KURTARICISINI BEKLEYEN KAFKASLAR VE ORTA ASYA
Türkiye için Ortadogu ve Balkanlar'da geçerli olan tarihi avantaj, Kafkaslar ve Orta Asya söz konusu oldugunda da fazlasiyla gündeme gelmektedir. Bu bölgede Türkiye için büyük bir potansiyel nüfuz alani vardir. Kafkaslar, tarih boyunca Rus zulmünden kaçarak Osmanli'ya siginmis Müslüman kavimlerin diyaridir. Orta Asya ise, Osmanli topragi olmasa da, Türklük bagiyla Türkiye'ye baglidir. Bu nedenle Türk Milleti'nin aydinlik gelecegi için olusturulan vizyonun çerçevesi belirlenirken, basta Türk-Rus iliskileri olmak üzere, bu cografyanin tarihsel arka planinin incelenmesi son derece faydali olacaktir.
SSCB'nin yikilmasinin ardindan olusan yeni Kafkasya haritasi, Türkiye ile çok yakin bagi olan bir bölge ortaya çikarmistir. Çünkü bagimsizliklarini birer birer ilan eden Müslüman Türk devletleri ile Türkiye arasinda hem din, hem dil, hem kültür, hem de tarihi açidan çok güçlü baglar bulunmaktadir. Üstelik politik ve ekonomik gücü, demokratik, çagdas ve modern kimligi ile Türkiye Orta Asya devletleri için oldukça önemli bir örnek teskil etmekte, hatta bu devletler tarafindan bir nevi "agabey" olarak algilanmaktadir. Ancak bu baglarin daha da saglamlastirilip, bölgede güçlü bir Türk Birligi olusturulmasi söz konusu oldugunda Türkiye'nin karsisina çok önemli engeller çikmaktadir. Bu engellerin en önemlilerinden biri ise bölgede kaybettigi siyasi ve ekonomik hegemonyasini tekrar kazanmak isteyen Rusya'dir.
Orta Asya ve Kafkasya'yi Rusya açisindan önemli kilan faktörlerin basinda petrol, dogalgaz ve bölgenin sahip oldugu yüksek rezervli dogal kaynaklar gelir.
Cumhuriyetlerin bagimsizliklarini kazanmalarinin ardindan Rusya için hammadde bulamama tehlikesi ortaya çikmistir. Bunun yani sira bu topraklar cografi olarak da Rusya için stratejik bir önem tasimaktadir. Özellikle Kafkasya, Orta Asya'nin kapisi ve Rusya'nin kendisine büyük rakip olarak gördügü Iran ve Türkiye'nin kesisme noktasi olmasi itibari ile son derece degerlidir. Tüm bu nedenler Rusya'nin bu bölgeyi kendi nüfuz alani haline getirmek için gösterdigi çabayi açiklamak için yeterlidir. Aslinda bölge üzerindeki hedeflerinden tarihin hiçbir döneminde vazgeçmeyen Rusya, Türkiye'ye karsi Osmanli döneminden beri süregelen tavrini da hiçbir zaman degistirmemistir.
Rusya'nin Türkiye'ye ve Türk Milleti'ne bakis açisinin tam anlamiyla kavranabilmesi için öncelikle Rusya'nin dis politika anlayisinin iyi irdelenmesi gerekir. Bir kara ülkesi olan Rusya, kurulusundan bu yana sürekli olarak sinirlarini genisletmek ve kendisine açik kapi saglayabilecek denizlere ulasabilmek ihtiyacini hissetmistir. Bu yayilmacilik anlayisi Rusya'nin 18. yüzyilin baslarinda sinirlarini Baltik Denizi'ne kadar genisletmesini saglamistir.
