Leben ist wie ein Zeichen, nur ohne Radiergummi ·♡♥ · -

Konu sahibi son olarak 4387 gün önce görüldü
Problem yokmuş gibi gülümse, her şey yolundaymış gibi konuş, hepsi rüyaymış gibi davran ve canını yakmadığını farz et.

' Marian Keyes '"
 
YAPRAK DÖKÜMÜ - CAN YÜCEL


Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar

Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?
 


Nedim Zeper Ben Bizi Özledim
*
Aç kapıyı ben geldim
Nolur beni yok sayma
İçimde kopan fırtına sevdadandır anla
Ben bizi özledim aşkım
Sende ben bende sen olmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı
Ben bizi özledim aşkım
Sende ben bende sen olmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı*
Aç kapıyı ben geldim
Nolur beni yok sayma
İçimde kopan fırtına sevdadandır anla
Ben bizi özledim aşkım
Sende ben bende sen olmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı
Tutunduğum gözyaşlarımdan
Ne kaldı geriye söyle koca bir yalan aah
Ben bizi özledim aşkım
Sende ben bende sen olmayı
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı*
Var mısın yok musun bensiz mutlu musun
Düşünmeden kaybolmayı

 
Mutluluk, TDK sözlüğünde “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan doğan kıvanç durumu” olarak tanımlanmakta olup, şimdiye dek sayısız değişik tanımları yapılmış görece ve göreli bir kavramdır.

Mutluluk kavramı hakkında farklı görüşler

Kimileri mutluluğu maddi alanda, kimileri manevi alanda, kimileri ise hem maddi hem manevi alanda edinilebilecek bir ruhsal hal olarak ele almışlardır. Örneğin, mutluğun manevi alanda edinilebilecek bir hal olduğunu düşünen eski Grek düşünürleri mutluluğu erdemin ödülü olarak değerlendirmişlerdir.

Mutluluk hakkında mistisizmde, çeşitli dinlerde ve felsefi ekollerde ortaya konan görüşlerde farklılıklar genellikle şu soruların yanıtlarında toplanmaktadır:

Mutluluk bir amaç mı, bir sonuç mu olmalıdır?

Mutluluk, manevi değerlere mi bağlıdır, maddi değerlere mi bağlıdır?
Maddi değerlerin edinilmesiyle edinilen geçici hal mutluluk kapsamında değerlendirilebilir mi?
Mutluluk kişinin diğerleri hakkındaki hareketleriyle ne derecede ilişkilidir, diğer insanlarla birlikte yaşamayan, toplumdan yalıtılmış biri mutlu olabilir mi?
Istırap ya da mutsuzluğu tatmamış biri mutlu olabilir mi?


Hormonların bozukluğu

Vücutta melatonin, serotonin ve endorfin hormonlarının salgılamasının mutluluk üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden kış aylarında daha az salgılanan hormonlar nedeniyle mutluluk oranı sıcak aylara göre daha düşüktür. Kuzey kesimdeki ülkelerde intihar sayısının Ekvatoral kesimlerden fazla olmasının nedeni de budur. İklim değişiklikleri mutluluğu etkileyen faktörlerdendir.

Ruhçu görüş

Spiritüalist görüşe göre ruhun dünyaya gelme amacı mutlu olmak değil, tekamül etmektir. Mutluluk ise bir amaç değil, bir sonuçtur. Mutluluk maddi değerlerle edinilemez, çünkü maddi değerler geçici olup, bir gün yok olacaklardır. Şu halde gerçek veya devamlı mutluluk, geçici olmayan manevi değerlere bağlı olup, ebediyen yaşayacak olan canlılara duyulan sevgiyle ve diğerkamca hareketlerle yakından ilgilidir. Gerçek mutluluk, başkaları için verilen emeklerin ruhta bıraktığı hazlardır, vazifesini yerine getiren varlığın duyduğu huzur ve sevinç halidir.

