Kurbanın Kesilme Vakti Ve Yeri

Konu sahibi son olarak 2627 gün önce görüldü
KURBANIN KESİLME VAKTİ VE YERİ

Zengin bulunan her Müslümanın, keseceği kurbanı, fıkıh kitaplarımızda belirtilen esaslara uygun olarak boğazlaması dinî bir mecbûriyettir. Bir vazifeyi ifâ ederken dikkate alınancak husus, sadece o işin yapılması değil, sünnete ve fıkhî esaslara uygun biçimde ifa edilmesidir.

Gösterilecek bu hassasiyet, dinî emirlere bağlılığın alâmeti olduğu kadar ibâdetlerin makbul olmasının sebebi bulunmaktadır.

Kurban kesmek, Hanefi mezhebine göre, zengin bulunan her Müslümana vacibtir. Şu cihet dikkatten uzak tutulmamalıdır:Mal ve servet kimin ise kurban kesmek de ona vacibtir.

Dinî olçülere göre zengin sayılan bir mü’min, nezâket göstermiş olmak için, aldığı bir kurbanı kesmeyip de bedelini sadaka olarak bir yoksula verse vaya aldığı hayvanı diri olarak bir fakire vermiş olsa üzerindeki borcu ödemiş sayılamaz.

Uhdiyye (kurban Bayramında kesilmesi vacip olan) kurbanı’nın birinci gününde kesilmesi daha faziletlidir. Bir mazeret bulunduğunda, bayramın ikinci veya ücüncü günlerinde de kesilebilir.

Bayram namazı kılınmayan obalarda ve küçük köylerde, tan yerinin ağarması ile kurban kesilebilirse de bayram namazının eda olunduğu mahallerde namazı takiben kesilmesi vacip bulunmaktadır.

Ashaptan Uveymir bin Eskar (r.a.)uhdiyyesini bayramdan önce kesmişti. Durumu Rasülullah (s.a.v.) e haber verince yüce peygamberimiz, “Kurbanını iade et” buyurdu. Kurban, bayramından önce kesilecek olsa, nafile; daha sonra boğazlansa kaza edilmiş olur.

Uhdiyye kurbanında mekan şartı yoktur. Bu ibadetle mükellef bulunan bir müslüman, mukim sayılacağı yerlerden nerede dilerse kurbanını kesebilir. ”Misafirlikte bulunduğu yerde kurban kesmesi vacip değildir” sözü, “Kurban kesilirse makbul olmaz” manasında olmayıp, “Kesmediği için sorumlu değildir” anlamındadır. Misafir olmasına rağmen kurban kesecek olsa nafile kurban sevabını kazanmış olur.

Hacca giden müslümanlar, misafir bulundukları için, uhdiyye kurbanı kesmekle mükellef tutulmamışlardır. Bu sebeple bir kimse hac yolculuğuna çıkarken geride kalan yakınlarına “Benim kurbanımı vekaleten kesiverin” diye bir tenbihte bulunma mecburiyeti yoktur.

Şayet kesilmiş olsa hata yapmış olmaz. Sadece nafile kurban kesme sevabına erişmiş olur. Unutulmamalıdır ki; Hacc’a giden müslümanlar misafir bulundukları için kurban kesmekle mükellef tutulmamıştır derken Hacc’a gitmeseler memleketlerinde kesmeleri icabeden kurban kasdedilmektedir.

Kıran veya temettu haccına niyet eden bir müslümanın, umre ile birlikte hac vazifesini tamamlamaya muvaffak kıldığından dolayı, Cenab-ı Hakk’a şükür için bir kurban kesmesi vaciptir. Hacıların kestiği bu kurban, hem zaman ve hem de mekanla şartlandırılmış bulunmaktadır. Yani, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü günü harem hudutları içinde kesilmesi lazımdır.

Kezâ bi hacı ihramlı bulunurken kurban kesmeyi gerektirecek bir hata yapacak olursa, kesilecek “Ceza kurbanı”nın da hudutları içinde kesilmesi mecburiyeti vardır. Fakat kesim işi bayram günleri ile sınırlandırılmış değildir.

Senenin hangi gününde boğazlansa hac vazifesinde meydana gelen eksiklik telafi edilmiş olur. Şu kadar fark var ki, ne kadar çabuk kesilirse o kadar iyidir. Çünkü yapılan hata tamir edilmiş ve borç ödenmiş olur.

Bir müslüman, kurban kesme cezasını gerektiren bir iş yaptığını, memleketine döndükten sonra anlasa gidenlerden birisi ile para gönderip kurbanı Harem hudutları içerisinde kestirmesi gerekir.

Hac’da -Mina’da- kesilen kurbanların etini verecek fakir bulmak kolay olmadığı için, kesilen kurbanları olduğu gibi yerde bırakmanın israf olduğunu dikkate alan ve fakat dini hükümleri etraflıca bilmeyen bazı kimseler, “Orada kurban kesip de israf etme!

Memlekete dönünce bir Hac kurbanı, birde bunu geciktirmekten dolayı ceza kurbanı kesersin” diye ahkam imal etmektedirler. Bu kabil sözlerin ilmi ve islâmî bir değeri yoktur. Verilen fetva geçersiz, yapılan tavsiyede mesnetsizdir.

Evet, en küçük bir değerin israf edimesine yüce dinimiz müsade etmemiştir. Fakat fetva vermeye ehil olmayan kimselerin sözleri ile pek değerli hac vazifesini israf etmek de islam dinine aykırı bulunmaktadir.

Yolculuk sırasında hastalanan veya parasını tüketen yahut çaldıran bir kimsenin, vekalet yoluyla kestireceği kurban da zaman ve mekanla alakalı bulunmaktadır.

Şöyle ki: Muhsar adı verilen (hac veya umre için ihrama girdikten sonra meşru bir mazeret sebebiyle arafat vakfesini ve ziyaret tavafını yapamayan) kimsenin, kurbanı veya onun bedelini Mekke’ye giden bir kimse ile göndermesi ve bu işi görüverecek şahısla gün ve saat tesbiti yapması gerekir.

Vekaleti üzerine alan şahıs, aralarında tesbit ettikleri gün ve saatte kurbanı keser, muhsar da ihramdan çıkar.

Adak kurbanına gelince, eğer zamanı belirtilmiş bir nezir ise, tayin edilmiş günde kesilmelidir. Nezirde yapılan mekan kayıtlamaları itibarsızdır. “Falan yerde bir kurban keseyim diye adak yapan bir Müslüman herhangi bir yerde nezrini ifâ edebilir.

Netice olarak ibadetlerimizin dini esaslara uygun olması, Allah katında makbul olmasının en mühim şartıdır. Kurban kesecek müslümanların bu cihetleri asla ihmal etmemesi icap etmektedir.
 
Geri