Sözlük kutsal kitapların insan ürünü olma olasılığı

  • Kullanıcı Ocean
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forumsal Sözlük
Sözlük
Konu sahibi son olarak 2 gün önce görüldü
yaşadığımız coğrafyanın büyük çoğunluğu müslüman olduğu için kuran üzerinden örnek verilerek anlatılmıştır.

kuran'ın gerçekten bir tanrı tarafından indirildiğini farzedelim. elinizdeki bu sıfır kilometre dini yayıp dünyayı islamlaştırmak istiyorsunuz. tabi kutuplardan, keşfedilmemiş adalar ve kıtalardan bihaber olmadığınızı da farzediyoruz. şöyle maceralı bir gemi yolculuğuna çıkma fikri geliyor aklınıza ve denizlere açılıyorsunuz. tabii o çağlarda uzun süreli deniz yolculuklarında enfekte olmamış temiz su bulma şansınız olmadığından yanınıza (içince hastalanmaycağınız tek sıvı olan) bolca şarap gibi alkollü fermente içecekler almış olduğunuzu gözardı ediyoruz.

ilk durağınız hindistan oluyor. burada sizinkinden çok daha köklü bir kültür buluyorsunuz. kitabınızı inceleyen bir hintli matematikçi nuh'un yaşının kuran'da neden binden elli eksik şeklinde yazıldığını soruyor. sayı saymayı daha beceremediğinizi görüp tüm dünyaya hitap eden bir dinle gelişinize şüphe ile yaklaşıyorlar. size onlu sayı sistemi ve temel cebir işlemleri öğretiyorlar. bu sayede birkaç yüzyıl içerisinde dininizi olmasa bile matematiği dünyaya yayma başarısı gösteriyorsunuz.

kısa bir yolculuk sonrası çin hükümdarlığına varıyorsunuz. bu milletin binlerce yıllık kadim bir tarihi olduğunu öğrenince hevesle eski peygamberleri bilip bilmediklerini soruyorsunuz. musa? yusuf? ibrahim? adını bile duymadıklarına inanamıyorsunuz. neyse ki hepimiz adem'den geliyoruz diye tatlıya bağlamaya çalışıyorsunuz ama olmuyor. adem kim? diyorlar. sizinkinden tamamen farklı inançları, kültürleri ve hayat felsefeleri olduğunu görüp tüm dünyaya indirilmiş peygamber ve kitaplarınızı nasıl duymadıklarına anlam veremeyip tekrar yola koyuluyorsunuz.

geminize binip şöyle güneylere inip avustralya'ya varıyorsunuz. aborjinler orada hala avcı toplayıcı bir yaşam tarzı sürerken kendilerine kuranı gösteriyorsunuz. yazının ve kitabın ne olduğunu bilmeyen bu zavallı insanlara derdinizi anlatmanız biraz zor olabilir. vücutlarının çoğu yeri açıkta gezen bu insanları memeleri yeni tomurcuklanmış kız çocukları (nebe 33) ile dine yöneltmek zor olacak. en iyi atlayın geminize devam edin.cehennemlik olsun kafirler.

polinezya'daki binlerce adayı tek tek gezip dininizi yaymaya ömrünüz yetmeyebilir sanıyorum. bunlar belki tarımı biliyorlardır ama yine kitabın ne işe yaradığını anlatmak için oldukça zamana ihtiyacınız var. yeni gine'ye uğramazsanız iyi edersiniz. zira bu ilginç adada binlerce değişik kabile yaşar. yabancıları hiç sevmezler ve kendi topraklarından dışarı pek çıkmazlar. zira başka bir kabilenin bölgesine girdiklerinde öldürüleceklerini bilirler. ayrıca birbirinden farklı 1000 den fazla dilleri vardır bu yüzden. tercüman bulmanız ve hayatta kalmanız zor. bu topraklara binlerce peygamber gelmesi lazım. sonunda hepsinin cehennemde yanmasına göz yumup onları kendi hallerine bırakıyorsunuz.