1721 yilinda ise imparatorlugunu ilan eden Rusya bir kita devleti haline dönüsmüstür. Kita devleti olmanin dogal bir sonucu olarak Rusya bu tarihten itibaren dis politikasini, kitaya en yakin bölgeleri denetimi altinda tutabilecek bir strateji izlemek üzerine bina etmistir. Buna göre Rusya kendi güvenligini dört ana bölgeye nüfuz edebilme gücüyle esdeger tutmustur. Bu bölgeler Balkanlar, Baltik Ülkeleri, Kafkaslar ve Orta Asya'dir. -Oya Akgönenç Mughissuddin, "Rusya/Ortodokslar", Yeni Türkiye (Türk Dis Politikasi, Özel Sayisi), Say 3, Mart-Nisan 1995, s. 446 -Bu nedenle Ruslar tarih boyunca bu bölgelerde karsi karsiya geldikleri milletler ile sürekli çatisma içinde olmuslardir.
Ruslarin en çok karsi karsiya geldikleri ülke ise hiç süphesiz Osmanli Imparatorlugu'dur. Ruslar ile Osmanlilar son 300 yil içinde dokuz büyük savas ve çok daha fazla sayida çatisma yasamislardir.
OSMANLIYA BAGLI RUS TEBASI
Rusya'nin tarih boyunca izledigi yayilmaci politika Kafkasya topraklarinda yasayan Müslüman halki derinden etkilemistir. Kafkasya topraklari özellikle de 19. yüzyildan itibaren Rus yayilmaciligina maruz kalmistir.
Ruslarin bilinçli ve zorunlu olarak uyguladiklari göç ve sürgün programlari özünde bu topraklar üzerindeki potansiyel Müslüman birligine engel olabilmek amacini tasiyordu. Çarlik rejiminin yönetimi altinda yasayan Müslüman halk ise her zaman kendisini Anadolu Müslümanlarina dolayisiyla Osmanli'ya daha yakin hissetti.
Hem Türklerin adalet ve hosgörü anlayisini yakindan biliyor olmalari, hem de din birliginin söz konusu olmasi Rus tebasi altinda yasayan halklarin sik sik Osmanli'nin merhametine, adaletine ve nizamina siginmalarina neden olmustur.
Osmanli, tarihi boyunca her zaman Kafkas Türkleri'nin koruyuculugunu üstlenmis, Türk topluluklari ile olan tarihi ve kültürel bagini hiçbir zaman koparmamistir. Nitekim Osmanli arsivleri de bu durumu gözler önüne sermektedir. Osmanli tebasi iken anlasma hükümlerine aykiri olarak Rus idaresine geçen Gürcistan halkinin her iki yönetim hakkindaki kanaatlerini içeren belgelere Prof. Ismet Miroglu çalismalarinda deginmistir. Bu belgelerin her biri Türk adalet ve hosgörüsünü aksettirmekle birlikte, bu topraklar üzerinde yasayan milyonlarca insanin Türkiye ile olan tarihsel baginin da delili hükmündedir. Basbakanlik Arisivinde yer alan bu belgelerden birinde Gürcistan halki Osmanli'ya olan bagliliklarini söyle dile getirmektedir:
... Ruslarin baskisindan kurtarilmamizi rica ediyoruz. Bu hareketinizle bütün Gürcistan halkinin hayir duasini alacaksiniz. Gürcistan halkinin Osmanli idaresinden uzaklasarak Rusya'nin eline birakilmamasini bilhassa niyaz ederiz. Biz bu zalimlerin takip ve tasallutlarina ugradik, vatanimizi terk ettik. Basbakanlik Arsivi, Hatt-i Hümayun, No 44615 g.i, T. 1814
Kafkas halklari hep yüzleri Osmanli'ya dönük bir ömür sürmüslerdir. Her zaman için kendi topraklarini Devlet-i Ali Osmani'nin bir parçasi olarak görmüsler, hem Türk, hem de Müslüman olmanin bilinciyle Osmanli Sultanlari'na bagliliklarini her firsatta dile getirmislerdir. Osmanli Sultanlari'na yazdiklari mektuplarda onlari kendi topraklarina davet etmisler, resmen de Osmanli topraklarinin bir parçasi olmayi kendileri teklif etmislerdir. Yine bir Gürcü Meliki tarafindan Osmanli padisahina gönderilen bir mektup bu tarihi gerçegi göstermektedir:
