Le Ballon Rouge

Konu sahibi son olarak 718 gün önce görüldü
images.jpeg.jpg


Modern zamanların ruhumuza giydirdiği kasavet elbisesinden şöyle bir soyunup, çocukluğumuzdan bugüne kadar gelinen süreçte yaşadığımız yalpalamaları kronolojik bir taramadan geçirirsek, kaybedilen şeyin hayal kurmaya müsait olan masumiyet kavramı olduğunu sezmemiz işten bile değil. Andersen, La Fontaine gibi masal dünyalarında bizleri gezdiren adamların yerini ideolojik soslarını mum yanan pastalara bulamaç eyleyen kapitalist masal işportacıları aldı. Sokaklarımızda saklambaç oynayan çocukları sobelemek için kimi zaman girdiğimiz o "büyük saklambaç" oyununda, hiç bitmiyor ebeliğimiz ne yazıkki. Ne dizleri yırtılan bir çocuk var artık sokaklarda, ne misketleri yüzünden kavga eden haylaz bir isyan, ne de yüzündeki çamurda hayata dair gerçek saflığı ve temizliği göreceğimiz o küçük sarışın kız. Gönlümüzdeki o coşkulu, o umut dolu balonun ipini kestiler; ve biz sonsuzluğa yuvarladık şen günlerimizi.

Balonların uçmasıyla paralelize edilen masum düşlerin yitirilişi anlamsız gibi gelse de, siyah ve beyaz kadar uzaktır(!) ancak bu iki mefhum. Balonlar; küçüklüğümde en çok ilgimi çeken çocukluk ülkesiydi. Hepsi renk renk olurdu ve nedense balon satan amcalar hep gönlü güzellerden seçilirdi. Parası olmayanları hiçbir zaman geri çevirmeyen, uçup ta küçümen yürekleri üzmesin diye sıkı sıkı ellerine tutuşturan ve sattığı balonların farklı renklerini, yüzündeki o bitimsiz gökkuşağı zenginliğindeki tebessüme meczettiren güzel adamlardı balon satıcıları. Eski Doğu Hikayeleri'nin birinde balonları patlatılan bir çocuğun kalbinden kan akması anlatılırdı, hiç unutmam. Oldukça yetkin ve realist bir metafordu. Bir çocuğun gökyüzüne kurduğu merdivendir çünkü balon. O bitimsiz maviliği, o büyük sonsuzluğu, o müreffeh hazzı ancak eline tutuşturduğu balonun süzülüşlerinde inkişâf ederdi çocuk.

