Kuşçubaşı Ali Eşref Bey(Eşref Sencer Kuşçubaşı)
Ben Eşref Sencer KUŞÇUBAŞI; Abdülhamit istipdadmın en kara ve korkunç devrinde , fakat bizzat Saraya olan yüksek intisabımızla hususi varlıklarla ikram gördüğümüz ve ailece refahımızın temin edildiği ve tablalarla yemeğimizin kapumuza kadar saraydan gönderimesine rağmen , bu mukaddes vatanın ve masum milletin atisi kaygusuna düşerek şahsi rahat ve varlığımızı tekmeleyerek o günün velinimeti telakki edilen , Sultana karşı Harbiye mektebi sıralarında ve arkadaşlarım arasında ilk ayaklanarak harekete geçenlerden biriyim. Bu yüzden evvela Mekke’ye , Taif’e sonrada kal’a bent olarak Medine’ye sürüldüm. Ora da rahat durmadığım iddiası ile iç Kal’anın ışık görmez mahzenlerine atıldım. Bu kafi değilmiş gibi zamanımızın ismini bile bilmedikleri Tomruk ağaçlarının içine çakıldım. Altmış (Bakla) zincirlere kakıldım. Allah’ım beni bu işkencelere layık görmemiş ki , yolunu buldum , zincirlerimi söktüm Kal’a bedenlerini aştım. Hayat pahasına burçlardan kendimi atarak ve kaçarak çöllere düştüm. Masal söylemiyorum , bu gün bu saydıklarım Arabistan da hem de mübalağa ile ağızlarda hikaye olunmakta ve o günleri anlatan yabancı eserlerde tekrarlanmaktadır. ”Acaba” diyenler bulunursa , (Lawrens’in) ”Yedi Kolone” kitabından bir nebze olsun malumat alabilir , (Lort Mitven) in eserine göz atabilir ..!
İşte bu mukaddes işe buradan (Besmele) çekiliyor. Bu aralık ben de Malta’dan kurtuluyor ve İstanbul’a geliyorum. İstanbul , Ankara yolunu Vatan evlatlarına açmak ve teşkilatlandırmak üzere yine Rauf Beyin inhası ve Mustafa Kemal’in arzusiyle İzmit , Bolu ve havalisi Kumandanlığı namiyle bu işin başına geçiyorum. Memleket çocuklarını zahmetsiz ve tehlikesiz geçişlerini temin için teşkilat kurdum. Merhum Mareşal Çakmak hayatta bulunsaydı , kendisi de dahil , bu teşkilatın kimleri Anadolu’ya geçirdiğini selahiyetle anlatırdı.. İstiyenler Hamdullah Suphi’ye sorabilirler..? Bugün , yetmiş üç yılı dolduran bir hizmet ömrümün beş on cümleye sığdırılmış ifadesiyle , övündüğümü zannetmeyiniz: Ben , hizmetlerin ne vesile ile olursa olsun söylenmesiyle , bütün aseletini kaybettiğini ve o andan itibaren adi bir alış-veriş haline geldiğini bilenlerdenim..! EŞREF KUŞÇUBAŞI (1953)
Sırlar insanı aldatır.Diğer bir adınında Ali Eşref olduğunu bilen her kim varsa bu ülke için hala umut var demektir.Her sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz varlığı kaybettiğimiz de Türk Kurtuluş Milli Mücadelesinin içinde yaşayıp , gerçek kahramanlarının kaleme aldıkları hatıratları olmasa ; Vatan,Millet,Bayrak,Bağımsızlık ve Onur gibi tüm ahlaki değerleri yıllar önce kaybetmiş olurduk. Yazılmış olup yayınlanmamış bütün hatıratların gün ışığına çıkarılması dileğiyle, Osmanlı vatandaşı Kuşçubaşı Ali Eşref beyin kendi nefsine ve kalemine ait bu hatıratın tüm okurlara hayırlı olmasını dilyorum.
