Kürk Mantolu Madonna'nın dizisi çekilecek

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti
Eminim Madonna' nın hayatı dizi oluyor diye bekleyen ablalarımız abilerimiz vardır. Orhan Pamuk' un Masumiyet Müzesi de çekiliyordu sanki Çağatay Ulusoy falan vardı. Umarım çekilemiyordur ve bu da umarım olmaz. Olmamalı, dokunulmamalı.
 
güzel kitap, lakin bu kadar şişirilmesini anlamadığım eserlerden biridir, kmm. bunun gibi birkaç tane daha var, yazıp daha da linç yemek istemiyorum.gsjjsjs konuya gelecek olursak, bu zamana kadar yapılmamış olması ilginç asıl. belki çok iyi bir iş ortaya çıkabilir, karartmamak lazım hemen içi. cast seçimi, senarist, yönetmen vs. bunlar en büyük belirleyici etkenler. bkz. beren saat'li, selçuk yöntem'li, kıvanç tatlıtuğ'lu aşk-ı memnu, bkz. farah zeynep'li, boran kuzum'lu, aşk-ı memnu.
 
Bu nasıl habercilik arkadaş; "dizi çekilecek!" Kim çekecek nerde çekecek neden çekecek nasıl çekecek (3n 1k)?

Cunta rejimi gibi. Kitap yazılacak yaz, dizi cekilecek çek
 
güzel kitap, lakin bu kadar şişirilmesini anlamadığım eserlerden biridir, kmm. bunun gibi birkaç tane daha var, yazıp daha da linç yemek istemiyorum.gsjjsjs konuya gelecek olursak, bu zamana kadar yapılmamış olması ilginç asıl. belki çok iyi bir iş ortaya çıkabilir, karartmamak lazım hemen içi. cast seçimi, senarist, yönetmen vs. bunlar en büyük belirleyici etkenler. bkz. beren saat'li, selçuk yöntem'li, kıvanç tatlıtuğ'lu aşk-ı memnu, bkz. farah zeynep'li, boran kuzum'lu, aşk-ı memnu.
Neyse. Sildim, tamam. Djdkkdks
 

Ekli dosyalar

Pembe mantolu Leyla daha ilgi cekerdi

Kusarsan kus napim gicik kapiyorum Raif efendinin pasifligi ve acizligine..
 
Yazmayayım diyorum ama yazılanlar karşısında birkaç kelam etmeden geçmek istemedim. Söz konusu olan kişi eserleriyle beni derinden etkilemiş, hayatıma yön vermiş, hatta forumda 8-10 yıldır avatar olarak taşıdığım Türkiye tarihinin en önemli aydınlarından biridir. Neyse başlayalım;



Öncelikle herkesin okuduğu şeyden anladığı/çıkardığı sonuçlar farklılık gösterebilir. Hayata bakış açımız, edindiğimiz eğitim, kültür, değerler, sosyal statü… Hepsi buna etken. Bir olayın patron açısından anlamı ile işçi açısından anlamı farklı olabilir, dindar ile ateist tarafından yorumlanması farklı olabilir, zengin ile fakir, köylü ile şehirli olaylara farklı pencerelerden bakabilir, farklı yönlerden yaklaşabilirler. Örneğin adamın biri İstanbul’a bakmış, “eyyy İstanbul, sen mi büyüksün yoksa ben mi seni bilmem ne yapacağım” demiş. Kimse umursamamış. Başka bir adam İstanbul’a bakmış ve o adam da Attila İlhan olmuş. İstanbul aynı İstanbul ama yorumlar ve bakış açısı çok farklı. O nedenle konu içinde yazan arkadaşların yorumlarını bir açıdan anlıyorum. Dizi olmasına yönelik eleştirileri anlarım ama benim için özel olan yazara, kitabına ve karakterine yönelik yapılan alakasız eleştirileri kabul etmem mümkün değil. Dizi olmasına dair endişemi de ayrıca belirteceğim. Elbette, bunlar benim şahsi söylemlerim.



