League of Legends Yeni Oyuncu Rehberi

  • Kullanıcı mum
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - League of Legends
Konu sahibi son olarak 451 gün önce görüldü
League of Legends hakkında hiçbir şey bilmiyor musunuz? Oyunun stratejisi nedir? Neler yapılır? Bir fikir sahibi değil misiniz?

Merak etmeyin, bu rehber ile oyun zaten sizin elinizde demektir. :)
 
Ashe
maxresdefault.jpg

Ayaz Okçu

İçeriden bakış: Ashe, işlevsel bir nişancı. E'siyle görüş sağlarken ultisi sayesinde çatışma başlatabilir ya da rakipleri aradan çıkartabilir. Ancak zor durumlarda ileri atılarak ya da yer değiştirerek kaçmaya yönelik bir yeteneği olmadığından, doğru konum almaya dikkat etmelisin.
Saldırıları hedefleri yavaşlattığından Ashe bu arada hareket ederek rakibi ile arasındaki mesafeyi koruyabilir. Buna “vur-kaç†denir; Ashe (ve diğer menzilli şampiyonları) oynarken bu hareketin nasıl yapıldığını öğrenmek büyük önem taşır.

Tercihen oynandığı yer: Alt koridor

Pasif: Buz Atışı
Ashe_01_Frost_Shot.png

Ashe'in saldırıları hedefi yavaşlatır ve yavaşlayan hedeflere verilen hasarı arttırır. Ashe'in kritik vuruşları ilave hasar vermez ama hedefe güçlü bir yavaşlatma etkisi uygular.


Q tuşu: Pürdikkat
Ashe_02_Rangers_Focus.png

Ashe saldırı yaptıkça Odak biriktirir. Azami Odak yüküne ulaştığında, Ashe Pürdikkat yeteneğini kullanarak bütün Odak yüklerini harcayabilir. Bu yetenek Ashe'e bir süreliğine saldırı hızı verir ve bu süre boyunca Ashe'in normal saldırısı güçlü bir ok yağmuruna dönüşür.


W tuşu: Yaylım Ateşi
Ashe_03_Volley.png

Ashe, ilerledikçe yayılan ve fazladan hasar veren 9 ok fırlatır. Ayrıca Buz Atışı etkisi uygular.


E tuşu: Şahin Atışı
Ashe_04_Hawkshot.png

Ashe, Şahin Ruhu'nu haritanın herhangi bir yerine keşif görevine gönderebilir.


R tuşu: Büyülü Kristal Ok
Ashe_05_Enchanted_Crystal_Arrow.png

Ashe düz bir hatta buzdan bir ok atar. Ok rakip bir şampiyona çarparsa hasar verir ve şampiyonun sersemlemesine neden olur. Sersemletme süresi, okun kat ettiği mesafe arttıkça artar. Ayrıca hedefin çevresindeki birimler de hasar alarak yavaşlar.

 
Garen
latest



Demacia’nın Kudreti
İçeriden bakış: Garen, yakın menzilde güçlü saldırılar yapmasını sağlayan yetenekleri olan, savaşçı-tank karışımı bir “ezergeçerâ€. Pasifi, birkaç saniye boyunca rakiplerden hasar almadığı takdirde kendini iyileştirmesini sağlar.
R'si, canı az olan hedeflere daha da çok hasar verir; bu yeteneği rakiplerin işini bitirmek için kullanmanı öneririz.
Tercihen oynandığı yer: Üst koridor

Pasif: Metanet
Garen_01_Perseverance.png

Garen bir süre hasar görmez veya rakiplerin yeteneklerinden isabet almazsa, her saniye azami can değerinin belli bir yüzdesini geri kazanır. Minyonlardan gelen hasar Metanet’i durduramaz.


Q tuşu: Amansız Hücum
Garen_02_Decisive_Strike.png

Garen'in hareket hızında artış meydana gelir ve kendisini etkileyen tüm yavaşlatma etkilerinden kurtulur. Bir sonraki saldırısı rakibinin hayati bir organına denk gelerek ek hasar verir ve rakibi susturur.


W tuşu: Cesaret
Garen_03_Courage.png

Garen düşman katlederek zırh ve büyü direnci değerlerini pasif olarak arttırır. Bu yeteneği etkinleştirerek aldığı hasarı kısa süreliğine azaltan bir kalkan sahibi de olabilir.


E tuşu: Yargı
Garen_04_Judgment.png

Garen kılıcıyla bir ölüm dansı yaparak, bu süre boyunca çevresindekilere hasar verir.


R tuşu: Demacia’nın Adaleti
Garen_05_Demacian_Justice.png

Karşı takımdan birini en son katleden rakip şampiyon Baş Kötü olur. Garen'in saldırıları, bu şampiyona gerçek hasar verir. Garen Demacia'nın kudretini çağırarak ölümcül vuruş gerçekleştirir ve hedefin eksik can miktarına bağlı olarak hasar verir. Hedef Baş Kötü ise gerçek hasar alır.
 
JANNA
Janna_0.jpg



Fırtınanın Hiddeti
İçeriden bakış: Janna, takımını büyüleriyle destekleyen bir şampiyon. Rüzgâr temalı yetenekleri sayesinde takım arkadaşlarına hız kazandırıp kalkan oluştururken, rakipleri ise yavaşlatarak ya da ayaklarını yerden keserek onların hareketlerini kısıtlamaya odaklanır.
Tercihen oynandığı yer: Alt koridor

Pasif: Pupa Yeli
Janna_01_Tailwind.png

Janna’ya doğru hareket eden tüm dost şampiyonların hareket hızları %8 artar.

Q tuşu: Uğultulu Kasırga
Janna_02_HowlingGale.png

Janna basınç ve sıcaklığı bölgesel olarak değiştirerek, zamanla büyüyen, küçük bir hortum yaratabilir. Büyüyü tekrar etkinleştirerek hortumu serbest bırakabilir. Hortum serbest kaldığında, yaratıldığı yönde ilerler ve yoluna çıkan rakiplere hasar vererek onları havaya savurur.

W tuşu: Meltem

Janna_03_SowTheWind.png

Janna, pasif olarak hareket hızını arttıran ve diğer birimlerin içinden geçmesini sağlayan bir hava elementali çağırır. Bu yeteneği etkinleştirerek, bir rakibine hasar verip, hareket hızı değerini de azaltabilir.

E tuşu: Fırtınanın Gözü
Janna_04_EyeOfTheStorm.png

Janna koruyucu bir rüzgâr yaratarak, hasara karşı savunduğu bir dost şampiyonun veya kulenin saldırı gücünü de arttırır.

R tuşu: Muson
Janna_05_ReapTheWhirlwind.png

Janna etrafını, rakipleri uzağa savuran büyülü bir fırtınayla kuşatır. Fırtına dindiğinde geriye kalan ferahlatıcı esintiler, yetenek aktif olduğu sürece yakındaki takım arkadaşlarını iyileştirir.
 
KATARİNA
Katarina_0.jpg

Sinsi Bıçak
İçeriden bakış: Katarina, suikastçı yönüyle öne çıkan bir büyücü. Ultisi sayesinde çevresindeki tüm rakiplere hasar verme potansiyeline sahip olduğundan, savaşlarda aradan çıkartılmak istenecek bir hedef haline gelir.
Katarina’yı en ölümcül yapan özelliği ise skor aldıkça yeteneklerinin bekleme süresini azaltan pasifidir.
Tercihen oynandığı yer: Orta koridor

Pasif: Açgözlü
Katarina_01.png

Katarina'nın hasar verdiği bir şampiyon 3 saniye içinde katledilirse, Katarina'nın büyülerinin bekleme süresinde 15 saniye azalma meydana gelir.

Q tuşu: Sıçrayan Bıçak
Katarina_02.png

Katarina’nın fırlattığı hançer rakipten rakibe sekerek, vurduğu rakipleri işaretler. İşaretli bir hedefe karşı kullandığı ilk büyü veya normal saldırı, işareti kullanarak fazladan büyü hasarı verir.

W tuşu: Sinsi Çelik
Katarina_03.png

Katarina hançerlerini etrafında çevirerek, bölgedeki tüm rakiplere büyü hasarı verir. Rakip şampiyona vurması halinde, Katarina kısa süreliğine hız patlaması elde eder.

E tuşu: Shunpo
Katarina_04.png

Katarina bir anda hedefinin bulunduğu yere ışınlanır ve rakiplerden aldığı hasar birkaç saniyeliğine azalır. Hedef bir rakipse, hedefe hasar verir.

R tuşu: Ölüm Çiçeği
Katarina_05.png

Katarina, hançerlerini benzersiz bir hızla yakındaki en fazla üç şampiyona savurur. Hançerler isabet ettiği hedeflere büyü hasarı verir ve hedeflerin kendi kendilerini iyileştirme miktarlarını azaltır.
 
LUX
Lux_0.jpg


Işık Leydisi
İçeriden bakış: Lux, rakipleri çok uzaklardan yakalayıp mahvetme kapasitesine sahip uzun menzilli bir büyücü. Mana yenileme eşyaları, onun en iyi arkadaşlarından.
Rakipleri Q yeteneğiyle yerlerine sabitleyip E ve R yetenekleriyle perişan etmesiyle meşhurdur.
Tercihen oynandığı yer: Orta koridor, destek

Pasif: Aydınlanma
Lux_01_Illumination.png

Lux’ın hasar veren büyüleri 6 saniyeliğine hedefi enerjiyle yükler. Lux’ın bir sonraki saldırısı enerjiyi ateşler ve ilave büyü hasarı verir (Lux’ın seviyesine bağlı olarak).

Q tuşu: Işık Bağı
Lux_02_Light_Binding.png

Lux en fazla iki rakip birimini bağlayan ve onlara hasar veren bir ışık küresi gönderir.

W tuşu: Prizmatik Bariyer
Lux_03_Prismatic_Barrier.png

Lux değneğini fırlatır ve dokunduğu bütün dost hedeflerin etrafındaki ışığı bükerek, onların rakip hasarından korunmalarını sağlar.

E tuşu: Işık Patlaması
Lux_04_Lucent_Singularity.png

Belli bir bölgeye, yakındaki rakipleri yavaşlatan tuhaf bir ışık gönderir. Lux ışığın patlamasını sağlayarak etki alanındaki rakiplere hasar verebilir.

R tuşu: Son Parıltı
Lux_05_Final_Spark.png

Lux enerji topladıktan sonra, etki alanında yakalanan bütün rakiplere hasar veren bir ışık huzmesi yollar. Bu, ayrıca Lux'ın pasif yeteneğini de tetikleyerek Aydınlanma dezavantajının süresini de yeniler.
 
MASTER YI
MasterYi_0.jpg



Wuju Üstadı
İçeriden bakış: Master Yi, yakın dövüş yetenekleriyle düşmanlarına kök söktüren bir suikastçı.
Kılıcını ve bedenini Wuju stili ile bileyen bu dövüşçü, gözle takip edilemeyecek kadar hızlı Q yeteneği ile birden fazla rakibe hasar verip, ardından da W’su ile meditasyona geçerek kaybettiği canı yenileyebilir.
Tercihen oynandığı yer: Orman

Pasif: Çift Saldırı
MasterYi_01_Passive.png

Master Yi her birkaç saldırıda iki kere vurur.

Q tuşu: Alfa Vuruşu
MasterYi_02_AlphaStrike.png

Master Yi savaş alanına gözle görülemeyecek bir hızla ışınlanarak, yoluna çıkan birden fazla birime fiziksel hasar verir ve bu esnada hedef alınamaz hale gelir. Alfa Vuruşu kritik vurabilir ve minyonlarla canavarlara fazladan fiziksel hasar verir. Normal saldırılar Alfa Vuruşu’nun bekleme süresini azaltır.

W tuşu: Meditasyon
MasterYi_03_Meditate.png

Master Yi zihnen odaklanarak bedenini dinçleştirir ve can yenilerken, kısa süreliğine daha az hasar alır.

E tuşu: Wuju Stili
MasterYi_04_WujuStyle.png


Master Yi’nin Wuju sanatında kazandığı yetenek, saldırı gücünü pasif olarak arttırır. Wuju Stili’ni etkinleştirmek, normal saldırılarda ilave gerçek hasar verir; ancak bekleme süresindeyken bu pasif avantaj kaybolur.

R tuşu: Gözükara
MasterYi_05_Highlander.png

Master Yi eşi benzeri olmayan bir çevikliğe kavuşur; hareket ve saldırı hızları geçici olarak artar ve hiçbir yavaşlatma etkisi ona işlemez. Etkinleştirildiğinde, şampiyon katletmek veya asist almak Gözükara’nın süresini uzatır. Katletme veya asist halinde, diğer yeteneklerinin bekleme süresini pasif olarak azaltır.
 
RYZE
Ryze_0.jpg


Rün Büyücüsü
İçeriden bakış: Ryze, yetenekleri hem yetenek gücü hem azami mana oranında kuvvetlenen, güçlü ve kısa menzilli bir büyücü. Pasifi Büyü Ustalığı’ndan faydalanabilmek için mana veren eşyalar çıkmaya odaklanmalısın.
Tercihen oynandığı yer: Üst ve orta koridorlar

Pasif: Büyü Ustalığı
Ryze_P.png

Ryze’ın yetenekleri ilave mana miktarına bağlı olarak fazladan hasar verir ve yetenek gücüne bağlı olarak Ryze’ın azami mana miktarı belli bir oranda artar.

Q tuşu: Aşırı Yük
Ryze_Q.png

Ryze'ın hasar veren diğer yetenekleri Aşırı Yük'ü pasif olarak sıfırlar ve Aşırı Yük'ü güçlendirmekte kullanılabilecek bir Rün yüklemeye başlar. Aşırı Yük yeteneği kullanıldığında Ryze hedef yöne bir saf enerji atışı yapar ve atış isabet ettiği ilk hedefe hasar verir. Rün tamamen yüklenmişse Ryze ayrıca bir kalkan ve hareket hızı kazanır.

W tuşu: Rün Hapsi
Ryze_W.png

Ryze, hedef rakip birimi rünlerden oluşan bir kafese hapsederek hasar verir ve hareket etmesini önler.

E tuşu: Büyü Akışı
Ryze_E.png

'Ryze'ın fırlattığı, saf büyü gücünden oluşan küre isabet ettiği rakibin hasar alıp zayıflamasına yol açar. Ryze'ın yetenekleri, zayıflayan rakibe karşı ek etkiler kazanır.

R tuşu: Mekân Sapması
Ryze_R.png

Ryze yakındaki bir konuma açılan bir geçit oluşturur. Birkaç saniye sonra geçidin yakınındaki takım arkadaşları hedef konuma ışınlanır.v

 
SIVIR
Sivir_0.jpg


Savaş Hanımı
İçeriden bakış: Takım savaşlarındaki etkisi sayesinde hep göz önünde olan Sivir, League of Legends’ın en popüler nişancılarından. Q ve W yetenekleri ile minyon biçme ya da rakibin canının yakmada ustalaşan Sivir, ölümcül olabilecek büyülerden bir tuşla (E) kurtulabilir.
Sivir’e Savaş Hanımı lakabını veren özellik ise takım arkadaşlarına savaşta önderlik etmesini sağlayan ultisidir.
Tercihen oynandığı yer: Alt koridor

Pasif: Tabana Kuvvet
Sivir_01_Passive.png

Sivir, bir rakip şampiyona saldırdığında kısa süreliğine hareket hızı artar.

Q tuşu: Bıçaklı Bumerang
Sivir_02_Q.png

Sivir bıçağını bir bumerang gibi fırlatarak hasar verir.

W tuşu: Seken Atış
Sivir_03_W.png

Sivir'in sonraki birkaç normal saldırısı yakındaki hedeflere seker ve ikincil hedeflere azalan hasar verir.

E tuşu: Büyü Kalkanı
Sivir_04_E.png

Sivir üzerinde kullanılan tek bir rakip yeteneğini engelleyen büyülü bir bariyer oluşturur. Bir büyü engellenirse, Sivir mana kazanır.

