Kurşun Asker Masalı

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü

Kurşun Asker


Ah! Ne güzel kurşun askerler diye mırıldandı küçük çocuk. Dogum yıldönümünde kendisine verilen armaganları gözden geçiriyordu.

En çok kurşun askerleri begenmişti. Onları kutularından çıkararak masanın üzerine bir bir sıraladı. Düzgün tüfekleri ve kırmızı sapkaları ile hepsi de çok güzel duruyordu.

Fakat o da ne? Kurşun askerler arasında bir tanesi arkadaşlarına benzemiyordu. Çocuk bu askeri eline aldı ve öbür kurşun askerlerin sırasından ayırdı.

Çünkü bu kurşun askerin tek bacagı vardı. Öbür bacagı her halde usta tarafından yapılırken unutulmuştu.

Çocugun başka oyuncakları da vardı. Kartondan yapılmış bir saray agaçlarla dolu bahçesi ve içinde kuguların yüzdügü gölü ile güzel bir görünüm yaratıyordu. Gölün yanında da dans eden bir kız duruyordu.

Dans eden kız ayaklarından birini havaya kaldırmıştı. Tek ayaklı asker bulundugu yerden dans eden kızı gördü: -Işte benim gibi tek ayaklı biri daha diye düşündü.

Ne güzel! Benim sevgilim olabilir. Tek ayaklı asker bu güzel kızı daha iyi görebilmek için bir şeker kutusunun arkasına gizlendi. Hayranlıkla kızı seyrederken şeker kutusunun kapagı birden açıldı.

Içinden kara bir oyuncak çıktı. Bu oyuncak şeytana benziyordu.

Gözlerini kırpmadan dans eden kıza bakıyordu.

Ertesi gün çocuk erkenden kalktı. Oyuncaklarıyla oynamaya devam etti. Tek ayaklı askerle oynarken onu pencereden bahçeye düşürdü. Koşa koşa bahçeye çıktı. Tek ayaklı askerı her yerde aradı.

Fakat bir türlü bulamadı. Aglayarak içeriye girdi.

Tek ayaklı askeri o sırada sokaktan geçen iki çocuk görmüştü. Bunlar tek ayaklı askeri alarak oradan uzaklaşmışlardı. Bir süre onunla oynadılar.

Sonra kagıttan bir kayık yaparak tek ayaklı askeri kayıgın içine yerleştirdiler. Kayıgı nehire bıraktılar.

Tek ayaklı asker kagıttan kayıgın içinde nehrin akıntısına kapılarak gözden kayboldu. Bir süre sonra da tek ayaklı askeri kagıttan kayıkla birlikte kocaman bir balık yutuverdi.

Zavallı tek ayaklı asker balıgın midesinde başına gelen bu felaketin geçmesini sabırla bekledi. Günün birinde balıgın çırpındıgını duydu. Balıgı bir avcı yakalamış ve bir kadına satmıştı. Kadın balıgı alıp mutfaga götürdü.

Balıgın karnını açınca tek ayaklı asker gün ışıgına kavuşmuştu. Balıgın karnından çıkan tek ayaklı askeri gören kadın: -Aaaa! Tek ayaklı bir kurşun asker diye mırıldandı. Raslantıya bakın ki bu kadın tek ayaklı askerin sahibi olan çocugun annesiydi.

Tek ayaklı askeri çocugunun odasına götürdü.

Masanın üzerine koydu. Tek ayaklı asker bulundugu yeri tanıdı. Etrafına bakındı. Dans eden güzel kızın hala yerinde durdugunu görerek sevindi. Geç kız da onu görmüştü ve sevindigini belli etmişti.

Bu sırada odaya çocuk girdi. Tek ayaklı askeri masanın üzerinde gördü. Hemen alarak ocakta yanmakta olan ateşe attı. Zavallı kursun asker ateşte tamamen eriyinceye kadar gözlerini güzel kızdan ayırmadı.

Fakat tam bu sırada beklenmedik bir şey oldu. Kapı ve pencerinin açık olmasından odada hava akımı oldu. Bu hava akımına kapılan genç kız ocakta yanmakta olan tek ayaklı askerin yanina kadar uçtu.

Her ikisi de birlikte yandılar kül oldular. Ertesi sabah evin hanımı ocagin küllerini temizlerken tamamen sönmüş küllerin arasinda yanmaya devam eden ve güneş gibi parıldayan kurşundan bir kalp buldu.
 
Kurşun Asker Masalı

vy6alp66.jpg


Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak bir ülkede bir oyuncak evinin içinde tam altı tane kurşun asker yaşarmış. Bunları bir gün alıp bir oyuncakçı dükkanının vitrinine koymuşlar. Altısı da tüfekleri omzunda hazır olda duruyordu.

Yalnız içlerinden birinin tek ayağı yoktu. Oğlunun doğum günü için armağan almaya çarşıya çıkan bir baba, askerleri görünce çok beğenmiş, hemen dükkâna girip onları satın almış, satıcı, askerleri kutuya yerleştirirken birinin tek bacaklı oluşunun nedenini açıklamış babaya.