Ben Eşref Sencer KUŞÇUBAŞI; Abdülhamit istipdadmın en kara ve korkunç devrinde , fakat bizzat Saraya olan yüksek intisabımızla hususi varlıklarla ikram gördüğümüz ve ailece refahımızın temin edildiği ve tablalarla yemeğimizin kapumuza kadar saraydan gönderimesine rağmen , bu mukaddes vatanın ve masum milletin atisi kaygusuna düşerek şahsi rahat ve varlığımızı tekmeleyerek o günün velinimeti telakki edilen , Sultana karşı Harbiye mektebi sıralarında ve arkadaşlarım arasında ilk ayaklanarak harekete geçenlerden biriyim. Bu yüzden evvela Mekke’ye , Taif’e sonrada kal’a bent olarak Medine’ye sürüldüm. Ora da rahat durmadığım iddiası ile iç Kal’anın ışık görmez mahzenlerine atıldım. Bu kafi değilmiş gibi zamanımızın ismini bile bilmedikleri Tomruk ağaçlarının içine çakıldım. Altmış (Bakla) zincirlere kakıldım. Allah’ım beni bu işkencelere layık görmemiş ki , yolunu buldum , zincirlerimi söktüm Kal’a bedenlerini aştım. Hayat pahasına burçlardan kendimi atarak ve kaçarak çöllere düştüm. Masal söylemiyorum , bu gün bu saydıklarım Arabistan da hem de mübalağa ile ağızlarda hikaye olunmakta ve o günleri anlatan yabancı eserlerde tekrarlanmaktadır. ”Acaba” diyenler bulunursa , (Lawrens’in) ”Yedi Kolone” kitabından bir nebze olsun malumat alabilir , (Lort Mitven) in eserine göz atabilir ..!
Biz gelelim yine esasa ; Hapisanelerden kacup Necidin engin amakına dalarak senelerce Hür ve sırasını düşürdükçe Hicaza akınlarımı yaparak , o müstebit idareye silahımla mukabelerimi yaptım ve senelerce bir Bedevi hayat ile Çöllüler arasında yaşadım. Vurdum , vuruldum. O İstipdada karşı Hür kaldım ve Hürriyet namına çalıştım.
Sırasını buldum Avrupa ya geçtim. Ahmet Rıza , Doktor Nazımlarla el ele vererek Vatanın kurtuluşu uğrunda didindik. Gençtim , Vatanıma girerek Makedonya’daki Ordu mensubu arkadaşlarımın müzaheretine dayanarak Makedonya’da Ordu mensubu arkadaşlarımın müzaheretine dayanarak Makedonya’da Arnavutluk’ta müsellehan çarpıştım.
Mahmut Şevket ve Hüseyin Hilmi Paşaların delaletler ile Af edilerek Anadolu ya gönderildim. İzmir’de çiftlikatı Hümayununda müreffean yaşatılmam İradei seniyesile ikamet etmekte iken , her gün görmekte iken , her gün görmekte olduğum İstipdat idaresine karşı yine müsellehan isyan ile senelerce dağlarda , İzmir , Manyas , Kazdağı ve havalisinde çakmak çaldım.
Hürriyetimizi istihsalde en ileride yürüyen arkadaşlarımızla pişdarlıkta bulundum. Hürriyetten sonra da ahaliden kimsenin en ufak bir şikayetine hedef olmadan halka zulmeden şakilerle senelerce döğüştüm. Enverler , Mustafa Kemallerin talepleri ve inhaları üzerine İmparatorluğumuzun talihsiz köşeşi Trablusgarb harbına koştum. Acizane hizmetlerimiz temiz bir isimle kayıtlıdır.
