Kurt postuna bürünmüş çakallar.

Konu sahibi son olarak 3648 gün önce görüldü

Kurt postuna bürünmüş çakallar.


zamanında bir politikacının "İyi ki bu orduyla..." diye başlayan hakareti topluma kabul ettirilmeye başlanmıştır. Maalesef milliyetçiler, özellikle ülkücüler bu hakaretleri sahiplenmeye başlamıştır.

Türk Ordusu, vatanın birliğinin hiçe sayıldığı bir dönemde alenen tahkir ediliyor.

Milliyetçi camianın da içinde bulunduğu "dindar" kesimlerin ağzından, 28 Şubat dönemi kötülükleri ve 12 Eylül işkenceleri düşmüyor.

Türk askerlerinin tartışmalı delillerle ve iddialarla hapsedilmesinin aslında ne kadar haklı olduğuna dair gayrı resmi kanaat, bütün dincilerin asgari müştereki haline getirilmek isteniyor.

Aslında bu ciddi bir zihniyet dönüşümünün göstergesi. Bu, Türk askeri üzerinden Türk medenileşme projesine karşı haklı bir halk tepkisi gibi gösterilmeye çalışılsa da bunun aslı Türk Ordusu üzerinden Türk adının son kalesine saldırmaktır.

Bunu yaparken kullanılan metot, "Fırsat bu fırsat!" diyerek ordunun milletine nasıl yabancılaşmış bir yapı olduğunu kanıtlamak. 12 Eylül'de ordunun kendilerini ezerek dincilerin yolunu iddia eden bir kısım ülkücüler de içten içe "kendilerine ait olmayan bir ordu" algısına sarılıyorlar.

Ülkücüler belki fark etmiyor ama Türk Ordusu hakkındaki yargılama histerisinin temelinde, onu din dışı bir millî ordu olarak görmek kabulü yatıyor. Türk adını dinin düşmanı, anti tezi olarak gören ümmetçi Arap özentilerine göre Türk Ordusu ülkenin Araplaşmasına ve dincileşmesine engel olan en büyük gerçek güç. Bu güç ortadan kaldırıldığı takdirde, milletin zihnî dönüşümünü tamamlayarak onu Türklükten vazgeçirmek hiç de zor olmayacak.

Ülkücüler "Nasıl bir Türklük" tasarlamaları gerektiğini düşünüp dururlarken bir yandan Türk vatanını Türksüzleştirmek projesinin zımnî destekçileri olduklarını fark edemiyorlar bile.

Memleketi, Türk etiketli bir şeriat devleti haline getirmeyi, dinin icabı sayan ülkücüler arasında 12 Eylül'ü bir tür "cihat" gibi kabul ederek Türk Ordusu'nu işgalci bir güç gibi görmek telâkkisi son dönemde iyice yaygınlaştı.

12 Eylül şüphesiz tarikatlerin ve cemaatlerin önünü açmıştır. Fakat ülkücüler bu duruma karşı çıkmamıştır. Aksine bir kısım ülkücü yeni oluşan dinci güç odaklarına yamanarak kendilerine eziyet eden askerlerden intikam almak ve menfaat temin edebilmek derdine düşmüştür.

Kalan ülkücüler, Türk uygarlaşması, lâik devlet gibi ideallere soğuk bakmaya devam ederek Türk adından ziyade Emevî Arapçılığını ve ezber dinciliğini önceleyip buna "ülkü" diyerek siyaset yapmayı seçti.

Dincilerin, sanıldığı gibi gerçek bir sivil liberal demokratik hukuk devletinden yana olmadıkları, demokrasiyi basit bir araç olarak gördükleri ve iletişimde, yönetimde hiç bir ahlâkî ve hukukî sınır tanımadıkları ortaya çıktı. En önemlisi düşman oldukları en büyük değerin Türklük olduğu ortaya çıktı.
Ülkücülerin, cemaatlerle, tarikatlerle paylaştığı tek şey, Emevici din yorumudur.