... Öteden beri Devlet-i Aliyye'nin bir kölesi ve tebaasiyim ve Gürcistan Osmanli topraklarinin bir parçasidir. Bütün Gürcistan halkinin Osmanli Devleti'nin sayesinde sakin bir hayat sürdügü de gün gibi ortadadir. Basbakanlik Arsivi, Hatt-i Hümayun, No: 44615 i.i, T. 1814
Gürcistan ileri gelenleri ve halki tarafindan gönderilen bir baska mektup ise söyledir:
On yildir Ruslar hile ile memleketimize girdi. Ileri gelenlerimizi aldatti... Çok siddetli baskilar basladi. Çoluk çocugumuza saldirdi, yaslilar ve yedi yasinda çocuklarin disinda kalanlari Rusya'ya götürdü, halbuki Gürcistan alti yüz yildir Osmanli Devleti sayesinde asayisi düzgün bir ülke idi. Biz artik kesin kararimizi vermis bulunuyoruz. Ya Ruslari memleketimizden çikaracak ya da bu ülkeyi bastan basa tahrip edecegiz. Biz Devlet-i Aliyye'nin tebaasiyiz. Osmanli Devleti'ne siginiyoruz. Sinasi Altundag, Osmanli Idaresi ve Gürcüler, DTCFD, X, 1-2 (11952), s.88
O gün oldugu gibi bugün de Kafkaslar'da yasayan ve çogu Müslüman olan halklar dogrudan veya dolayli olarak Rus baskisina ve siddetine maruz kalmakta, hatta pek çogu sicak savasin içinde bagimsizliklarini, kendi örf ve adetlerini koruyabilmek, dinlerini özgürce yasayabilmek için canlarini vermektedirler. O gün oldugu gibi bugün de bu masum ve zavalli halklar aleni bir zulme maruz kalmakta, kendilerine uzanacak bir yardim eli beklemektedir.
Bu cografyada jeostratejik ve jeopolitik açidan bu halklara tek yardim eli uzatabilecek ülke ise hiç süphesiz Türkiye'dir. Bu ülkelerle hem din, hem dil birligine sahip olan Türkiye, geçmisiyle oldugu kadar bugün sahip oldugu çagdas ve demokratik yönetimiyle de söz konusu bölgede liderlik rolünü üstlenebilecek tek ülkedir. Üstelik bu, söz konusu ülkeler için oldugu kadar, Türkiye için de çok ciddi manada stratejik avantajlar içeren bir roldür. Çünkü Türkiye için burada söz konusu olan siyasi nüfuz alani Kafkaslar'la sinirli degildir. Sayilari 250 milyonu bulan dev Türk Dünyasi kendilerini tek bir birlik altinda toplayacak otoriteyi beklemektedir.
Orta Asya'da 1990'lar itibariyle ortaya çikan yeni tablo Türkiye'ye çok önemli ve yeni bir stratejik kapi açtigi gibi, 21. yüzyil için çok önemli bir sorumlulugu da beraberinde yüklemektedir. 1991 yili, yillar boyunca komünist Rus yönetiminin siddete dayali politikalari altinda ezilmis, zulüm görmüs olan Türk devletlerinin bagimsizliklarini kazandiklari bir dönüm noktasi olmustur. 70 yil süren baskinin ardindan komünizmin çökmesiyle Orta Asya bozkirlarinda esmeye baslayan bagimsizlik rüzgarlari, Türk Dünyasi'ni birlik ve beraberlige, güçlü bir dünya hakimiyetine dogru yönlendirmektedir. Üstelik tarih boyunca dünya devletleri kurmus, üç kitaya nizam vermis Türk Milleti bir Türk birligi gerçeklestirme konusunda da son derece tecrübelidir.
Orhun Kitabeleri'nden Kültigin Kitabesi'nde geçen su cümleler, Türk'ün dünyaya hakimiyetinin ve bu konudaki tecrübesinin ispati niteligindedir: Doguda gün dogusuna, güneyde gün dogusuna onun içindeki millet hep bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum... Fakir milleti zengin kildim. Az milleti çok kildim.
