (İyi de olsa kötü de)
Kan kırmızı (Kan gibi kırmızı)
Kaş göz etmek (Kaş ve gözle işaret etmek)
Laf aramızda (... kalsın)
Ne fayda (Ne faydası var)
Ne olur ne olmaz (Kimse bilmez...)
Söz bir Allah bir (Sözüm birdir; değişmeyecektir.
Nasıl ki Allah da birdir)
Uzun etme (Uzun laf etme, bu tutumu uzun sürer etme)
Vakitli vakitsiz (Vakitli olsun, vakitsiz olsun)
Vakit vakit (Kâh şu vakit, kâh bu vakit).
Deyimlerin bir türü de ikilemelerdir.
Abuk sabuk
Abur cubur
Açık saçık
Afur tafur
Ahım şahım
Apar topar
Az buz
Bet beniz
Borç harç
Boy bos
Bölük pörçük
Cambul cumbul
Cangıl cungul
Cart curt
Çatır çutur
Çürük çarık
Dangıl dungul
Değiş tokuş
Delik deşik
Eğri büğrü
Eski püskü
Hapır hupur
Hır gür
Kaba saba
Kargacık burgacık
Karman çorman
Kıvır zıvır
Konu komşu
Mırın kırın
Paldır küldür
Pat küt
Sere serpe
Sıkı fıkı
Soy sop
Sürü sepet
Süs püs
Şaka maka
Teker meker
Yalan dolan
Yanın yumru
Yorgun argın
Zart zurt
Zırt pırt
Bir sözcüğün yinelenmesiyle oluşan ikilemeleri deyim saymıyoruz.
Ağır ağır
Ayrı ayrı
Az az
Badi badi
Bol bol
Buram buram
Cır cır
Çatır çatır
Didik didik
Efil efil
Fıkır fıkır
Gıcır gıcır
Gürül gürül
Haldır haldır
Işıl ışıl
İçin için
Kıvır kıvır
Küfür küfür
Lop lop
Mırıl mırıl
Oylum oylum
Öyle öyle
Pırıl pırıl
Rap rap
Saf saf
Sapır sapır
Sıra sıra
Şakır şakır
Şırıl şırıl
Takır takır
Tıkış tıkış
Ulam ulam
Üçer üçer
Vızır vızır
Yer yer
Zırt zırt
Anlam Özelliklerine Göre Deyimler
a) Gerçek Anlamlı Deyimler: Kimi deyimlerde sözcükler gerçek anlamda kullanılmıştır. Yani kalıplaşmış sözün anlamı değişmez gerçek anlamın dışına çıkmaz. Onunla aynı anlamı yansıtır.
ağzına bir şey koymamak
çoğu gitti, azı kaldı
dosta düşmana karşı
hem suçlu hem güçlü
b) Değişmece (Mecaz) Anlamlı Deyimler: Deyimlerde genellikle öbekteki sözcüklerin biri ya da tümü gerçek anlamından uzaklaşabilir. Bu anlam özelliği iki biçimde karşımıza çıkar:
Değişmece anlamlı kimi deyimlerde deyimi oluşturan sözcüklerin anlamıyla deyimin karşıladığı kavram arasında hiçbir bağ yoktur. Bu anlam özelliğine yummaca denir.
borusu ötmek
çantada keklik
hapı yutmak
çam devirmek
ipe un sermek
saman altından su yürütmek
Değişmece anlamlı kimi deyimlerde ise, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamıyla deyimin karşıladığı kavram arasında az ya da çok bir bağ vardır. Bu anlam özelliğine belirge (İliştirme) denir.