haftalarca süren bir yolculuğun ardından paskalya adasına geliyorsunuz. onlarca tonluk heykelleri nasıl diktiklerine dikkat edin belki şeytan taşlama için daha güzel bir taş dikebilirsiniz böylelikle. paskalya adalılara okuma yazma ve arapça öğretme sürecini geçtikten sonra en yakın kara parçasına 1200km uzaktaki bu adada kutsal kitabınızı çoğaltacak materyal bulmanız zor olabilir. al i imran suresindeki "kadınlar, altın gümüş hazineleri, cins atlar ve tarlalar sizler için çekici kılınmıştır ama bunlar geçici metalardır" ayetini anlamadılar. zira kendilerinde bu saydığınız "çekici metalardan" kadınlar dışında hiçbiri yok. ayrıca onlar için en kıymetli ve statü sembolü olan şey kırmızı boya. burada altından çok daha ender ve kıymetli çünkü. kutsal kitabınızda neden kırmızı boyadan bahsedilmiyor diye soruyorlar. domuzun haram olduğunu anlatırken size domuz ne diye sorarlarsa şaşırmayın. zira paskalya adasındaki tek evcil hayvan tavuktur. neyse ki tavuk helal ama bu zavallı insanlar belli bir süre sonra adalarındaki açlıktan dolayı fareleri ve hatta kendi cesetlerini yiyecek kadar zor duruma düşecekler. sizi yemeden bunları devasa heykelleri ile başbaşa bırakıp daha medeni halklar aramaya dikkat edin.

müjde güney amerikaya geldiniz. burayı avrupalılardan önce keşfetme şerefini müslümanların kazanması gurur verici. buradakiler az çok yazma biliyor ama sizden pek hoşlanmayabilirler. kitabınızdaki "dörtnala koşan atlara yemin olsun ki" (adiyat 1) kısmı ilgilerini çekti. at, deve gibi hayvanları hiç bilmediklerinden kendilerine biraz oryantasyon eğitimi vermeniz gerekecek. maya'ların takvimlerini görünce biraz ezik hissetmeniz çok doğal. çünkü siz hala ay takvimine göre günlerinizi hesaplarken maya'lı "ilkel" kafirler yılın 365 gün ve 6 saatten biraz daha uzun olduğunu çoktan bulmuşlar ve güneş takvimini kullanıyorlar. kendilerine kuran öğretirken onlardan da bir şeyler öğrenirseniz fena olmaz. kendileri ile ortak bir tanrılara kurban kesip adak adama kültürünüz olduğunu görünce çok sevineceksiniz. yalnız onlar genelde insan kurban ettiklerinden tercihlerini değiştirmelerini isteyebilirsiniz. buralarda deve, koyun, sığır, keçi gibi hayvanlar yok malesef. helalse belki lama? ama daha önce duymadığınız bir hayvan. bir bilene danışın kesmeden. ayrıca daha önce kendi topraklarınızda görmediğiniz domates, patates, kakao gibi bir çok yeni bitkinin yanında ilk çekişinizde başınızı döndürecek ve sağlığınıza zarar verecek tütünü de burada gördünüz. alkol gibi bunun da haram olması gerekirdi ama sizin geldiğiniz yerde bilinmiyordu tabi. kendilerine yahudilere karşı sert davranmayı ve kuranda öğütlediği gibi onlarla dostluk yapmamayı tembih ederken ortalıkta pek yahudi olmadığını da hatırlamanızı tavsiye ederim.

kuzeye doğru giderken büyük ihtimal savaşçı kızılderililer sizi pek hoş karşılamayacak. onlar da zaten şaman kökenli inançlarından dönmeye pek razı gelmeyeceklerdir. en iyisi kendi kendinize bi challenge yapın ve eskimo'ları islama davet etmek için yelkenleri kuzeye kırın.

