Painfully
Üye
-
- Katılım
- Mart 23, 2019
-
- Mesajlar
- 1,860
-
- Tepkime puanı
- 436
-
- Puanları
- 123
-
- Konum
- Yalnızlık.
Kurt Ve 7 Küçük Oğlak / Grimm masallari
Bir varmış, Bir yokmuş Önce zamanla ihtiyar Bir keçinin yedi yavrusu varmış.
Bir anne çocuklarını sebep severse o da yavrularını öyle severmiş.
Günün birisinde keçi, yavrularına yiyecek bulup getirmek için ormana giderken onları etrafında toplamış: – Sevgili çocuklarım demiş; ben ormana gidiyorum.
Kendinizi kurttan sakının.
Eğer kurt hanemize girerse hepinizi kıtır kıtır yer.
Bu alçak defa sefer türlü kılıklara girer, fakat kaba sesinden, kapkara ayaklarından onu derhal tanıyabilirsiniz! Ufak oğlaklar: – Sevgili annemiz, demişler, gözün geride kalmasın… Güle güle git, güle güle gel… Biz kendisimizi koruruz.
Keçi melemiş, iç ferahlığıyla yola çıkmış.
Aradan defa vakit geçmemiş.
Evin kapısını biri çalmış: – Sevgili çocuklar diye seslenmiş, kapıyı açın bakayım.
Anneniz geldi, hepinize Bir şeyler getirdi.
Fakat oğlaklar kurdun kalın sesini tarifişlar; içerden seslenmişler: – Sen annemiz değilsin… Onun sesi hem ince, hatta tatlıdır.
Senin sesin kalın.
Sen kurtsun! Bunun üstüne .
kurt Bir dükkâna gitmiş, büyük Bir tebeşir parçası satın almış, bunu yemiş, sesini inceltmiş.
Sonra geri dönerek yeniden kapıyı çalmış: – Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım, demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan Bir şeyler getirdi.
Kurt kapkara ayaklarını pencereye dayamışmış.
Oğlaklar bunu görünce yeniden bağırmışlar: – Sana kapıyı açmayız.
Annemizin ayakları seninkiler gibi kara değil.
Sen kurtsun! Kurt yeniden geri dönmüş, Bir fırıncıya gitmiş: – Ayağımı Bir taşa çarptım demiş; üstüne bir miktar hamur müddetr misin ? Fırıncı kurdun ayaklarına hamuru sürmüş.
Kurt bu sefer değirmenciye koşmuş: – Ayaklarıma Bir parça un serp demiş.
Değirmenci kendisi kendisine: – Kurt yeniden birini aldatmak istiyor demiş, un vermek iradeemiş.
Fakat kurt: – Dediğimi yapmazsan seni yerim! diye bağırınca değirmenci korkmuş, derhal Bir avuç un alarak kurdun ayaklarına serpmiş.
İnsanlar bu türdir esasen! Bunun üstüne alçak hayvan üçüncü sefer haneye gitmiş, kapıyı çalmış: – Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan Bir şeyler getirdi.
Oğlaklar bağrışmışlar: – Evvel ayaklarını göster de anneciğimiz olup bulunmadığını anlayalım! demişler.
Kurt ayaklarını pencereye dayamış.
Oğlaklar şunların beyaz bulunduğunu görünce kurdun sözlerine inanmışlar… Kapıyı açmışlar. Bir de ne görsünler?.. Bu giren kurt değil mi? Oğlaklar ne yapacaklarını şaşırmışlar, saklanacak yer aramışlar. Biri masanın altına kaçmış. İkincisi yatağa sokulmuş. Üçüncüsü sobanın içine girmiş. Dördüncüsü mutfağa saklanmış. Beşincisi dolaba girmiş. Altıncısı çamaşır sepetinin altına sokulmuş. Yedincisi de duvar saatinin içine girmiş. Fakat kurt vakit yitirmeden birer birer hepsini yakalayıp tutmaya başlamış. Yalnızca saatin içindeki yedinciyi bulamamış. Karnı da oldukça doyduğu için onu aramaktan vazgeçmiş, çıkıp gitmiş. Evin önünde geniş bir çimenlik varmış. Orada bir ağacın altına sırt üstü yatmış, uyumaya başlamış. Aradan çok zaman geçmeden keçi anne eve dönmüş. Aman Tanrım! Bir de ne görsün? Evin kapısı ardına kadar açık. Masa, sandalyeler devrilmiş. Çamaşır sepeti paramparça olmuş, yatıyor. Yastıklarla yorganlar yerlere atılmışâ€¦ Keçi anne yavrularını aramış; hiçbir yerde bulamamış. Birer birer adlarını çağırmaya başlamış. Hiçbirinden karşılık alamamış. Sonunda sıra sonuncunun adına gelmiş. O zaman ince bir ses duyulmuş: – Duvar saatinin içindeyim, anneciğim! Keçi, yavrusunu oradan çıkarmış. Küçük oğlak kurdun gelişini, öbür kardeşlerinin hepsini yediğini