Lanet ve beddua etmek

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Günahkar müminlere beddua etmek, bela okumak günah mıdır?

İslâm, Müslümanların kendileri ve diğer Müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.):

“Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz.

Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (a.s.m) beddua etmekten kaçınırdı.

Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. (Müslim, Birr 87)

Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif'e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı.

O sırada Allah tarafından kendisine "onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği" bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz (asm) "Hayır, belki bunların sulbünden sana ibadet edecek çocuklar doğar, yâ Rabb." demişti.

Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için:

"Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar." (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314)

diye dua etmiştir. Bütün çalışmalara rağmen İslâmiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince:

"Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat." diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)

Bununla beraber, Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur.

Bi'r-i Mâûne'de yetmiş İslâm davetçisini şehît eden Kilab kabîlesine Resulullah (a.s.m) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45)

Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti.

(Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki Müslüman, günahkâr da olsalar, Müslümanlara beddua etmekten sakınmalıdır.

Bu dünyada zulmeden kişi cezasız kalmayacaktır.

Bu dünyada zulmünün cezasını göreceği gibi ahirette de elim bir azapla cezalandırılacaktır.

Burada mazluma düşen güzel bir şekilde sabretmektir.

Konuyla ilgili bazı hadisler ve kısa açıklamaları:

“…Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, Cenâiz 84, Müslim, Îmân 176, 177)

Lânet, lânet edilen canlının, hem dünya hem de âhirette Allah'ın rahmetinden uzak kalmasını dilemek demektir.

Lanet olsun, Allah lânet etsin, lânet olası, mel'un adam gibi sözler -farkında olunsun veya olunmasın- kişinin rahmetten mahrum kalmasını, uzak tutulmasını istemek demektir.

Lânetlenmiş varlıkların başında şeytan gelir.

Şeytân aleyhi'l-la'ne cümlesi, "Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan" anlamında çokça kullanılan bir ifadedir.

Bir mü'mine lânet etmek, onun şeytan gibi ilâhî rahmetten ebediyyen mahrum kalmasını dilemek anlamına gelir.

Bu ise, o Müslümanın hayat hakkına tecâvüz etmek, onu öldürmek gibi çok ağır bir suçtur.

Hatta bir Müslümanın tam anlamıyla ölmesini dilemek anlamındadır.

Öldüren, öldürdüğü Müslümanı sadece dünyevî hak ve menfaatlarından mahrum bırakır.

Lânetçi ise, dileğine kavuşsa da kavuşmasa da, Müslümanın hem dünya hem de âhiret mutluluğuna mâni olmak için teşebbüste bulunmuş demektir.

"Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." tesbitinden, lânetçinin de kâtil gibi kısas edileceği hükmü çıkarılamaz.

Ancak işlediği cinâyetin büyüklüğü ortaya konulmuş olmaktadır.

Lânetçinin dünyadaki cezâsı değilse de mânevî sorumluluğu kâtilinkine eş bir sorumluluktur.

Mü'mini öldürmek kolay değildir.

Çünkü o bir fiildir. Mü'mine lânet etmek ise kolaydır.

Zira o bir sözdür. Bu fark da dikkate alınınca, hadisimizin lânetçiye yönelik olarak ifade ettiği tehdidin, "Bu iş kolaydır." diye böyle bir cinâyetin işlenivermesini önlemeye yönelik olduğu anlaşılır.

"Sıddîka lânetçi olması yakışmaz." (Müslim, Birr 84; Tirmizî, Birr 72)

Sıddîk, özü sözü doğru kimse demektir.

Böyle birine lânetçiliğin yakışmayacağını bildirmektedir.

Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, onun iman ve İslâm kalitesinde bir kusur var demektir.

Özü sözü doğru olma kıvamına erişememiş demektir.

"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçi ne de şâhit olurlar." (Müslim, Birr 85, 86; Ebû Dâvûd, Edeb 45)

Etrafa lânet yağdırmayı huy edinmiş olanların kıyamet günü uğrayacakları mahrûmiyeti ortaya koymaktadır.

Böylesi kimseler, kıyamette kimseye şefaatçi olamaz ve şâhitlik yapamaz, bu tür mutlulukları yaşayamazlar.

Bu, onların mü'minler arasında olması gereken acıma ve yardımlaşma gibi güzel duygu ve ilişkilerden uzak bulunduklarının hem göstergesi hem de cezâsıdır.

Yani âhirette lânetçinin şefaatı ve şehâdeti kabul edilmeyecektir.

"Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Müslümanların birbirlerine "Allah sana lânet etsin", "Allah'ın gazâbına uğrayasın", "Cehennemde yanasın" gibi beddua cümleleriyle lânet okumamaları tenbih ve ikaz edilmektedir.

Lânet, gazap ve azâb temennisi, müminlerin öfkelerini yatıştırmak için de olsa, ağızlarına almamaları gereken felâket tellallığıdır.

"Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)

Olgun müminler kimseyi kötülemez, lânetlemez, iş ve sözde haddini aşmaz, ahlâksızlık yapmaz.

Kemâl noksanlığının göstergesi olan bu gibi düşük hareketlerin ve özellikle lânetçiliğin en büyük tehlikesi, o lânetin sonuçta lânetçiye dönmesidir:

"Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar.

Semânın kapıları ona kapanır.

Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır.

Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner.

Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Lânet, kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamaz, lânet edilen kişiye gider, eğer gerçekten o lânete layık biri ise, onda kalır, değilse onu dileyene, yani lânet edene döner.

Lânetçinin lâneti, kendisi hakkında geçerlilik kazanır. Bu da kişinin kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlaması, felâketine bizzat kendisinin davetiye çıkarması demektir.

Hiç şüphesiz aklı başında olgun hiç bir mü'min böylesi gülünç ve acı bir duruma düşmek istemez.

Bunun yolu ise, başkalarına lânet etmemektir.

Sonuç:

- İnsan kendine, yakınlarına, hatta başkalarına veya hayvanlara ve diğer varlıklara beddua etmemelidir.

- Böylesi mânasız temenniler, duaların kabul edildiği zamana denk düşerek gerçekleşebilir.

- Müslümanlar ağızlarını güzel sözlere ve hayır dualara alıştırmalı, sakıncalı sözleri kesinlikle kullanmamalıdır.

- Müslümana lânet etmek, büyük bir günahtır.

- Müslümanların birbirlerine lânet değil, rahmet dilemeleri yakışır.

- Sıddîk olan kimseye lânetçilik yakışmaz.

- Lânetçiler âhirette şefaat ve şâhitlik yapma hakkından mahrum bırakılırlar.

- Olgun mü'minler, lânet, gazap ve azâb temennisinde bulunmaz, kimseye kötü söz söylemez, haddi aşmaz ve ahlâksızlık yapmazlar.

- Lânet, açıkta kalmaz. Lânet edilen ona lâyık değilse, lânet edene döner.

- Müslümana rahmet ve iyilik temennisi yakışır.

Çünkü başkalarını iyiliklere lâyık görenler, aslında kendilerine iyilik etmiş olurlar.

Selam ve dua ile...

Sorularla İslamiyet
 
Bedduâ yıkıcıdır

“Anne haksız olduğu halde bedduâsı geçer mi? Her zaman bedduâ etmenin kişiye ve aileye zararları nelerdir?”


Duâ yapmak dururken, bedduâ yapmak; duâsını almak dururken bedduâsını almak hayır değildir.

Duâda da, bedduâda da dereceler vardır: Sıradan yapılanı, istekle yapılanı, ihtiyaçla yapılanı, ihlâsla yapılanı, gözyaşı ile yapılanı, ısrarla yapılanı, ıztırarla yapılanı, istidatla yapılanı, fiil ile yapılanı…

Bedduâ yapmak veballi bir iştir. Haksız olduğunda, döner bedduâ yapan kişiyi bulur.

Haklı ve makbul olduğunda ise, çoğunlukla mahşere dönük bir hesap dünyada görülmüş olur.

Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki:
“Kim ki, zulüm gördüğü kimseye bedduâ yaparsa intikamını almış olur.”1

Yani zulmün cezasını adaletli biçimde veren Cenâb-ı Allah’tır.

Kul, hasmının cezasının mahşerde değil, dünyada ve ivedilikle verilmesini isterse, Cenâb-ı Hak dilerse dünyada ve ivedilikle verir.

Fakat kul bedduâ ile zulüm isteyemez.

Çünkü Allah zulmetmez. Böyle olunca da, zulüm ve haksızlıkla yapılan bedduâ hiç şüphesiz geçmez.

Keza, Allah kulunun zulüm istemesini de kabul etmiyor.

Haksız bedduâ yapmakla aslında kul haddini aşmış ve hatta zulüm yapmış olmaktadır.

Ki bu haramdır. Çünkü haksız bedduâ ancak “su-i zan”dan beslenir. Su-i zan ise, haramdır.2

Lâf aramızda, aslında toplum olarak, zanlarımızın çoğu kötü cinstendir.

Yani kulağımıza gelen bilgi ve haberlerde, ya da içimize düşen şüphelerde muhatabımız lehine delil varsa, ancak o zaman hüsn-ü zanna, yani iyi zanna gidiyoruz.

Hâlbuki delil varken iyi zan sahibi olmak marifet değildir, faziletten de sayılmaz. Çünkü zaten muhatabımızın delili, kötü zan kapısını kapamıştır.

Asıl marifet, muhatabımız lehine delil yokken iyi zan besleyebilmektir.

Biz; muhatabımızın elinde delil varken değil, delil yokken; göstergeler muhatabımızın aleyhine işliyor gibi görülmeye yüz tutmuş iken; muhatabımızı içimizde mahkûm etmeye meyletmişken; kulağımıza muhatabımız aleyhine sözler gelmeye başlamışken; muhatabımızı yargısız infaza kurban etmeye değil, hüsn-ü zanna, yani muhatabımız hakkındaki iyi zannımızı bozmamaya, kulağımıza gelen veya içimize doğan kötülük düşüncesini de muhatabımız lehine tevil etmeye memur ve vazifeliyiz.

Yüce dinimiz zanna dayalı bilgilerde muhatabımızı bizim şerrimizden korumuştur.

Ki, sû-i zannın hemen arkası, çoğu zaman bedduâdır.

Bedduâları araştıralım, inceleyelim: Esefle göreceğiz ki, büyük çoğunluğu haksızdır, yani sû-i zandan beslenmektedir.

Böyle haksız yere yapılan bedduâlar, ilenmeler, tel’inler, lânetlemeler, Allah nezdinde makbul de değildir.

Çünkü haklılık yoktur, çünkü sû-i zanna dayanmaktadır, çünkü gerçeklerden uzaktır.

Bedduâ konumundaki kişi eğer insaf sahibi ise bedduâya yol vermez.

Ya ıslâhı için duâ eder. Ya da, çok rencide olmuş ise, sabrı ve insafı kurumuş ise, onu, Allah’ın adaletine, takdirine, cezasına, celâline, kahrına ve kibriyâsına havale etmekle, yani Allah’a ısmarlamakla yetinir.

Haklı olan kişinin böyle bir havalesini ise Cenâb-ı Hak çoğu zaman makbule şayan bulur, kabul eder ve onun hakkını ondan misli bir ceza ile alır.

Fakat babadan evlâda da olsa, anneden evlâda da olsa, bedduâ eğer haksız ise sadece yapana günah kazandırır. Yapılana tesiri olmaz.

Dilin bedduâya alışması ve vird çeker gibi her olumsuzlukta bedduâya yapışması kişiye şerden başka bir şey getirmez.

Her şeyden önce dili bedduâlı bir kişiyi yakınları da, uzakları da sevmez. İnsanlar sevmez.

Mevcudat sevmez. Allah sevmez. Peygamber (asm) sevmez.

Yapılan bedduâ geçse bile, haklı olsa bile, böyle sevilmeyen bir işi yapmak kişiye hiç de fazilet kazandırmaz.

Dili bedduâlı kişi çevresine de düşmanlık, husûmet ve kin tohumları eker. Olumsuz enerji yayar. Çevresini kendisinden uzaklaştırır.

Bedduâ, içinde barındığı ailede ve toplumda huzur bırakmaz. Yıkıcıdır ve bozucudur.

Güzel dilimizde bedduâya yer vermeyelim.

Dipnotlar:

1- Tirmizî, Daavât, 115

2- Hucurât Sûresi, 49/12
 
Lanet ve beddua etmek

Sual: Bazı hadis-i şeriflerde lanet olsun deniyor.

Lanet etmek ne demektir?

Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?


CEVAP

Lanet olsun demek, Allah’ın rahmetinden uzak olsun demektir.Lanet etmek, beddua etmek iyi değildir.Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner) buyurulmuştur. (Beyheki)

İbni Mübarekhazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)


(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.)

(Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur.)


Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

Haksız olarak yapılan beddua

Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?

CEVAP

(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur)
demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir.


Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz.

Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur.

Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.


Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır!

Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.)


Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?

CEVAP

Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.

Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?

CEVAP

Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!

Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim.

Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi.


Şimdi sağlığım bozuktur.

Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır?

Onunla helalleşmem mi gerekiyor?


CEVAP

Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez.

Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez.

Helalleşmek gerekmez.

Lanetli olmak

Sual: Hadisi-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor. Lanetli olmak ne demektir? Lanetli olacak iş yapınca, insan İblis gibi lanetli mi olur? Yani bir daha müslüman olmayacak şekilde kâfir mi olur?

CEVAP

Hayır. Lanetin birkaç manası vardır. En kötüsü Allah’ın rahmetinden uzak olmak anlamına kullanılır.

Lanetli bir iş yapar da, sonra tevbe ederse, Allah’ın rahmetinden uzak kalmaz.
 
Beddua Etmek

Sual: Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?

CEVAP

Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.

İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.)

Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?

CEVAP

(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur)
demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir.

Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz.

Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur.

Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz.

Beddua etmeye alışmamalıdır!

Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.)

Sual: Annem, babamdan boşandı.

Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?

CEVAP


Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.

Sual:
Babam beddua etti. Sonra öldü.

İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?

CEVAP

Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!

Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi.

Şimdi sağlığım bozuktur.

Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?

CEVAP

Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez.

Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez.

Helalleşmek gerekmez.

Peygamber efendimiz beddua etti mi?

Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir.

Mesela birkaçı şöyledir:

(Lutilere Allah lanet etsin!)

(Paraya tapana lanet olsun!)

(Bid’at çıkarana lanet olsun.)

(Eshabıma sövene lanet olsun.)

(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun)

Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır.

Bir tanesi şöyledir:
Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti.

Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi.

Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı.

Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı.

(Mirat-i kâinat)

Taberani’de rivayet ediliyor ki:

İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor.

Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur.

O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar.

O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu.

Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu.

Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi.

O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hazret-i Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı.

Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti.

Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu.

Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı.

Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi.

Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi.

Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi.

Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu.

Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum.

Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet)
mealindeki ilahi emri bildirdi.

Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu.

Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar.

Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu.

Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)

Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor.

Günahları sevaba çevriliyor.

Bir âyet meali:

(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.)
 
Geri