R tuşu: Av Peşinde
Sivir_05_R.png

Sivir dostlarına savaşta önderlik ederek, bir süreliğine hareket hızı değerlerinde artış sağlar. Ek olarak, Seken Atış etkin haldeyken pasif olarak Sivir'e ek saldırı hızı sağlar.
 
TRISTANA
Tristana_0.jpg

Yaman Topçu
İçeriden bakış: Silahı ile neredeyse aynı boyda olan Tristana, Sihirdar Vadisi’ni top sesleriyle inleten bir nişancı.
Seviye atladıkça saldırı menzili sürekli artan bu şampiyon, Saldırı hızını arttıran Q yeteneği ve etrafına fırlayan şarapnellerle alan hasarı veren E yeteneği sayesinde koridorda seri bir şekilde minyon biçebilir.
Tercihen oynandığı yer: Alt koridor

Pasif: Göz, Gez, Arpacık
Tristana_01_Passive.png

Tristana’nın saldırı menzili seviye atladıkça artar.

Q tuşu: Seri Ateş

Tristana_02_Q.png

Tristana silahını süratle ateşleyerek kısa süreliğine saldırı hızını arttırır.

W tuşu: Roket Atlayışı
Tristana_03_W.png

Tristana yere ateş edip kendini uzak bir konuma doğru fırlatır. Yere indiğinde etrafındaki birimlere hasar verir ve kısa süreliğine yavaşlamalarına neden olur.

E tuşu: Patlayıcı Yük

Tristana_04_E.png

Tristana bir birimi öldürdüğünde, top gülleleri şarapneller halinde dağılarak çevredeki rakiplere hasar verir. Etkinleştirilerek, hedeflenen rakip üzerinde kısa bir süre sonra patlayarak etraftaki birimlere hasar veren bir bomba yerleştirmede kullanılabilir.

R tuşu: Gülle Atışı
Tristana_05_R.png

Tristana silahına kocaman bir gülle yükleyip, rakip bir birime doğru ateşler. Bu atış, büyü hasarı verir ve hedefi geri savurur.
 
TRYNDAMERE
Tryndamere_0.jpg


Barbar Kral
İçeriden bakış: Tryndamere öfkenin vücut bulmuş hali, savaşın ölümsüz hiddeti gibi terimlerle yan yana anılan bir dövüşçü. Yeteneklerini güçlendirmek için mana yerine her saldırısı ile artan Öfke’yi biriktirmesi gereklidir.
Tryndamere’in ultisi ise kullanıldığında şampiyonu bir süreliğine ölümsüz hale getirir ve rakibe son darbeyi vurmak için ona biraz daha vakit kazandırır.
Tercihen oynandığı yer: Alt Koridor

Pasif: Savaş Gazabı
Tryndamere_01_Passive.png

Tryndamere her saldırısı, kritik vuruşu ve öldürücü vuruşu için Öfke kazanır. Öfke pasif olarak kritik vuruş ihtimalini arttırır ve Kan Hırsı büyüsüyle tüketilebilir.

Q tuşu: Kan Hırsı
Tryndamere_02_Q.png

Tryndamere savaş ateşiyle coşar ve yaraları arttıkça sahip olduğu saldırı gücü de artar. Kan Hırsı yeteneğini kullanarak Öfke tüketip kendini iyileştirebilir.

W tuşu: Alaycı Nara
Tryndamere_03_W.png

Tryndamere, küçümseyen bir nara savurarak çevresindeki rakiplerin saldırı gücünü azaltır. Arkası Tryndamere'e dönük rakiplerin hareket hızı da azalır.

E tuşu: Biçerdöner
Tryndamere_04_E.png

Tryndamere hedef birime doğru ilerlerken, önüne çıkan rakipleri biçerek onlara hasar verir.

R tuşu: Ölümsüz Hiddet
Tryndamere_05_R.png

Tryndamere'in savaş hırsı öylesine güçlenir ki; ne kadar yara alırsa alsın ölemez.
 
SUİKASTÇI

Çatışmaya hızla girip çıkarak hedeflerini aradan çıkartan çevik şampiyonlar. Saldırıları oldukça kuvvetli olan suikastçıların savunmaları ise zayıftır ve yeteneklerinin bekleme süreleri de uzundur. Dolayısıyla doğru hedefe odaklanmak onlar için büyük önem taşır.
Tercihen oynandığı yer: Orta koridor, orman

Ahri
Ahri.png

Dokuz Kuyruklu Tilki
Ionia

Güney Ionia Ormanları'nda dolaşan diğer tilkilerin aksine, Ahri etrafındaki büyülü dünyaya karşı tuhaf bir bağlantı hissediyordu; her nedense bir şeylerin eksik kaldığı bir bağlantı... İçten içe, dünyaya geldiği halinin kendisine uymadığını düşünüyor, bir gün insan olmanın hayalini kuruyordu. Bu dileğine ulaşması mümkün görünmüyordu; ta ki insanlar arasındaki bir savaşın sonuçlarını görene dek... Karşılaştığı manzara tüyler ürperticiydi; toprak, yaralı ve can çekişen askerlerle kaplıydı. İçlerinden birine doğru çekildiğini hissetti: Giderek zayıflayan bir sihir alanı ile çevrelenmiş, can vermek üzere olan, cübbeli bir adam. Ahri adama yaklaştı, içinde bir şeylerin harekete geçtiğini ve adama anlam veremediği bir şekilde ulaştığını hissetti. Adamın yaşam enerjisi, görünmez sihirli kanallardan geçerek Ahri'nin içine aktı. Bu, oldukça yoğun ve baş döndürücü bir histi. Sarhoşluğu geçtiğinde, değiştiğini fark etti. Çok sevindi. Şık beyaz kürkü dökülmüş, vücudu uzun ve kıvrak bir görünüm almıştı; etrafındaki insanlarınkine benzer bir görünüm...

Ancak, insan şekline bürünmesine rağmen, geçirdiği dönüşümün tamamlanmadığının farkındaydı. Kurnaz bir yaratık olan Ahri, insanların adetlerine uyum sağladı ve muhteşem cazibesini, hiçbir şeyden haberi olmayan erkekleri kendine çekmek için kullandı. Baştan çıkarıcı güzelliğinin büyüsü altına girenlerin yaşam enerjisini tüketiyordu. İnsanların ihtiraslarından beslenmek, Ahri'yi hayaline adım adım yaklaştırıyordu; can aldıkça, içinde büyüyen garip bir pişmanlık duygusuyla baş başa kaldı. Bir tilkiyken sonuçlarını hiç umursamadığı hareketleri hakkında şimdi ikinci kez düşünüyordu. Gelişmekte olan ahlak anlayışının sancılarıyla baş edemeyeceğini fark etti. Bir çözüm arayışı içerisindeki Ahri, Runeterra'nın en yetenekli büyücülerine ev sahipliği yapan Savaş Enstitüsü'nü buldu. Enstitüde League of Legends'a (Efsaneler Ligi) hizmet ederek, insanlara daha fazla zarar vermeden insanlığa ulaşmak için ona bir fırsat sunuldu.

''Merhamet insana özgü bir lüks... ve sorumluluktur.''
--Ahri

Akali
Akali.png

Gölgenin Yumruğu
Ionia

Ionia Adaları'nda kendini dengeyi korumaya adamış kadim bir tarikat var. Düzen, karmaşa, ışık, karanlık; kâinatın yaradılışı gereği, her şey mükemmel bir uyum içinde olmalı. Kinkou adıyla bilinen bu tarikat, dünya üzerinde amaçlarını gerçekleştirmeleri için üç gölge savaşçısını görevlendirdi. Bu gölge savaşçılarından biri olan Akali, Ağacın Budanması adı verilen kutsal görevi üstlenmiştir: Valoran'ın dengesini tehlikeye atanları ortadan kaldırmak.

Umut vaat eden bir dövüş sanatları ustası olan Akali, yumruk yapmayı öğrendiği andan itibaren annesinden eğitim almaya başladı. Annesi, tek ilkeye dayalı, amansız ve affetmez bir disipline sahipti: ''Yapılması gerekeni yaparız.'' On dört yaşında Kinkou tarafından tarikata alındığında, Akali kalın bir zinciri bir el darbesiyle kırabiliyordu. Hiç şüphe yoktu; Gölgenin Yumruğu unvanını annesinden devralacaktı. Gölgenin Yumruğu olarak yaptıkları, bazılarına ahlaki açıdan tartışılır gelse de, Akali'ye göre hepsi annesinin şaşmaz öğretilerinin doğrultusunda yapılmıştı. Akali şimdi Valoran'ın dengesini sağlamak için arkadaşları Shen ve Kennen'le birlikte çalışıyor. Bu kutsal amacın, üçlüyü Adalet Meydanlarına götürmesi hiç de şaşılacak bir şey değil.

''Gölgenin Yumruğu, ölümün örtüsünün ardından saldırır. Dengeyi engellemeye çalışma.''

Ekko
Ekko.png

Zamanı Kıran Çocuk
Zaun

Zaun'un tekinsiz sokaklarından gelen yaman delikanlı Ekko, zamana istediği gibi müdahale ederek her türlü durumu lehine çeviriyor. Kendi icadı olan Zaman Kapsülü'nü kullanarak gerçekliğin sonsuz ihtimallerinde keşfe çıkan Ekko, çok boyutlu olasılıklarla deneyler yapmıyorsa Zaun'un öteki kayıp çocuklarıyla beraber haytalık yaparak geçiriyor günlerini. Özgürlüğüne hayli düşkün olan Ekko, dostlarının başı dara girdi mi onları korumak için her türlü zorluğa göğüs germeye hazırdır. Onu tanımayanlar, Ekko'nun her defasında imkansızı çocuk oyuncağı gibi başarmasını büyük bir hayranlık ve merak içinde izliyor.

Evelynn
Evelynn.png

Dul Bırakan
Gölge Adalar

Eli çabuk ve her saldırısı ölümcül olan Evelynn, Runeterra'nın en ölümcül (ve pahalı!) suikastçılarından biridir. İstediği zaman gölgelere karışabilme yeteneği sayesinde, avlarını sabırla takip edip saldırmak için doğru anı bekler. Evelynn'in pek de öyle insan olmadığı bellidir ama soyunun kimlere ya da nelere dayandığı bilinmez. Yine de, Gölge Adalar'dan geldiği tahmin edilir. Fakat bu kasvetli, tehlikeli ülkeyle ne bağı olduğu da gizemini korumaktadır.

Fiora
Fiora.png

Büyük Düellocu
Demacia

''Seni öldürmek bir onur meselesi. Sende onurun zerresi bile yok ama yine de öleceksin.''
Valoran'ın en korkulan silahşoru olan Fiora; mavi çelikten kılıcının hızı kadar, acımasızlığı ve keskin zekâsıyla da tanınır. Demacia Krallığı'ndan Laurent Ailesi'nin üyesi olan Fiora, neredeyse sonlarını getiren bir skandalın ardından kontrolü babasının elinden alıp ailenin başına geçti. Laurent Ailesi'nin itibarı iki paralık olmuştu ama Fiora ailesinin şerefini ve Demacia'nın büyük aileleri arasında hak ettiği yeri geri kazanmasını sağlamak için bütün gücüyle mücadele etmeye ant içti.
Fiora, omuzlarına yüklenen bütün beklentilere kafa tutmaya daha küçücük yaştayken başlamıştı. Annesi Fiora için Demacia'nın en usta zanaatkârlarına canlıdan farksız bebekler yaptırıp duruyordu. Fiora ise bu bebekleri nedimelerine veriyordu. Sonunda kılıcını kaptığı ağabeyini, kendisine gizlice ders vermeye zorladı. Fiora'nın babası, özel terzileri üstlerinde çalışıp muhteşem elbiseler yapsın diye bir sürü cansız manken almıştı. Fiora bunları kullanarak hamle ve karşı hamlelerine çalışmaya koyuldu.
Fiora oldu olası Demacia'nın asil değerlerinin vücut bulmuş hali gibiydi. Hep kusursuzluğun peşinde koşuyor, hem kendi şerefine hem de ailesinin ideallerine leke sürmemeye gayret ediyordu. Laurent Ailesi'nin en küçük kızı olarak, etkili ailelerin ittifak oyunlarında gelin verilip siyasi bir piyon olmak kaderi gibi görünüyordu. Oysa biricik babasınınki bile olsa, başkasının iradesine boyun eğmek; mizacı gereği Fiora'ya sadece utanç hissettiriyordu. Fiora'nın bütün itirazlarına rağmen, sırf siyasi çıkar uğruna Crownguard Ailesi'nin alt kollarından birine gelin gitmesi için anlaşıldı ve düğünün yazın yapılması kararlaştırıldı.
Davete icabet eden Demacia'nın köklü aileleri, düğüne katılmak üzere temsilcilerini göndermişti bile ama Fiora çaresizce boyun eğmek yerine, kaderine meydan okumaya karar verdi. Toplanan kalabalığın huzuruna çıkıp kaderinin kontrolünü başkasına vererek utanca boğulmaktansa ölmeyi yeğleyeceğini ilan etti. Müstakbel eşi herkesin gözleri önünde rezil rüsva olmuştu ve adamın ailesi, Fiora'nın bu skandal hakaretini temizlemek için ölümüne bir düello talep etti.
Fiora anında ileri atıldı, ancak düelloyu kabul etmek Laurent Ailesi'nin reisi olarak babasının vazifesiydi. Crownguard Ailesi'nin cengâveri gerçekten ölümcül bir savaşçıydı ve Fiora'nın babasının yenilmesi neredeyse kaçınılmazdı. Öte yandan mağlubiyet, Laurent Ailesi'nin çöküşü ve kızının utanç içinde sürgün edilmesi anlamına gelecekti. Fiora'nın böylesine zorlu bir seçimle karşı karşıya kalan babası, ailesini yıllarca sıkıntıdan sıkıntıya sürükleyecek bir karar verdi. O gece, hareketlerini yavaşlatacak bir karışımla rakibini zehirlemeye çalıştı; gel gör ki girişimi ifşa oldu ve Laurent Ailesi'nin Reisi tutuklandı.
Demacia hukuku, sertliği ve kimsenin gözünün yaşına bakmamasıyla nam salmıştı. Adalet anlayışında açık kapı bırakmak diye bir şey yoktu ve Fiora'nın babası en temel şeref ilkesini çiğnemişti. Cümle alemin gözleri önünde darağacına çıkıp adi bir suçlu gibi asılacak ve bütün ailesi Demacia'dan sürgün edilecekti. İnfazının arifesinde, Fiora babasının zindandaki hücresini ziyaret etti ama aralarında ne olup bittiği sadece Fiora'nın bildiği bir sır olarak kaldı.
Demacia'da kadim ve unutulmaya yüz tutmuş bir töre vardı. Buna göre, akrabaları tarafından aile şerefine leke sürülenler, bu lekeyi kanla temizleyerek bir bakıma ölüm cezası anlamına gelen sürgünden kurtulabiliyordu. Başka çareleri kalmadığını anlayan baba ile kızı, Kılıç Konağı'nın duvarları arasında birbirinin karşısına dikildi. Basit bir infazla adalet yerini bulamazdı; Fiora ve babası, güçlerinin son damlasına kadar mücadele etmeye mecburdu. Mücadelelerinde öylesine seri, öylesine zarif bir kılıç dansı ortaya koydular ki, tanık olanlar gördüklerini ömürlerinin sonuna kadar unutamayacaktı. Fiora'nın babası kendince iyi bir silahşordu ama kızının eline su bile dökemezdi. Kılıçlarının her çarpışmasında adeta birbirlerine veda ediyorlardı; ama sonunda Fiora gözlerini dolduran yaşları yüreğine akıtarak kılıcını babasının kalbine sapladı ve ailesinin Demacia'daki yerini güvenceye aldı. Babasının cansız bedeninin ayaklarının dibine boylu boyunca uzanmasıyla; Fiora, ağabeylerini şaşkınlık içinde bırakarak, Laurent Ailesi'nin reisi oluvermişti.
Laurent Ailesi'nin şerefi nispeten kurtulmuştu kurtulmasına; ama skandallar öyle hemen unutulan şeyler değildi. Sonraki yıllarda, Fiora gençlik ateşiyle hata yapma lüksünün olmadığını öğrendi ve ailesine önderlik ederken ne kadar sağduyulu olduğunu ispatladı. Yüreklere korku salan bir kılıç ve pazarlık ustasına dönüştü; kendine has netliği ve zalimlik derecesindeki dobralığıyla, her meseleyi kökünden kestirip atıyordu. Hâlâ ailenin şerefine sürülen lekeden bahsedip bir kadının kendine asil bir ailenin reisi demesinin nasıl bir rezillik olduğundan dert yananlar olsa da, bu sözler yabancı kulakların işitemeyeceği meclislerde dillendiriliyor. Zira böyle söylentiler kulağına geldiği zaman, Fiora bu dedikoducuların karşısına dikilip kılıçla adalet talep etmekte hiç gecikmiyor. Ama bu durumlarda bile kurnazlığını konuşturmayı biliyor; rakiplerine, adaletin kan dökülmeden yerini bulabileceği bir yol sunmaktan geri kalmıyor. Lakin şu güne kadar ne tekliflerini kabul eden biri görüldü, ne de Fiora'yla yaptığı düellodan sağ çıkan.
Laurent Ailesi servetine servet katarken, Fiora'nın talipleri kapısında sıra olmaktan geri kalmasa da şimdiye kadar kendisine layık biri çıkmış değil. Birçokları Fiora'nın evlenmeden, dilediğini yapmaya devam edebilmek için bütün taliplerini geçmesi imkansız sınavlara tabi tuttuğundan şüphe ediyor; zira, evlenen kadınların iktidarı eşlerine bırakması Demacia'da gelenekten sayılıyor.
Oysa Fiora ömründe hiçbir şeyi geleneklere göre yapmış değil.