anlatmış. Keçi annenin, zavallı yavruları için ne kadar gözyaşı döktüğünü kestirebilirsiniz. Sonunda bu acıyla dışarı çıkmış. Küçücük oğlak da birlikteymiş. Çayırlığa vardıkları zaman kurdu bir ağacın altında yatar bulmuşlar. Öyle horluyormuş ki, ağacın dalları titriyormuş. Keçi anne kurdu uzun uzun seyretmiş. Karnında bir şeylerin kıpırdadığını, oradan oraya gidip geldiğini görmüş. İçinden: – Aman Tanrım, demiş, yoksa kurdun akşam yemeği yaptığı yavrularım hâlâ sağ mı? Bunun üzerine küçük oğlak eve kadar koşa koşa giderek makası, iğne-ipliği getirmiş. Keçi anne canavarın karnını yarmış. Daha küçük bir yarık açılır açılmaz oğlaklardan biri kafasını dışarı çıkarmış. Bir parça daha yarınca altısı da arka arkaya fırlayıp çıkmışlar. Hepsi dipdiri sapsağlammışlar. Meğer kurt aç gözlülüğü yüzünden bunları çiğnemeden yutmuşmuş. O andaki sevinci bir düşünün! Hepsi sevgili annelerinin boynuna sarılmışlar. Hoplayıp, sıçramaya başlamışlar. Keçi anne demiş ki: – Haydi bakalım, şimdi gidip, taş toplayıp getirin… Uyanmadan şu dinsiz imansızın karnına dolduralım. Yedi oğlak çabucak taşları bulup getirmişler; kurdun karnını tıklım tıklım doldurmuşlar. Sonra keçi anne çabucak derisini dikmiş. Bu arada kurt bir şey sezmemiş, yerinden bile kıpırdamamış. Kurt uykusunu alınca ayağa kalkmış. Karnı taşla dolu olduğu için pek susamışmış. Bir pınarın başına gidip su içmek istemiş. Yürürken oraya buraya kımıldadıkça karnındaki taşlar çarpışmaya, takırdamaya başlamış. Bunun üzerine kurt: Şu acayip işe bak! Karnım bir şeyle dolmuş; Yuttuğum altı oğlak Sanki birer taş olmuş! demiş. Pınar . başına varınca suya doğru eğilip içmek istemiş. Gel gelelim, karnındaki taşlar yüzünden suya yuvarlanmış. Bağıra bağıra boğulup gitmiş. Yedi oğlak bunu görünce koşa koşa gelmişler: – Kurt öldü! Kurt öldü! diye bağrışmışlar. Anneleriyle birlikte pınarın çevresinde hoplayıp dönmüşler.
alinti.
Bir varmış, Bir yokmuş Önce zamanla ihtiyar Bir keçinin yedi yavrusu varmış.
Bir anne çocuklarını sebep severse o da yavrularını öyle severmiş.
Günün birisinde keçi, yavrularına yiyecek bulup getirmek için ormana giderken onları etrafında toplamış: – Sevgili çocuklarım demiş; ben ormana gidiyorum.
Kendinizi kurttan sakının.
Eğer kurt hanemize girerse hepinizi kıtır kıtır yer.
Bu alçak defa sefer türlü kılıklara girer, fakat kaba sesinden, kapkara ayaklarından onu derhal tanıyabilirsiniz! Ufak oğlaklar: – Sevgili annemiz, demişler, gözün geride kalmasın… Güle güle git, güle güle gel… Biz kendisimizi koruruz.
Keçi melemiş, iç ferahlığıyla yola çıkmış.
Aradan defa vakit geçmemiş.
Evin kapısını biri çalmış: – Sevgili çocuklar diye seslenmiş, kapıyı açın bakayım.
Anneniz geldi, hepinize Bir şeyler getirdi.
Fakat oğlaklar kurdun kalın sesini tarifişlar; içerden seslenmişler: – Sen annemiz değilsin… Onun sesi hem ince, hatta tatlıdır.
Senin sesin kalın.
Sen kurtsun! Bunun üstüne .
kurt Bir dükkâna gitmiş, büyük Bir tebeşir parçası satın almış, bunu yemiş, sesini inceltmiş.
Sonra geri dönerek yeniden kapıyı çalmış: – Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım, demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan Bir şeyler getirdi.
Kurt kapkara ayaklarını pencereye dayamışmış.
Oğlaklar bunu görünce yeniden bağırmışlar: – Sana kapıyı açmayız.
Annemizin ayakları seninkiler gibi kara değil.
Sen kurtsun! Kurt yeniden geri dönmüş, Bir fırıncıya gitmiş: – Ayağımı Bir taşa çarptım demiş; üstüne bir miktar hamur müddetr misin ? Fırıncı kurdun ayaklarına hamuru sürmüş.
Kurt bu sefer değirmenciye koşmuş: – Ayaklarıma Bir parça un serp demiş.
Değirmenci kendisi kendisine: – Kurt yeniden birini aldatmak istiyor demiş, un vermek iradeemiş.