Balkan harbının zuhuru üzerine avdetimde cephemizi Çatalca da buldum. İstanbul kapusu olan bu cephede de kanımı seve seve akıttım. (Enez-Midye ) hattını hudut olarak kabul eden ittihatçı arkadaşlarıma da bu yersiz kararı protesto mahiyetinde ileriledim. Enveri de ikna ederek kendimize iltihak ettirdim. Yürüdük , Avrupanın ve bahuhusus Rusun ”Dur” emrine gayri mesul bir çete sıfatı ile dört bin kişi ile ilerledim , fedekar Mehmetçiklerin ve Efelerin önlerinde Galatasaraylı münevver çetelerimi öncü olarak yürüttüm. Futbol oynarcasına döğüşe döğüşe Edirne’nin kapusuna dayandık ve bir atakla da Edirne’ye girdik. Düşmanın mezalimine karşı berayı tedip hududu geçerek (Yenice – Haibce , Harmanlı – Hasköy ) ovalarında düşmana haddini bildirdik.
Garbi Trakya’dan düşmanı tamamen attık. Müstakil bir hükümet kurduk. Sulh sandalyesine galip vaziyetinde hükümetimizin mümessilini oturtmaya muvaffak olduk. Bu işleri tamamladıktan sonra (Beş Türkler) adı altındaki bir heyetle Hindistan , Himalaya , Kaşger , Türkistan kıtalarında Türklüğün yüzünü güldüren hadiseler meydana getirdik. Gobi çöllerinde fersahlarla mesafeler katettik. Ezeli düşmanlarımız Moskof’lara çetelerimizle duman attırdık. (Kropatkinin) ve İngiliz mecmualarının sütunlar dolusu yazıları bu mücadelelerimizin ispatlarıdır.
Birinci Dünya harbinin çıkmasıyla ben şahsen ana vatana döndüm. Bu işler üzerinde kardeşim Hacı Samimi bıraktım. Bin müşkilat ve tehlikelerle kendimi Bahrı Ahmer (Kızıldeniz) kııyılarına atarak Cidde ye ulaştım. Mekke şerifi Hüseyin’in su’ikasdına uğratıldım.Rabi’g Emiri Hüseyin ibni Beyrikin vefakarlığı ile tek başına bir Hecine atlayarak Medineyi buldum.
Daha harbe girmemiştik , hecin-süvar alaylarımla ve gayri mesul çetelerimle Sina çölünden ve yarım adasından İngilizleri atmaya muvaffak olduk. Birinci dünya harbine girdiğimizde Sina’da bir İngiliz bırakmamış ve hepsini kanalın ötesine atmış bulunuyorduk.
Kanal harbinde , Süveyş cephesinde müstakilen harekatımızdaki hizmetlerimiz Baş Kumandanlık ve Ordu Kumandanlığı takdirnameleri ile tarihe mal olmuş hakikatlerdendir.
Hecin süvarlarımızla Necit çöllerinde ve Hicaz vahalarındaki hizmetlerimiz Bahri Ahmer şapları arasından Yemen ve Asire malzeme hazineleri yetiştirilenlerin başında bulunmak bahtiyarlığı bana nasip oldu.
Bir avuç Türk yavruları ile bütün çölü kat ederek Yemende mahsur kalan ordumuza para ve malzeme götürürken , Hazreti Peygamberin 1300 küsur sene evvel meşhur gzasını yaptığı o unutulmaz Hayber de on üç asırdan sonra ve hasımlarımızın raporlar ile sabit 25 bin kişilik düşman kuvvetleri ile hepsi hepsi 40 kişiden mürekkep bir muhafız kuvvetim ile hayatımızı istihkar ederek dövüştük ve beş on kişi ile de hazineyi kurtararak kırk mevcudumuzdan otuz altısını şehit verip yaralı dört neferle , emaneti yerine götüren (Vatandaş Eşref)di. Kral ibnissu’udu bu hadiselerin en büyük şahidi olarak gösterebilirim.25 bin kişiye katılan Mısır topçu ve mitralyözlerine karşı bu kırk arkadaşımla mukavemet ederken ifraz ettiğim beş on Türk dilaver yanlarına terfik ettiğim kılavuzlarımla namıma olarak 15 gün yol alarak İbnissu ’uda iltica ve hazineyi İbnissudun himayesiyle Yemen’e kadar götürüp Ali Sait Paşa’ya teslime muaffak olmuşlardır.
