KUR’AN’DA VESİLE
Allahu Tealâ, kulun dünyada ızdıraptan, ahirette azaptan kurtuluşu için şu yolu göstermiştir:
“Ey müminler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya, sevilmeye) vesile arayın; O’nun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide.S.A.35.)
Kulu Allah’a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur’an, ihlas ve salih ameller gelir.
Salih amellerin başında farzlar yer alır. Allah için sevmek, Allah’ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir. Müfessir İsmail Hakkı Bursevi (Rh.A.), gerçek alimleri ve kâmil mürşidleri insanı Allah’a yaklaştıran vesileler içinde saymıştır.
Büyük alimlerimizden İmam Savî (Rh.A.), vesile hakkında şu açıklamayı yapıyor:
“Kişiyi Allah’a yaklaştıran her şey, ayette bahsi geçen vesileye dahildir. Nebileri ve velileri sevmek, Allah dostlarını ziyaret etmek, Allah yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, Allah’ı çokça zikretmek ve benzeri şey-ler bunlardandır.
Buna göre ayetin manası: sizi Allah’a yaklaştıran her şeye yapışınız, O’ndan uzaklaştıran her şeyi de terkediniz demek olur.
Durum böyle olunca müslümanların, Allah dostlarını ziyaret etmelerini yanlış görüp bunun Allah’tan başkasına bir ibadet olduğu-nu zannederek onları küfür ve şirk ile suçlamak, apaçık bir sapıklık ve perişanlıktır.
Hayır, gerçek onların dediği gibi değildir. Allah dostlarını ziyaret ve onlara muhabbet beslemek, Rasulullah (A.S.) Efendimizin: ‘Allah için sevmeyenin imanı yoktur’ buyurduğu Allah muhabbetine ve Allahu Tealâ’nın ‘O’na vesile arayın buyurduğu vesileye girmektir’ (Haşiye, II.182.)
Meşhur Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır (Rh.A) da, bu ayetin tefsirinde, insanın sırf imanla yetinmeyip, Allahu Tealâ’ya yaklaştıran sebeplere ciddi olarak sarılması gerektiğini belirtmiştir. (Hak Dini, III/233-234)
TEVESSÜL NEDEN ŞİRK DEĞİL?
Kâmil velileri vesile edenler, onların Allah’ın kulu olduğunu biliyorlar. Onları Allah’a ortak ve yardımcı görmüyorlar.
Onlarda Allah’a ait yetkilerin olduğunu söylemiyorlar.
Sadece, onlardaki ihlas, takva ve salih amellere itibar ediyorlar. Onların bu takva ile ilahi huzurda kabul gördüklerini, naz ve niyaz makamında bulunduklarnı, dualarının kabul edildiğini, Allahu Tealâ’nın onlardan razı olduğunu düşünüyorlar. Bu hal-leriyle onların:
“Ben, farz ve nafilelerle bana yaklaşan kulumu sevince, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.
Benden bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa kendisini korurum, onu özel hi-mayeme alırım.” (Buhari, İbnu Mâce) kudsi hadisin-deki iltifat ve ikrama ulaştıklarına inanıyorlar.
Bu-nun için onların isimlerini dualarına ekliyor, güzel sıfatlarını isteklerinin ilahi huzurda kabulüne destek yapıyorlar. Yoksa onlar, Allahu Tealâ’dan iste-necek bir şeyi velilerden istemiyorlar.
Salihleri vesile yapıp Allahu Tealâ’dan bir şey istemeyi tenkid edenler, bunun her namazda Fatiha suresinde okunan “Allahım! Ancak sana kulluk ed-er, sadece senden yardım isteriz” mealindeki ayet-lere ters düştüğünü söylüyorlar.
Halbuki bu ayetler-de, Allah’tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine red değil, açıkça bir işaret vardır.
Çünkü, ayette “sadece senden isterim” denmiyor, “isteriz” deniyor. Ayeti okuyan kimse yalnız da olsa, “ben” değil “biz” ifadesini kullanıyor.
Bununla kul, kendini aciz görüp tevazuya bürünür ve şöyle de-mek ister: “Allahım! Bizler topluca sana yöneldik; ancak sana kulluk ediyor; sadece senden yardım istiyoruz.
Ben senin huzurunda tek başıma bir şey taleb etmeye ehil ve layık değilim. İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte senden istiyorum.
Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle”
Allah dostlarını, basit dünya işleri için vesile etmek güzel değildir. Onların adını ve şanını, nefsimizi değil, Rabbimizi razı etmek için kullanmalıyız.
Ariflerin vasıtası ile dünyamızı değil, ahiretimizi mamur etmeliyiz. Eğer kibirimizi kırar da Allah’a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dua-larımızda vesile edersek inşaallah maksadımıza ulaşırız.
HADİS VE HADİSELERDE VESİLE ÖRNEKLERİ
Vesile, iddia edildiği gibi Yüce Yaratıcı’ya başka-sını ortak etmek değil, onun sevdiklerini aracı ederek ilahi huzura derdimizi arz etmektir. Vesile, nefsi aradan çıkarıp sevgilileri aracı yapmaktır. Vesile, yolu bilenle hedefe varmaktır.
Vesile, aşıkların ağzı ile Allah’a yalvarmaktır. Vesile, dostların diliyle derde derman aramaktır. Bu haliyle vesile, Allah Rasul-ünün tavsiyelerinde de yer alır, sahabilerin hayatla-rında da...