Mutluluk Hakkında Anekdotlar

“Kişinin yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. (…) Bir insan böyle hareket ederken ‘benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı bilecekler mi’ diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar hizmetlerinin bütün nesillerce bilinmemesini tercih edecek karakterde bulunanlardır.” (M.K. Atatürk,1937,100 ve 1937,5-277)


“(...) Hal böyleyken, insanlar gerçek mutluluk ve kurtuluşu, ancak maddelere tapan nefislerinin hava ve hevesine tutsak olmuş iradelerine göre değer biçtikleri birtakım uydurma kurallardan beklemektedirler. (…) Maddelere ve objelere bağlı mutluluklar, doğal olarak bu cansız şeyler gibi geçicidir (fanidir) ve günün birinde onlar gibi çökecek, yıkılıp gidecek, yok olacaklardır. Fani şeylere bağlı ve onlarla geçerli hiçbir mutluluk devamlı olamaz. Devam eden, ölmeyen bir mutluluk, ebedi (sonsuz) değerlere bağlı ve onlarla geçerli bir mutluluktur. Şu halde hakiki mutluluğun kaynaklarından birini de, ebedi olan canlı varlıklara, özellikle insan ruhlarına duyulan sevgi oluşturur. Çünkü o (sevgi) ebedidir. (...) İnsanın hakiki mutluluğunun ilk kapılarını açan sevgi, merhamet, şefkat ve yardım duygularıyla beslenir. Bu duygular mutluluk kapısının en sadık kapıcılarıdır. Bunlar izin vermeden ne gerçek sevgiye ulaşılır, ne de büyük mutluluğun kapıları açılır.” (Neo-spiritüalizm’in kurucusu Dr.Bedri Ruhselman)
“Bütün mutsuz olanlar, yalnız kendi mutlulukları peşinde koşanlardır. Bütün mutlu olanlar ise başkalarının mutlu olması için çalışanlardır.” (Budizm)
“Engelleri aşmak, varoluşun en büyük hazzıdır; bunlar ticaret ve iş yaşamındaki maddi şeylerde de olabilir, öğrenme ve bilimsel araştırmadaki düşünsel şeylerde de olabilir; bu engellerle savaşmak ve onları yenmek mutluluk verir." (Schopenhauer)
”İnsanın gerçek varlığını bilmesi mutluluk, unutması ise elemdir.” (Sri Nisargadatta Maharaj)
 


Toygar Işıklı Kalbimdeki Sancı


Gönlümdeki küçük, bir aşk oyunumu
Böyle gitmez, bilmiyorum ben sonumu
Dudaklarımda, aşk
Kalbimde, bir sızı
Her günüm ,gözyaşı
Her anım, ah acı
Bekliyorum ,gelirmisin söyle
Ağlıyorum ,bile bile yanıyorum
Yine ,bana kalır
Senden ,çektiğim acı
Neden ,beni bulur
Bitmek, bilmeyen sancı
Benzer şarkı sözleri

 
insanın yaşadığı olaylar sonucu en yakın arkadaştan kazık yemek gibi olaylardan sonra insanın sevgilisine ailesine arkadaşlarına hiç tanımadığı kişilere hatta kendine bile yaklaşırken karşısına çıkan herleyde her olayda bir hinlik aramasıdır taşın altından ne çıkıcak diye kurcalamasıdır hatta bazen öyle durumlara gelir ki bu yolda yürerken hiç tanımadığı kişilere bile düşmanca bakışlar attırır insana acaba benim hakkımda ne düşünüyo diye.çevresindeki diğer insanlarsa onu bu davranışlarından dolayı insan sevgisi olmayan asabi her zaman kötü düşünceli birisi zannederler ona çekingen yaklaşıp onunla olmak istemezler.​
 


Gelmiyor içimden mutluluk yalanları yazmak,
Kalp kırıklıklarımı umutmuş gibi aktarmak..
Ne mutluyum ne de umutlu,
Gelmiyor işte içimden güzel sözler yazmak..

Sanki beni ilk kıran senmişsin gibi davranma,
İçimden gelmiyor seni sevdiğimi haykırmak..
Kızıp durma alıngansın diye,
Mümkün olmuyor bazen alınmamak..

Sarıldığın dal koptuysa eğer,
Zor gelir tekrar bir dala sarılmak..
Küsüp durma düşlere be güzelim,
Sonra zor olur bizim için,
İhtihar ettiğine inanmak..

