Kuvvetlinin Değneği

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Kuvvetlinin Değneği​

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde bekar bir avcının eski bir evi varmış, dokuma tezgahından başka hiçbir şeyi yokmuş. O her zaman "ah bir hanımım olsaydı o evde çalışırdı ben de ava giderdim" diye söylenir dururmuş.

Avcı yine bir gün ava gittiğinde bir çaylağın üç güvercine saldırdığını görmüş.

Güvercinlerin ikisi çaylağın pençesinden kurtulmayı başarmış;ama birisi kurtulamamış. Avcı hemen yayını çekip çaylağı vurmuş; güvercini kurtarmış.

Güvercini alıp evine getirmiş, evde güvercinin yaralarını sarıp, bir güzel tedavi ettikten sonra güvercine uygun bir yer hazırlamış ve oraya güzelce yerleştirmiş.

Kendi de yatmış. Avcı uyur uyumaz güvercin, dünyalar güzeli genç bir kıza dönüşmüş, evi silip süpürmüş, ocağa hınkal1 koymuş, dokuma tezgahının başına geçmiş ve halı dokumaya başlamış.

Avcı uyandığı zaman gördüklerine inanamamış, çok şaşırmış.

- Nihayet benim evime de sahip çıkan birisi var! demiş. O günden sonra fakir avcının hayatı değişmiş. Güvercin kızla evlenmiş.

Artık ava rahatça çıkabiliyormuş. O ava gittiğinde hanımı, ev işlerini en mükemmel şekilde yapıyormuş. Avcı hanımını gün geçtikçe daha da çok seviyor, ondan bir dakika olsun ayrı yaşamak istemiyormuş.

Bir gün avcının hanımı dokuduğu halıyı avcının satmasını istemiş. Avcı o güzel halıyı satmak istememiş;ama hanımının dudaklarından dökülen o billur gibi sözlere de itiraz etmeye dili varmamış.

Almış halıyı pazara gitmiş. Onun halısını görenlerin ağzı açık kalıyormuş. Avcı halıya çok yüksek bir paha biçtiğinden hiç kimse de halıyı almaya yanaşmıyormuş;ama herkes "para olsa ucuz" diyormuş. O gün, o ülkenin padişahı pazarı dolaşmaya çıkmış.

Avcının önündeki halının olağan üstü güzelliğini görünce:"Bunu yapan da güzel olmalı;çünkü iş, işleyenin aynasıdır." diye düşünmüş ve avcıya halıyı yapanın kim olduğunu sormuş. Avcı:

- Hanımım, deyince padişahın gözleri fal taşı gibi açılmış. Sonra avcının hanımı hakkında geniş bilgi istemiş. Avcı da olup biteni hep anlatmış. Onun aslında bir güvercin olduğunu söylemiş. Avcıya:

- Güvercin kız dokuduğu halı kadar güzel mi? demiş, padişah. Avcı da utana sıkıla:

- Hı hı! diye cevap vermiş.

Padişah, vezirine emredip halıyı almasını söylemiş. Ama böyle güzel bir halıyı dokuyan kadının bir avcının hanımı olmasını asla kabul edemiyormuş. "Güzel hanım, fakir avcıya yakışmaz, o zengin ve devletli insanlara layıktır!" diye geçirmiş içinden.

Bir plan kurarak kadını avcıdan almayı hedeflemiş. Avcıya:

- Anladığım kadarıyla sen fakir bir insansın! Herhalde o güzel hanımını bir ömür boyu sıkıntılar içinde yaşatmaya gönlün razı olmaz.

Yarından itibaren sen benim hizmetçimsin! Biliyorsun, padişah hizmetinde çalışanlar, sarayın bir çok nimetlerinden faydalanır, varlık içinde yüzer, halktan daha üstündür; ama daima kafası koltuğunda gezer! demiş.