hava sizin için biraz soğuk olabilir. kuranda böyle şeylerden bahsetmiyor tabi ama öğrenmiş oldunuz. eskimolar hayatta kalma mücadelesi ile uğraştıklarından daha barışçıl sayılabilir. kuran'ı tanıtmanız ilgilerini çekti ve deniz nimetlerinin helal olduğunu (maide 96) söylemeniz içlerini ferahlattı. peki ya fok balığı ve kutup ayıları belki balina? zira burada yiyecek başka pek hayvan yok. kuran'daki yunus peygamberi yutan balinaları görmek ilginç bir tecrübe. yalnız yakından inceleyince gördünüz ki balinaların boğazları insanın geçemeyeceği kadar darmış. peki yunus peygamber o balinanın karnına nasıl girmiş? allah'ın bir hikmeti diyip geçiyorsunuz. meraklı bir çocuk kurandaki "cennette gölgeler devamlı olacak" (nisa 57) ayetine takıldı. güneşli olsa daha iyi olmaz mı? biz çok üşüyoruz da? allah'ın işine karışılmaz dediniz. ama "biz günleri hesaplayasınız diye aya yörüngeler verdik" (yunus 5, bakara 189) derken neyi kastettiğinizi anlamadılar. burada yılın büyük bölümü bulutlu geçiyor malesef. bu karlı ülkede de domuz, alkol vs olmadığından bunlarn yasak olduğunu söylemeden geçebilirsiniz. eskimoların soğuktan dolayı sıkı giyinmeleri hoşunuza gitti. tesettüre alışmaları tropikal iklim insanlarından kolay olacak. yalnız oruç konusunda sizi şüphe ile karşıladılar. zira burada bazı günler güneş hiç batmıyor. kuranda yazması gerekirdi ama neyse. kuranda geçen "güneşin battığı ülke"(kehf 86) sanırsam biraz uzaklarda kaldı. ayrıca şu an dünyanın o kadar kuzeyindesiniz ki kıblenin tam olarak ne tarafta olduğunu bulmanız biraz zor olabilir. ayrıca sanırım mekke buradan biraz uzak ve pusulayı kafirler daha icat etmedi. umarım kıble diye yanlış bir puta dönmezsiniz. görünüşe bakılırsa yeni dininizi pek sevmediler ve kutsal kitabınızdan hiçbir şey anlamadılar. buradan da eliniz boş dönüyorsunuz ve doğuya açılıyorsunuz.

avrupa göründü. buradaki halkların bazıları sizden çok daha ileri kültür geliştirmişler ve silahlı güçleri sağlam. hristiyanlığı daha yeni yeni kabul ediyorlarken yepyeni bir dinle kafalarını karıştırmasanız iyi edersiniz. alkol takıntınız burada da hoş karşılanmıyor. zira kalabalık şehirlerde temiz su bulma ve saklama olanakları çok kısıtlı. bu yüzden kirli sudan başka içeceği olmayan fakir halkın çoğu ölümcül hastalıklarla mücadele etmek zorunda. salgınlardan dilleri çok yanmış avrupalıları alkolden vazgeçirmeniz bu şartlarda imkansız. hem bu sebeple hem de fermente edilmiş içeceklerin daha besleyici olduğundan dolayı bira ve şarapla susuzluklarını gideriyorlar. suyun içine katılan şarabın suyun hasta edici özelliklerini engellediğini öğrenmişler. sanitizasyon şartlarının olmadığı bu topraklarda çocuklar dahi hastalanmamak için alkollü içeceklerle beslenirken fikirleriniz pek karşılık bulmuyor.

biraz güneye gidince durun bir dakka geldiğiniz kıtaya, afrikaya geldiniz? dünya yuvarlak mıydı yani? kuran'da yazmıyordu böyle bir şey. neyse mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler. afrikanın çölünün güneyinde tropikal bir kuşak var. bu amansız ormanların içinde dininizi yaymaya çalışırsanız yolunuzu kaybetmeniz olası. ayrıca bu bölgede insanlar o coğrafyada yaşam alanı geniş olan sinek ve haşerelerden dolayı sıtma gibi bulaşıcı hastalıklardan kırılıyor. sizin cehennem azabı hikayelerinize pek kulak asmayacaklardır. bulaşıcı hastalıklar hayvanları da etkilediğinden zaten evcil hayvan da yetiştiremiyorlar. bu yüzden sizin kurban ibadetlerinizi yerine getiremeyecekler. domuz bulsalar zaten haram olsa da yiyeceklerinden emin olabilirsiniz. en iyisi tanrınızın onlara biraz daha coğrafi şartlara uygun bir din göndermesini dilemek ama sanırsam sizinkisi son dindi. yazık hepsi cehennemlik olarak ölecekler. bu insanları böyle farklı coğrafyalarda yaşamaya mecbur kılıp kendisine inanmadıkları için cehennemde yanmaya mahkum eden tanrınızın adaleti kafanızı karıştırmasın. çünkü o herşeyi bilir. en azından siz hurilere kavuşabileceksiniz.