Fiora'nın öldüreceği adamın adı Umberto'ydu. Adamın kendine çok güvendiği her halinden belliydi. Fiora onu başka dört adamla konuşurken izledi; ona öyle çok benziyorlardı ki ancak kardeşleri olabilirlerdi. Beşinin de kibirden yanlarına varılmıyordu; sanki meydan okumasına karşılık vererek Kılıç Konağı'na gelmeleri bile asaletlerine leke sürmüş gibi davranıyorlardı.
Söken şafakla birlikte, ışık huzmeler halinde pencerelerden süzülüyor ve solgun mermerler, sona eren bir ömrü görmek üzere toplananların yansımalarıyla titreşiyordu. Salonun kenarları iki ailenin toplanan üyeleri, dalkavuklar, meraklılar ve dökülen kana susamış tekinsiz tiplerle adeta mahşer yerine dönmüştü.
''Hanımım,'' dedi en büyük ağabeyinin küçüğü Ammdar. Uzattığı orta uzunluktaki mavi çelik kılıcın üzerinde, ışık yağ gibi kayıp gidiyordu. ''Bundan emin misiniz?''
''Elbette,'' oldu Fiora'nın cevabı. ''Umberto'yla palavracı kardeşlerinin pazar yerinde yaydığı söylentileri duymadın mı?''
''Duydum,'' diyerek onayladı Ammdar. ''Ama bu ölmesine değer mi?''
''Bir tek palavracıya bile pabuç bırakırsam, diğerleri de istedikleri kadar dedikodu yapabilecekleri sonucuna varır,'' dedi Fiora.
Bunun üzerine Ammdar başıyla onaylayıp geri çekildi. ''O zaman yapmanız gereken neyse onu yapın.''
Fiora öne çıkıp omuzlarını çevirdi ve kılıcıyla iki defa havayı kesti. Bu, düellonun başlamak üzere olduğunun işaretiydi. Umberto dönerken kardeşlerinden biri onu dirseğiyle yandan dürttü. Bunun üzerine, Umberto'nun kendisini uzun uzadıya incelediğini ve boynunun altında daha fazla dolaşan bakışlarını fark eden Fiora'nın öfkeden kan beynine sıçradı. Umberto silahını çekti. Güzeller güzeli kıvrık Demacia süvari kılıcının altından bir balçağı vardı ve kabzasına eklenmiş bir safir dikkat çekiyordu. Tam bir pozcu silahıydı ve düelloya hiç ama hiç uygun değildi.
Umberto başlangıç noktasına geçti ve Fiora'nın kılıçla yaptığı hareketleri tekrarladı. Sonra da önünde eğilip hınzırca göz kırptı. Fiora dişlerini sıkıyordu ama memnuniyetsizliğini bastırmayı başardı. Düellolarda duyguya yer yoktu. Duygular kılıç oyunlarına gölge düşürürdü ve nice üstün silahşorun daha zayıf rakiplere kurban gitmesine sebep oldukları sır değildi.
İki rakip birbirlerini tartarak dönmeye başladı; geleneksel ayak ve kılıç oyunlarıyla, valsin ilk notalarındaki dans eşlerini andırıyorlardı. Bu hareketlerin amacı, iki düellocunun da birazdan girişecekleri işin ehemmiyetinin farkında olmalarını sağlamaktı.
Düello gelenekleri önemliydi. Bu geleneklerin hepsi, medeni insanlardaki ''asil ölüm'' yanılsamasının devamlılığını sağlamak için tasarlanmıştı. Fiora bunların iyi kurallar, adilkurallar olduğunu biliyordu ama bu, karşısında duran adamı katletmek üzere olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Fiora bu kurallara inandığı için de teklifini öne sürmek zorundaydı.
''Beyefendi, ben Laurent Ailesi'nden Fiora,'' dedi.
''O lafları mezar taşını yapan adama sakla,'' diye çıkıştı Umberto.
Fiora rakibinin çocuksu kışkırtma girişimine aldırmadan ''Soyumun meşruiyetine dair melun yalanlar yaymak suretiyle, Laurent Ailesi'nin asil ismine haksız yere ve müsamaha gösterilemeyecek kadar ahlaksızca leke sürdüğünüz kulağıma çalındı,'' dedi. ''Bu sebeple ailemin adını kanınızla temizlemek üzere sizi düelloya davet etmek hakkımdır.''
''Biliyorum herhalde,'' dedi Umberto seyircilere oynayarak. ''Yoksa burada olmazdım, değil mi?''
''Buradan cesediniz çıkacak,'' diye söz verdi Fiora. ''Ancak beni tatmin edecek şekilde, dövüşmeden suçunuzun bedelini ödemeyi seçerseniz başka.''
''Hanımıma bu tatmini nasıl sağlayabilirim peki?'' diye sordu Umberto.
''Suçunuzun niteliği düşünülürse, sağ kulağınızın başınızdan ayrılmasına razı olmalısınız.''
''Ne? Delirdin mi sen, kadın?''
''Ya kabul edersiniz ya da sizi öldürürüm,'' dedi Fiora sanki havadan sudan sohbet ediyorlarmışçasına. ''Bu düellonun nasıl sonuçlanacağını biliyorsunuz. Pes etmek itibarınızı zedelemez.''
Umberto ''Tabii ki zedeler,'' deyince Fiora, rakibinin hâlâ kazanabileceğini zannettiğini anladı. Başka herkes gibi, bu adam da onu hafife almıştı.
''Burada kılıçtaki hünerimi bilmeyen yok. O yüzden, yaranızı bir şeref nişanı olarak taşıyarak yaşamayı seçmenizi öneririm. Aksi halde katledilecek ve daha öğlen olmadan kargalara yem olacaksınız.''
Fiora kılıcını kaldırdı. ''Artık seçiminizi yapın.''
Küstahlık olarak algıladığı bu sözlere öfkesi, korkusuna baskın gelen Umberto; kılıcını Fiora'nın kalbine doğrultup ileri atıldı. Fiora saldırıyı, daha başlamadan okumuştu ve soluna çeyrek tur dönerek kıvrık kılıcın boşa savrulup havayı kesmesini sağladı. Ardından, kendi kılıcı önce havalandı, sonra da hiç tereddüt etmeden çaprazlamasına indi. Zemini ıslatan kanın sesi ve düellonun bir anda bitmesi, hayretler içinde kalan seyircilerin nefesini kesmişti.
Fiora dönerken; salon, Umberto'nun granit taşlara düşen kılıcının sesiyle çınlıyordu. Umberto önce dizlerinin üstüne çöktü, ardından ellerini kanın çağlayan gibi fışkırdığı kesik boğazında kenetledi ve yığılıp kaldı.
Fiora eğilip Umberto'ya selam verdi ama gözlerindeki ışık çoktan solmaya başlayan Umberto, yaklaşan ölümden başka bir şey göremiyordu. Fiora bu şekilde can almaktan hiç hazzetmiyordu ama sersem adam ona başka çare bırakmamıştı. Umberto'nun kardeşleri yerdeki cesedi kaldırmak için öne çıktığında, kardeşlerinin yenildiğine inanamadıkları gözlerinden okunuyordu.
''Kaç etti?'' diye sordu, kılıcını almak için yaklaşan Ammdar. ''On beş mi? Yirmi mi?''
''Otuz,'' dedi Fiora. ''Belki de daha fazla. Artık ayırt edemiyorum.''
''Dahası da olacak,'' diye söz verdi ağabeyi.
''Olacaksa olsun,'' dedi Fiora cevaben. ''Ama her ölüm ailemizin şerefini onarıyor. Her ölüm, diyetinin ödeneceği günü yaklaştırıyor.''
''Kimin diyetinin?'' diye sordu Ammdar.
Ama Fiora cevap vermedi.

Fizz
Fizz.png

Dalgaların Dümencisi
Bilgewater

Yüzyıllar önce, sualtında yaşayan eski mi eski bir ırk, denizdeki bir dağın altına gizli bir şehir inşa etti. Düşmanları vardı var olmasına; ama şehir geçilmez bir kaleydi. Sualtı ırkı, bu kalenin güvenli duvarları içinde rahata alıştı. Fizz'de ise böylesi rahat bir yaşam süremeyecek kadar meraklı bir ruh vardı. Tehlikenin cazibesine direnemeyen Fizz'in, bela aramak için şehirden gizlice kaçmak gibi bir alışkanlık edindi. Yaşadığı pek çok macera sayesinde, her tür tehlikeyi kolayca atlatan, yetenekli bir savaşçı haline geldi. Bir gün, Fizz geri döndüğünde şehri terk edilmiş buldu; halkı, Fizz'e nereye gittiklerini açıklayacak herhangi bir ipucu bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Artık onu şehirde tutacak hiçbir şey kalmamıştı; Fizz, yıkıntıların arasında büyülü bir zıpkın buldu ve bir başına yola koyuldu.

Küçükken yaşadığı serüvenler sayesinde kazandığı yetenekleri kullanıp hayatta kalarak, okyanusu yıllar boyunca karış karış dolaştı. Nihayet, Bilgewater Limanı'nı keşfetti. Suyun üzerinde de bir hayatın olduğunu öğrenmek onu büyülemişti; kendine hakim olamayarak adayı keşfe çıktı. Fizz, sınır tanımaz bir merak duygusuyla, sonunda istemeden bölge sakinlerinin işlerine burnunu sokup, varlığını belli etti. Yaramazlığıyla kızdırdığı ve onu yakalamak ya da öldürmek isteyen pek çok kişinin hedefi oldu. Köşeye sıkıştığını hissediyordu; Bilgewater'a beslemeye başladığı sevgiye rağmen denize dönmekten başka çaresi yoktu. O rıhtımda dururken, devasa bir ejder-köpekbalığının limana saldırdığını gördü. Fizz, becerikliliği ve yaratığın zaafları hakkındaki bilgisiyle canavarı alt etti. İnsanların takdirini ve saygısını kazanan Fizz, Bilgewater'da kalmaya karar verdi. Yeni evine daha iyi hizmet etmek için League of Legends'a (Efsaneler Ligi) katıldı.

''Dövüş söz konusu oldu mu Bilgewater'ın en tecrübeli denizcileri bile Fizz'in yanında sarhoş muhallebi çocukları gibi kalır. İyi ki bizim tarafımızda.''
-- Miss Fortune, Ödül Avcısı.

Irelia
Irelia.png

Bıçakların İradesi
Ionia

"Kılıç, kanla resim yapan bir ressamın fırçası gibi dalgalanıyor."
Runeterra üzerindeki en nefes kesici ve ölümcül dövüş sanatlarının birçoğunda Ionia imzası vardır. Bu sanatlar, Ionia'lıların aydınlanma peşinde koştuklarının göstergelerinden sadece biri. Ancak ortaya çıkan en muhteşem bıçak dövüşü stili, bir yabancının müdahalesinin ürünüydü.
Usta Lito, öğretileri neredeyse her şehir devletinin ileri gelenleri tarafından rağbet gören bir kılıç ustasıydı. Sanatı çok iyi korunan bir sırdı; Lito'nun elinde, kılıçların can bulduğu söylenirdi. Günün birinde bu büyük usta, Runeterra'nın en iyi hekimlerini bile şaşkınlığa sürükleyen, beklenmedik bir hastalığın pençesine düştü. Öldüğünde, ardında oğlu Zelos'la kızı Irelia'yı ve gerçekten eşi bulunmaz bir silah bıraktı. Ionia ordusuna katılarak çavuş olan Zelos, Ionia'yı işgale hazırlanan Noxus'a karşı Demacia'dan destek almak için yola koyuldu. Zelos geri dönene kadar evini korumakla görevli olan Irelia, saldıran Noxus güçleri karşısında tek başınaydı.
Ionia'lılar başlangıçta takdire şayan bir şekilde savaştılarsa da, kısa süre sonra Ionia kanı Noxus çizmelerinin altında toprağı kızıla boyadı. Ionia halkı teslim olmak için hazırlanıyordu; ancak genç Irelia babasının devasa bıçağını kaldırıp, kardeşi dönene kadar dayanacağına ant içtiğinde herkese ilham vererek Placidium'daki Büyük Direniş'in fitilini ateşledi. Ancak meydana gelen savaşın tozu dumanı içinde Noxus'un kara büyüsü ile lanetlendi.

Irelia can çekişirken, Yıldız Çocuk Soraka genç kızın yitip giden ruhunu tutmak için son bir çaba sarf etti. Yurdundan vazgeçmek istemeyen Irelia, ölümün kıyısından dönerken babasının silahı yanıbaşında havaya yükseldi. Silahın aniden canlanması karşısında kılı bile kıpırdamayan Irelia, soğukkanlı bir şekilde ön saflara doğru koşmaya başladı. Silah çevresinde dans ediyor, dehşet içindeki Noxus askerlerini kolayca biçiyordu. Katliama uğrayan işgalciler Placidium'dan çekilmek zorunda kaldı ve Irelia, anayurdunu cesaretle savunduğu için Ionia Muhafız Alayı'nın Komutanı tayin edildi.



Jax
Jax.png

Silah Ustası
Ionia

Bir şampiyonun League of Legends'a (Efsaneler Ligi) katılmadan önceki hareketlerinden çok, sonraki hareketleriyle tanımlanması, oldukça nadir görülen bir durumdur. Şu an Savaş Enstitüsü'nde bulunan en verimli turnuva savaşçısı olması muhtemel Jax'ın durumu da böyle. Jax, Lig'e katılmadan önce sıradan bir kiralık askerdi. Yalnızca Lig'in eski lideri ve Yüksek Meclis Üyesi Reginald Ashram'in bildiği nedenlerden dolayı Jax, Lig Hükmü adı verilen ve olası şampiyonların kabul edilip edilmediğini belirleyecek görüşme sürecine girecek olan adayları gösteren listenin en başında yer aldı. Lig tarihinde, hakkında en hızlı karar verilen bir şampiyon daha yok. Görüşme başlar başlamaz Kabul Kapıları ışıdı ve yavaşça açıldı. Jax, Hüküm sürecinde herhangi bir Gözlem'le ya da Derin Düşünce'yle karşılaşmadı.