Padişahın kötü niyetini sezen zavallı avcı, padişahın hizmetinde çalışarak tatlı ekmeğine zehir katmak istemiyormuş; ama itiraz da edememiş ve boynunu büküp:

- Baş üstüne, demiş.

Avcı eve gelip olanları hanımına anlatmış.

- Benim hakkımda çok anlatmayacaktın. Buna hiç gerek yoktu! Ama kaderde ne varsa onu çekeceğiz. Hayırlı olsun! demiş güzel güvercin hanım.

Ertesi gün avcı işe başlamış. Padişah onu her gün ağır ve pis işlerde çalıştırıyormuş.

Avcı da sabır ve sadakatle padişahın her dediğini yaparken hanımını hatırlayıp:"Başa gelen çekilir!" diyormuş. Bir gün padişah avcıyı yanına çağırıp:

- Haydi seyahate çık, bana "haydi al" getir! demiş. Avcı, bu "haydi al"ın ne demek olduğunu bilmiyormuş; ama korkusundan padişaha da soramamış.

Eve geldiğinde "haydi al"ın ne demek olduğunu hanımına sormuş; ama hanımı da bilmediğini söylemiş ve:

- Neyse... Üzülme! Biz bilmiyorsak, ne istediğini anlayamıyorsak, onun istediğini bir bilen ve anlayan vardır elbet.

Büyüklerden sorarız; eğer onlardan da bir netice alamazsak başka bir yoluna bakarız, demiş.

"Haydi al"ın ne demek olduğunu sorup soruşturmuşlar ama bir bilen bulamamışlar.

Güvercin kadın, eşi benzeri olmayan, o çevrelerde daha önceden hiç görüp bilmediği güzellikte bir halı dokumuş. Avcıya:

- Bu halının üstüne otur! O, seni senden bile iyi tanıyıp bilen ulu kişilerin olduğu bir yere götürecek. Bu mendili de al! Halı durduğunda bu mendili salla! Belki "haydi al"ın manasını öğrenir, bu sıkıntılardan her ikimiz de kurtuluruz. Haydi yolun açık ola! demiş ve vedalaşmışlar.

Genç avcı halının üstünde az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Halı onu karanlık bir mağaraya götürmüş. Mağaraya girmeye başladıklarında avcı korkmuş; ama biraz gittikten sonra görmüş ki her taraf aydınlık... Korkmanın gereksizliğini düşünmüş.

Uçsuz bucaksız bir düzlükte bembeyaz bir saray görünmüş. Halı o hızla sarayın önüne gelip durmuş. Avcı yere inmek istemiş ama bir anda hanımının verdiği mendili hatırlamış. Mendili çıkarıp sallamış. O anda ihtiyar bir kadın dibinde bitivermiş. Kadın hemen avcıya:

- Bu mendili nerden buldun? demiş. Avcı başından geçenleri kadına birer birer anlatmış. Kadın duyduklarına inanamamış. Hayretle avcıya:

- O, demek yaşıyor... Benim kızım yaşıyor ha! Ben onu çaylak kaptı diye düşünüyordum hep, demiş. Sonra avcıya teşekkür etmiş ve:

- Padişahın senden istediği şeyi ben de bilmiyorum, deyince avcının dünyası yıkılıvermiş, son ümidinin de suya düştüğünü düşünmüş. Ama hanımının annesi: "Mutlaka bir çaresini buluruz! Üzülme!" dediği zaman ümidi tazelenmiş; fakat yine de korkuyormuş.

Güvercinin annesi, bir çok yaşlıya "haydi al"ın ne demek olduğunu sormuş; ama bilememişler. Sonunda yaşlı bir kurbağaya sormuş; kurbağa:

- Avcı benimle gelsin. Ben yardımcı olabilirim, demiş.

Kurbağayla avcı, gözlerini yummuşlar, az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler, bir gece bin gündüz gitmişler, gözlerini açmışlar, kendilerini bir kum dağının dibinde bir derenin kıyısında bulmuşlar. Orada bir çukur kazmışlar, çukura gizlenmişler.