Bunları yapan ustanın kurşunu son askere yetmeyince o da topal kalmış. Baba şaşırmış bu duruma ama bir şey dememiş, kurşun askerleri alıp çocuğuna götürmüş.

Doğum gününde eğlenen çocuklar, askerlerle oynayıp eğlenmişler. Oyun oynamaları bitince altı tane kurşun askeri kutularına yerleştirmişler. rafa kaldırıldı.

Yarı karanlık kutunun içinde askerlerin canı sıkılıyormuş, Yalnız topal olan kurşun asker kutunun kapağının aralığından dışarıyı görebiliyormuş ve bunu kendisi için bir eğlence gibi görüyormuş.

Bizim topal kurşun askerin gözüne ilk çarpan, masanın üstündeki oyuncak bir kaleyle kalenin içindeki şato oldu.

Şatonun önünde güzel bir prenses heykeli duruyordu.

Prenses, kollarını iki yana açıp bir ayağını kaldırmış, aynı dans eder gibiymiş. Topal kurşun asker prensese aşık olmuş. Ağzını bıçak açmaz, bir söz söylemez hale gelmiş.

Tek isteği prensesin yanına gitmek, ona kavuşmakmış, başka hiçbir şeyi gözü görmez olmuş. Ertesi gün oyuncakların sahibi olan küçük çocuk, bizim küçük kurşun askeri kutusundan çıkarıp oynamaya başlamış.

Şimdi hem prensesi daha iyi gören kurşun asker, gözünü ondan ayıramıyormuş. Kurşun askeri prensese bir şey olacak diye o kadar korkuyormuş ki…

O sırada hava birden kararmış, şimşekler ve ardından sert bir rüzgâr çıkmış. Rüzgar o kadar Kuvvetli esiyormuş ki, pencerenin yakınında duran kurşun askeri savurup pencereden sokağa yuvarlayıvermiş sokağın bir köşesindeki kaldırımın kenarına düşmüş. Onu kimse görmemiş hatta gelip geçenler, üstüne basacak gibi oluyor,kurşun askerin korkudan yüreği ağzına geliyormuş.

Rüzgârın ardından yağmur yağıp çukurlara sular birikmiş, sel olup akmaya başlamış. Hava açtığında su birikintisinin başına oynamaya gelen iki çocuk onu görünce o kadar sevinmişler ki.

Biri kâğıttan bir kayık yapmış, Öteki bizim askeri içine bindirmiş ve iki çocuk sularla oynamaya dalıp bir süre sonra kayıkla askeri unutmuşlar.

Kayık suyun içinde yavaş yavaş hareket ederek sürüklenmeye başlamış ve bizim asker yüzen kayığın içinde, silahı omuzunda dimdik duruyormuş.

Korkuyu aklından bilke geçirmiyormuş, akıp giden yağmur suları sonunda büyük bir ırmağa ulaşınca, kurşun asker , koskoca ırmağın ortasında bir nokta kadar kalmış ve bir süre dalgalara kapılıp ilerlemiş.

Bu arada yağmur daha hızlı yağmaya başlamış ve kâğıttan kayık ıslanınca da içine sular dolmaya başlamış.

Böylece ırmağın azgın sularına gömülüvermiş.. Kurşunun ağırlığı onu ırmağın en dibine itiyormuş ve bu karanlık, ıssız soğuk yer artık onu korkutmaya başlamış. Işığa yeniden kavuştuğunda bir evin sıcacık mutfağında ocağın yanında durduğunu görmüş.

O sırada sahibi olan çocuk gelip onu bulmuş ve alıp odasındaki yerine koyuş. Kurşun asker oraya geldiği için o kadar mutluymuş ki, ilk işi, prensesi araştırmak olmuş.

Bir bakmış ki, Prenses, bıraktığı yerde ve iki kolu iki yana açık, bir ayağını kaldırmış dans ediyormuş gibi duruyor ve ona bakıyormuş.

Kurşun asker çok mutlu olmuş ki, prensesle bütün gece boyunca birbirlerine sevgiyle bakışıp durmuşlar.

Üzerinden birkaç gün geçmiş ama mutluluğu çok uzun sürmemiş. Sahibi olan çocuk bizim kurşun askerden sıkılmış ve artık onunla oynamaz olmuş.

Bununla da kalmamış, bizim kurşun askeri alıp alev alev yanan şöminenin içine atmış. Kurşun askerin alevlerden canı çok yanmış ve bir süre sonra erimeye başlamış.

Yine sevgilisi prensesten ayrılıyormuş işte, en çok da buna üzülüyormuş doğrusu. Tam o sırada açık pencereden giren güçlü bir esinti, prensesi uçurup ateşin içine düşürüvermiş. Bizim kurşun asker, sevinçle kollarını açıp prensesi kucaklamış. Artık onun için yeni bir hayat başlıyormuş.
 
Geri