Jax, Adalet Meydanlarına çıkar çıkmaz dehşet verici bir savaşçı olduğunu kanıtladı. Kendine yakıştırdığı ''Lig'in Silah Ustası'' unvanını, art arda kazandığı ve bugüne dek eşi görülmemiş galibiyetlerle pekiştirdi. Lig'deki sihirdarların bazıları, tanınmayan ve alt edilemeyen bir savaşçının varlığının, League of Legends'ın tarafsızlığına gölge düşüreceğinden endişe etmeye başladılar. Bu nedenle, Reginald Ashram'ın kaybolmasının ardından Lig'in başına geçen Yüksek Meclis Üyesi Heyward Relivash, Jax'ın savaşmasına dair özel kısıtlamalar getirdi. Bu, Lig'in daha önce hiç yapmadığı ve o günden sonra tekrarlanmayan bir şeydi. İri yarı savaşçı, kendi özel koşullarını koyarak yanıt verdi; protesto olarak, kendisine dövüşürken yalnızca prinçten bir lamba direği kullanma izni verdi. Ne Lig'in yaptırımları ne de kendi kısıtlamaları onun zaferlerine yenilerini eklemesine engel oldu. O günden bugüne Lig kısıtlamaları kaldırdı ama Jax kendi kurallarını hâlâ uyguluyor; güvenilir pirinç direğiyle dövüşmekte gayet başarılı.

''Tedbirli olun; League of Legends'da lamba direği şeklinde çürüklerle kendini gösteren bir salgın var.''
-- Gragas

Jhin
Jhin.png

Virtüöz
Ionia
''Sanat, kimsenin gözünün yaşına bakmaz.''
I
Jhin cinayetin sanat olduğuna inanan, titiz mi titiz, cani bir psikopat. Bir zamanlar Ionia hapishanelerinde çürürken bir anda Ionia'yı yöneten meclisteki karanlık odaklar tarafından serbest bırakılan bu seri katil, şimdilerde kendisini serbest bırakan entrikacılar için suikastlar düzenliyor. Silahına adeta bir fırça gözüyle bakan Jhin, ortaya çıkardığı sanatsal vahşet eserleriyle hem kurbanlarının hem de bu eserleri görenlerin yüreklerine korku salıyor. Tüyler ürperten tiyatrosunu sergilemekten vahşi bir zevk alan Jhin, gelmiş geçmiş en güçlü mesajı vermek için ideal bir tetikçi. Bu mesaj ne mi? Dehşet elbette.
''Altın İblis''in yüreklere korku salan gölgesi, Ionia'nın güneyindeki dağları yıllardır karanlığa boğuyordu. Korkunç bir canavar Zhyun'un dört bir yanında sayısız gezgini katlediyor; bazen koca çiftliklerde tek canlı bırakmıyor ve geçtiği yerlerde çarpık cesetlerden oluşan manzaralar kalıyordu. Silahlı milisler ormanları didik didik arıyor, kasabalar iblis avcılarından medet umuyor, Wuju ustaları yollarda devriye geziyordu ama hiçbiri canavarın melun katliamlarına dur demeye yetmiyordu.
Bunun üzerine çaresizliğe kapılan Zhyun Meclisi, ayaklarına kapanıp yardım istemesi için Büyük Usta Kusho'ya bir ulak gönderdi. Zhyun'un içine düştüğü sıkıntıyı dinleyen Kusho, bir bahane uydurup yardımcı olamayacağını dile getirdi. Gelgelelim aradan bir hafta geçtikten sonra Usta, oğlu Shen ve yıldız öğrencisi Zed, tacir kılığına girip Zhyun topraklarına geçti. Başka kimselere hissettirmeden, cinayetlerle dünyaları başlarına yıkılan ailelerle görüştüler, dehşet verici suç mahallerini incelediler ve cinayetler arasında bağlantılar kurmaya veya belli bir düzen keşfetmeye çalıştılar.
Araştırmaları tam tamına dört yıl sürdü ve üç adamda da silinmez izler bıraktı. Kusho'nun dillere destan kırmızı kürkü beyaza döndü; zekâsı ve mizah anlayışıyla nam salan Shen'in ağzını bıçak açmaz oldu ve Kusho'nun mabedinin en parlak yıldızı olan Zed derslerinde zorlanmaya başladı. Rivayete göre, cinayetlerde nihayet belli bir düzen bulduklarında Büyük Usta Kusho şöyle demişti: ''İyilik ve kötülük taşa kazınmış gerçekler değildir. İkisinin kaynağı da bireylerdir ve birinin iyi dediğine öbürü kötü diyebilir.''
Nice oyun ve kahramanlık şiirine konu olan ''Altın İblis''in yakalanışı, Usta Kusho'nun ihtişamlı kariyerindeki yedinci ve son büyük başarı olacaktı. Jyom Geçidi'nde kutlanan Bahar Şenliği'nin arifesinde, Kusho kendini meşhur bir hattat gibi gösterip diğer misafir sanatçıların arasına karıştı. Ardından beklemeye koyuldu. Herkes bu dehşet verici suçları ancak şeytani bir ruhun işleyebileceğini düşünüyordu; ama Kusho, katilin sıradan bir adam olduğuna kanaat getirmişti. Namıyla bütün yüreklere korku salan ''Altın İblis'' aslında Zhyun'daki gezgin tiyatro ve operalarda sahne görevlisi olarak çalışıyordu ve Khada Jhin ismini kullanıyordu.
Jhin'i yakaladıklarında, genç Zed ayaklarının dibinde kıvranan adamı katletmek için ileri atıldı ama Kusho ona engel oldu. Efsanevi usta, yaptıklarının bütün dehşetine rağmen Jhin'in canlı yakalanıp Tuula Hapishanesi'ne terk edilmesi gerektiğine karar vermişti. Shen bu kararı yanlış buluyordu ama babasının verdiği hükmün duygulardan arınmış mantığına karşı gelmedi. Tanık olduğu cinayet sahnelerinin karanlık etkisinden bir türlü kurtulamayan Zed ise bu merhamete bir anlam veremiyor, ustasının kararını hazmedemiyordu. Anlatılanlara bakılırsa, bu olayın üzerine Zed'in içinde bir nefret filizlenmeye başladı.
Tuula'da uzun yıllar esaret altında yaşamasına rağmen nezaket ve çekingenliğiyle dikkat çeken Khada Jhin, kendisi hakkında adeta ser verip sır vermiyordu. Gerçek ismi bile gizemini koruyordu. Esareti sırasında hapishanede görevli keşişler, Jhin'in demircilik, şiir ve dans da dahil pek çok konuda muazzam yeteneğe sahip, parlak bir öğrenci olduğunu fark etti. Ancak ne keşişler Jhin'in hastalıklı merakını terbiye etmek için bir yol bulabiliyordu ne de gardiyanlar.
Dışarıda ise Noxus İmparatorluğu'nun işgali sonrasında ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, Ionia'yı kaynayan bir kazana dönüştürmüştü. Savaş yüzünden normalde huzur içindeki ülkenin gözünü adeta kan bürümüştü. Karanlık odakların iktidara gelmesi ve gizli ittifakların nüfuz çatışmaları, Kusho'nun korumak için dillere destan mücadeleler verdiği huzur ve barışı içeriden çökertiyordu. Tam da bu sırada ninjalar ve Wuju kılıç ustalarının gücünü alaşağı etmek isteyen, yüreği nasır bağlamış bazı meclis üyeleri, Jhin'i hapisten kaçırıp bir dehşet silahına çevirmeye karar verdi. Kararlarını uygulamakta da hiç gecikmediler.
Böylece Kashuri Cephaneliklerinden gelen yepyeni silahlara ve neredeyse sınırsız para kaynağına kavuşan Khada Jhin, her geçen gün daha görkemli ''eserlere'' imza atmaya başladı. Artık yaptığı işler, nice yabancı diplomatın ve Ionia'nın yeraltı siyaset sahnesinin korkulu rüyası. Gelgelelim gölgelerde çalışmak, ilgi için yanıp tutuşan bir seri katili ne kadar daha tatmin edebilir ki?
II

Elinde tuttuğu silah, basit bir araçtan ibaretti; ama mükemmel işlenmişti. Siyaha çalan yeşil metali, altın kakmalarla süslenmişti. Üzerine silahı yapan ustanın adı işlenmişti. Bu ayrıntı, silahın çıktığı elin gururunu ve kendine olan güvenini yansıtıyordu. Bu o topraklardaki üç kuruşluk büyüyle iş görmeye çalışan ama aslında gereksiz bir şatafatın ötesine geçemeyen Piltover silahlarına benzemiyordu. Bu silah, gerçek bir ustanın eseriydi. Sonuna kadar Ionia'lı, bronz kalbinden büyü saçıyordu.
Silahın kabzasını dördüncü defa sildi. Dört defa silmedikçe yeterince temiz olduğundan emin olamıyordu. Silahı kullanmamış olması fark etmezdi. Sadece yatağının altındaki çantaya koymaya hazırlanıyor oluşu fark etmezdi. Temizliğinden kesinkes emin olmadan silahı bırakamazdı. Dört defa silmedikçe de yeterince temiz olduğundan emin olamazdı. İşte şimdi temizleniyordu. Dört defa, temizlenmesini sağlardı.
Silahı temiz ve muhteşemdi. Yeni işverenleri cömertlikte sınır tanımıyordu. En iyi ressamlar en iyi fırçaları hak etmez miydi zaten?
Bu yeni silahın büyüklüğü ve kusursuzluğu, daha önce bıçakla ortaya çıkardığı eserleri gölgede bırakacak cinstendi. Ateşli silahların çalışma prensiplerini anlamak için haftalarca araştırma yapmıştı; ama chi tekniğini bıçaklardan silahlara aktarmak için harcadığı ayların yanında bunun lafı bile olmazdı.
Silah dört mermi alıyordu. Her mermi büyü enerjisiyle donatılmıştı. Her mermi savaşçı keşişlerin kılıçları kadar kusursuzdu. Her mermi sanatının akacağı boyaydı. Her mermi birer şaheserdi. Bedenleri sadece delip geçmekle kalmıyor, yeniden düzenliyorlardı.
Değirmenci köyünde yaptığı prova, silahın potansiyelini kanıtlamıştı. Yeni işverenleri de eserinin bıraktığı etkiden memnun kalmıştı.
Cilalamayı yeni bitirmişti ama sağ elindeki silahın cazibesine direnemiyordu. Yapmaması gerektiğini bilmesine rağmen, yılan balığı derisinden, siyah kıyafeti çantasından çıkardı. Sol elinin parmak uçlarını kıyafetin kusursuz yüzeyinde dolaştırdı. Derinin yağ gibi kaygan teması, heyecandan soluklarını hızlandırdı. Sımsıkı deri maskeyi aldı ve ardından kendine hâkim olamayarak yüzüne geçirdi. Maske sağ gözüyle ağzını örtüyordu. Nefes alıp vermesini kısıtlıyor, derinlik algısını ortadan kaldırıyordu...
Şahane.
Tam omuz zırhını kuşanıyordu ki odasına çıkan basamaklara gizlediği ziller şıngırdadı. Büyük bir hızla silahı kaldırıp maskeyi çıkardı.
''Orada mısınız?'' diye sordu hizmetçi kapıdan. Kadının sesindeki hareketlilik bu kasabanın güneyinden olduğunu çağrıştırıyordu.
''İstediğimi yaptın mı?'' diye sordu adam.
''Evet, efendim. Her dört metrede bir beyaz fener. On altı metrede bir de kırmızı.''
''O hâlde başlayabilirim,'' dedi Khada Jhin, odasının kapısını savururcasına açarken.
Jhin odadan çıkarken kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Jhin nasıl göründüğünün gayet farkındaydı. Görüntüsü normal şartlarda içinde bir nefret uyandırırdı ama bugün gösteri günüydü.
Bugün, Khada Jhin elinde bastonla çıkarken zarif ve şık biri rolünde oynayacaktı. Jhin'in kamburu vardı ve pelerini, omzundaki ciddi bir sakatlığı örtüyor gibi duruyordu ama gösterişli adımları, görüntüsünü yalancı çıkarıyordu. Pencereye doğru ilerlerken yere çat çat vurduğu bastonu, adımlarının önünde gidiyordu. Pencerenin çerçevesine vuruşu bile ritimliydi: Peş peşe üç vuruş, sonra da dördüncü. Altınları ışıldıyor, krem rengi pelerini su gibi akıyor ve mücevherleri güneşte parlıyordu.
''O... o da ne öyle?'' diye sordu hizmetçi, Jhin'in omzunu işaret ederek.
Jhin bir an duraklayıp kadının aydınlık suratını inceledi. Suratı tostoparlaktı ve mükemmel bir simetrisi vardı. Banal ve çok sıradan bir tasarım. Sökülüp alındığında berbat bir maske olurdu.
''Çarpıcı olsun diye öyle, tatlım," dedi Khada Jhin.
Hanın penceresinden, altındaki vadi boyunca uzanan kasabayı apaçık görebiliyordu. Bu gösteri muhteşem olmak zorundaydı; ama daha yapması gereken çok işi vardı. Meclis üyesi bu akşam dönecekti ve şu ana kadar yaptığı bütün planlar Jhin'e nasıl dese... yavan gelmişti.
''Odanız için çiçek getirdim,'' dedi kadın, Jhin'in yanından geçerken.
Jhin fenerleri yerleştirmek için başkasını da kullanabilirdi; ama kullanmamıştı. Kapıyı açmadan önce kıyafetlerini değiştirebilirdi; ama değiştirmemişti. Kadın, Jhin'in süslenmiş hâlini görmüştü bir kere.
Arayıp da bir türlü bulamadığı ilham, artık gözlerinin önündeydi. Kader böyle bir şeydi. Aslında seçim diye bir şey yoktu. Sanattan kaçış yoktu.
Bu hizmetçinin suretini alacak... ve daha ilginç hâle getirecekti.
III

Şekerli et, beş malzemeli çorbanın üstünde ışıl ışıldı. Rayihasından adeta büyülense de Shen kaşığını kâsenin kenarına bıraktı. Yemeğini getiren kadın yanından ayrılırken gülümsedi ve takdir edercesine başını eğdi. Etin yağları henüz eriyip çorbaya karışmamıştı. Çorbanın o hâliyle bile harika olduğu su götürmezdi; ama birazcık daha bekleyince lezzetinin zirvesine ulaşacaktı. Sabır.
Shen, Beyaz Yamaç Hanı'nı incelemeye koyuldu. İnsanı hayrete düşürecek kadar sade ve doğaldı. Hanı inşa ederken sadece gerekli yerlerde dallarını kesip kütükleri olduğu gibi bırakan ağaç işçileri, ustalıklarını konuşturmuştu.
Shen'in masasındaki mum titreşti... ama bir tuhaflık vardı. Hemen masadan fırlayarak pelerinin altındaki kılıçlarını çekti Shen.
''Öğrencilerin hamile kurtlar kadar sessiz," dedi Shen.
Zed tek başına, tacir kıyafetlerine bürünmüş hâlde hana girdi. Garson kadına sürtünürcesine geçtikten sonra da Shen'in üç masa uzağına geçip oturdu. Shen'in vücudundaki bütün hücreler hasmının üzerine atılmak için yanıp tutuşuyordu. Babasının kanını yerde bırakamazdı. Ama alacakaranlığın yolu bu değildi. Sakinleşmekten başka çaresi yoktu. Sonuçta aradaki mesafe çok fazlaydı. Ah bir parmak boyu daha yakın olsaydı...
Shen, karşısında sırıtan bir surat görme beklentisiyle Zed'e baktı. Gelgelelim hasmı sadece iç geçirip beklentilerini boşa çıkardı. Zed'in resmen benzi sararmıştı ve gözlerinin altları kararıp kat kat olmuştu.
''Beş yıldır gün sayıyorum," dedi Shen.
''Mesafeyi yanlış mı hesaplamışım?'' diye sordu Zed, bezgin bir sesle.
''Kellemi kaybetmek pahasına olsa bile yaklaşıp saldıracağım," dedi Shen ayağını geri kaydırıp ileri atılmak için yerden destek alırken. Zed'le arasında on adım ve yarım parmak mesafe kalmıştı.
''Senin yolun benimkine daha yakın. Babanın idealleri zaaftan başka bir şey değildi. Ionia artık onları kaldıracak durumda değildi,'' dedi Zed. Sandalyesine iyice yaslanıp, Shen'in öldürücü darbesini indirebileceği mesafenin dışında kalmaya devam etti. ''Anlamanı sağlayamayacağımın farkındayım; ama sana bir intikam şansı sunacağım."
''Ben intikam hırsıyla hareket etmem. Sen dengeye kafa tutuyorsun. Bu yüzden de ölüme mahkûmsun," dedi Shen. Bir yandan da usulca sandalyesinin ucuna doğru kayıyordu.
Zed ''Altın İblis kaçmış,'' diyerek cevap verdi.
''İmkânsız.'' Yine de göğsüne bir boşluk hissinin çöreklendiğini hissetti Shen.
''Evet, babanın en muhteşem zaferi. Gel gör ki ahmakça sunduğu merhamet, bir kez daha hatırasına leke sürdü.'' Zed başını salladı. ''O... şeyin neler yapabileceğini biliyorsun.'' Sonra Shen'in erişebileceği kadar yaklaşarak masanın üzerine eğildi; sanki kasten boynunu uzatıyordu. ''Bizden başka kimse ona engel olacak kadar yaklaşamaz; sen de biliyorsun.''
Shen meşhur Khada Jhin'in katlettiği birinin cesedini ilk görüşünü anımsadı. Hatırladıkları tüylerini diken diken edince dişlerini sıktı. Sadece babası, adaletin merhametle yerini bulacağına inanacak kadar güçlü çıkmıştı. O gün Shen'in içinde bir şeyler değişmişti. O gün Zed'in içinde bir şeyler parçalanmıştı.
Şimdiyse canavar geri dönmüştü.
Shen kılıçlarını masanın üstüne bıraktı. Gözlerini, önünde duran kâsedeki kusursuz çorbaya dikti. Yüzeyinde, etin salıverdiği minik yağ damlacıkları yüzüyordu ama Shen'de iştahtan eser kalmamıştı.
IV