göze batmak
göz kulak olmak
ağzı bozuk
eli açık
DEYİMLER VE SÜSLÜ SÖZLER
Her doğru söz, her bilgece söz atasözü olmadığı gibi her süslü söz de deyim değildir. Deyimler bayatlama bilmeyen özgün buluşlardır. Buna karşı deyime benzeyen birtakım değişmeceli (mecazlı) sözler vardır ki ilk söylenişlerinde özgün buluş sayılmış olsalar bile zamanla bayatlamışlar, dahası, soğuk görülür olmuşlardır. Bunları dil sağduyumuzla ayırt edebiliriz. Sözgelişi şu örnekleri deyim sayamayız:
Acı bir gülüş
Akşam hüznü
Altın harflerle yazılmak
Ayrılık ateşi
Badem (kömür, üzüm, ahu) gözlü
Baygın bakışlar
Çelik iradeli
Dev cüsseli
Din sömürücülüğü
Dudu dilli
Durum muhakemesi
Fidan boylu
Gaflet uykusu
Gericiliğe prim vermek
Gonca ağızlı
Gönül kuşu
Güldükçe güller açar
Güler yüzlü
Güneşi inkâr etmek
Hayal âlemi
Hayal kırıklığı
Hayat okulundan diploma almış
İnci dişli
Kalem kaşlı
Kiraz dudaklı
Körpe dimağlar
Kudretten sürmeli
Midesinden bağlı
Misk kokulu
Mutlu azınlık
Mutlu yarınlar
Nurlu ufuklar
Oy avcılığı
Ömrünün baharında
Samur saçlı
Seçim sath-i maili
Servi boylu
Şahin bakışlı
Gönül zenginliği
Hasret ateşi
Gaflet uykusu
Tehlike çanı çalmak
Çağımıza damgasını basan
DEYİMLEŞMEKTE OLANLAR Dilimiz birtakım yeni deyimler kazanmakta, süslü ve özgün sözlerden çok güçlü olanlar deyim düzeyine yükselmektedir.
Ağırlığını koymak
Altını çizmek
Beyin yıkamak
Dar boğaz
Gölge düşürmek
Gün ışığına çıkmak
Işık tutmak
Kızağa çekmek
Kilo almak
Yatırım yapmak
Fısıltı gazetesi
Köşeyi dönmek
Slogan atmak
Diyalog kurmak
DEYİMLER VE TERİMLER
Bileşik sözcük durumunda olan terimler, doğal olarak deyimlerle karışmazlar. Ancak iki ve daha çok sözcükten oluşup da bitişik yazılmayan terimler, kuruluş yönünden deyimlere benzerler. Bunları, kavram ve görevlerine bakarak deyimlerden ayırt etmek güç değildir: Bilim ve meslek dalarına özgü kavramları karşıladıkları için ortak dilden çok kendi alanlarında kullanılan ve birden çok sözcüklü terimlerden örnekler:
Anlatım yitimi (Ruhbilim)
Doğru orantılı (Matematik)
Dolaylı tümleç (Dilbilgisi)
Eşkenar üçgen (Geometri)
Geriye yürümek (Tüze)
Güdümlü sanat (Güzel sanatlar)
Nesnel duyumculuk (Eğitim)
Renk körlüğü (Hekimlik)
Salt çoğunluk (Tüze)
Sıkma baş (Teknik)
Takma ad (Yazın)
Tikel önerme (Felsefe)
Uyutumlu çözümleme (Ruhbilim)
Yansıma uyumu (Yazın)
Yasama dokunulmazlığı (Tüze)
Kimi terimler ortak dilde de sık sık kullanıldıklarından deyimleşmektedirler. Bunlar, terimlerle deyimler arasındaki sınır üzerindedirler:
Açık oturum
Aile planlaması
Aşağılık duygusu
Ay ağılı
Boy aptesi
Canlı yayın
Değer yargısı
Hava parası
Kara borsa
Kısır döngü
Mat etmek
Mekik diplomasisi
Paket program
Rest çekmek
Yan ödeme
Yumuşak iniş
Yüz görümlüğü
Baskı grubu
Devreye girmek
Gündeme girmek
DEYİMLER VE DUALAR, DİLEKLER, İLENÇLER
Dualar ve ilençler, iyi ve kötü dileklerin, deyimler ise ayırım gözetmeksizin herhangi bir kavramın kalıplaşmış söz topluluklarıdır. Deyimin konuları sınırlı olmadığından dua ve ilenç konuları da deyim konuları arasına girer. Bu duruma göre eğer bir dua ya da ilenci oluşturan söz topluluğu, onun deyim sayılmasına elverişli bir anlatım özgünlüğü, güzelliği ve çekiciliği taşıyorsa o dua ve ilenç -konu bakımından özel adını taşımakla birlikte- deyim de olur.