Türk Ordusu ise hakkında yürütülen bütün çirkin iftira kampanyalarına rağmen Türk Milleti'nin ordusudur. Dinsiz olmadığını her savaşta göstermiştir.

Ülkücüler şunu anlamalıdır ki Türk Ordusu yalnızca basit bir adlî yargılamadan geçmemekte, ikiyüzlü bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla lekelenmeye çalışılmaktadır. Yalnızca dinci basının Türk Ordusu hakkındaki bitmek tükenmek bilmeyen kini bile Müslümanlığı önceleyen ülkücüler için ibret olmalıdır.

Türk vatanı din sömürüsüyle Türksüzleştirilmekte, etnik ırkçılıkça bölünmektedir. Bunun karşısına çıkabilecek tek organize güç de Türk Ordusudur.

Türk Ordusu'nun bir zihnî sembol olmasına karşılık onu basit dedikodularla ve iki yüzlü bir Emevici ahlâkla kafalarda yargılanmasına izin vermek Türk adına ve varlığına asla fayda getirmez. Ülkücülüğün, Türk'ün milliyetçiliği değil de şeriatçılığın fanatizmi haline geldiği fark edilmedikçe durulacak yeri tespit etmek de mümkün olmayacaktır.

Durulması gereken yer herkesi Müslüman etiketiyle şeriat devletine mecbur etmek değildir. Durulacak yer, dünyaya Türk'e göre bakan, adalet ve barışı Türk gücüyle ve Türk bilinciyle koruyan lâik, özgürlükçü bir toplumsal düzen telâkkisidir.

Ülkücüler hâlâ milliyetçilik iddiasında iseler memleketi, her ne pahasına olursa olsun, İran benzeri bir din çılgınlığına sürüklemeye çalışanlarla herhangi bir asgari müştereklerinin olmamasına asıl şimdi dikkat etmelidirler.

Yıllardır, kendilerine ülkücü diyen bu çapulcu güruhunun milliyetçilikle hiçbir ilgisi yoktur.

Bunlar ve sapık ideolojileri yok olmadan TÜRKçü fikriyatın Türk ırkına egemen olması hemen hemen imkansızdır bu yüzden sentez saçmalıkları görüldüğü yerde ezilmelidir.

Şeriatçı yobazlar kaybetmeye mahkumdur..

Milliyetçilik bu ülküsüz çapulcuların ne haddine. Bunlarda ne vatan sevgisi nede millet sevgisi vardır.Yerden yere vurdukları kurum, bugün Türklerin dünyaya karşı başına dik tutturan kurumdur. Ülküsüzlerin anansının babasının kim olduğu, evlerinde huzur içinde yatması sağlayan, o numaradan sevdikleri vatanlarının bayraklarını göklerde dalgalandıran Yüce TSK dır. Bunlar Türkün safında görünüpte Türkün kutsallarına dil uzatacak kadar da haindir.

Bırakın artık bu güzelim vatanın adını kullanmayı, çıkarın artık yüzünüzdeki maskelerinizi,sırtınızdaki postunuzu.
 
Hep sorardım kendime Adnan Oktar kime, hangi kitleye hitap ediyor diye.
 
Çok fazla varsayım dolu bir yazı olarak gözlemledim.
Bana göre bir çok şeyi yanlış anlamış ve bu uzun yazıyı yazarken boşuna vakit kaybetmişsiniz.
Ama tabii ki hepimizin görüşleri aynı olsa da, amacı bu ülkeyi daha ileriye götürmektir. En azından öyle olmasını umuyorum.
 
Doğru bırakın artık vatanı somurmayı..
 
Özet geçin çünkü böyle uzun yazılar hayatımdan çalııyor hakkımı helal edesim gelmiyor.
 
Kurban kesip genelev acip avrupali damizlikla irk islahina kalkan terorun altina yatan hdpchp kesimimi bunlari soyluyor yaziyor ciziyor? pardon yaziyi okumadim eskiden sadece dine düşmandiniz simdi hem İslama hem hükümete düşmansiniz çünku devlet Müslümanlarin elinde hadi simdi kudurun DÜNYA BEŞTEN BÜYÜK!!!
 
Geri