250 milyonluk nüfusu ile Türk Dünyasi 21. yüzyilda saglam adimlarla ilerleyecektir. Türkiye ve Türki Cumhuriyetler arasinda tesis edilecek böyle bir isbirliginin temel dayanak noktasi kuskusuz, 70 yildir Rusya tarafindan unutturulmaya çalisilan, Müslümanlik ve Türklük bilincinin gelistirilmesidir. Türk-Islam ahlakinin ana ögeleri olan adalet, hosgörü, merhamet gibi hasletlerin pekistirilmesiyle yeryüzünde bugün eksikligi hissedilen baris ve huzur ortami Türk Milleti'nin garantörlügünde insa edilecektir.
Türk ülkeleri her ne kadar uzun yillar baska ülkelerin boyundurugu altinda yasamis olsalar da, bu süre içinde sosyal ve kültürel yapilarinda köklü bir degisiklik olmamistir. Türk örf ve geleneklerine olan bagliliklarini muhafaza eden bu devletler tarihte Müslüman Osmanli Devleti'nin dogal liderligini kabullendikleri gibi, bugün de Türkiye liderliginde olusturulacak güçlü bir "Türk Birligi"nin özlemi içerisindedirler. Bugün Özbeginden Azerisine, Türkmeninden Kirgizina bütün Müslüman Türk halklari Türkiye'nin bu birlik konusunda atacagi adimlari beklemektedir. Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev'in 28 Eylül 1991 yilinda Istanbul'da yaptigi konusma, Türki Cumhuriyetlerin bu beklentisini ve gelecege yönelik umutlarini yansitmasi bakimindan son derece önemlidir:
Ancak bahar sellerini ne kadar engellemeye, önüne bentler çekmeye çalisirsaniz çalisin, su yine de kendi yolunu açacaktir. Iste tarih nehri ile de aynisi olmus ve ‘soguk savas' engelini yikan tarih insanlik kanunlariyla belirlenen esas yatagina dönmüstür... Halklarimiz arasinda karsilikli anlayis ve güven duygusu olustu. Dostluk etkili bir isbirliginin en güvenilir garantisidir. Bu durum bizi umutlandiriyor. Doç. Dr. Ramazan Özey, Türk Dünyasi, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Aralik 1996, s.60
Türkiye için Ortadogu ve Balkanlar'da geçerli olan tarihi avantaj, Kafkaslar ve Orta Asya söz konusu oldugunda da fazlasiyla gündeme gelmektedir. Bu bölgede Türkiye için büyük bir potansiyel nüfuz alani vardir. Kafkaslar, tarih boyunca Rus zulmünden kaçarak Osmanli'ya siginmis Müslüman kavimlerin diyaridir. Orta Asya ise, Osmanli topragi olmasa da, Türklük bagiyla Türkiye'ye baglidir. Bu nedenle Türk Milleti'nin aydinlik gelecegi için olusturulan vizyonun çerçevesi belirlenirken, basta Türk-Rus iliskileri olmak üzere, bu cografyanin tarihsel arka planinin incelenmesi son derece faydali olacaktir.
SSCB'nin yikilmasinin ardindan olusan yeni Kafkasya haritasi, Türkiye ile çok yakin bagi olan bir bölge ortaya çikarmistir. Çünkü bagimsizliklarini birer birer ilan eden Müslüman Türk devletleri ile Türkiye arasinda hem din, hem dil, hem kültür, hem de tarihi açidan çok güçlü baglar bulunmaktadir. Üstelik politik ve ekonomik gücü, demokratik, çagdas ve modern kimligi ile Türkiye Orta Asya devletleri için oldukça önemli bir örnek teskil etmekte, hatta bu devletler tarafindan bir nevi "agabey" olarak algilanmaktadir. Ancak bu baglarin daha da saglamlastirilip, bölgede güçlü bir Türk Birligi olusturulmasi söz konusu oldugunda Türkiye'nin karsisina çok önemli engeller çikmaktadir. Bu engellerin en önemlilerinden biri ise bölgede kaybettigi siyasi ve ekonomik hegemonyasini tekrar kazanmak isteyen Rusya'dir.
Orta Asya ve Kafkasya'yi Rusya açisindan önemli kilan faktörlerin basinda petrol, dogalgaz ve bölgenin sahip oldugu yüksek rezervli dogal kaynaklar gelir.
