Kurşun Sesi - Müştehir Karakaya'nın Öykülerinden

N
  • Kullanıcı Nefertiti
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
Bir gece oturup düşündüm. Gerçi her gece oturup düşünürüm ama bu gece daha başka türlü düşündüm. Gök morarmış gibi soluk alıp veriyor. Gökyüzünde benim gibi kendini yalnız hisseden bir mehtap var. Yıldız kümeleri parlayıp durmasına rağmen her biri kendi sıkıntıları ve yalnızlıklarıyla boğuşup durduklarını bir ben bilirim. Akşam karanlık zırhını kuşanıp savaşa hazırlandığı bir hengâmede kimsesizlerin kimsesi olan gece, bitap düşüp ışınların rahatsız edici varlığından rahatsız oluncaya değin kendiyle hasbihalleşerek uykuya dalar. Gün artık nevrotik bir sarsıntının göstergesidir. Belli belirsiz sesler kulağımı tırmalıyor. Mehtap kendini iyi hissetmiyor. Şehrin en acımasız yalnızlığı içinde tuzu biberidir tatlı duygularla gecenin esintisine kendini bırakan.

Belki bir kurşun sesidir kulağıma kadar gelen. Soğuk bir seziş. Gün doğacak birazdan. Renkler değişecek varlıkları ve doğaları gereği, sahipsiz bir sokak köpeği havlayacak. Şehir gecenin kirini kusmaya çalışacak. Böyle sanıyor çünkü o. Gecenin gizemini, sırrını, yalnızlığını, sahipsizliğini bilmiyor. Bir ses daha, belli belirsiz. Ama bu kurşun sesi. İhanetlerin bedelini biri ağır ödüyor olabilir mi? Ya da aklı başına getirtilmeye çalışılan bir zavallının yaşam sınavına birileri mi müdahale etti? Kimdir bu yalnızlıkların kabahatlisi? Karanlığın örttüğü yüzlerden çıkan rezil kehanetleri açıklamak benim işim olmamalı. Ben bu kurşun sesini kötürüm bir insanın çığlığı gibi içimde saklamalıydım. Çünkü yeryüzü coğrafyasının hemen her santimetre karesinde yıkılışların ve yokoluşların yaşandığı bir dönemin habercileri olan bizler, hayatı kiminden alıp kimine verenlerle bir stratejik zorbalığın altına imza atmamakla birlikte seslerimizi çıkarmayarak kabulleniyoruz, ortak oluyoruz.

Sonbaharın başlangıç günleri. Gece serin. Tan yılkı bir küheylan gibi geceye tırıs yürüyüşlerle girmeye çalışıyor. Mehtap ağlamayı unutmuş bir gelin edasıyla şaşkın şaşkın etrafına bakınmakta, ıslık gibi çıkan tarifsiz seslerin karmaşasını yaşamakta. Ben yuvasını unutmuş bir kuş gibi çırpınırken, kurşun sesine alışmayadurdu mahrem evlerde birileri, kimbilir. Bu ses içimde durmadan kanayan bir yaranın ne ilk ne de son darbesidir. Her bir kurşun, şehirlerin ve köylerin üzerine düşen bir bomba gibi hoplatıyor beni. Ölüp ölüp dirilmenin başka bir adı daha var mı, bilmiyorum. Bir kere ölümün adı başka şey. Mesela adı ölüm olan düşünmenin veya adı ayrılık olan düşünmenin, ya da cayır cayır yanan bir aşkın, kör talihin üzerine kurulu bir sevdanın adı ölüm olsa..nihayetinde hepsi ölüm...Bir kurşun sesi bu. Köylerin üzerine boşaltılan napalm bombaları değil. Kafamda atom bombaları, gaz bombaları, napalm bombaları film şeridi gibi geçiyor. Nihayetinde bir kurşun diyorum. Ama bir tek kurşun da ölümün ta kendisidir.

Serin bir sonbahar gecesi. Gözlerde büyük bir ihanetin tarifsiz ıstırabı saklanıyor. Öyle bir bakış ancak sevdalılarda olur. Bana biri bakıyor. Beni yakan bir bakış. Bu bakışlardan ürküyorum. Uzun süredir böyle bakışlardan uzaktayım. İçimde helezonik daireler ardı arkası kesilmeyen bir gel-gitle sarsıyor.

Hey sevdanın garip bakışı! Ne yana döndümse yelkenim alabora! Deniz üzerime gelen yaşlı bir savaşçı. Martıların denizle sözleşmesi gibi kavl u karar ettim. Serinlik beni titretiyor. Gece örtüsünü üzerinden sıyırıp atıyor. Yaşlanıyorum galiba. Eskiden düşlerimde uçup giden bir kurtarıcı olarak görürdüm kendimi. Şimdi ölüm oldu düşlerimin adı. Kulaklarımda hiç dinmeyen silah sesleri. Bakışlarda bile bir ölüm kokusu duyuyorum. Toprağa saçılmış yüzlerce minik bedeni gördükten sonra duyulan şefkat ve tiksinti karışımı bir bakış...