Fakat kurt: – Dediğimi yapmazsan seni yerim! diye bağırınca değirmenci korkmuş, derhal Bir avuç un alarak kurdun ayaklarına serpmiş.
İnsanlar bu türdir esasen! Bunun üstüne alçak hayvan üçüncü sefer haneye gitmiş, kapıyı çalmış: – Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan Bir şeyler getirdi.
Oğlaklar bağrışmışlar: – Evvel ayaklarını göster de anneciğimiz olup bulunmadığını anlayalım! demişler.
Kurt ayaklarını pencereye dayamış.
Oğlaklar şunların beyaz bulunduğunu görünce kurdun sözlerine inanmışlar… Kapıyı açmışlar. Bir de ne görsünler?.. Bu giren kurt değil mi? Oğlaklar ne yapacaklarını şaşırmışlar, saklanacak yer aramışlar. Biri masanın altına kaçmış. İkincisi yatağa sokulmuş. Üçüncüsü sobanın içine girmiş. Dördüncüsü mutfağa saklanmış. Beşincisi dolaba girmiş. Altıncısı çamaşır sepetinin altına sokulmuş. Yedincisi de duvar saatinin içine girmiş. Fakat kurt vakit yitirmeden birer birer hepsini yakalayıp tutmaya başlamış. Yalnızca saatin içindeki yedinciyi bulamamış. Karnı da oldukça doyduğu için onu aramaktan vazgeçmiş, çıkıp gitmiş. Evin önünde geniş bir çimenlik varmış. Orada bir ağacın altına sırt üstü yatmış, uyumaya başlamış. Aradan çok zaman geçmeden keçi anne eve dönmüş. Aman Tanrım! Bir de ne görsün? Evin kapısı ardına kadar açık. Masa, sandalyeler devrilmiş. Çamaşır sepeti paramparça olmuş, yatıyor. Yastıklarla yorganlar yerlere atılmışâ€¦ Keçi anne yavrularını aramış; hiçbir yerde bulamamış. Birer birer adlarını çağırmaya başlamış. Hiçbirinden karşılık alamamış. Sonunda sıra sonuncunun adına gelmiş. O zaman ince bir ses duyulmuş: – Duvar saatinin içindeyim, anneciğim! Keçi, yavrusunu oradan çıkarmış. Küçük oğlak kurdun gelişini, öbür kardeşlerinin hepsini yediğini anlatmış. Keçi annenin, zavallı yavruları için ne kadar gözyaşı döktüğünü kestirebilirsiniz. Sonunda bu acıyla dışarı çıkmış. Küçücük oğlak da birlikteymiş. Çayırlığa vardıkları zaman kurdu bir ağacın altında yatar bulmuşlar. Öyle horluyormuş ki, ağacın dalları titriyormuş. Keçi anne kurdu uzun uzun seyretmiş. Karnında bir şeylerin kıpırdadığını, oradan oraya gidip geldiğini görmüş. İçinden: – Aman Tanrım, demiş, yoksa kurdun akşam yemeği yaptığı yavrularım hâlâ sağ mı? Bunun üzerine küçük oğlak eve kadar koşa koşa giderek makası, iğne-ipliği getirmiş. Keçi anne canavarın karnını yarmış. Daha küçük bir yarık açılır açılmaz oğlaklardan biri kafasını dışarı çıkarmış. Bir parça daha yarınca altısı da arka arkaya fırlayıp çıkmışlar. Hepsi dipdiri sapsağlammışlar. Meğer kurt aç gözlülüğü yüzünden bunları çiğnemeden yutmuşmuş. O andaki sevinci bir düşünün! Hepsi sevgili annelerinin boynuna sarılmışlar. Hoplayıp, sıçramaya başlamışlar. Keçi anne demiş ki: – Haydi bakalım, şimdi gidip, taş toplayıp getirin… Uyanmadan şu dinsiz imansızın karnına dolduralım. Yedi oğlak çabucak taşları bulup getirmişler; kurdun karnını tıklım tıklım doldurmuşlar. Sonra keçi anne çabucak derisini dikmiş. Bu arada kurt bir şey sezmemiş, yerinden bile kıpırdamamış. Kurt uykusunu alınca ayağa kalkmış. Karnı taşla dolu olduğu için pek susamışmış. Bir pınarın başına gidip su içmek istemiş. Yürürken oraya buraya kımıldadıkça karnındaki taşlar çarpışmaya, takırdamaya başlamış. Bunun üzerine kurt: Şu acayip işe bak! Karnım bir şeyle dolmuş; Yuttuğum altı oğlak Sanki birer taş olmuş! demiş. Pınar . başına varınca suya doğru eğilip içmek istemiş. Gel gelelim, karnındaki taşlar yüzünden suya yuvarlanmış. Bağıra bağıra boğulup gitmiş. Yedi oğlak bunu görünce koşa koşa gelmişler: – Kurt öldü! Kurt öldü! diye bağrışmışlar. Anneleriyle birlikte pınarın çevresinde hoplayıp dönmüşler.
alinti.
Moderatör tarafında düzenlendi: