aSena
Elmas Üye
-
- Katılım
- Şubat 9, 2011
-
- Mesajlar
- 21,874
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 298
-
- Yaş
- 40
Ey İstanbul!
permeperişanım
istersen karayel saçlarında darmadumansın de
istersen kanayan yarasın de
ne fark eder
evet,bırak çalsın pis avazlar
istersen teller,mızraplar yansın
bırak merhametsiz harfler dolaşsın
kendilerini bir ânlık söz sananlar inkârlarını aşsın
şu an şu dakika ayazlarım ters döndü
kükreyen dilim,
çatlayan damağım acımasın
avuç içlerim terlemesin
cahilce helezon çizenleri görmüyorum
bu kentte bugün sağırım, hüzün saatlerini duymuyorum
zaman akıyor derken
martıların kanat seslerinin rüzgârıyla
Marmaranın melodisini dinliyorum
tek şekerli tavşan kanı çayımı yudumlarken
sanki leylâk rengiyle tarihin kokusu geliyor boğazdan
posta eri gibi bir adam uğruyor masama
selamını alıyorum
ve
aniden şehirde muhabbet kesiliyor
titreyen erguvanların kokusundan
kılcal damarlarım çekiliyor
dilim kayıyor
ve ben susuyorum...
o adam
beni konuşmaya başlıyor
içre cenk edişimde
esir düşerken gözlerim gözlerine
can telimde umman oluyorum
belki de ona lokman oluyorum
gönlümün sularındaki bu nükte nedir?
anlamıyorum
anlamak istemiyorum
soluğumu ören nefesinde
dimağım şaşıyor
su şırıltıları
şelaleler derken
bir adım ilerdeki aklıma sarılıyorum
hadi tut elimden çağrışımları
bir tutam buruk acı,
bir tutam korkulu rüya mı
ne tuhaf
tutamları güvercin postasına asıyorum
leblerin tamlarında taşıyorum
bir mavzer gibi patlayan yüreğimde
lilâmsı sevdada yanıyorum yanıyorum
kalbimin kanatlarına göklerden muştular akıyor
ne tuhaf
bir yudum sıcacık çay ile Ankayı aşıyorum...
Nihal Mirdoğan
permeperişanım
istersen karayel saçlarında darmadumansın de
istersen kanayan yarasın de
ne fark eder
evet,bırak çalsın pis avazlar
istersen teller,mızraplar yansın
bırak merhametsiz harfler dolaşsın
kendilerini bir ânlık söz sananlar inkârlarını aşsın
şu an şu dakika ayazlarım ters döndü
kükreyen dilim,
çatlayan damağım acımasın
avuç içlerim terlemesin
cahilce helezon çizenleri görmüyorum
bu kentte bugün sağırım, hüzün saatlerini duymuyorum
zaman akıyor derken
martıların kanat seslerinin rüzgârıyla
Marmaranın melodisini dinliyorum
tek şekerli tavşan kanı çayımı yudumlarken
sanki leylâk rengiyle tarihin kokusu geliyor boğazdan
posta eri gibi bir adam uğruyor masama
selamını alıyorum
ve
aniden şehirde muhabbet kesiliyor
titreyen erguvanların kokusundan
kılcal damarlarım çekiliyor
dilim kayıyor
ve ben susuyorum...
o adam
beni konuşmaya başlıyor
içre cenk edişimde
esir düşerken gözlerim gözlerine
can telimde umman oluyorum
belki de ona lokman oluyorum
gönlümün sularındaki bu nükte nedir?
anlamıyorum
anlamak istemiyorum
soluğumu ören nefesinde
dimağım şaşıyor
su şırıltıları
şelaleler derken
bir adım ilerdeki aklıma sarılıyorum
hadi tut elimden çağrışımları
bir tutam buruk acı,
bir tutam korkulu rüya mı
ne tuhaf
tutamları güvercin postasına asıyorum
leblerin tamlarında taşıyorum
bir mavzer gibi patlayan yüreğimde
lilâmsı sevdada yanıyorum yanıyorum
kalbimin kanatlarına göklerden muştular akıyor
ne tuhaf
bir yudum sıcacık çay ile Ankayı aşıyorum...
Nihal Mirdoğan