İbnissu’udun şehadeti gibi o günün hasmı İngilizlerin de başta Taymis gazetesi olmak üzere sütun sütun yazdıkları (Bir avuç Türk müfrezesi Hayber’de 25 bin kişilik müttefik hicaz kuvvetlerimizle dövüşerek beş buçuk saat mukavemet göstermişler ve neticede (Şeker) erir gibi eriyerek imha edilmişler. Bu müfrezeden kurşun isabet etmemiş tek bir nefer bulunmadığı gibi başlarındaki kumandanları Eşref de ağır yaralı olarak meydanda kalmıştır ) mealindeki yazılar bu harpteki Türk fedakarlığının derecesini göstermiştir. İngilizlerin meşhur (Lawrensi) de harpten sonra verdiği raporlarında bu müfrezenin kahramanlığından bahseylediği gibi o meşhur (Seven Pillars of Wisdam) ismindeki kitabında da takdirle beraber acı acı şikayette bulunduğu Eşref yine benim.
Senelerce Maltada mevkuf kaldıktan sonra kurtularak vatanıma avdetime ilk iş olarak İzmit , Bolu ve havalisinde işe başlayan ve kuvayı milliye namına bu havalide ilk başta görünen yine bu Eşref tir. Hüseyin Rauf Orbay Salihliye gelip Eşref’in köşkünde (Manisa ) hükümetini kurarak ve başına merhum Bahriyeli Aziz Beyi geçirerek meydana getirilen Karargah ,Bu gün temelinden yıktırılarak baykuşlar öttürülen yer , Eşref’in en modern bir numune çiftlik merkezi olan yuvası idi.Gelin de bu gün bir görün ve bu harabe yi eski bilelerden de bir sorun , işte cennet gibi bıraktığım bu yerimi şimdi bir harabe buldum.Müdafaa’i Hukuk ve emsali birtakım Yurt kaygusiyle ortaya sürülen kavli teşekküller anında daha Kuvayı Milliye yok iken Rauf Bey (Orbay) bizzat harekete geçiyor Salihliye geliyor , Ben bu aralık Maltadayım. Köşkümde her guna vaziyeti müsait buluyor. Karargahı orada kuruyor, Bahriyeli Aziz Bey merhumu Manisa Mütesarrıflığı nı temsilen köşke bırakıyor,kardeşim Ahmed’i iş başına geçiriyor , bilahare Etem gelerek harekata geçiliyor.
İşte bu mukaddes işe buradan (Besmele) çekiliyor. Bu aralık ben de Malta’dan kurtuluyor ve İstanbul’a geliyorum. İstanbul , Ankara yolunu Vatan evlatlarına açmak ve teşkilatlandırmak üzere yine Rauf Beyin inhası ve Mustafa Kemal’in arzusiyle İzmit , Bolu ve havalisi Kumandanlığı namiyle bu işin başına geçiyorum. Memleket çocuklarını zahmetsiz ve tehlikesiz geçişlerini temin için teşkilat kurdum. Merhum Mareşal Çakmak hayatta bulunsaydı , kendisi de dahil , bu teşkilatın kimleri Anadolu’ya geçirdiğini selahiyetle anlatırdı.. İstiyenler Hamdullah Suphi’ye sorabilirler..? Bugün , yetmiş üç yılı dolduran bir hizmet ömrümün beş on cümleye sığdırılmış ifadesiyle , övündüğümü zannetmeyiniz: Ben , hizmetlerin ne vesile ile olursa olsun söylenmesiyle , bütün aseletini kaybettiğini ve o andan itibaren adi bir alış-veriş haline geldiğini bilenlerdenim..! EŞREF KUŞÇUBAŞI (1953)