Salih insanların diğer insanlara nasıl vesile oldu-ğunu şu hadislerden öğreniyoruz:
“Allah, bu ümmete ancak aralarında bulunan zayıf görünümlü salihlerin duası, namazı ve ihlası saye-sinde yardım eder.” (Nesaî)
“Siz ancak içinizdeki zayıf ve garib görünümlü salih kimselerin dua ve bereketiyle ilahi yardıma ve zafere ulaşırsınız.” (Buharî, Ebu Davud, Tirmizî)
“Zayıf görünümlü salihleri ihmal etmeyiniz. Çünkü siz onlar sayesinde rızıklandırılır ve ilahi yardıma mazhar kılınırsınız” (Nesaî)
Konumuzla alâkalı bir başka hadiste de, bazı savaşlarda sahabe, tabiîn veya etbau tabiîn’den olan kişiler hürmetine o orduya zafer ihsan edileceği belirtilmiştir. (Buhari, Müslim)
İslâm tarihinde, peygamber, veli ve alimleri vesile ederk Allahu Tealâ’dan bir şey istemenin örnekleri çoktur. Bu manada ilk vesileyi Hz. Adem (A.S.) yapmıştır.
Hz. Ömer (R.A.) naklediyor: Hz. Rasulullah (A.S.) buyurdu ki: Hz. Adem (A.S.), cennetten çıkarılmasına sebep olan hatayı işledikten sonra affedilmesi için şöyle dua etti:
- ‘Allah’ım beni Muhammed’in hakkı için affeyle, tevbemi kabul buyur.’ Cenab-ı Hak:
- ‘Sen Muhammed’i nereden tanıyorsun?’ diye sorunca, Adem (A.S.):
- ‘Ya Rabbi! Beni yarattığın zaman başımı kaldırıp arşa baktığımda, arşın üzerinde, Lâ ilâhe illallah Muhammedü’r Rasulullah yazıldığını gördüm. İsmi Allah’ın ismiyle beraber yazılan birinin O’nun katında en sevgili bir kul olduğunu anladım. Bundan dolayı onun ismini zikrederek affımı istedim.’ dedi. Allahu Tealâ:
- ‘İzzet ve celâlime yemin ederim ki, o senin zür-riyetinden gelecek son peygamberdir. Eğer o olma-saydı seni yaratmazdım.’ buyurdu. (Hakim, Beyhakî, Tabaranî, Heysemî)
Peygamberi ve Onun Yakınlarını Vesile Yapmak
Rasullah (A.S.) Efendimiz’in saadetli hayatlarında zat-ı alisini vesile ederek yapılan pek çok tevessül örneği mevcuttur. Biz, tevessülün edebine dikkat edildiğinde, bu ümmetin salihleri ile her zaman yapılabileceğini göstermek için aşağıdaki örnekleri veriyoruz:
Enes b. Malik (R.A.) anlatıyor: “Hz. Ömer döneminde, müslümanlar kuraklık yüzünden kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya geldiler. Durumu halife Ömer’e anlattılar.O da Hz.Peygamber’in amcası Abbas’ı (R.A.) yanına aldı, onu vesile ederek Allah’tan yağ-mur talebinde bulundu, şöyle yalvardı:
- ‘Allahım! Bizler daha önce Peygamberimiz’i vesile edinerek sana niyazda bulunurduk, sen de bize yağmur verirdin.
Şimdi ise O’nun amcasını vesile kılıyor ve senden talep ediyoruz; bize yağmur ihsan et.’ Dua ve vesilesi kabul edildi; o anda yağmura kavuştular.” (Buhari, Aynî)
Hz. Ömer (R.A.) böyle davranmakla, Hz. Peygamber (A.S.)’dan başka salih insanları ve özellikle Peygamber’e yakınlığı bulunan kişileri vesile edinerek yağmur isteneceği hususuna işaret etmiştir.
Bu hareketi ile müslümanlara vesilenin mahiyetini anlatmak ve Kur’an’da emredilen tevessülün sadece salih amelleri değil; aynı zamanda salih zatlarla tevessülü de içine aldığını belirtmek istemiştir.
Ayrıca, bu davranışı ile Ehl-i Beyt’in faziletini vurgulamak istemiştir. Allah Rasulü’nün hem nesebine, hem de edebine varis olan Ehl-i Beyt alimleri ve o şerefli silsileden gelen kâmil mürşidler, her devirde müslümanlar için Hakk’a ulaşmada en güzel vesiledirler.
Onlara “el-Urvetü’l-Vüska” yani kopmayan, sağlam ip denir.
Onlar, bir ucu Allah’ta, diğer ucu insanların arasında olan Hz. Kur’an’a sımsıkı sarıldıklarından, ellerinden tutanı, kalplerinden ilahi aşk yudumlayanı Allah’a ulaştırırlar.
Hz. Ömer (R.A.)’in Hz. Abbas (R.A.)’la tevessülde bulunması, Hz. Rasulullah (A.S.)’ın ona gösterdiği hürmete kendisinin de riayet etmesinden kaynaklanmıştır.
O, böyle davranmakla Hz. Peygamber’e ittiba etmiştir. (Aynî, Umdetü’l Kari; Ali Ataç, Kelâm ve Tasavvuf Açısından Tevessül)