Akşam bu dereye yedi nart2 gelmiş, avcıyla kurbağanın yakınında bir yere oturmuşlar.

En büyük nartın elinde bir değnek varmış. Değneği yere atmış ve demiş:

- Haydi al! Şimdi akşam yemeği vakti.

Yemek yemek lazım! demiş. Değnek bir anda ortalıktan kaybolmuş. Az sonra yerde eşi benzeri görülmemiş bir sofra kurulmuş.

Sofrada her türlü nimetten varmış.

Kurbağa avcıya:

- Gördün mü? Bu haydi al güçlülerin değneğidir, ellerinde değnek olmasa onların bizden farkı kalmaz, demiş.

Tıka basa midelerini dolduran nartlar, oldukları yerde uyuyakalmışlar. Onlar uyuduklarında kurbağa, değneği nartların yanından gizlice almış.

Hiçbir şeyden habersiz uyuyan nartlar, sabah kalktıklarında değneğin yok olduğunu görüp ne yapacaklarını şaşırmışlar; tabi ki değnek olmayınca kahvaltı da yapamamışlar. Sonra kendi aralarında kavgaya başlamışlar. İyice yorulmuşlar. Bitkin bir halde kendilerini yere atmışlar.

Kurbağa avcıya:

- Haydi git, onları öldür! Onların seninle savaşmaya takatleri kalmadı artık. Sen onları yenersin, demiş.

Avcı, onların hepsiyle tek başına savaşmış ve hepsini öldürmüş. Nartlar bu bölgede insanların düşmanıymış... Bu haberi duyan herkes bayram etmiş.

Yer altı ülkesinin padişahı avcıya hazinenin yarısını vermek istemiş; ama avcı "haydi al" sopasını bulunca hiç bir dünya malını gözü görmez olmuş.

Avcı, hanımının annesinin yanına giderek onunla vedalaşmış. Halıya binmiş yeryüzüne geri dönmüş. Güvercin hanımına "haydi al"ın güçlülerde bulunan bir değnek olduğunu ve artık padişahın zulmünden kurtulacaklarını söylemiş.

Güvercin kadın da:

- Artık senin yanında kalmamım çok anlamı yok. Bu değnek sende olduğu sürece sana hiç kimse kötülük yapamaz, bu ülkede padişahtan bile saygın birisi olursun.

İstediğin şeye sahip olursun;ama sen her zaman bu değneği kendinde taşıma, fakir fukara halka da bazen ver ki ülkede huzur ve mutluluk olsun. Acıma hissini hiç bırakma. Yardıma muhtaçlara yardım et! Kendin de rahat edersin.

Halkın servetini almaya değil, gönlünü almaya çalış, demiş; kollarını silkelemiş; kuş oluvermiş, uçup gitmiş. Avcı da bir elindeki "haydi al" değneğine bir de uçup giden güvercine bakmış.

Kendi kendine:"Keşke şu değnek için bu kadar zahmete katlanmasaydım, değneği bulmasaydım onu benden padişah ayıracaktı; değneği buldum kendisi ayrıldı benden:" demiş.

Avcı, güvercin hanımının hatırasını yaşatmak için, çalışmış. "Haydi al" sopasını padişaha vermemiş; fakat padişah da ona hiçbir şey yapamamış. Elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalışmış. Bir gün, padişah yediği yiyecekten zehirlenip ölünce halk onu padişah seçmiş ve ülkenin en güzel kızıyla evlendirilmiş.

Derler ki avcının, yönettiği o ülkede hiç kıtlık olmaz, halk yoksulluk çekmez, herkes huzur ve mutluluk içinde yaşarmış.


Kaynak: Deniz Atı, 2. Baskı, Gonca Yayınları, İstanbul-2004
 
Geri