Ağzından yel alsın
Başını yesin
Darısı başına
Dili ensesinden çekilsin
Görmemişe dönersin inşallah
Kurban olayım
Yaşı benzemesin
Yaşı yerde sayılası
Yolun açık olsun
Bu nitelikte olmayan dua ve ilençlerin deyim sayılmaması doğru olur. Şunlar gibi:
Allah razı olsun
Allah kolaylık versin
Allah korusun
Eli kırılsın
Gözü kör olsun
Helal (haram) olsun
Kutlu olsun
Lanet olsun
Yüzü gülmesin
DEYİMLER SÖZCÜK TÜRÜ OLARAK
Deyimler, ister sözcük öbeği, ister tümce (cümle) biçiminde olsunlar, söz arasında ad, sıfat, belirteç, ünlem, eylem görevi yaparlar. Tümce biçiminde olanlar, doğallıkla, bağımsız olarak da kullanılırlar:
Allah kavuştursuna gittik. Ad
Aslan payını o aldı. Ad
Dik kafalının biridir. Ad
İşin püf noktasını biliyor. Ad
Anasının gözü bir adam. Sıfat
Anası yerinde bir kadın. Sıfat
Kulağı delik kişi. Sıfat
Kuş uçmaz kervan geçmez yerler. Sıfat
Yürekler acısı bir hali var. Sıfat
Al takke ver külah yaşadılar. Belirteç
At başı beraber gidiyorlar. Belirteç
İkide bir bunu söylüyor. Belirteç
Adam sen de! Ünlem
Aklına şaşayım! Ünlem
Cart kaba kâğıt! Ünlem
Hele hele! Ünlem
Ölünün körü! Ünlem
Vay anasını! Ünlem
Yok devenin başı! Ünlem
Onunla başa çıkamıyorum. Eylem
Zavallı elden ayaktan düşmüş. Eylem
İpi kırdı, çekip gitti. Eylem
O sana kazık atmış. Eylem
Anlatırken kendinden geçiyor. Eylem
DEYİMLERDE SÖZ SANATI
Ayağını yorganına göre uzatmak.
Başını kaşımaya vakti olmamak.
Ben derim bayram haftası o anlar mangal tahtası.
Benim gönlüm öküz ile danada, onun gönlü rastık ile kınada.
Bir abam var atarım nerde olsa yatarım.
Çorbada tuzu bulunmak
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak
Eteği belinde
Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek
Kazdığı kuyuya kendisi düşmek
Arkadaş değil arka taşı.
Boğaziçinde kavga var.
Çattık teyellemesi kaldı
Elini sallasa ellisi
İzan dedikçe uzanıyor
Kuş beyinli.
Mangalda kül bırakmamak
Saçını süpürge etmek
Suya ısınmak.
Suyu yokuşa akıtmak.
Tencere yuvarlandı kapağını buldu.
Tuzu kuru, sabunu sarı.
Ununu elemiş eleğini asmış.
Yağmur yağsa yaş değmez dolu olsa taş değmez.
Yılanı sen tut gözüne ben bakayım.
Yorgunu yokuşa sürmek.
Kazı koz anlamak.
Kılı kırk yarmak.
Sağırlar birbirini ağırlar.
Ser verip sır vermemek.
Yüzünden düşen yüz parça.
Yüz verdikçe astar istemek.
DEYİMLERİN BAŞKA DİLE ÇEVRİLMESİ SORUNU
Deyimleri, başka dile çevirebilip çevrilememe bakımından üçe ayırmak gerekmektedir: Özel biçimleri dolayısıyla sözcüğü sözcüğüne başka dile çevrilemeyenler ya da sözcüğü sözcüğüne başka dile çevrilebildiği halde Türkçedeki kavramı belirtemeyenler:
Ağır ezgi fıstıki makam
Aklı sıra.
Başlı başına.
Baş vurmak
Bire bir.
Çam devirmek.
Dananın kuyruğu kopmak
Etekleri zil çalmak
Hangi dağda kurt öldü.
Her ne kadar.
Hiç olmazsa.
Lamı cimi yok.
Taşa ölçeyim
Dilimizde gerçek anlamları dışında kullanıldığından başka dillere de aynı sözcüklerle ve değişmeceli (mecazlı) durumlarıyla çevrilebilenler:
Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık
Balık kavağa çıkınca
Bir pire için yorgan yakmak.
Cevizi çift görmezse ağaca taş atmamak.
Çayı görmeden paçaları sıvamak
Delik büyük yama küçük.