Güzel kız böbürlenme seni sevdiğimi sanarak,
İstemiyor kalbim anla senin hayatını yaşamak..
Nefret etme benden bedenim,
Gücüm kalmadı artık seni taşıyacak..

Onca insan varken bana mı kaldı konuşmak?
Kalmadı gayem istemiyorum artık dışlanmak..
Hani en başında demiştim ya..
Gelmiyor bundan böyle,
İçimden mutluluk yalanları yazmak..
 

"Neden gülüyoruz?"un teorisi yok. Olmayacak da. Bu gülünç değil. "Neden gülmüyoruz?" teorisi var mı? Bu gülünç. İnsanı anlamak istiyoruz. Herşeyini anlamadan, gülmesini anlamak istiyoruz. İnsanı çepeçevre, belli bir açıdan görebilen teori gülmeyi anlayabilir. Böyle teori denemeleri çok az. İnsan gülmesine gülmeyi bilmediği için, henüz doyurucu bir gülme teorisi geliştirememiş.

Bu yazının sınırları içinde, yazıp bitirdikten sonra epey güldüğüm bir teori denemesi yapacağım. Ayrıntıdan, temellendirmeden biraz yoksun teori olacak. Gülme teorisi gülünç olabilir. Olabilir mi? Gülmek çok ciddî bir insan etkinliğidir. Anlaşılması, ona karşı takınılacak tavrın uygunluğuna bağlıdır.

İnsan neyiyle güler? "Neden gülüyoruz"un yanıtına ilk adım bu soruyla atılabilir. İnsan bedeniyle güler. Bedeni güler insanın. Ağzı açılır, yüzünde gülmeye uygun çizgiler oluşur. Kasları harekete geçer. Gülmenin elektriği titretir bedeni. Her türlü gülmeye beden katılır. Bedenin katılmadığı gülme olamaz.

Beden kendi kendine gülebilir. Kimi ruhsal bozukluklarda, gülme krizine yakalanabilir beden. Duyguları, aklı, çevreyle olan ilişkisini unutarak gülebilir beden kendi kendine. Bedenimizle gülme, bu yalıtılmış hâliyle, gıdıklamada da kendini gerçekleştirebilir. Beden kendi kendine güler gıdıklamada. Bir anlamda "histerik krizler"de de kendi kendine güler. "Ben gülmüyorum, bedenim gülüyor" demeyiz pek günlük yaşamımızda, ama beden güler. "Ben gülmüyorum, göbeğim gülüyor!" "Ben gülmüyorum, kıçım gülüyor!" Beden bu, kendine göre bir düzeni, bir mantığı vardır; güler güler kim ne karışır. Yine de aklımızla, toplumsal çevreyle çatışabilir, beden gülmesi! Bundan sonra, gülerken dikkat etmeli: Neyimiz gülüyor? Bedenimiz mi? Bedenimizin hangi parçası? Bedenimiz elbette her türlü gülmeye katılır, yalnız mı gülüyor, kendi kendine mi gülüyor, bunu sormalıyız. (Bedenimizin katılmadığı gülme var mıdır? "İçimden güldüm" diyebilir miyiz? Kimi zaman bedenimizin gülmesini gizlediğimiz durumlar olabilir. "İçimden güldüm", bedenin katkısının gizlendiği gülmedir.

Duygularımızla da güleriz. Küçümseyici gülmelerin, kızgınlık, öfke sonucu "gergin" gülmelerin bir ucu duygularımıza uzanır. Bedenimiz gibi duygularımız da, bütünselliği olan, dört dörtlük gülmelerde hep bulunur. Duyguların yer almadığı "soğuk" gülmeler de söz konusu olabilir. Bedenin kendi kendine güldüğü durumlarda, duygunun olmadığını söyleyebiliriz. Belki akılla güldüğümüz kimi durumlarda da duyguların gülmede etkin olmayışını gözlemleyebiliriz.