büyük dünya keşfiniz dininizi ve kitabınızı yaymak adına pek verimli geçmedi maalesef. ne ilginçtir ki gittiğiniz her ülkede halkların kendi coğrafya ve yaşam tarzlarına uygun dinler icat ettiklerini gördünüz. tıpkı sizin dininizin sizin coğrafyanızdaki dinlere benzemesi gibi. zira dünyada sizin gibi yaşamayan, sizin haram dediklerinizi hiç görmemiş olan, ibadet dediğiniz şeyleri yapmalarına imkanları olmayan, haram dediğiniz yiyecekleri yemezlerse açlıktan ölecek olan ve en önemlisi sizin onlara dayattığınız hayat tarzını yaşayabilmelerinin imkanı olmayan, binlerce yıldır kendi uydurdukları dine uyan ve sizin dininizi de uyduruk olarak gören insanlar var. pek haksız da sayılmazlar. dininiz umarım hayatınızı daha yaşanabilir kılar ama mümkünse kendi kurak coğrafyanızda yaşayın. zira maalesef kitabınız ve dininiz sadece o bölgeye hitap ediyor.

kuran'ın ve müslümanlığın bir arap kültürü ürünü olduğu bugünün müslümanları incelenerek de açıkça görülebiliyor zaten. dünyadaki tüm müslümanlar ibadetlerini arapça yapıyor, arap topraklarına dönüyor, arap ülkesini ziyaret ederek hac yapıyor, arap gibi giyinip arap gibi davranıyor, ezanları, anlamadıkları halde okudukları kitapları, dualar ve hatta selamlaşmaları dahi arapça. işid'in kanadalı ingiliz militanlarının röportajlarını bir izleyin. araplardan aksanları dışında bir farkları var mı?. veya sonradan müslümanlığı kabul etmiş birinin evrimini izleyin. yavaş yavaş araplaştığına tanık olacaksınız. müslümanlık belki de dünyanın en kökten yerel dinidir ve bir noktadan sonra arap milliyetçiliğinden ayırt edilemez. bu kadar yerel olan bir dini araplaşmadan uygulayabilmek ise mümkün değildir. türklerin zorla müslümanlığı kabul edişlerinden sonra nasıl adım adım araplaştıkları da bunun bir diğer örneğidir. doğal olarak arap coğrafyası dışındaki herhangi bir milletin arap kültürünü benimsemeden müslümanlığı hayatında uygulayabilmesinin imkanı yoktur.

örneğin araplara indirilen bir kuran japonlardan mı bahsedeceğidi? gibi. anlatmaya çalıştığım şey tam da bu. dünyada belki yüzbinlerce din icat edilmiş ve hepsi de ait olduğu bölgenin kültür, dil, coğrafya ve iklimine uygun tasarlanmış. çöl dinlerinde kardan bahsedilmediği gibi soğuk ülke dinlerinde de çölden bahsedilmez. yani merak etmeyin uzak doğu dinlerinde de araplardan bahsedilmiyor. domuzu haram ilan ederken kimse dünyada domuz yetişmeyen topraklar olduğunu düşünmemiş.

hayali yolculuğu ve o günkü dünyayı anlayabilmek ve dünyaya yerel değil daha küresel bakabilmek için okunmasını tavsiye ettiğim bazı kitapları belki ilgilenen olur diye sıralamak istedim.

1- tevrat ve incil de dahil olmak üzere tüm kutsal kitaplar. zor bir serüven olsa da bu kitapları okuduğunuzda hepsi benzer gibi gözükse de tamamen farklı tanrı algılarına sahip olduklarını ve sami dinlerinin birbirlerine ilham vermiş ancak tamamen farklı topluluklar tarafından kurulmuş dinler olduğunu anlayabilirsiniz.