İncir çekirdeğini doldurmamak
Karda gezip izini belli etmemek
Oturduğu dalı kesmek
Suyu yokuşa akıtmak
Tavşana kaç tazıya tut demek
Uyuyan yılanın kuyruğuna basmak
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
Dilimizde gerçek anlamlarıyla kullanıldığından, başka dile, sözcüğü sözcüğüne çevrilebilenler:
Anlam gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek amacıyla aynı sözcüğün yinelenmesi veya anlamları birbirine yakın yahut karşıt olan ya da sesleri birbirini andıran iki sözcüğün yan yana kullanılmasıdır. İkilemelerin başlıca anlamsal işlevleri:
1- İkilemelerin başlıca işlevi anlamı pekiştirerek güçlendirmedir.
Öbek öbek çiçekler
demet demet güller
Sıcak mı sıcak hava
iyi mi iyi bir insan
2- İkilemeler anlamı pekiştirip güçlendirirken kimi kez de anlamın sağladığı gücü, değeri artırır abartırlar.
Güle güle bir hal olduk.
Ağlaya ağlaya gözlerinden oldu.
Sokak sokak kiralık ev aradık.
3- İkilemelerde, anlamı pekiştirme, güçlendirme, abartma ile birlikte çokluk kavramı da vardır. Çokluk kavramı kimi kez niteliksel, kimi kez de nicelikseldir.
Deste deste para verdim ona
Güzel güzel çocukları vardı onların
İkilemelerin Anlamsal Kuruluşları: İkilemeler genel olarak hemen hemen her tür sözcüğün yinelenerek kalıplaşmasıyla oluşur. Bu yineleme kimi kez ad soylu sözcüklerin, kimi kez eylemlerin, kimi kez de yansıma sözcüklerin yan yana kullanılması ya da aralarına başka dil birimlerinin girmesiyle oluşur.
kapı kapı dolaşmak
dizi dizi boncuk
koşa koşa yorulmak
gürül gürül akmak
Bu genel kuruluşların dışında ikilemelerin diğer anlamsal kuruluşları:
a) Aynı anlamlı (anlamdaş) sözcüklerin yinelen-mesiyle kurulan ikilemeler:
sorgu sual
ses seda
köşe bucak
bet beniz
b) Yakın anlamlı sözcüklerle kurulan ikilemeler:
delik deşik
eş dost
dünya alem
doğru dürüst
c) Karşıt anlamlı sözcüklerle kurulan ikilemeler:
irili ufaklı
büyüklü küçüklü
er geç
d) Biri anlamlı, diğeri sesçe anlamlı sözcüğe benzeyen, onunla anlam kazanan bir sözcükle kurulan ikilemeler:
eğri büğrü
eski püskü
yırtık pırtık
incik boncuk
e) Tek başlarına anlamları olmayan, sesçe birbirini çağrıştıran, birlikte kullanıldıklarında anlam kazanan sözcüklerle kurulan ikilemeler:
ıvır zıvır
eciş bücüş
abur cubur
f) Yansıma sözcüklerin yinelenmesiyle kurulan ikilemeler:
vızır vızır
şırıl şırıl
horul horul
cızır cızır
1- İçerik Bir sanat yapıtının ne anlattığı ile ilgili (konu) bilgi veren yargılardır. "Sanatçı, yapıtta ne anlatıyor?" sorusunun cevabıdır.
Örnekler:
Yazar son romanında çocukluğu anlatıyor.
[*]Bu şair, şiirlerinde genellikle İstanbul yaşamını dile getiriyor
2- Biçem (Üslup) Bir sanat yapıtının nasıl oluşturulduğu ile ilgili bilgi içeren yargılardır. Sanatçının anlatım biçimi, sözcük seçimi, cümle yapısı, söyleyiş özellikleri, dili kullanış şekli üslubu belirleyen önemli özelliklerdir. "Sanatçı, anlatacaklarını nasıl anlatıyor?" sorusunun cevabıdır.
Şiirlerinde oldukça sade bir dil kullanıyor.
Not:Bazı sorularda hem içerik hem de biçemle ilgili yargılar birlikte sorulabilmektedir.
Örnekler:
Yazar, yapıtlarında köy yaşamını yerel bir söyleyişle ele alıyor.