Öncelikle Türk edebiyatının belki de en derin adamı olam Raif Efendi’yi aciz olarak yorumlamak okuduğundan hiçbir şey anlamamaktır. Raif Efendi aciz değildir. Sadece bir defa aşık olmuştur ve o aşkına da ölümünün sonuna kadar sadık kalmıştır. Bunun başlıca sebeplerinden biri de o aşkını bir daha yaşayamayacak, aynısının yada benzerinin kesinlikle olamayacağı inancıdır. Evet, bu bir defa olmuştur ve aynısı bir daha asla olmayacaktır. Yalnızca bir not defteriyle yaşayabilen ve nefes alabilen bir adamdır Raif efendi. Dıştan kabul etmenin ama içten isyan etmenin öyküsüdür. Gayet sıradan yaşayan, kimsenin takmadığı, umursamadığı bir adamın deriiiiin öyküsünü anlatırken bize herkesin bir hikayesi olduğunu, aslında o gözlüklerin arkasında görünenden fazlası olduğunu, vitrinimize koyduğumuz hayattan ötesi olduğunu anlatır. Herkesin derdini anlatmak için çırpındığı bir dünyada kendisini kimseye anlatmamış, anlatamamıştır. Neden anlatsın ki? Sadece bir kişiye anlatmıştı ve o da anlayacak olanaydı. Her ilişkinin adına aşk konulduğu günümüzde bunun gerçek anlamıyla tarifini yapmış ve ölümünün sonuna kadar da sadık kalmış, bununla da avunmuştur. Bu gücü nereden bulduğunu anladığımı düşünüyorum. Bu bir karakterdi, aşkına ve onun hatırlarına sadık kalmasıydı. Temizdi, hilesizdi ve yalındı. Öte yandan ne yapabilirdi mesela Raif Efendi? Öyküyü nasıl okudunuz bilmiyorum ama kısaca özet geçeyim. Maria ile her şey güzel giderken babasının ölüm haberini alıyor ve Türkiye’ye dönüyor. Maria’da annesinin hastalandığı haberini alıp Prag’a dönüyor. Giderken Maria “Şimdi gidiyorum ama ne zaman gel dersen gelirim” diyor. Raif Efendi memlekete döndükten sonra miras filan şu bu her şeyi bir kenara bırakarak Maria ile yaşayacakları evi yapmak için çalışmalara başlıyor ve bir yandan onunla mektuplaşıyor. Maria mektuplarında başka bir yere taşındıklarını söylüyor fakat taşındığı yerin adresini söylemiyor. Bir mektubunda Raif, artık onu çağıracağını ve bir çok şeyi hazırladığını söylüyor. Maria ise ona bir sürprizi olduğunu fakat bu sürprizi geldiğinde yüz yüze söylemesinin daha uygun olacağını söylüyor fakat bu yazdığı mektup Raif’e yazdığı son mektup oluyor. Devam eden süreçte Raif bir türlü Maria’dan haber alamıyor. Yıllar sonra kendisine gelen bir haberle 8-9 yaşında bir çocuğu olduğunu ve Maria’nın da o sıralarda öldüğünü öğreniyor. Bu mudur acizlik? Hayata dair tutunduğu, onu bağlayan aşkını düşünmek, çevresindeki her şeye kayıtsız kalmak, anlamı yitirmek… Hayat bir defa oynanan bir kumardı, o da bunu oynamış ve kaybetmişti. İkincisine imkan yoktu.



Karakter olarak Sabahattin Ali güçlü kadınlara aşık oluyor, platonik aşklar yaşıyor. Aşık olduğu kadınları kafasında idealize ediyor, hayallere aşık oluyor. Aşk bir çoğumuz için “emek” anlamına gelirken o buna zıt davranarak ezberleri bozuyordu;

“Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?” diye sorar Raif Efendi. Kitap salt bir aşk kitabı değil aynı zamanda karakter tahlili yapan mükemmel yönleri vardı. Maria’nın erkeklere bakışı, tahlili, güçlü duruşu, sevgiye ve aşka dair yorumları, neden sevememesi… Bunlarsız değerlendiğinde “ah Raif efendi ahh” denilmekten öteye gitmez zaten.



Daha da yazabilirim ama gereksiz uzatmak istemiyorum.