2-karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı - carl sagan. gayet kolay okunan ve ufuk açan bir kitap. her söylenene inanmamayı, şüpheciliği, sorgulamayı ve inançla değil bilinçle hareket etmeyi öğreten bir eser.

3- tüfek, mikrop ve çelik- çöküş/ jared diamond. bu kitaplar tarih boyunca farklı coğrafyalardaki medeniyetlerinin neden farklı hızlarda geliştiğini ve çöktüğünü anlamanızı sağlayacak.

güzel bir yazı ben çok sevdim.

kaynak
 
Son düzenleme:
Bakalim enam 123.ayetini ilk kim paylasacak delil olarak.
Evet ilk dongusellik argumanini bekliyorum.
 
İslam açısından farklı bir perspektif sunayım.



Edip Yüksel, Kuran’ın tanrı kitabı olduğu ve hiç bozulmadan bugüne kadar geldiğinin ispatı olarak matematiği öne sürüyor.

Kurandaki her şeyin (kelime sayısı, harf sayısı, ayet sayısı vs vs) orjinal dili olan Arapçadan tetkik edildiğinde 19 un katı olduğu ve kitabın da bu şekilde korunduğu, bu şekilde tanrının kelamı olduğu. En deha matematikçinin dahi bu kadar uzun bir denklemde bu kadar net bir sonuca varamayacağını iddia ediyor.

Hatta bunu da Kuranda Müdessir 30 Ayet olan “üzerinde 19 vardır” ayetine dayandırıyor.

Haaa bu matematiğin oluşması adına ise Tevbe suresinin son iki ayetini kitaptan atıyorlar. Sonradan eklendiğini iddia ediyorlar.
 
gerçeği bul kanalındaki arkadaşın sesinden okudum, güzeldi
bu arada
56256586f018fb45587cdd6e.jpg
 
Haaa bu matematiğin oluşması adına ise Tevbe suresinin son iki ayetini kitaptan atıyorlar. Sonradan eklendiğini iddia ediyorlar.

yani 19 sistemini kurtarmak için ayet çıkarmak, bilimsel yöntem açısından tersine mühendisliktir. hipotezi veriye uydurmak yerine veriyi hipoteze uydurmak olur. zaten büyük metinlerde istenen bir sayıya göre örüntü bulmak oldukça mümkün oluyor. hiçbir erken dönem müfessir böyle bir anlam çıkartamamış ancak nedense bu arkadaşlar 21. yy gelişmiş matematiğini kullanarak klasik bir numeraloji taktiği yapıyor.
 
yani 19 sistemini kurtarmak için ayet çıkarmak, bilimsel yöntem açısından tersine mühendisliktir. hipotezi veriye uydurmak yerine veriyi hipoteze uydurmak olur. zaten büyük metinlerde istenen bir sayıya göre örüntü bulmak oldukça mümkün oluyor. hiçbir erken dönem müfessir böyle bir anlam çıkartamamış ancak nedense bu arkadaşlar 21. yy gelişmiş matematiğini kullanarak klasik bir numeraloji taktiği yapıyor.
Tonton ve arkadaslari cocuk kitabinda bile numeraloji yapmak mumkun mesela.
Gerci edip yuksel islam camiasinin disladigi bir simadir.
 
İnsan ürünü bir şey anlaşılır, insanız ve bunu anlarız sonuçta.

Peki bir şeyin Tanrı ürünü olup olmadığını nasıl tespit edeceğiz? Biz Tanrı değiliz ki.

Bunu nasıl anlayacağız. ?

Tanrı, insana anlayabilsin diye, insan anlayışına uygun, sadeleşmiş bir hitap, söz, yazım tarzı da kullanabilir. İnsana özgü bir dil de kullanabilir. Böyle bir seçim tercihi anlaşılır.

Tanrısallık, Tanrısal dil, Tanrı'dan olma, gelme nedir ? Buna, bir insan tam bir tespit koyup, şu kesin şöyledir diye karar veremez ki.

Yani sen, bir insan olarak bu konuda "bilirkişiyim" diye ortaya çıkamazsın.
 
günümüzde bile
bi olayı on kişi farklı anlatır doğru tektir
aklını kullan
 
Geri