Günlüklerinde başından geçenleri alaysamalı bir tutumla işlemiştir.
Anılarında, yurtdışında yaşadığı yılları, içten bir anlatımla kaleme almıştır.
Sözlerinden farklı anlamlar çıkarılmasının önüne geçmek için son derece yalın bir dil kullanıyor, sözcükleri gerçek anlamları ile kullanmaya özen gösteriyordu.
Konuşma dilini yansıtan anlatımı sayesinde, okurlar yazılarını son derece içten buluyordu.
Yalnız halkın konuşmasını yansıtmakla kalmıyor, günlük dildeki deyimleri ve bazı özel kalıpları da köşe yazılarında yerli verinde kullanıyordu.
Örnek Soru: (I) Bu eleştirmen yapıtları değerlendirirken kendini öne çıkarmaya çalışır. (II) Eleştirilerin beğenilmesini sağlayan da bir bakıma onun bu tutumudur. (III) O, kendisinden söz ettiği bir sanatçıyı yargılayıp değerlendirirken sözcük seçimine, bunların kullanımına büyük bir özen göstererek okuyucunun ilgisini kamçılar. (IV) Bu yolla, okurları, incelenen yapıtın değişik yönleri üzerinde düşündürür. (V) Onun bu tutumu eleştirilerini asık suratlı olmaktan kurtarır ve onların kolayca okunmasını sağlar. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden özellikle hangisi, sözü edilen eleştirmenin üslubuyla ilgilidir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V. (1995/ÖYS)
Örnek Soru: (I) Sait Faik ile Oktay Akbal'a yalnız dost olarak değil, yazar olarak da, tanıdığım günden beri önem vermişimdir. (II) Her ikisini de önce yazılarıyla tanıyıp sevmişimdir. (III) Kişisel dostluğumuz daha sonra başlamıştır. (IV) Öykülerini severek izlemem, öykümüze getirdikleri yeniliklerden çok, onları kendime öbür öykücülerden daha yakın bulmamdandır. (V) Onlar da ben de insanın bireysel ve toplumsal gerçeklerini birlikte veren, insancıl çizgide öyküler yazdık. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinde, öykülerin içeriğiyle ilgili bilgi verilmektedir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V. (1996/ÖYS)
3- Eleştiri Cümleleri Herhangi bir sanatçının veya yapıtın olumlu veya olumsuz yanlarını ortaya koymaktır. Eleştiri, sadece yapıt ve sanatçıyla ilgili değil, her konuda olabilir.
Örnekler:
Usta şair son yapıtında kendini tekrar etmekten kurtulamamış. (Olumsuz eleştiri)
Tablolarında fırçasını büyük bir ustalıkla kullandığı hemen göze çarpıyor. (Olumlu eleştiri)
Romanın çok güzel kurgusu var; ancak aralardaki şiirler yapıtta bir yama gibi duruyor. (Olumlu - olumsuz eleştiri)
4- Öz Eleştiri Kişinin, kendisine yönelik olumsuz eleştirileridir.
Örnekler:
Derslerime günü gününe çalışmadığımdan sı-navı kazanamadım.
Anlatmak istediklerimi gereği gibi dizelerime aktaramadım.
- Değerlendirme
Bir yapıt veya sanatçı hakkında öznel ya da nesnel görüş bildirmektir. Öznel değerlendirmeler aynı zamanda bir eleştiridir.
Son kitabında seksen beş şiir bulunuyor. (Nesnel Değerlendirme)
Bu romanda yazar yer olarak Bursa’yı seçmiş. (Nesnel Değerlendirme)
Kitaptaki birçok şiirde, şair yapmacık bir dil kullanıyor. (Öznel Değerlendirme)
Genç öykücü yapıtlarında kurmacasal yalınlıktan kurtulamıyor. (Öznel Değerlendirme)
Sanatçının yapıtlarında dili başarıyla kullandığı görülüyor. (Öznel Değerlendirme)
Bir çocuğun duygularının böylesine içten anlatıldığı bir başka şiir hatırlamıyorum.
Hem dili, hem de anlatımı yönüyle bütün genç yazarlara örnek olabilecek bir roman okuduk.
Toplum yaşamının tüm canlılığı ile anlatımı başka hiçbir yapıtta M. Akif'in şiirleri kadar gerçeğe uygun değildir.