Cumhuriyetlerin bagimsizliklarini kazanmalarinin ardindan Rusya için hammadde bulamama tehlikesi ortaya çikmistir. Bunun yani sira bu topraklar cografi olarak da Rusya için stratejik bir önem tasimaktadir. Özellikle Kafkasya, Orta Asya'nin kapisi ve Rusya'nin kendisine büyük rakip olarak gördügü Iran ve Türkiye'nin kesisme noktasi olmasi itibari ile son derece degerlidir. Tüm bu nedenler Rusya'nin bu bölgeyi kendi nüfuz alani haline getirmek için gösterdigi çabayi açiklamak için yeterlidir. Aslinda bölge üzerindeki hedeflerinden tarihin hiçbir döneminde vazgeçmeyen Rusya, Türkiye'ye karsi Osmanli döneminden beri süregelen tavrini da hiçbir zaman degistirmemistir.
Rusya'nin Türkiye'ye ve Türk Milleti'ne bakis açisinin tam anlamiyla kavranabilmesi için öncelikle Rusya'nin dis politika anlayisinin iyi irdelenmesi gerekir. Bir kara ülkesi olan Rusya, kurulusundan bu yana sürekli olarak sinirlarini genisletmek ve kendisine açik kapi saglayabilecek denizlere ulasabilmek ihtiyacini hissetmistir. Bu yayilmacilik anlayisi Rusya'nin 18. yüzyilin baslarinda sinirlarini Baltik Denizi'ne kadar genisletmesini saglamistir.
1721 yilinda ise imparatorlugunu ilan eden Rusya bir kita devleti haline dönüsmüstür. Kita devleti olmanin dogal bir sonucu olarak Rusya bu tarihten itibaren dis politikasini, kitaya en yakin bölgeleri denetimi altinda tutabilecek bir strateji izlemek üzerine bina etmistir. Buna göre Rusya kendi güvenligini dört ana bölgeye nüfuz edebilme gücüyle esdeger tutmustur. Bu bölgeler Balkanlar, Baltik Ülkeleri, Kafkaslar ve Orta Asya'dir. -Oya Akgönenç Mughissuddin, "Rusya/Ortodokslar", Yeni Türkiye (Türk Dis Politikasi, Özel Sayisi), Say 3, Mart-Nisan 1995, s. 446 -Bu nedenle Ruslar tarih boyunca bu bölgelerde karsi karsiya geldikleri milletler ile sürekli çatisma içinde olmuslardir.
Ruslarin en çok karsi karsiya geldikleri ülke ise hiç süphesiz Osmanli Imparatorlugu'dur. Ruslar ile Osmanlilar son 300 yil içinde dokuz büyük savas ve çok daha fazla sayida çatisma yasamislardir.
OSMANLIYA BAGLI RUS TEBASI
Rusya'nin tarih boyunca izledigi yayilmaci politika Kafkasya topraklarinda yasayan Müslüman halki derinden etkilemistir. Kafkasya topraklari özellikle de 19. yüzyildan itibaren Rus yayilmaciligina maruz kalmistir.
Ruslarin bilinçli ve zorunlu olarak uyguladiklari göç ve sürgün programlari özünde bu topraklar üzerindeki potansiyel Müslüman birligine engel olabilmek amacini tasiyordu. Çarlik rejiminin yönetimi altinda yasayan Müslüman halk ise her zaman kendisini Anadolu Müslümanlarina dolayisiyla Osmanli'ya daha yakin hissetti.
Hem Türklerin adalet ve hosgörü anlayisini yakindan biliyor olmalari, hem de din birliginin söz konusu olmasi Rus tebasi altinda yasayan halklarin sik sik Osmanli'nin merhametine, adaletine ve nizamina siginmalarina neden olmustur.