****



Dizi konusuna gelecek olursak; benim endişem yukarıdaki kimi yazdıklarım ve kitabın içeriğinde geçen daha birçok hadisenin diziye aktarılamasının çok ama çok zor olacağı, Raif Efendi’nin iç dünyasını anlatmak adı altında olayın reyting kaygısıyla çarpıtılacağı düşüncesi. Düşünsenize Raif’i Özcan Deniz gibi bir adamın oynadığını? Hayır nasıl bağ kurabiliriz? Yada olayın alakasız şekilde farklı ilişkilerde yürümesi, uydurulması mümkün mü? Reyting için mümkün. Film olsa yine neyse ama dizi olması gözümde eseri zikip atacakları bir kurgu uyandırıyor. Kitabı zaten kitap yapan şey salt yaşanan olay değil, Sabahattin Ali’nin üslubu, yaklaşımı… Hepi topu 160 sayfa olan ve kitabın içindeki 60-70 sayfasında da çok mühim şeyler olmadığını söylersek, geriye kalan 100 sayfasından bir dizi için uydurmasyon şeyler üretileceğine olan inancımdan ötürü, benim için özel olan bu eserin farklı şekilde resmedilmesi üzücü olur. Yani özetle eleştirim ranta kurban olması. Ha ayrıca dizisi çıkarsa da izlemeyeceğim. Benim kafamda kurguladığım bir öyküsü var zaten. Kitaba dair herhangi bir şey okurken kafama saçma sapan alakasız film kareleri gelsin istemiyorum. Tşk.
 
sabahattin ali ile aynı köylüyüz, akrabalık var mı bilmiyorum ama; doğduğu ev, benim doğduğum evin tam çaprazında kalıyor. "eğridere" : ) dedemin babasının akranıymış, dedem anlatırdı. tabii o zamanlar bulgaristan değil osmanlı'nın edirne vilayetine bağlıymış eğridere, şimdiki adıyla ardino.
 
@no sabahattin olarak yorumluyorum... eserin sahibi seni görse madonna'nın portresini forumsal içinde arar mıydı? yahut ben nazım gibi eleştirir miydim... alternatif evrenlerde absürt sonuçlar olarak nitelendirir miydik... bilemiyorum. çekileceği andan itibaren incelikli okuyucular ile birlikte bertaraf olacağımız konusunu şimdiden hissedebilmek, tebessüm eşliğinde hüzünlendiriyor.
 
Şimdi ben gidiyorum, fakat ne zaman çağırırsan gelirim. Nereye çağırırsan gelirim..

Raif efendi adamdır :) önyargıları yıkar.. ve insan değişken canlıdır.
 
Aslında insanların bu eserden ööğ gelmesi biraz da sosyal medyada çok fazla dayatılması. Bana göre de abartılacak bir eser değil. Yazara lafımız yok. Ben İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf eserlerini daha çok beğendim misal…
 
Bu adamin nasil oldugunu ogrenince baya uzulmustum be.
 
Aslında insanların bu eserden ööğ gelmesi biraz da sosyal medyada çok fazla dayatılması. Bana göre de abartılacak bir eser değil. Yazara lafımız yok. Ben İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf eserlerini daha çok beğendim misal…
Ya zaten bu kitapla anılması bir yerde haksızlık. Fakat dediğin gibi sosyal medyada sürekli dolaşıma sokulması, bu kitapla fotoğraf çektirmenin bir item haline dönüşmesi yüzünden. Hatta biliyor muydun bilmiyorum; bu kitapta yazılan bazı bölümler alelacele yazılmış şeyler(o dönemki bazı şartlarından ötürü). Kurgulanmış olan yerler ise zaten bize direkt etki eden yerler. Yukarıda yazdığım “kitabın 60-70 sayfasında zaten pek bir şey yok” söylemi de oradan kaynaklanıyor.
Oysa Marko Paşa’daki yazdıkları, kuyucaklı Yusuf, içimizdeki şeytan edebi ve sosyolojik olarak çok daha ön planda. Bu benim için biraz özel olduğundan vatan savunmasına geçtim djdkdk
 
Geri