Zed'den hâlâ iz yoktu.Hayal kırıklığına uğramıştı. Büyük bir hayal kırıklığına. Eski dostunu aramaya gitmiş olsa gerekti. Zed pekala bir köşeye saklanıp izlemeye koyulmuş da olabilirdi. Jhin'in dikkatli olması gerekiyordu.
İskeleden içeri yürürken başını çevirip yabancı gemiye baktı Jhin. Gelgitin etkisiyle deniz yükselmişti ve geminin yelken açması an meselesiydi. Sonraki ay Zaun'da gösteri yapmak istiyorsa geç kalmadan dönmesi gerekecekti. Risk üstüne risk.
Durup bir su birikintisindeki yansımasına baktı. Birikintinin içinde endişeli ve ihtiyar bir tacir karşılık veriyordu bakışlarına. Yıllar süren oyunculuk provaları, dövüş sanatları eğitimiyle birleşince yüzündeki kaslar üzerinde mutlak bir hâkimiyet kazanmıştı. Sıradan bir yüzü vardı ama Jhin bu yüze olağanüstü bir ifade vermişti. Yokuştan yukarı yürürken kalabalığın arasına karışması hiç zor olmadı.
Başının üstündeki beyaz fenerleri kontrol ederek mesafeyi hesapladı. Zed ortaya çıkarsa onlara ihtiyacı olacaktı. Tepenin başındaki hana varınca, tuzaklarını sakladığı saksılara göz attı. Çiçek şekli verilmiş, keskin, çelik bıçaklar. Bir terslik çıkarsa kaçış yolunu bunlar emniyete alacaktı.
Metalin nasıl da kalabalığı biçip, binanın daha yeni cam göbeği rengine boyanmış duvarlarını kızıla bulayacağını düşündü. Bu baştan çıkarıcı bir düşünceydi.
Tüm kasabanın hürmet ettiği bilge ihtiyarın Shen'le konuştuğunu duyduğunda kalabalığın içinde kendine yol açmaya çalışıyordu.
''İblis neden kadınla meclis üyelerine saldırsın ki?'' diye sordu ihtiyar.
Mavi kıyafetini kuşanmış Shen yanıt vermedi.
Yanında Kinkou tarikatının bir başka üyesi; Akali adında genç bir kadın duruyordu. Akali, hanın kapısına yöneldi.
''Hayır,'' diyerek ona engel oldu Shen.
''Hazır olmadığımı nereden çıkarıyorsun?'' diye sordu Akali; gocunduğu her hâlinden belliydi.
''Çünkü ben senin yaşındayken hazır değildim.''
Tam o anda kasaba muhafızlarından biri tökezleyerek hanın kapısından dışarı çıktı. Adamın beti benzi atmıştı ve yüzünde boş bir ifade vardı.
''Kızın eti... eti resmen...' diyebildi sadece. Birkaç adım ilerledi ve ardından şaşkınlık içinde yere yığıldı.
''Onu gördü. Çiçeği gördü!'' Uzaktaki duvar tarafından han sahibinin kahkahası duyuldu. Sonra adam ağlamaya başladı; delilik, yüzüne yepyeni bir ifade kazandırmıştı.
Bunlar Khada Jhin'in eserlerini görüp de bir daha unutabilecek insanlar değildi.
Shen toplanan kalabalığın arasındaki insanların yüzlerini incelemeye koyuldu.
Akıllı çocuk diye geçirdi aklından Jhin, yeniden kalabalığın arasına karışıp gitmeden önce.
Gemiye dönerken gözleri çatılarda Zed'i aradı.
Eseri kaçınılmazdı. İster birlikte ister ayrı ayrı, Zed ve Shen bıraktığı izlerin peşine düşecekti. İzler onları yeniden Çiçek Şenliği'ne götürecekti. Jyom Geçidi'ne. Sonra, umutsuzluğa kapılınca bir kez daha birlikte çalışmak zorunda kalacaklardı.
Tıpkı gençliklerinde olduğu gibi. Hayranlık ve korku içinde birbirlerine sığınacaklardı.
Ancak o zaman muhteşem Khada Jhin kendini gösterecekti.
Asıl şaheserine, asıl o zaman başlayacaktı.
 
Kassadin
Kassadin.png

Hiçlik Gezgini
Hiçlik

Dünyalar arasında, boyutlar arasında bir yer vardır. Bazıları Dışarısı olarak bilir, bazılarıysa Bilinmezlik olarak. Gerçekten bilenler ise buraya Hiçlik derler. Hiçlik, adının aksine bomboş bir yer değil; ağza alınamayacak şeylerin, insan aklına sığmayacak korkuların yuvasıdır. Bu bilgiler günümüze ulaşamamış olsa da, sınırın ötesinde neler olduğunu kazara keşfedip, bulduklarından ayrılmayı başaramayanlar da vardır. Kassadin işte böyle bir yaratık. Bir zamanlar insanken Hiçlik'in yüzüne bakmaya zorlanmış ve gördükleri onu kalıcı olarak değiştirmiş. Bir zamanlar yasaklı öğretilerin peşinden koşarken, aradığının tamamen başka bir şey olduğunu keşfetmiş. Eski metinlerdeki ipucu zerrelerini takip ederek unutulmuş Icathia'ya ulaşmış ve hayatta kalıp da bunu anlatabilmiş pek az kişiden biridir.

Kassadin, çürümekte olan o muazzam şehrin içerisinde, hiçbir zaman paylaşmayacağı türden sırlar buldu; aklına doluşan gelecek görüleriyle korkudan tir tir titremesine neden olan sırlar. Şehrin gücü onu neredeyse tüketip bitirecekti, ama Kassadin tek kurtuluş yoluna girmeyi seçti: Hiçlik'i içine kabul etti. Mucize eseri, bununla beraber gelen yabancı dürtüleri yendi ve insandan daha fazla bir şeye dönüştü. O gün bir parçası ölmüş olsa da, Valoran'ı içeriye girmek için kapıyı tırmalayan, işkencelerini dünyaya salmak için bekleyen şeylerden korumak zorunda olduğunu biliyor. Cho'Gath denen melanetin ortaya çıkışı, bunu doğruluyor.

Hiçlik'e baktığınızda, arkanızda bırakamazsınız. Kassadin'e baktığınızda, o zaten muhtemelen çoktan arkanızdadır.

Katarina
Katarina.png

Sinsi Bıçak
Noxus

Şiddetli bir öldürme içgüdüsü ile hareket eden Katarina, bir suikastçı olarak yeteneklerini Noxus'un şanı ve ailesinin başarısı için kullanıyor. Azmi ve coşkusu onu çok daha büyük işler başarmaya itse de, bazen yolundan sapmasına neden olabiliyor.

Katarina, daha çocukluğunda dövüşe karşı doğal bir yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. Önde gelen bir Noxus'lu generalin kızı olması sayesinde önünde açık olan pek çok yolu reddederek, soğuk çeliğin yolunu seçti. Noxus'un en iyi suikastçıları (babası en iyilerinden biriydi) tarafından eğitilen Katarina, çok geçmeden ilk görevini almayı talep etti. Ona verilen görev sinir bozucu derecede basitti: düşük rütbeli bir Demacia subayını öldürecekti. Düşman kampına sızmak için işe koyulan Katarina, geri çeviremeyeceği bir fırsat yakaladı -- bir Demacia generali kampa geliyordu. Generali çadırına kadar takip etti, muhafızları sessizce safdışı bıraktı ve generalin boğazını kesti. Elde ettiği bu etkileyici başarıdan memnun, gecenin karanlığında kayboldu. Ertesi gün, asıl hedefi olan Demacia subayı birliklerinin başında hazırlıksız Noxus askerlerine pusu kurduğunda, Katarina'nın sevinci kursağında kaldı. Noxus'lular kahramanca savaştıysa da, ağır kayıplar verdiler. Yaptığı hatayla öfkeden deliye dönmüş haldeki Katarina, asıl görevini tamamlamak için yola çıktı. Kampa döndüğünde, yoğun bir şekilde korunan hedefini gördü ve bu işi gizlice halletmenin artık mümkün olmadığını fark etti. Bıçaklarını çeken Katarina, bedeli ne olursa olsun subayı öldüreceğine yemin etti. Askerlerin ortasına daldı; bıçaklarıyla adeta bir kasırga yaratıyordu. Her bıçak darbesiyle muhafızlar birer birer yere yığılıyor, Katarina subaya bir adım daha yaklaşıyordu. Fırlattığı son hançerle onurunu kurtardı. Kan revan içindeki Katarina, Demacia birliklerinden kıl payı kaçtı; Noxus'a döndüğünde, artık farklı bir kadındı. Aldığı yara, tutkusunu görevinin önüne geçirmemesi gerektiğini hatırlatan bir iz olarak kaldı.

''Sadakatimi sakın sorgulama. Onun için neler çektiğimi bilemezsin.''
-- Katarina

Kha'Zix
Khazix.png

Hiçlik Yağmacısı
Hiçlik

Kha'Zix, Hiçlik'ten gelen acımasız bir avcı. Valoran'a, bu dünyanın en çok güç vaat eden canlılarını silip süpürmeye geldi. Öldürdüğü her avın gücünü bünyesine katarak, daha da gelişip güçleniyor. Kha'Zix en çok, dengi kabul ettiği tek yaratık olan Rengar'ı dize getirip yemek istiyor.

Kha'Zix bu dünyaya geçtiğinde, çok aciz ve çok ama çok açtı. İlk rastladığı hayvanlar, arzuladığı hızlı evrimi gerçekleştirmesine yetecek kadar güçlü değildi. Kha'Zix ihtiyaçlarını karşılayabilmek için canını tehlikeye atarak, açlığını bulabildiği en tehlikeli yaratıklarda odakladı. Yiyip yuttuğu her avla değişti, daha da güçlü ve hızlı bir yırtıcı oldu. Kısa süre sonra durdurulamaz olduğuna inanarak, avlarını sınır tanımaz bir saldırganlıkla kovalamaya başladı. Bir gün, yeni öldürdüğü bir avın keyfine varırken, avcı aniden av oldu. Sanki sadece dişlerden ve çelikten oluşan bir yaratık üstüne atılıp onu yere serdi. Kılıcı ve pençeleriyle onu paralayarak suratına kükredi. Kha'Zix hayatında ilk defa kanının aktığını hissetti. Hiddetle çığlık atarak, yaratığın gözünü pençeleyerek onu geri püskürttü. Gün batımından gün doğumuna savaştılar. Sonra, ölmek üzere olduklarını fark ederek istemeye istemeye ayrıldılar. Yaraları iyileşirken Kha'Zix, Hiçlik'in gücüyle baş edebilen bu rakibi yemeyi yana yakıla bekledi. Güçlü avlar aramaya, tazelenmiş bir hevesle devam etti. Bir gün, Rengar'ı da yiyecek.

''Öldür. Tüket. Uyum sağla.''
-- Kha'Zix

LeBlanc
Leblanc.png

Hilekâr
Noxus

Her şehrin bir karanlık yanı vardır; zaten karanlık bir ün salmış olanların bile. Noxus - adı daima saygı ve tiksinti karışımı bir duyguyla anılmasına rağmen - bu basit gerçeğin dışında kalmıyor. Karanlık ve dolambaçlı sokaklarının altında yer alan karmaşık zindanlar, tüm kötülüklerin sığınağı olan bu devasa metropolisin gerçek yüzünü oluşturuyor. Düzenbaz LeBlanc, bu labirenti mesken tutmuş tarikatlar, cemaatler ve gizli cemiyetler arasında bulunan; Noxus tarihinin eski ama bugünkü kadar ahlaksız bir devrinden kalma Kara Gül Cemiyeti'ne başkanlık ediyor. Noxus hükümeti askeri bir yönetimin eline geçmeden önce, acımasız biri olan ve yaşlanmaz görünen LeBlanc ile yardakçıları, Noxus'un siyasi gündeminde söz sahibiydi. Bugünlerde ise, güçlü büyücülerden oluşan bu cemiyet amaçlarına ulaşmak için gizlice toplanıp, gücü elinde tutanların tercih ettiğinden çok daha gizli kapaklı bir sanatı geliştirmeye çalışıyor.

Gerçek niyetleri daima bir gizem perdesinin ardında ise de, Noxus'ta aristokrasinin hüküm sürdüğü günlerde, tahtın arkasındaki gerçek gücün Kara Gül olduğuna inanılıyor. İmparatorlukta askeri gücün tek ve nihai iktidar haline gelmesiyle, Kara Gül adeta bir gecede ortadan kalktı. Pek çok kişi, onların devrinin geçtiğine, cemiyet üyelerinin toplumsal ve siyasi güç arayışlarından vazgeçtiklerine inandı. Gel gelelim LeBlanc Savaş Enstitüsü'nün kapısında ortaya çıktığında, bir şey kesinlik kazandı; gölge ve alevin efendileri doğru zamanı kolluyor, yeni bir otoritenin ortaya çıkmasını bekliyorlardı. Bu otorite, League of Legends'dı (Efsaneler Ligi).

''Dünya, gözlerinin önüne sunulanın ötesini göremeyenler için çok farklı bir yer.''
--LeBlanc, Hilekâr

Lee Sin
LeeSin.png

Kör Keşiş
Ionia

Lee Sin, gençliğin verdiği heyecanla sihirdar olmayı kafasına koymuştu. Akranlarında benzeri görülmemiş bir iradeye ve azme sahip olan delikanlı, becerileri ile o zamanki Yüksek Konsey Üyesi Reginald Ashram'ın dikkatini çekti. Sihir Akademisi'nde eğitim almaya başlayan Lee Sin, kendisine ayak uyduramayan öğrencilerle aynı hızda ders almaktan nefret etti. Daha erken mezun olma umuduyla, ders dışı zamanında da sihir sanatının inceliklerini öğrenmeye çalıştı. Çalışmalarında büyük ilerlemeler kaydetti ve diğer öğrencileri geride bıraktı. Lig'in en büyük sihirdarlarından biri olabilecekken, korkunç bir hata yaptı. Sabırsızlık göstererek, yeteneklerini sınamak için Veba Ormanları'ndan bir yaratık çağırmaya çalıştı. Önünde beliren şey ise, paramparça olmuş bir çocuktu. Cansız bir et yığını olarak yere düşen çocuğun yüzünün olması gereken şeye bakacak fırsatı ancak buldu. Lig'de yürütülen soruşturmada, çocuğun yaşadığı köyün ayinin etkisiyle tamamen yok olduğu ortaya çıktı.