Osmanli, tarihi boyunca her zaman Kafkas Türkleri'nin koruyuculugunu üstlenmis, Türk topluluklari ile olan tarihi ve kültürel bagini hiçbir zaman koparmamistir. Nitekim Osmanli arsivleri de bu durumu gözler önüne sermektedir. Osmanli tebasi iken anlasma hükümlerine aykiri olarak Rus idaresine geçen Gürcistan halkinin her iki yönetim hakkindaki kanaatlerini içeren belgelere Prof. Ismet Miroglu çalismalarinda deginmistir. Bu belgelerin her biri Türk adalet ve hosgörüsünü aksettirmekle birlikte, bu topraklar üzerinde yasayan milyonlarca insanin Türkiye ile olan tarihsel baginin da delili hükmündedir. Basbakanlik Arisivinde yer alan bu belgelerden birinde Gürcistan halki Osmanli'ya olan bagliliklarini söyle dile getirmektedir:
... Ruslarin baskisindan kurtarilmamizi rica ediyoruz. Bu hareketinizle bütün Gürcistan halkinin hayir duasini alacaksiniz. Gürcistan halkinin Osmanli idaresinden uzaklasarak Rusya'nin eline birakilmamasini bilhassa niyaz ederiz. Biz bu zalimlerin takip ve tasallutlarina ugradik, vatanimizi terk ettik. Basbakanlik Arsivi, Hatt-i Hümayun, No 44615 g.i, T. 1814
Kafkas halklari hep yüzleri Osmanli'ya dönük bir ömür sürmüslerdir. Her zaman için kendi topraklarini Devlet-i Ali Osmani'nin bir parçasi olarak görmüsler, hem Türk, hem de Müslüman olmanin bilinciyle Osmanli Sultanlari'na bagliliklarini her firsatta dile getirmislerdir. Osmanli Sultanlari'na yazdiklari mektuplarda onlari kendi topraklarina davet etmisler, resmen de Osmanli topraklarinin bir parçasi olmayi kendileri teklif etmislerdir. Yine bir Gürcü Meliki tarafindan Osmanli padisahina gönderilen bir mektup bu tarihi gerçegi göstermektedir:
... Öteden beri Devlet-i Aliyye'nin bir kölesi ve tebaasiyim ve Gürcistan Osmanli topraklarinin bir parçasidir. Bütün Gürcistan halkinin Osmanli Devleti'nin sayesinde sakin bir hayat sürdügü de gün gibi ortadadir. Basbakanlik Arsivi, Hatt-i Hümayun, No: 44615 i.i, T. 1814
Gürcistan ileri gelenleri ve halki tarafindan gönderilen bir baska mektup ise söyledir:
On yildir Ruslar hile ile memleketimize girdi. Ileri gelenlerimizi aldatti... Çok siddetli baskilar basladi. Çoluk çocugumuza saldirdi, yaslilar ve yedi yasinda çocuklarin disinda kalanlari Rusya'ya götürdü, halbuki Gürcistan alti yüz yildir Osmanli Devleti sayesinde asayisi düzgün bir ülke idi. Biz artik kesin kararimizi vermis bulunuyoruz. Ya Ruslari memleketimizden çikaracak ya da bu ülkeyi bastan basa tahrip edecegiz. Biz Devlet-i Aliyye'nin tebaasiyiz. Osmanli Devleti'ne siginiyoruz. Sinasi Altundag, Osmanli Idaresi ve Gürcüler, DTCFD, X, 1-2 (11952), s.88
O gün oldugu gibi bugün de Kafkaslar'da yasayan ve çogu Müslüman olan halklar dogrudan veya dolayli olarak Rus baskisina ve siddetine maruz kalmakta, hatta pek çogu sicak savasin içinde bagimsizliklarini, kendi örf ve adetlerini koruyabilmek, dinlerini özgürce yasayabilmek için canlarini vermektedirler. O gün oldugu gibi bugün de bu masum ve zavalli halklar aleni bir zulme maruz kalmakta, kendilerine uzanacak bir yardim eli beklemektedir.