İşte o güzel günleri, balon metaforu üzerinden anlatan sıcacık ve kusursuz bir sinema şaheseri var karşımızda. Uzun çekilse ömrü kısalacak, kısa çekilse uzayacak olan Le Ballon Rouge'u en doğru kararla kısa film olarak çekmeye karar veriyor Albert Lamorisse. Filmi izlerken Paris Sokakları'nın canlılığı, o tarihi ve estetik doku, melankolik yanlarımızı depreştiriyor. Bir yandan da kendisinden 3 yıl sonra Truffaut'nun çektiği "400 Blows" filmini canlandırıyor gözümüzde. O sihirli çocuk halleri, arnavut kaldırımlı taş sokaklar, melankolik insan kalabalıkları Truffaut Paris'ini hatırlatıyor. Ama rahatlıkla söyleyebilirim ki; ben çok az filmde bu kadar zengin bir renk cümbüşü gördüm. Finalde uçuşan balonların renk renk havada süzülüşleri, sokakların o hüzünlü rengi, ve başrolde oynayan yönetmenin oğlu Pascal Lamorisse'in canlandırdığı ana karakterimizin elindeki o büyük balonun canalıcı kırmızılığı. 1956'da bu renkleri birilerinin yakalaması gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Bizi çocukluk günlerinin verdiği o hüzünlü melankoliye ağzına kadar bulayacak kadar sıcak bir masal atmosferi var önümüzde. Bir çocuğun elindeki balonun, kendisine bir köpek kadar sadık kalışı ve karşılaşılan engellerin kâh dramatik kâh mizahi dille atlatılışının hikayesi. Apartman kapısından bırakılan balonun üst katlardaki pencereye gelip çocuğun eline kendisini ikram edişi, balonla trene alınmayan çocuğun balonu bırakıp trene binmesi ve balonun trenle yarışıp çocuğun indiği yere konuşlanması gibi sözde masalsı ama özde zengin anlamlar ve alt metinler barındıran sahneler var. Kilise ve eğitim kurumlarının çocuk ve balona olan yaklaşımları ise gayet naif ve yerinde bir eleştiri olmuş. Balonun, çocuğu mahzene kilitleyen adamın peşine takılması ve onu sürekli rahatsız ederek en sonunda çocuğu oradan çıkartmak zorunda bırakışı, ne kadar güzel bir "uysal koyun olmayın" mesajıdır. Filmin sonunda yaşanan dramla tam önümüze hüzün perdesi çekileceğini düşünürken, birden o muazzam finalle karşılaşıp sevinçten gözyaşlarına dahi buluşabiliriz. Kazanan sadece sevgidir, sadece masumiyettir mesajını bu denli güzel gösteren pek az sahne hatırlıyorum. Özellikle çocuğun balon kümesine asılıp Paris semalarında süzülüşü, gördüğüm en güzel sahnelerden biridir. Safety Last filminde Harold Lloyd'un saat kulesine tırmanışı kadar görkemli ama hikaye itibariyle çok daha etkili bir sahne.
 
Sanki hatırlıyorum bunu ben. İzledim galiba…
 
Sanki hatırlıyorum bunu ben. İzledim galiba…

Vakit vakit Trt de cikiyordu.Kisa metraj bir film.Bugun maillerimi karistirirken buldum bu incelemeyi.Yaziyi kaleme alali cok uzun zaman olmus.

Balonun buyuk ve kirmizi olmasi,izlemeyenlerde bile izlemis hissi olusturuyor olabilir bence.
 
Vakit vakit Trt de cikiyordu.Kisa metraj bir film.Bugun maillerimi karistirirken buldum bu incelemeyi.Yaziyi kaleme alali cok uzun zaman olmus.

Balonun buyuk ve kirmizi olmasi,izlemeyenlerde bile izlemis hissi olusturuyor olabilir bence.
Yok tv’de değil de burada konusu açılmıştı internetten izledim.
 
Avatar mı koysan artık
 
Baktim orada da yok. : )
Başlık farklı olabilir. Bakayım dur.

Buldum skskn
 
Avatar mı koysam artık
Cocuklugumuzun balonco amcalari hep yufka yurekli olurdu degil mi?Zaten boylesine bir meslegi sert mizacli kisiler kotaramazdi. : )

Başlık farklı olabilir. Bakayım dur.

Buldum skskn
Bakiyorum hemen.

Baktim @Larien hanim paylasmis.Kendisi minimalist sinema dilini seven birsi benim gozlemledigim kadariyla.
 
çok severim. çok da güzel bir inceleme olmuş. (yine)
aklıma getirdiniz, izleyelim tekrar.
 
çok severim. çok da güzel bir inceleme olmuş. (yine)
aklıma getirdiniz, izleyelim tekrar.

Teşekkur ederim.Uzun bir zaman sonra bende bugün tekrar izledim.Film hakkın da kısa ve akılda kalıcı bir bilgi daha ekliyeyim.Cannes'da en iyi kısa film ödülü,Oscar'da ise en iyi senaryo ödülünü almıştır Le Ballon Rouge.Kendi dalı dışında ödül alan tek filmdir belki de kısa filmler kategorisinde.

Ve yönetmen Albert Lamorisse 1970'de bir başka çocuk filmi çekerken helikopter kazasında ölmüştür.Mezarına üşüşen nice balonlar vardır,kimbilir.
 
Geri