Lee Sin'in yetenekleri öylesine umut vaat ediyordu ki Lig bu olayı göz ardı etmeye hazırdı; ancak genç sihirdar adayı kendini affedemiyordu bir türlü... Akademi'den ayrıldı ve bir daha büyüyle uğraşmamaya yemin ederek bağışlanmak için Shojin Manastırı'na kapandı. Yıllar sonra, işlediği suçu affetirmek adına, Noxus'un Ionia'yı işgalini protesto etmek için kendini yaktı. Ateşin verdiği acıya dayanarak, haftalar boyunca yanar halde kaldı. Eylemi, Ionia'nın galip geldiği bir Lig karşılaşmasının yapılmasını sağladı; ancak Lee Sin söndürüldüğünde, gözleri tamamıyla yanmıştı. Kurtarıcı ilan edilen Lee Sin yeniden doğmuştu; harekete geçme arzusu geri gelmişti. League of Legends'a (Efsaneler Ligi) katılarak günahlarını bir keşişin sahip olduğu tek şeyle, kan ve terle bağışlatmaya karar verdi.

''Bir kişi dünyayı yerle bir edebilir; ama çoğunluğun çabaları, onu yeniden inşa eder.''
-- Lee Sin

Malzahar
Malzahar.png

Hiçlik'in Habercisi
Hiçlik

Shurima güneşinin altında birçok insan delirdi; ama Malzahar akli dengesini, gecenin soğuk kollarında terk etti. Malzahar doğuştan kâhindi, kehanet yeteneğiyle kutsanmıştı. Yeteneği işlenmemiş olmakla beraber, Runeterra'ya bahşedilen en büyük ihsanlardan olacağını vaat ediyordu ama kader ona başka bir yol çizdi; yazgının gelgitlerine olan hassaslığı, bilinçaltına istenmeyen şeyler çekti. Ayrımın örtüsünün en ince olduğu rüyalarında, uğursuz bir şey onu çağırdı. Malzahar, onun kışkırtıcı isteklerine ancak bir süre dayanabildi. Ama ses her geçen gece daha da yükseldi, ya da belki derinleşti. Ta ki artık bu çağrıya direnemeyene kadar.

Bu ayartıcı çekimin peşine düşüp, kendini erzakı olmadan çöle attı. Hedefi, kadim yazıtlarda Icathia olarak bilinen, doğudaki kayıp bir medeniyetti. Pek az kişi buranın var olduğuna inanırdı ve inananlar bile kalıntıların çoktan kuma gömüldüğüne emindi. Malzahar'ın çatlamış ayakları sonunda pes ettiğinde, kendini parça parça dökülen, tuhaf bir dikilitaşın altında diz çökmüş buldu. Dikilitaşın ötesinde yabancı geometrisiyle harabe bir şehir ve korkunç, karanlık tanrıların çürüyen putları duruyordu. Kimsenin göremediklerini ve görmemesi gerekenleri gören gözleri, Hiçlik'in özüyle doldu. Bir zamanların değişip duran gelecek görülerinin yerini, Valoran'ın Hiçlik yaratıklarıyla kuşatılacağının kesin vaadi almıştı. Yankı yapan kum tepelerinin arasında tek başına ama yalnız olmaksızın dururken, tanıdık bir sesin çatlak dudaklarından hırıltıyla döküldüğünü, ağırlığı dizlerini titreten üç kelime söylediğini farketti: League of Legends (Efsaneler Ligi). Artık Hiçlik'in kendisinden gelen güçle dolmuş olan Malzahar, kaderini bulmak için kuzeye doğru yola çıktı.

''Toprak eriyebilir, deniz kabarabilir, gök yıkılabilir ama Onlar gelecek.''
-- Malzahar

Master Yi
MasterYi.png

Wuju Üstadı
Ionia

Master Yi, kadim dövüş sanatı Wuju sayesinde, eylemleri düşünceleriyle bir olana dek vücudunu eğitip zihnini bilemiştir. Şiddete hep en son çare olarak başvurur ama kılıcını öylesine bir zarafet ve hızla kullanır ki, çözüm hep hızlı ve acısız olur. Wuju'nun yaşayan son ustası olan Master Yi, hayatını, dünya yüzünden silinmiş olan halkının bu mirasını aktaracak yetenekli öğrenciler bulmaya adamıştır.

Master Yi Wuju'nun ustası olmadan çok önce bile, bu mistik dövüş sanatını en iyi kullananlardan biri olduğu düşünülürdü. Bir süre sonra, Ionia'nın ücra bir köşesindeki köyünü Noxus'un işgal etmeye hazırlandığı haberi geldiğinde, bu ustalığını kanıtlama şansı bulacaktı. Yi Ionia'nın savaş meydanlarında fırtına gibi eserek, Noxus'un muazzam piyade birliklerini hızlı ve ölümcül saldırılarla geri püskürtüyor, Noxus Üst Komutası'nın utançtan yerin dibine geçmesine neden oluyordu. Wuju öğrencilerinin, işgalin karşısındaki başlıca engellerden biri olduğunu fark eden Noxus'lular, bu ölümcül sanatın yurduna kâbus gibi bir kimyasal saldırı yaptılar. Zehirli maddenin her nasılsa öldürmedikleri de, akıl sağlıklarını düzelmeyecek biçimde yitirdi. Yi'nin memleketi mahvolmuştu.

Savaşın sonunda, Yi köyünün harap olmuş kalıntılarına döndü. Burada, saldırının son kurbanı da o oldu. Gördükleri bedenini değilse de, yüreğini paramparça etmişti. Hayata tutunmak için kalbinde kalan son duyguya sarıldı: intikam. Evini yok edenleri cezalandırma isteğiyle yanıp tutuşarak inzivaya çekildi ve yıllarca çalıştı. Eskisinden daha da ölümcül bir kılıç kullanıcısı olmuştu ama gerçek Wuju ustalığına hâlâ ulaşamamıştı .

Durumuna duyduğu öfkenin doruğa ulaştığı günlerden birinde, çalışmalarını, çok soylu görünüşlü bir maymun böldü. Bir insan kadar uzun boylu olan ve dik duran bu maymun, Yi'nin hareketlerini izleyip onu taklit etmeye başladı. Yi maymunu kışkışladı; ama çevik hayvan Yi'nin tekniklerini ona karşı kullanarak çok eğleniyordu. Yi bu oyuncu canlıyla yalancıktan dövüştükçe öfkesi azaldı. Yüreğindeki nefret yükü tamamen kalktığında, maymunun kuyruğunu tutmakta olduğunu gördü. Wuju'yu intikam için öğrendiği sürece asla ustası olamayacağını o zaman anladı. Maymunu bırakırken, düşmanlarının kanını dökme arzusundan da vazgeçti.

Yi maymuna, o güne kadar görmediği gerçeklere gözünü açtığı için teşekkür etti. Fakat şaşılacak bir şekilde, maymun da ona karşılık verdi. Bu hayvan, Yi'nin dövüş sanatını öğrenmek istiyordu. Tuhaf bir istekti bu, ama böylelikle Yi'nin de önünde yeni bir yol açılmış oldu: Halkının hatırasını, onların öğretilerini bir sonraki kuşağa geçirerek onurlandıracaktı.

“En keskin kılıç bile, huzurlu bir zihnin sükûnetiyle boy ölçüşemez.”
-- Master Yi

Nidalee
Nidalee.png

Yabani Avcı
Bağımsız

Büyük Duvar'ın güneyindeki harap ve tehlikeli topraklarda değil şampiyonlar, doğru düzgün insan bile bulunmaz. O dünyanın büyük kısmı, özellikle de gizemli Kumungu Ormanı, geçmişte yaşanan Rün Savaşları'nın derin izlerini hâlâ taşır. Bu tuhaf yerlerde uğruna çok kişinin yaralanmayı, hatta ölümü göze aldığı, çoktan unutulmuş hazineler vardır. Nidalee, hazine arayan ailesiyle beraber sık yağmur ormanlarında kaybolduğunda daha küçücük bir kızdı. Orman acımasızdı ve küçük kız, ne olduğu bilinmeyen acımasız bir hastalığın kurbanı olan ailesinin son günlerinde can çekişmelerine tanık oldu.

Bir çocuğun bu yaşanmaz ormanda tek başına hayatta kalması olanaksız olsa da, o bunu başardı. Çocuksu masumiyeti ve neyse ki saf oluşuyla orman yaratıklarına kendini sevdirdi. Bir puma ailesi onu aralarına alıp, kendi yavrularıymış gibi yetişirdi. Büyüme çağında, sık ormanın ham sihrini her nasılsa emmesi sayesinde hem insan bedeninin hem de kedi tavırlarının ötesine evrildi. Artık neredeyse efsanevi bir muhafıza dönüşen Nidalee, yuva bellediği ormanı tehdit eden herkese karşı dişiyle tırnağıyla amansız bir mücadele veriyor.


Nocturne
Nocturne.png

Ebedi Kâbus
Bağımsız

Nocturne gelmeden önce, insanlar rüyaların hayal güçlerinin ürünü, uyurken beyinlerinde çakan anlamsız görüntüler olduğuna inanırlardı. Uyku esnasında yaşanan bir dizi olay Lig sihirdarlarını etkilemeye başlayınca, bu inanç sarsıldı. Bazıları uykudan çığlık çığlığa, sakinleştirilemeyecek kadar dehşete düşmüş halde uyanıyordu. Bazıları da hiç uyanmıyordu. Hekimler olayları açıklayamıyordu; ta ki bir Saha Mimarı, Uğursuz Koruluk'taki bir enerji merkezinin yakınında uyuyakalana kadar. Olaya tanık olanlar, mimarın bir kere çığlık attığını ve sonra solunumunun durduğunu söyledi. Hemen ardından, merkezden dışarı bir büyü akımı oldu ve Nocturne ortaya çıktı.

Nocturne dünyaya getirilmeyi hoş karşılamadı. Sihirdarlar onu büyüyle hapsedene kadar önüne gelen her şeyi katletti. Uzun çalışmalar sonunda, Lig uzmanları Nocturne'ün sihirdarları uykularında avladığını, onlara yalnızca büyülerini kullanamadıkları rüyalarında saldırabildiğini keşfetti. Bu onun tek amacı gibi görünüyordu. Nocturne'ün kurbanlarının aileleri adaletin sağlanmasını ve Nocturne'ün öldürülmesini istediler ama Lig yetkilileri onu öldürmenin sadece geldiği yere geri döndüreceğinden endişeliydi. Onu enerji merkezinin bir parçasına bağlayarak fiziksel dünyaya hapsettiler. Suçlarının cezası olarak, sihirdarların onu Lig karşılaşmalarına çağırmasına izin verdiler. Nefret ettiği sihirdarlara boyun eğerek kendi kâbusunu yaratacaktı. Lig bilginleri onun gerçekten de rüyalar boyutundan gelip gelmediğini, benzerlerinin olup olmadığını bilmiyorlar. Bazıları çağırma ayininin, sihirdarların bilinçaltını etkileyip uyuduklarında Nocturne'ü onlara çektiğini düşünüyor. Belki de en rahatsız edici teori ise, Nocturne'ün bir insanın gerçekleşmiş kâbusu olduğu yönünde. Eğer bu doğruysa, acaba kâbusu gören kim?

''Karanlık çöküyor...artık zifiri karanlık...ama onu hâlâ görebiliyorum...''
- Kelvin Ma, 4236 no'lu hasta

Pantheon
Pantheon.png

Savaş Üstadı
Targon Dağı

''Karşıma gerçek bir şampiyon çıkarın hatta yüz tanesi gelsin. İşte o zaman, sonsuza dek anlatılacak bir savaş görürsünüz.''

Emsali olmayan savaşçı Pantheon, savaşın amansız bir timsalidir. Bu şampiyon, cengâver Rakkor halkının yaşadığı Targon Dağı'nın eteklerinde doğdu. Tehlikeli bir tırmanışın ardından Targon'un zirvesine ulaşan Pantheon, değerini kanıtladı ve göklerdeki Savaşın Sureti'nin yeryüzünde vücut bulmuş hâli mertebesine ulaştı. İnsanüstü güçlerle donatılmış olan Pantheon, Targon düşmanlarını amansızca takip ediyor ve ardında yığınla cesetten başka bir şey bırakmıyor!

Rengar
Rengar.png

Gölge Avcı
Bağımsız

Ganimet avcısı Rengar, ininin her bir duvarını Valoran'ın en yırtıcı yaratıklarının başlarıyla, boynuzlarıyla, pençeleriyle ve dişleriyle süslemiştir. Koleksiyonu geniş; ama o hâlâ tatmin olmuş değil. Yorulmak bilmeden daha büyük avlar arıyor. Her avına bol vakit ayırarak inceliyor, öğreniyor ve asla yenmeyi beceremediği o tek canavarla yeniden karşılaşmaya hazırlanıyor.

Rengar, öz annesiyle babasını hiç tanımadı. Onu, efsanevi bir avcı olarak büyük saygı gören bir insan büyüttü. Babasının öğrettiklerini hemen anlayan ve vahşi içgüdüleriyle daha da geliştiren, ideal bir öğrenciydi. Rengar daha yelesi tam uzamadan kendi başına yaşamaya başladı ve büyük bir bölgeyi kendi alanı olarak işaretledi. Bölgesinin sınırlarını; saldırmaya kalkışanları caydırsın diye öldürdüğü avların kafataslarıyla işaretledi. Bir bölgenin tartışılmaz hakimi olmanın kendisini tatmin edeceğini sanıyordu. Ama tam aksine, huzursuzlanmaya başladı. Bölgesindeki hiç bir hayvanı avlarken zorlanmıyordu. Sınırlarını zorlayacak hasımlar bulamayan Rengar'ın ruhu sıkılmaya başladı. Avlamaya değer bir av kalmadığından, bir daha asla avın heyecanını hissedemeyeceğinden korkuyordu. Tüm umudunu yitirmek üzereyken, o canavarla karşılaştı. Kocaman, tırpan gibi pençeleri vardı. Karşısına çıkan her hayvanı yiyordu. Kendisini zorlayacak bir avla karşılaştığına biraz fazla heyecanlanan Rengar, aceleyle canavarı pusuya düşürdü. Daha önce avladığı her şeyi fersah fersah aşıyordu. Vahşice savaştılar. İkisi de sakat kalmalarına neden olan yaralar aldı. Rengar bir gözünü kaybetti; ama asıl ağır yaralanan, gururuydu. Daha önce hasmını öldürmediği olmamıştı hiç. Hatta, yaralarının ağırlığı yüzünden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Sonraki günlerde, yaşamla ölüm arasında gidip geldi. Acıdan kıvranıyordu ama derinlerde bir umut ışığı hissediyordu. Av başlamıştı. Dünyada böyle kuvvetli varlıklar bulunuyorsa, hepsini bulup kellelerini üst üste yığacaktı. Ama canavarı, tadını çıkara çıkara öldürmek istiyordu. Şimdi ininin en geniş duvarında, canavarın başı için ayrılmış bir yer var. Rengar bir gün bu ganimeti oraya asacağına yemin ediyor.