Asırlar önce yazılan Don Kişot hâlâ beğenilerek okunuyor.
Son romanı ile öncekiler arasında anlatım ve kurgu yönünden bir fark yok.
UYARI:Belli bir yapıt veya sanatçıdan söz etmeyen genel yargılar değerlendirme değildir. Aşağıdaki cümleler belli bir yapıtı ya da sanatçıyı ele almadığından değerlendirme sayılamaz.
Örnekler:
Konusu aşk olan romanlar, halk tarafından daha çok beğenilir.
Sanatçı her zaman topluma örnek olmalıdır.
Şiir, insanı hem dinlendirir hem düşündürür.
6- Tanım Cümleleri Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildiren cümlelerdir. "Bu nedir?" sorusunun cevabıdır.
Örnekler:
Şiir, duygu ve düşüncelerin belli kalıplarla ifade edilmesidir.
Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır.
Roman, yaşanmış ya da yaşanabilir olayların geniş bir şekilde anlatıldığı bir yazınsal türdür.
Örnek Soru: Aşağıdakilerden hangisi bir "tanım" cümlesidir? A) Lirik şiir, akıldan çok düş gücüne, düşünceden çok duyguya yaslanır. B) Lirik şiirde, aşkın her türlü görünüşü, bütün yönleriyle dile getirilir. C) Lirik şiirde şair, sözcükleri seçerken, onların ses ve görüntü gücünü göz önünde tutar. D) Lirik şiir, duyguların, çok etkili ve coşkulu bir biçimde dile getirildiği şiir türüdür. E) Lirik şiirde yıllar yılı, aşk, ölüm, din gibi belirli temalar işlenmiştir. (1990/ÖSS)
Uyarı: Varlıkların ya da kavramların özelliklerinin verilmesi tanım değildir.
Örnek:
Deneme, salt söz söyleme gücü olan yazarlarca kaleme alınır.
6- Tanım Cümleleri Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildiren cümlelerdir. "Bu nedir?" sorusunun cevabıdır.
Örnekler:
Şiir, duygu ve düşüncelerin belli kalıplarla ifade edilmesidir.
Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır.
Roman, yaşanmış ya da yaşanabilir olayların geniş bir şekilde anlatıldığı bir yazınsal türdür.
Örnek Soru: Aşağıdakilerden hangisi bir "tanım" cümlesidir? A) Lirik şiir, akıldan çok düş gücüne, düşünceden çok duyguya yaslanır. B) Lirik şiirde, aşkın her türlü görünüşü, bütün yönleriyle dile getirilir. C) Lirik şiirde şair, sözcükleri seçerken, onların ses ve görüntü gücünü göz önünde tutar. D) Lirik şiir, duyguların, çok etkili ve coşkulu bir biçimde dile getirildiği şiir türüdür. E) Lirik şiirde yıllar yılı, aşk, ölüm, din gibi belirli temalar işlenmiştir. (1990/ÖSS)
Uyarı: Varlıkların ya da kavramların özelliklerinin verilmesi tanım değildir.
Örnek:
Deneme, salt söz söyleme gücü olan yazarlarca kaleme alınır.
7- Yorum Cümleleri Kişisel düşünceleri ifade etmektir. Bir olayı veya durumu kendinden bir şeyler katarak anlatmaktır.
Örnekler:
Sonbahar bu yıl bana her zamankinden daha hüzünlü geliyor.
O an, genç adamın öfkesini ve acısını kendi içinde saklayan biri olduğumu anladım.
Zavallı, saatlerdir yağmur altında bekliyor, beklediği gelmeyecek herhalde
8- Tasarı Anlatan Cümleler Herhangi bir konuyla ilgili ileriye dönük plan ve projelerin anlatıldığı cümlelerdir.
Örnek:
Gelecek hafta bir şiir yarışması düzenlemeyi ve genç kalemleri tespit etmeyi planlıyoruz
9- Özgünlük Sanatçının kendine has bir nitelik taşımasıdır. Yapıtlarını oluştururken başkasına benzememe, taklit etmeme, orijinal olma, yapıtlarına kendi damgasını vurma, farklı ve yeni şeyler ortaya koyma da denebilir.
Örnekler:
Bu genç şair, başkasına benzemeyen bir üslupla oluşturuyor şiirlerini.