Bu cografyada jeostratejik ve jeopolitik açidan bu halklara tek yardim eli uzatabilecek ülke ise hiç süphesiz Türkiye'dir. Bu ülkelerle hem din, hem dil birligine sahip olan Türkiye, geçmisiyle oldugu kadar bugün sahip oldugu çagdas ve demokratik yönetimiyle de söz konusu bölgede liderlik rolünü üstlenebilecek tek ülkedir. Üstelik bu, söz konusu ülkeler için oldugu kadar, Türkiye için de çok ciddi manada stratejik avantajlar içeren bir roldür. Çünkü Türkiye için burada söz konusu olan siyasi nüfuz alani Kafkaslar'la sinirli degildir. Sayilari 250 milyonu bulan dev Türk Dünyasi kendilerini tek bir birlik altinda toplayacak otoriteyi beklemektedir.
Orta Asya'da 1990'lar itibariyle ortaya çikan yeni tablo Türkiye'ye çok önemli ve yeni bir stratejik kapi açtigi gibi, 21. yüzyil için çok önemli bir sorumlulugu da beraberinde yüklemektedir. 1991 yili, yillar boyunca komünist Rus yönetiminin siddete dayali politikalari altinda ezilmis, zulüm görmüs olan Türk devletlerinin bagimsizliklarini kazandiklari bir dönüm noktasi olmustur. 70 yil süren baskinin ardindan komünizmin çökmesiyle Orta Asya bozkirlarinda esmeye baslayan bagimsizlik rüzgarlari, Türk Dünyasi'ni birlik ve beraberlige, güçlü bir dünya hakimiyetine dogru yönlendirmektedir. Üstelik tarih boyunca dünya devletleri kurmus, üç kitaya nizam vermis Türk Milleti bir Türk birligi gerçeklestirme konusunda da son derece tecrübelidir.
Orhun Kitabeleri'nden Kültigin Kitabesi'nde geçen su cümleler, Türk'ün dünyaya hakimiyetinin ve bu konudaki tecrübesinin ispati niteligindedir: Doguda gün dogusuna, güneyde gün dogusuna onun içindeki millet hep bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum... Fakir milleti zengin kildim. Az milleti çok kildim.
250 milyonluk nüfusu ile Türk Dünyasi 21. yüzyilda saglam adimlarla ilerleyecektir. Türkiye ve Türki Cumhuriyetler arasinda tesis edilecek böyle bir isbirliginin temel dayanak noktasi kuskusuz, 70 yildir Rusya tarafindan unutturulmaya çalisilan, Müslümanlik ve Türklük bilincinin gelistirilmesidir. Türk-Islam ahlakinin ana ögeleri olan adalet, hosgörü, merhamet gibi hasletlerin pekistirilmesiyle yeryüzünde bugün eksikligi hissedilen baris ve huzur ortami Türk Milleti'nin garantörlügünde insa edilecektir.
Türk ülkeleri her ne kadar uzun yillar baska ülkelerin boyundurugu altinda yasamis olsalar da, bu süre içinde sosyal ve kültürel yapilarinda köklü bir degisiklik olmamistir. Türk örf ve geleneklerine olan bagliliklarini muhafaza eden bu devletler tarihte Müslüman Osmanli Devleti'nin dogal liderligini kabullendikleri gibi, bugün de Türkiye liderliginde olusturulacak güçlü bir "Türk Birligi"nin özlemi içerisindedirler. Bugün Özbeginden Azerisine, Türkmeninden Kirgizina bütün Müslüman Türk halklari Türkiye'nin bu birlik konusunda atacagi adimlari beklemektedir. Kazakistan Cumhurbaskani Nursultan Nazarbayev'in 28 Eylül 1991 yilinda Istanbul'da yaptigi konusma, Türki Cumhuriyetlerin bu beklentisini ve gelecege yönelik umutlarini yansitmasi bakimindan son derece önemlidir:
Ancak bahar sellerini ne kadar engellemeye, önüne bentler çekmeye çalisirsaniz çalisin, su yine de kendi yolunu açacaktir. Iste tarih nehri ile de aynisi olmus ve ‘soguk savas' engelini yikan tarih insanlik kanunlariyla belirlenen esas yatagina dönmüstür... Halklarimiz arasinda karsilikli anlayis ve güven duygusu olustu. Dostluk etkili bir isbirliginin en güvenilir garantisidir. Bu durum bizi umutlandiriyor. Doç. Dr. Ramazan Özey, Türk Dünyasi, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Aralik 1996, s.60