”Zayıfları avlayarak ancak hayatta kalırsın, güçlüleri avlayarak gerçekten yaşarsın.''
-- Rengar



Riven
Riven.png

Sürgün
Noxus

‘’İçimizdeki şeytanlara sinsice yataklık eden bir yer var; savaşın ve cinayetin kesiştiği sınırda.’’
Noxus'ta cinsiyet, ırk, toplumsal sınıf farkı olmaksızın her yurttaş iktidar sahibi olabilir. Önemli olan tek şey güçtür. Riven işte bu ideale olan bağlılığıyla yükselmek için çabalıyordu. Boyu ancak uzun kılıç kadarken, kendini bu silahın ağırlığını taşıyıp kullanmaya zorlayarak askerlikteki potansiyelini küçük yaşlarda gösterdi. Acımasız ve etkili bir savaşçıydı; ama asıl gücü azminde yatıyordu. Çatışmalara zihninde bir şüphe kırıntısı dahi olmadan giriyordu: ahlaki duraksamalar yaşamaz, ölümden korkmazdı.
Riven akranlarının önderi, Noxus ruhunun simgesi haline geldi. Öyle seyrek görülen bir tutkusu vardı ki Üst Komuta onu Noxus sihirleriyle dövülüp büyülenmiş, siyah taştan bir rün kılıcıyla onurlandırdı. Silah, dörtgen kalkanlardan daha ağır ve neredeyse onlar kadar genişti; tam da Riven'ın sevdiği gibi. Kısa süre sonra, Noxus işgaline katılmak üzere Ionia'ya yollandı.

Savaş diye başlayan şey, kısa sürede kıyıma dönüştü. Noxus askerleri ölüm meydanında korkunç Zaun savaş makinelerini takip ediyordu. Riven'ın hazırlandığı şanlı savaş bu değildi. Üstlerinin emirlerine uyarak hırpalanmış ve dağınık hâldeki düşmanın kalıntılarını yargısız infazla ortadan kaldırdı.

İşgal devam ederken Ionia toplumunun baştan kurulmayacağı, sadece ortadan kaldırılacağı anlaşıldı. O acı çatışma esnasında Riven'ın bölüğü, Ionia kuvvetleri tarafından sarıldı. Düşman onlara yaklaşırken, destek istediler; ama destek bulmak bir yana, Singed'in başlattığı dehşet verici bir biyokimyasal yaylım ateşinin ortasında kaldılar. Riven etrafında hem Ionia'lıların hem Noxus'luların ağza alınmayacak kadar iğrenç bir akıbete uğramasını seyretti. Bombardımandan kaçmayı başarmıştı ama o anıyı hafızasından silemedi.
Noxus tarafından ölü ilan edilmesini yeniden başlama fırsatı olarak gördü. Kılıcını parçalayarak geçmişiyle olan bağlarını kopardı ve kendi kendini sürgün ederek dolaşmaya, kefaretini ödemenin ve inandığı lekelenmemiş Noxus idealini kurtarmanın bir yolunu aramaya başladı.
 
Shaco
Shaco.png

İblis Soytarı
Bağımsız


Çoğu kişi ölümü herhalde komik bulmuyordur. Zaten değildir de, tabii Shaco değilsen. Shaco'ysan, feci komiktir. Shaco, Valoran'ın ilk tam teşekküllü katil komedyeni. Karşısındakini öldürene kadar şaka yapar, sonra da kendisi güler. İblis Soytarı olarak tanınan bu kişi tam bir muammadır. Kimse nereden geldiği konusunda anlaşamaz, Shaco da hiç bir ayrıntı vermez. Yaygın görüşe göre Shaco Runeterra'lı değildir, karanlık ve çarpık bir dünyadan çağrılmış bir şeydir. Bazıları da onun insanlığın karanlık dürtülerinin vücut bulmuş hali olduğuna, bu yüzden mantıkla ikna edilemeyeceğine inanır. En akla yatan inanış ise Shaco'nun, hizmetlerine ihtiyaç duyulana kadar kendi deli haline bırakılmış kiralık bir katil olduğu. Shaco kendisini korkunç, kanuna aykırı bir gaddarlık hakkında sorguya çekmek için arayan yetkililerin elinden her fırsatta kaçarak kurnazlığını kanıtladı. Bu tip dedikodular Valoran yerlilerinin içini rahatlatsa da, böyle kötülük dolu birinin serbestçe dolaşmasına izin verilmesi akıl alacak şey değil.

Geçmişi hakkındaki gerçek ne olursa olsun, Shaco League of Legends'a (Efsaneler Ligi) sadece kendi bildiği sebeplerle katıldı. Hem diğer şampiyonların hem de halkın çoğunlukla çekindiği biri. Sadece Savaş Enstitüsü'ndeki sihirdarlar böyle bir yaratığın Lig'e girmesine izin verilme nedenini biliyor. Ama çoğu Runeterra'lı, bunun ele avuca sığmaz Shaco'yu baştakilerin gözünün önünde tutmak için yapıldığından şüpheleniyor. Bu şampiyon elbette deliliğin açıkça hüküm sürebildiği yerlerde, örneğin Zaun ve Noxus'un güce aç sihirdarları arasında gözde.

Ne yaparsanız yapın, sakın ona şakayı anlamadığınızı söylemeyin.

Talon
Talon.png

Bıçağın Gölgesi
Noxus

Valoran'daki en ölümcül üç bıçak ustası da Du Couteau ailesine bağlıdır: babam, ben ve Talon. Cesaretiniz varsa bize meydan okuyun.’’
-- Katarina Du CouteauTalon'un ilk anıları, Noxus'un yeraltı geçitlerinin karanlığı ve bir bıçağın güven veren çeliği. Ne aile hatırlıyor, ne sıcaklık, ne iyilik. Onların yerine sadece çalıntı altının şıngırtısını ve sırtını duvara vermenin güvenliğini dost edinmiş. Sırf keskin zekâsı ve hırsızlık hünerleriyle hayatta kalabilmiş olan Talon, Noxus'un karanlık yeraltı dünyasında dişiyle tırnağıyla kazarak yaşadı. Kesici silahlar kullanmadaki ustalığı onu hemen bir tehdit haline getirdi ve Noxus hırsız loncaları ona kiralık katiller gönderdi. İki seçenek sunuluyordu: ya onlara katılacaktı ya da ölecekti. Cevap olarak peşine takılanların cesetlerini Noxus hendeğine attı.

Öldürme girişimleri gitgide daha da sıklaşmaya başladı. Sonunda bir gün, saldırganlardan biri, güç bakımından Talon'un dengi çıktı ve onunla bıçak bıçağa geldi. Talon'un silahı elinden gitti. Celladının kılıcına şaşkınlıkla bakarken, katil kendisini tanıttı: General Du Couteau. General, Talon'a ya elinde ölme ya da Noxus Üst Komutası'nın ajanı olarak yaşama seçeneklerini sundu. Talon yaşamayı seçti; ama bir şartla: sadece yenemeyeceği birinden gelen emirlere saygı duyabileceği için, yalnızca Du Couteau'ya hizmet edecekti.
Talon, Du Couteau'nun emriyle onu buz gibi Freljord topraklarından Demacia’nın iç meclislerine kadar götüren gizli görevleri yaparak gölgelerde kaldı. General ortadan kaybolduğunda, Talon özgürlüğünü geri almayı düşündü; ama yıllarca hizmetinde kaldıktan sonra Du Couteau'ya çok büyük saygı duymaya başlamıştı. Generalin yerini bulmayı kafasına taktı ve Du Couteau’nun ortadan kayboluşunun sorumlularını bulmak için diyar diyar dolaşmaya başladı.

Teemo
Teemo.png

Çevik İzci
Bandle Şehri

Teemo, Bandle Şehri'ndeki yordle kardeşleri arasında bir efsanedir. Yordlelara göre, Teemo'da bir tuhaflık var ama ne olduğunu tam bilemiyorlar. Teemo diğer yordlelarla vakit geçirmeyi sevse de, Bandle Şehri'nin devam eden savunmasına katılmak için sık sık tek başına görevlere çıkmakta ısrar ediyor. Teemo aslında çok sıcak kanlı olmasına rağmen, savaş esnasında kafasında bir sigorta atıyor. Böylece devriye gezerken almak zorunda olduğu canlar vicdanına yük olmuyor. Gençliğinde daha acemiyken bile, eğitim çavuşları ve diğer acemiler, normalde çok sevimli ve kibar olan Teemo'nun savaş eğitimi başlar başlamaz ölümüne ciddi ve çok etkili bir hale gelmesinden biraz rahatsız olurdu. Teemo'nun üstleri onu çabucak, Megling Komandolar'la birlikte Bandle Şehri'nin en seçkin Özel Kuvvetleri'nden biri olan Anagemi Öncüleri'ne yönlendirdi.

Çoğu yordle, tek başlarına çıktıkları keşif görevlerini pek ustalıkla başaramasa da, Teemo bunlarda dikkat çekecek kadar başarılı. Bandle Şehri'ni casuslardan korumaktaki daimi başarısı, onu açık ara yaşayan en tehlikeli yordlelardan biri yapıyor. Ama en sevdiği handa onunla bal birası kupalarını tokuştururken bunu asla fark edemezsiniz. Bandle Şehri Lig'e yollayacakları ilk şampiyon olarak Teemo'yu seçti, o da bu göreve ördeğin suya alıştığı kadar çabuk uyum sağladı. Özel silahı hava tüfeğinde, balta girmemiş Kumungu ormanlarından bizzat topladığı nadir bir ajunta zehri kullanıyor. Teemo yakın zamanda, uzun süren yalnızlık dönemleriyle başa çıkabilmek için, kendisi gibi Lig şampiyonu ve onun gibi Bandle Şehri Özel Kuvvetleri üyesi olan Tristana ile arkadaşlık kurdu. Bu ilişki iki yordle için de iyi oldu, ama Valoran'ın dedikoduya doymayan basını arkadaşlığın romantik bir ilişkiye dönmeye başladığı söylentilerini yayıyor. Ne olursa olsun Teemo, League of Legends (Efsaneler Ligi) izleyicilerinin gözlerinden ve çoğu düşmanının korkmayı öğrendiği bir atom karınca.

”Teemo sürekli neşeli hemşeriyle pişmanlık bilmez katil arasındaki ince çizgide duruyor; ama yine de en sevdiğim dostum.”
--Tristana

Tristana
Tristana.png

Yaman Topçu
Bandle Şehri

Boyu ile elindeki portatif topu neredeyse aynı olan bu yordle askeri tarafından ispatlanmış olduğu üzere, büyüklük boyla ölçülmez. Tristana binbir hengâmenin koptuğu bu dünyada hiçbir zorluk karşısında geri adım atmaz. Savaşçı becerileri, sarsılmaz cesareti ve sonsuz iyimserliği ile herkese örnek olur. Trist ve silahı Topatan için her yeni görev, kahramanlık denen şeyin ölmediğini kanıtlama şansıdır.

Twitch
Twitch.png


Veba Getiren
Zaun


B.Ö.C.E.K. Olay Tutanağı
İsnat Olunan Fiil: İş Cinayeti
Vaka Durumu: Faili Meçhul
Soruşturmayı Yürüten: Rol, P.

Ekibimiz şüpheli şahıs ve suç işlendiği ihbarını değerlendirerek, olaya müdahale etmek üzere Kanalizasyon İşletmesi, Sektör 90TZ'ye intikal etti. Sektör 90TZ'in yerinde yeller esiyor. Olay yerinin durumu: göçük, toz duman, zehirli gazlar. Özel güvenlikle yapılan görüşmenin ardından acilen daha iyi özel güvenliğe ihtiyaç olduğu anlaşıldı.
Müdahale ekibi göçüğe yol açan deliğe girdi. Toksik akıntı bina enkazını eritmiş. İki kazazede tespit edildi, biri kısmen sıvılaşmış ve platformdan süzülerek akıyor. Enkazın içinde altı cansız bedene rastlandı. Cesetlerden üçünde eksikler var, ikisi ise anlaşıldığı üzere olaydan önce hayatını kaybetmiş. Ölüm nedenleri arasında akut ivme düşüşü, kostik sıvılaşma ve/veya öldürücü arbalet yaraları görülüyor. Laboratuvarın tahrip edilmesi failin asıl hedefi miydi, yoksa izini kaybettirme maksadıyla mı yapılmış belli değil.

1. Kazazede (Ra Qintava, tesiste araştırmacı) ifadesine başvurulmak üzere çağrıldı ancak şu sebeplerden dolayı ifade veremedi; 1) travma sonrası stres bozukluğu 2) dil ve alt çenede yaşanan sıvılaşma. Toksin tedavisi ile protez teçhizatı bekleniyor.

Arama kurtarma mensupları, artıklardan imal edilmiş derme çatma bir barınak buldu. Bulunan nesneler:

57 adet ıslanmış aşk romanı, okunaksız, pastel boya ile üzerlerinde düzeltmeler yapılmış
108 adet şişe, etiketsiz (muhtemelen toksik akıntı veya şampuan atıkları)
100 kilogram ağırlığında çiklet (muhtemelen sanatsal enstalasyon projesi)
1 kavanoz ayak tırnağı, parmak, tarih ve ruh haline göre etiketlenmiş

2. Kazazede (Valori Olant, Atık Çamur Analiz Uzmanı) tedavi sonrası istirahatte, uzun süreli elektroşok tedavisinin ardından bilinci açıldı. İfadesinin deşifre edilen kısmından bir alıntı:

V.O.: BİRİ BİR ŞEY YAPMALI -
HEMŞİRE: Çok kan kaybetmiş -
P.R.: Arkadaşları ondan daha fazlasını kaybetti -
V.O.: HALA ORALARDA BİR YERDE!
P.R.: Hanımefendi, dikkatinizi bana verin lütfen. Bana neye benzediğini anlatın.
V.O.: FARE GİBİYDİ! (duraklama)
HEMŞİRE: Ne gibi?
P.R.: Yani böyle ufak-tefek miydi? Boncuk gözlü müydü? Yoksa fare suratlı birisi miydi - ?
V.O.: DEVASA BİR FAREYE BENZİYORDU DİYORUM! (duraklama). ARBALETİ VARDI! (duraklama)
P.R.: (hemşireye) Ağrı kesici var mı?
V.O.: DUYMADINIZ MI DEDİĞİMİ! GÖZÜNÜ KAN BÜRÜMÜŞ, PSİKOPAT, DEV BİR FAREYDİ!
YELEĞİ DE VARDI!
P.R.: Hemşire hanım?
HEMŞİRE: (Olant'ın koluna sakinleştirici iğne yapıyor) Hallediyorum.
[DÜZELTME]
V.O.: Hepimiz bilim insanıyız alt tarafı, beşeri atıkları rafine edip ucuz bebek mamasına dönüştürme üzerinde çalışıyorduk… [DÜZELTME] Bu -başka nasıl tarif edeyim bilmiyorum ki- gözü dönmüş, devasa FARE bizi görünce bağırmaya başladı! Fıçıları tekmeleyip devirdi! Yemeğimize tükürdü! [DÜZELTME] Laboratuvarın her tarafı kapatılmıştı. Kaçacak yerimiz yoktu. Yangın söndürücülerden akan kimyasallar bastı her yanı… [DÜZELTME] Gözümü açtığımda karanlıktı. Yani asit gözlerimi eritmişti, göremiyordum. O titrek pislik burnumun dibindeydi, KOKUSUNU alabiliyordum. ''KİMSE TWITCH'İN MAMASINI ÇALAMAZ!'' dedi, çılgınlar gibi kıkırdayıp sıçraya sıçraya uzaklaştı… Kokusu aklımdan çıkmadı hala. İNANAMIYORUM, HALA KOKUSU GELİYOR BURNUMA...

Deşifre sonu. Kurban bundan sonra çığlık atmaya başladı; henüz durmuş değil.

[GÜNCELLEME: Qintava, Yazılı İfade]
Şüphelinin özeti, verilen ifadelere göre:
ADI/RUMUZU: ''Twitch.''
CİNSİYETİ: Erkek (teyit edilmedi).
YAŞI: Bilinmiyor.
BOYU: 145 CM (kamburu var)
KİLOSU: Yaklaşık 45 KG (ıslak).
AYIRDEDİCİ ÖZELLİKLER: Dev bir fare.
DURUMU: Serbest; silahlı, son derece tehlikeli; MÜDAHALE ETMEYİN.

B.Ö.C.E.K - Asayiş Bizden Sorulur!