Gülmenin hası, aklın katkısının olduğu, aklın yargıladığı gülmelerdir. "Dünyaya baktım da güldüm aklımla." Gülmek, akılla ilgili noetik bir davranış olarak, aklın bir olanağıdır. Akıl, gülmeyle görür, düşünür. "Düşündüm, düşündükçe anlamaya başladım, anladıkça gülmekten kendimi alamadım." Gülmek, akla, aklın serüvenine duygu ve bedenin katılmasıyla gerçekleşiyor. Bu anlamda, bir bütünleyici rolü var gülmenin; gülmenin gücüyle donanmış bir düşünme süreci, elbette mizah duygusuna sahip insanların bir başarısıdır. Anlamlı gülmeler, keskin düşünme başarılarının, duyarlılıklarının ardından gelir. Burada başarı, başarısızlığı farketme anlamına da gelebilir.

Bedenimizle, duygularımızla, aklımızla güleriz. Unutmayalım bir de çevremizle güleriz. (Çevremize güldüğümüz de doğrudur!) Çevremiz doğal, tarihsel, toplumsal, siyasal, ekonomik... boyutlardan oluşur. Bundan dolayı, gülünç olan, çağdan çağa, toplumdan topluma değişir. Gülme, bir yanıyla içinde bulunulan ortam tarafından öğretilir. Büyüklerime baka baka öğrenirim, nelere, nasıl gülüneceğini. Örneğin küçümseyici gülme, toplumsal etkileşimler sonucunda, bireyin duygusal-bedensel bir tepkisi olarak öğrenilir, aklın yargısı da vardır bu gülmede, karşımdakinin beş para etmeyen biri olduğunu düşünürüm belki de.

Peki neye güleriz? Gülünç olana. Nedir gülünç olan? Gülünç olana güldüğümüz doğru mudur? Her gülme, gülünç olana gülme midir? Örneğin, bedenin gülmesi, rahatlamak için gülme, gülünç olana gülmek midir? Elbette değil. Gülünç olan "kavramsal" olarak belirlenebilecekse, daha çok "aklın", aklın da katılmasıyla çevremizin, duygu ve bedenimizin gülmesiyle ilgilidir. Bedenin gülünç bulduğunu aklımızın anlaması zor olabilir. (Gıdıklanınca neden gülüyoruz? Neden kimi zamanlar "gülme nöbeti" tutuyor bizi? Keyiflendiğimiz zaman neden olur olmaz yere gülüyoruz?) Kimi zaman bir çevrenin gülünç bulduğunu, "aklımız" gülünç bulmayabilir. "Neden gülüyor bunlar yahu" diyebiliriz.

(İnsanı bu dört boyutuyla ele alıyor oluşum, onu parçaladığım anlamına gelmemeli. İnsan bu dört ögesiyle bir bütün. Ayrımı, yalnızca çözümleme amacıyla yapıyorum.) Bedenin "gülünç"ü, duygunun "gülünç"ü, aklın "gülünç"ü kimi zaman birbirinden ayrılabilir. (Çevrenin "gülünç'ü de!) Ben, akıl yoğun "gülünç"ü temel alan, insanı insan yapan dört ögenin katılımıyla dört dörtlük bir gülmenin "gülünç"ünü arıyorum.

Dört dörtlük gülme, gülmelerin hasıdır. Bizi biz yapan dört ögenin, bedenin, duyguların, aklın ve çevrenin zenginliği, coşkusu, bütünlüğü ile gülebilmek, bir gönül işidir; insan gibi insan olmak başarısıdır. Yalnız çevreyle gülmek, çevreye gülmek, bir bülümüyle alışkanlıklarla, taklitle gerçekleştirilebilen gülmedir. Örneğin, toplumun bir kesiminin kendiliğinden gülünç olduğunu düşünerek (örneğin Karadenizli'ler ya da İrlandalılar gibi...) gülmek. Bence eksik gülmedir. Bedenle gülmek de eksiktir. Duyguların, salt duyguların ateşiyle gülmek, aklın ve kültürün katılmadığı, bana tam olgunlaşmamış bir gülme gibi gelir. Yalnızca aklın gülmesi ise kuru olabilir.

Gülünç olanı, bedeni, duygusu, aklı, çevresiyle bir bütün olarak yaşayabilmek, işte asıl gülebilmek bu.

Nedir gülünç olan? Bir bütün olarak yaşanan gülünç nedir?