Karşımdaki uzun boylu sarışın bir bakış. Melankolik. Ben yanlış mı anlıyorum yoksa? Hiç beklemediğim ve ölümün ürpertisini üzerimde hissetmeme sebep veren bu bakışları tanımam lazım. Uzansam dokunuverecekmişim gibi yakınımda ama binlerce kilometre uzağındayım. Kimliksiz bir mahkumun yıllar sonra uçsuz bucaksız bir vadiye salıverilmesi gibi yabancı.

-Adımın baş harflerini bilmen, senin anlamsızlığa düştüğünü gösterir. Martı her ne kadar deniz yüzeyinde geziniyorsa da, bil ki deniz ondan çok uzakta.

Beni şaşırtan bir duyarlılıkla, yakıcı ve yokedici gözlerinin aksine bir bahar meltemi gibi ruhumu okşayan ve denizle karabatak misali cedelleşen yakınlıkta sözlerime gözleriyle cevap veriyor.

“Farkındayım. Gençliğim benim kimliğimdir. Ama sana ulaşmam için kimliğimi yırtamam. Nihayet vakit geldiğinde uçar giderim ama denizin hâlâ yerinde durduğunu bilirim.”

-Karanlık yutar insanı.. kem gözlerden sakınmak gerek.. en büyük bilinmezlik kendi bilinmezliğimiz..

Hiç şaşırmadan bakıyor, derin bir iç çekişle, uzun ve sarışın bir bakışla. Melankoli.

Hey sevdanın karamsar yalnızlığı! Kimin kinidir seni ayakta dik tutan! Bahar; yemyeşil bir düş ülkesi gibi her dokunanı yeşile çalar. Yaz; bir pişkinlikle karşılar bedeni, olgunluk kollarıyla sarmalar. Sonbahar; hüznün tarifi, umudun bittiğini sandığın garip düşman, melankoli. Kış; belki de intihar...

Evet bir kurşun sesidir duyduğum. Belki de bakışın adıdır bu kurşun. Bir güz sabahına beni itekleyen giz neyse, bakışın garip tadını bırakan ve beni bu gece düşünceye sevkederken, tan vakti, tabiatın uyanışından doğan gökyüzünün utanç yüzüne akseden kızıllıktan küsen bir mehtabın ve insanoğlunun düş ülkesine iten o. Sanki bütün hücrelerim yeryüzüne ışınlarını gönderen bu koca kütlenin, her ışık anaforuyla bir mermi gibi bedenimi sarsan bir duyarlılıkla lanetli kabusların, melankolik bakışlardan duyulan utanç duvarını gölgelemek için çıkarak, beni bir kurşun sesiyle ayıltmaya çalışıyor. Ben biliyorum, uzaklardan gelen bu kurşun sesi bir ihanetin habercisi olabilir.

-Bazan hiçtir adı bir gençkızın...

Sesin, beni gözler kadar yakalayıp sarmayacağını biliyor. Ölümün keşif kollarını arayan adamın sesten çok gözlerin içinde kaybolacağını da biliyor olmalı.

-Evet, ama hiçlik aynı zamanda öncesinde bir varlığın cismiyle hazır olduğunun ayırımı da değil mi?

Kim bu kadar mavi mavi bakar gökyüzüne? Özgür çırpınışların asil memleketinde en hür olan gözler mi boşlukta yüzen? Ses aciz mi bu kadar, yerine ulaşamadan vurulan haber güvercini misali? Ya gözleri durdurabilir misin menziline varmadan?

Aklımda hâlâ bir uzun sarışın bakıştan kalan bir tedirginlik var. İnsan olma şerefine ermiş bulunmanın bazan hiç tadı tuzu kalmadığını söyleyen bir arkadaşıma hak versem ne çıkar?

olabilir ihtimalleri üzerinde düşün.. sonbahar ilk günlerinde uzun sarışın bir bakışın damağında bıraktığı burukluk sana neyi hatırlatıyorsa öyle düşün.. uzak bir diyarda bir avcı bir ceylanı avlamış olabilir.. tan doğarken kara-kızıl bir bulut şafağı sabote ediyor olabilir eğer yağmur yağmıyorsa.. kolcu kuvvetler rejim muhalifi bir genç için bir evi ablukaya almış olabilir.. bir ruh bir cazibeli bedene tutsak olarak kendinden geçmiş olabilir.. bir ihtimal ki bir ayrılık bir intiharı düşletiyor olabilir.. acıkmış bir bebenin sitemkârca ağlaması yorgun ve uykusuz bir anneyi derin uykusundan sıçratabilir.. bir âşık rüyasında sevgilisiyle mesut iken bir kurşun sesiyle rüyası bölünerek mutluluğunun bir düşten öte birşey olmadığını görerek ağlayabilir.. gece mesaisinden dönen bir baba evinde bir yabancı adamın kokusunu duyduğunu söyleyerek karısını hırpalıyor olabilir.. bir akşam bir gençkız sizi sevdiğini söylemesine rağmen sabaha yakın kin ve nefret duygularının ağır bastığını söylüyor olabilir.. bir bakışın tutkulu adını birileri ihanet olarak değiştirebilir..

Bir sonbahar sabahında bir kurşun sesi beni düşünceler zincirinden uyandıradursun, güneşin ihanetini sindire sindire içine çeken bir dolunayın yokoluşunu seyrederek ağlamaya başlıyorum.​
 
Geri