Vayne
Vayne.png

Gece Avcısı

Demacia

Dünya, her zaman insanların sandığı kadar uygar değildir. Büyünün en kara yollarını takip edip, Runeterra'nın damarlarında akan karanlık güçlerle zehirlenenler de var. Shauna Vayne bu gerçeği çok iyi bilir.
Demacia'nın seçkin ailelerinden birinin şımartılan küçük kızıyken, babası onu emniyet teşkilatının her an her şeyi izlediğine inandırmaya çalışmıştı. Küçük ve saf çocuk, mükemmel ve güvenli bir dünyada yaşadığına inanıyordu. Ama bir gece, babası kötü yürekli bir cadının dikkatini çekti. Kadın, konseyin babasına atadığı korumayı alt edip, Shauna'nın ailesine önce işkence etti sonra da onları öldürdü. Küçük Shauna ancak saklanıp, cadı gittikten sonra kaçarak kendini kurtarabilmişti. Koşarken, sevdiklerinin çığlıkları peşini bırakmıyordu. O gün içi nefret alevleriyle tutuştu; bu nefreti asla inkâr edemeyecekti.

Vayne babasının parasını kullanarak başının çaresine baktı. Bir öğretmenin onu öğrenciliğe kabul edeceği kadar büyüdüğü anda da eğitimine başladı. Yetişkin bir kadın olduğunda göz yıldıran bir savaşçı haline gelmişti; ama savaş meydanlarına yerleşmeyecekti.
Demacia'nın, karanlığın ele geçirdiklerini avlayacak bir koruyucuya ihtiyacı vardı. Shauna ailesinin bağlantılarını kullanarak ilk Gece Avcısı oldu. Şimdi başarıları efsane gibi anlatılıyor. Kara sanatlarla uğraşanların, Gece Avcısı'nın kol gezmekte olduğunu duyunca titrediği söyleniyor.

Bütün gölgelerden korkmaya gerek yok. En azından, Vayne'in istediği olursa...

Vi
Vi.png

Piltover Fedaisi
Piltover

Vi'a göre her sorun, devasa hextech eldivenleriyle yıkıp geçeceği birer tuğla duvardan ibaret. Kanun dışı bir ortamda büyüyen Vi, suç dünyasına dair bilgisini artık Piltover'ın asayiş kuvvetlerinde hizmet etmekte kullanıyor. Vi'ın atılgan tavırları, sert mizah anlayışı ve emirlere uymayı kesin bir şekilde reddetmesi işleri kitabına uygun halleden ortağı Caitlyn'i çoğu zaman kızdırıyor. Ama Piltover şerifi bile Vi'ın suçla savaş konusunda ne kadar değerli olduğunu inkâr edemiyor.

Çocukluğu Piltover'ın kanunsuz eteklerinde geçen Vi, hayatta kalmak için çalmayı ve kandırmayı öğrendi. Hextech donanım çalıp yağmalayarak usta bir teknisyen haline geldi; sokakta geçirdiği hayatla kendi ayakları üstünde durmayı öğrendi. Altı yaşındayken, adi suçlulardan oluşan bir grup tarafından kabul edildi. On bir yaşına geldiğinde deneyimli bir suç ortağı olmuştu, art arda yaptığı soygunların tadını çıkarıyordu.

Vi'ın tavırları, bir madene yapılan yağma girişimi ters gittiğinde değişti. Çetesiyle birlikte kaçmak ve çökmüş bir tünelde mahsur kalmış masum madencileri kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kaldı ve kahraman olmayı seçti. Madencileri yıkıntıdan kurtarmanın bir yolunu ararken, hasarlı bir madenci robotu buldu. Robotun dev yumruklarını söktü ve birer hextech eldiven haline getirdi. Ağır silahları minik ellerine takan genç kız kolunu uzatıp, yıkıntıya güçlü bir yumruk attı. Darbenin gücü kayayı dağıttı. Madenciler kurtulduğunda, Vi oradan kaçtı.

Bu ters giden soygun girişiminden sonra, Vi çeteyle bağlantısını kesti. Yasadışı faaliyetlerine tek başına devam etti ama sadece diğer suçlulardan çalmaya başladı. Yıllar geçtikçe, Vi hextech yumruklarını modifiye edip geliştirdi ve bu sayede soygunlarını daha kolay yapar ve daha fazla ganimet elde eder oldu. Gün geldi, namı Piltover'ın ünlü Şerifi Caitlyn'in kulağına kadar gitti. Caitlyn Vi'yi tutuklamak yerine, ona topluma olan borcunu ödemesi için bir yol önerdi: Piltover asayişi için çalışmak. Vi buna güldü; ona göre, polisten kaçmadan suçluları dövmesini sağlayacak bir iş mükemmel bir şeydi. Derhal kabul etti. Caitlyn şimdi Vi'ı hizada tutmaya çalışıyor, Vi da Caitlyn'in emirlerine birer tavsiye gözüyle bakıyor; ama birlikte çalışırken, Piltover'daki tüm kanunsuzların korkulu rüyası oluyorlar.

''Çok yazık. Benim iki yumruğum var ama senin suratın sadece bir tane.''
-- Vi

Xerath
Xerath.png

Yüksek Büyücü

Shurima''Ömür boyu esaret, beni hükümdarlığa hazırladı.''

Antik Shurima'nın Yükselmiş Büyücüsü Xerath, parçalanmış bir lahit içinde titreşen büyü gücünden oluşur. Binlerce yıl boyunca, çöl kumullarının altında esir kalmıştı; ancak Shurima'nın yükselmesiyle birlikte özgür kaldı. Güç tutkusuyla aklını yitirmiş olan bu varlık, kendine hak gördüğü her şeyi elde etmenin peşinde, dünyanın yeni medeniyetlerini kendi suretine mecbur bırakmaya çalışıyor.

Xin Zhao
XinZhao.png

Demacia'nın Hizmetkârı
Demacia

''Ölüm kaçınılmazdır; kişi sadece yenilgiden kaçınabilir.''Demacia Kralı Jarvan III ne zaman Kraliyet Sarayı'nın tepesindeki parlak mermer balkondan halka seslenecek olsa, Xin Zhao yanındadır. Demacia'nın Hizmetkârı adı takılan Xin Zhao, aslında Lightshield Hanedanı'nın özel hizmetkârı. Gizemli, sessiz bekleyişi; ''gizli hayatına'' ve kökenlerine ilişkin bir sürü varsayımın türetilmesine neden oldu. İster yemek masalarında konuşulan ''Zaun ajanıymış,'' dedikodusu, ister ''Demacia Pusulası'' gazetesi köşe yazarlarının ''krala borcu olan rün büyücüsü'' iddaları olsun; Xin Zhao kitlelerin merakını giderecek hiçbir ipucu vermiyor. Gerçi hakkı yok da değil.
Yıllar önce, Noxus'ta Can Pazarı adı verilen bir gösteri yapılırdı. Bu gösteri gladyatör çarpışmalarına benzerdi ama zalim mi zalim bir farkı vardı: Savaşçılar karşılaşmaları kazandıkça karşılarında aynı anda savaşacak kişilerin (genellikle savaş esirleri) sayısı artardı. Bu her yarışmacının eninde sonunda ölmesi ama dengi olmayan bir şan ve şöhret kazanması anlamına gelirdi. O zamanlar Viscero olarak bilinen Xin Zhao, 300 askerle birden savaşacaktı. Bu, önceki rekorun neredeyse altı katıydı. Bu maçın son maçı olacağı kesindi.
Eşi duyulmamış başarısı Jarvan II'nin kulağına gidince, kral ona bir seçenek sunmak için gizlice arenaya gitti: özgürlüğü karşılığında Demacia'ya hizmet etmek ve sonunda onu ölüme makhum edenleri cezalandırmak. Bir kralın onun için hayatını tehlikeye attığına inanamayan Xin Zhao teklifi kabul etti. Noxus'a önceden planlanmış bir Demacia saldırısı sırasında Jarvan, Xin Zhao ile onun arenadaki 300 rakibini kurtardı. Geri çekildikleri sırada Xin Zhao, Jarvan'a atılmış olan zehirli bir oka kendini siper etti. Bağlılık yemini etmemiş bir adamdan gelen bu sadık hareket, Xin Zhao'nun kral öldüğü güne kadar yanında olmasını sağladı.

Şimdi onun oğlu Jarvan III'e hizmet eden Xin Zhao, kendisini evlat edinen ülke için savaşmayı ve hayatına amaç kazandıran adamın anısını onurlandırmak için mücadele etmeyi sürdürüyor.


Yasuo
Yasuo.png

Günahkâr Kılıç
Ionia
Yasuo azmiyle dikkat çeken, atik bir kılıç ustasıdır. Düşmanlarını devirmek için bizzat rüzgâr kuşanıp estirir. Bu mağrur savaşçı, düzmece bir itham sonucunda itibarını yitirmiş ve hayatta kalmak için umutsuz bir savaşın içine itilmiştir. Dünya âlemi karşısına alan Yasuo, suçluları adaletin keskin kılıcıyla buluşturmak ve şerefini geri kazanmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Vaktiyle Ionia'nın meşhur bir savaş akademisinde parlak bir öğrenci olan Yasuo, koca bir kuşak içinde efsanevi rüzgâr tekniğinde uzmanlaşabilen yegâne öğrenciydi. Pek çok kişi, onun ileride büyük bir kahraman olacağına inanıyordu. Ancak Noxus işgal edildiği gün, onun da kaderi sonsuza kadar değişti. Ionia'nın ileri gelenlerinden birisini korumakla görevlendirilen Yasuo, kılıcıyla bir şeyleri değiştirebileceğine inanarak görev yerini terk edip savaşa katıldı. Döndüğünde himayesine bırakılan kişinin öldürülmüş olduğunu gördü.

İtibarına leke düşen Yasuo kendi isteğiyle teslim oldu. Hatasının karşılığını canıyla ödemeye hazırdı. Sadece ihmalkârlıkla değil, cinayeti işlemekle de suçlandığını öğrendiğinde dünyası başına yıkılmıştı. Allak bullak olmuş, suçluluk duygusu altında kıvranıyordu. Buna rağmen eğer harekete geçmezse cinayetin gerçek katilin yanına kalacağını biliyordu. Kılıcını çeken Yasuo, tüm okulu karşısına alarak dövüştü özgürlüğü için. Bu hıyanetin bütün Ionia'yı kendisine düşman edeceğinin farkındaydı. Yasuo, ömründe ilk defa gerçekten tek başına kalmış halde gerçek katili bulmak için yollara düştü.

Yasuo birkaç yıl boyunca durmadan dolaştı durdu katilin peşinde. Bir yandan da bir zaman dostu olanlar tarafından amansızca takip ediliyor, her seferinde hayatı uğruna dövüşmek zorunda kalıyordu. Kendine vazife edindiği bu ülkü onu daha da uçlara itiyordu; ta ki bir gün en korkulu düşmanı, öz kardeşi Yone tarafından izi bulunana kadar.

Aynı düsturla yola çıkan iki savaşçı, önce birbirine selam verdi ardından da kılıçlar çekildi. Ay ışığının altında sessizce birbirlerinin etrafında dönüp durdular. Saldırıya geçme zamanı nihayet geldiğinde, Yone kardeşi Yasuo ile boy ölçüşemeyeceğini anladı. Karanlıkta çeliğin tek bir parıltısı kardeşinin canını almaya yetmişti. Silahını bırakan Yasuo, koşarak Yone'nin yanına geldi.

Gözleri dolan Yasuo, soydaşlarının nasıl olup da suçlunun kendisi olduğuna kanaat getirdiğini öğrenmek istedi. “Katil rüzgâr tekniği kullanmıştı. Başka kim olabilirdi ki?” diye yanıtladı Yone. Birden olan bitenin farkına varan Yasuo, neden suçlandığını anladı. Masumiyetini bir kez daha ifade edip, kardeşinin affını istedi. Kardeşi kollarında son nefesini verdiğinde Yasuo gözyaşlarını tutamadı.

Yasuo doğan güneşin tanıklığında Yone'yi gömdü, ama yas tutmaya ayıracak vakit yoktu. Çok geçmeden başkaları düşecekti peşine. Kardeşinden öğrendikleri ışığında Yasuo'nun azmi ve gayesi tazelenmişti; artık onu gerçek katile götürecek bir ipucu vardı. Eşyalarını toplayıp Yone'nin mezarına son bir defa baktı. Bir yemin etti ve rüzgârı arkasına alıp yola koyuldu.

“Kılıçların hikâyesi kanla yazılır.”'
-- Yasuo

Zed
Zed.png

Gölgelerin Efendisi
Ionia

Kadim çağlardan kalma yasak yöntemlerin sırrına son 200 yıldır ilk erişebilen ninja, Zed oldu. Kendisini ömrü boyunca bağlamış olan denge ve disiplin öğretilerinden koparak, klanına ve ustasına karşı geldi. Şimdi Zed gölgelerin bilgeliğini kucaklayan herkese güç sunup, cehalete tutunup kalanların canını alıyor.

Küçükken yetim kalan Zed'i, ünlü ve usta bir ninja evine alarak yetiştirdi. Zed'in tek dengi, ustasının oğlu olan Shen gibi görünüyordu. Aralarındaki her karşılaşma beraberlikle sona erdiği için, Zed asla ustasının gözdesi olamayacağını düşünmeye başlamıştı. Hayal kırıklığı ve kıskançlıkla, üstün gelecek bir yol aramaya başladı. Genç ninja, klanın tapınağının mühürlenip kapatılmış bir kısmına sızdı. Burada, süslü bir kutu buldu. Kutuya baktıkça içinde kötü bir his uyanıyordu. Kutunun içindeki kötücül bilgileri sezen Zed, kapağını açmaması gerektiğini biliyordu. Ama yine de açıp baktı. Gölgeler bir anda zihnine dokundu ve uzun süredir gizli duran teknikleri ortaya çıkardı. Artık gizli bir üstünliğü olan Zed, Shen'e meydan okudu ve ustasının oğlunu bu sefer yendi. Zafer anında övgü ve takdir bekliyordu. Ama ustası, Zed'in yasaklı yöntemler kullandığını her nasılsa anladığı için onu sürgüne yolladı.

Çok aşağılanan genç ninja, yıllarca serseri gibi gezdi. Kini hırsa dönüştü. Gölge stilini başkalarına da öğretmeye başladı. Gücü arttıkça, çevresindeki takipçiler de artıyordu. Ama o kutu olmadan, tekniğini mükemmelleştiremeyeceğini biliyordu. Bir gün Zed takipçilerine baktı ve öğrencilerinin artık bir ordu olduğunu gördü. Ödülünü almak için, onları toplayıp tapınağa yürüdü. Eski ustasını kapıda bekler bulunca şaşırdı. Ustası, Zed'i ve ordusunu ne zamandır beklediği misafirler gibi karşıladı. İhtiyar adam kılıcını Zed'in ayakları dibine bırakarak, ona gereğince ustalık edemediğini söyledi. Eski öğrencisini denge yoluna yönlendirmek yerine, sürgüne yollayarak gölgelere mahkum etmişti. İhtiyar, Zed'e tapınağa girip, kutuyu yokedip, takipçilerini dengeye yönlendirmesi için yalvardı. Kara ninja, ustasının peşinden içeri girdi. Bir-iki saniye sonra, beklemekte olan ninjalar Zed'in acı çığlıklarını duydu. Zed her nasılsa bir çizik bile almadan dışarı çıkıp, ustasının kestiği kafasını Shen'in önüne attı. Öfkeyle haykırarak, takipçilerine ustasının öğrencilerini öldürüp kutuyu almalarını emretti.

O eski ninja tarikatı o gün çöktü. Pek çok öğrenci öldü, bazıları ise Shen'in kahramanca çabaları sayesinde kaçabildi. Artık tapınak Gölge Yoldaşlığı'nın kötülük dolu çalışma sahasına dönüştü. Zed, Yoldaşlık'ın ustası olarak başa geçti. İlkeleri gayet sade: Tekniğini mükemmelleştir, gölgeleri kucaklamayı reddeden tüm ninjaları öldür.

''Denge yalan, gerçek ninjalar biziz...''
-- Zed.


 
Geri