Son öykü kitabında orijinal bir dille çıkıyor okurlarının karşısına.
Çehov yapıtlarına kendi mührünü vurmuş bir sanatçıdır.
10- Yoğunluk
Az sözle çok şey anlatmaktır.
Şiirlerinde iki dizeyle sizleri kocaman bir dünyada gezdiriyor.
Yazar sayfalarca sürecek bir konuyu iki sayfalık yazısında anlatmayı başarıyor.
11- Yalınlık
Bir sanat yapıtında dili anlaşılır bir biçimde kullanmaktır.
Yazılarında hiçbir zaman süslü ve sanatlı bir söyleyişe yer vermezdi.
Şiirlerinde herkesin anlayabileceği bir dil kul¬lanıyor.
12- Evrensellik Bir sanat yapıtında bütün insanlığı ilgilendirecek konuları işlemek ve tüm insanlara seslenebilmektir.
Örnek:
Bu genç yazar, herkesi ilgilendiren konulara yer veriyor yapıtlarında.
13- Ulusallık Bir sanat yapıtında sanatçının içinde bulunduğu ulusun insanını ilgilendiren konulara yer vermesi, ulusal özellikleri ön plana çıkarmasıdır.
Örnek:
Yapıtlarının hepsine kendi toprağının rengini vurmayı başarmıştır.
14- Kaygı Bir olayın olumsuz sonuçlanmasından duyulan endişe ve tasadır.
Örnekler:
Kültürel etkileşimin dilimizde onarılamayacak yaralar açmasından korkuyorum.
Divan şiirlerinin bir gün unutulup gitmesin-den endişe duyuyorum.
15- Özlem Geçmişte kalmış herhangi bir şeye duyulan kavuşma isteğidir.
Örnekler:
Nerede o kar yağışını seyrettiğimiz eski kış geceleri?
Doğup büyüdüğüm o şirin köy gözümde tütüyor.
Hasretim, o sapsarı yaprakların yollarımıza serildiği eylül akşamlarına.
16- Beğenme – Takdir Etme Herhangi bir şeyin güzel olduğunu ve beğenildiğini dile getirmektir.
Örnekler:
Bir şiir ancak bu kadar güzel yazılabilirdi.
Hayatımda gördüğüm en zarif insandı.
Bu yazar sorunlara çözümleyici ve iyimser bir tavırla yaklaşan, değişik görüşlere açık bir insandır.
17- Alçakgönüllülük Kendini büyük görmemek, sahip olduğu üstünlükleri ön plana çıkarmamaktır.
Örnek:
Sanat dünyasına kazandırdığım onca yapıta rağmen kendimi hala bir sanatçı olarak gör-müyorum.
18- Gözlem
Gözlem bir yazıyı ya da yapıtı yazmaya başlamadan önce konu ile ilgili inceleme ve araştırma yapma işidir. "Anlatılanların gözleme dayandırılması" yazarın görsel (gözle algılanan) ayrıntılardan söz etmesidir.
Örnekler:
Mangalların yakıldığı, kızların ip atlayıp erkek çocukların top oynadığı bir piknik alanından söz ediliyorsa anlatılanlar gözleme dayandırılmış demektir. Kimi zaman gözleme bağlı ayrıntılardan bazı çıkarımlara gidilebilir.
Üstündeki kıyafetler dökülen, 8-10 yaşlarındaki bir kız çocuğunun elinden tutan ihtiyarın ufka dalıp giden bakışları, onun umutsuzluğunu ve çaresizliğini dile getiriyor gibiydi.
Bir insanın; 40-50 yaşlarında, uzun boylu, üstü başı perişan, saçı sakalı birbirine karışmış olması gözlem sonucu ortaya konur. Ancak bu kişinin eski bir öğretmen olması, Adanalı ya da Sivaslı olması gözleme dayalı bir ayrıntı, bilgi değildir.
Örnek Soru: (I) Kapıyı uzun boylu, güler yüzlü bir adam açtı. (II) Önce beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdü. (III) Sonra, büyük bir incelikle beni salona buyur etti. (IV) Ona şair olduğumu söyleyince gözleri parladı. (V) Şiirler ve şairler üzerine uzun uzun konuştuk. Yukarıdaki cümlelerin hangisinde, gözleme yer verilmemiştir? A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.