Gülünç, bir ilişki sonucunda algılanır. Her gülme, bir gülme durumunda gerçekleşir. Gülme durumu, iki ayrı dünya arasında sürekli kıvılcımlarla yaşanır. Bu dünyalardan birisi olağan dünya, diğeri olağan dışı dünyadır. Gülünç, bu iki dünya arasındaki arktan oluşur. Ark sözlükte "elektrikte birbirine yakın zıt yüklü iki elektrot arasındaki boşlukta, bir elektrottan ötekine akım geçerken oluşan kıvılcım demeti ya da ışık"diye geçiyor. Burada elektrotlar, olağan ve olağan dışı dünyalardır. Olağan dünyada gülme yoktur. Hayvan olağan dünyada yaşar. Çevresinin içinde kalır, onu dönüştüremez. Oysa insan olağan dünyadan olağan dışı dünyaya sıçrayabilen, iki dünya arasında kıvılcım oluşturabilen, ark yapabilen varlıktır. İnsan neden şiir yazıyor, felsefe bilim yapıyorsa,ondan dolayı da gülüyor! İnsanın gülmesinin ardında ark yapması yatıyorsa, bu olağan dünyadan, ona verilmiş olandan çıkabildiği içindir. Olağan dünyada gülünç yoktur. Bir fıkraya, bir insana gülüşümüzde (dört dörtlük gülmelerin çoğunda!) bu dünya ile bir başka dünyayı mukayese etmemiz yatar. Kürsüden olanca ciddiyetiyle vaaz veren rahibi çırılçıplak düşünmem beni güldürür; bu dünyadan, olağandan olağan dışına (çıplak rahip!) çıkmam, gülünçlüğü oluşturmuştur. İki dünya arasındaki kıvılcım akışı, ark, bende gülmeyi yaratmıştır. İnsan olağanın ötesine geçebilen bir varlık: Bunun için gülüyor. Bunun için sanatı, bunun için bilimi, bunun için inançları, umutları var. Gülebilmemiz ve kültür yaratmamız, bilim, sanat, din, felsefe aynı kökenli! Gülünç değil mi? Gülmesek insan olmayacaktık, kültürü yaratamayacaktık!

Gülünç olan önümüzdedir, görebilirsek. Her şeye gülünebilir. Belli bir gülme yakınlığı (gülme uzaklığı da!), gülme açısı ve gülme hâli içinde isek. O zaman gülme arkı çalışır, olağan dünya, başka bir dünya ile bağlantıya geçer, iki dünya arasında gidiş gelişler başlar, kıvılcım çakar. Hayatımızın tekdüzeliği, ciddiliği, sıkıcılığı içinden gülme arkıyla sıçrar, dışarıdan bir noktadan hayatımıza bakabiliriz. Bir gülme kulesinden örneğin. Gülme arkı, böyle bir kuleden baktırabilir bizi, işte o zaman gülebiliriz ağlanacak hâlimize.

Olağan dışı dünyaya geçişlerle, arklarla gerçekleştirilen gülme, olağan dünyayı daha yaşanır kılıyor, çirkinlikleri, haksızlıkları, zulmü ortadan kaldırıyorsa anlamlıdır! Güle güle battığımız gaflet bataklığı, dört dörtlük gülmelerin bir sonucu olamaz. Gaflet, bütünleşememiş gülmelerin, yalnızca beden, yalnızca duygu, yalnızca akıl, yalnızca çevre ile ortaya çıkan gülmelerin sonucu olabilir ya da bunların başarısız bireşimlerinin. Gülüyorum: Çünkü sorumluyum.

Gülüyorum çünkü özgürüm. Özgürlüğü gerçekleştirecek özgürlüğüm var. Gülebiliyorsam,bu, hâlâ umutlarımın var olduğunu, hâlâ kendimi aşma gücümü taşıdığımı gösterir.

Deli deli gülmeler, kıkırdamalar, bir top ateşi gibi kahkahalar... Gülme, insan olmanın çekirdeğinde. Onu da yozlaştırmışız. Herşeyi yozlaştırıp, kokuşturduğumuz gibi.

Hâlâ insan olmak için gülmeyi bilmiyoruz, ne gülünç değil mi?

 
Geri