Kumdan Heykeller sanatı tarihçesi resimler

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Konu sahibi son olarak 2623 gün önce görüldü
Kumdan Heykeller sanatı tarihçesi resimler Kumdan Heykeller

Kumdan İstanbul


1184159943fotoritm14.jpg


Kum Heykel Festivali, daha önce basından anımsanabileceği gibi, "Efsaneler" teması ile Antalya'da yapılmıştı. Bu kez yer olarak İstanbul'u seçmişler ve konusu da "İstanbul".

Değişik ülkelerden (Kanada, Hollanda, İspanya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, İngiltere, İrlanda, Ukrayna, Rusya, Brezilya, Portekiz, Hindistan) yirmi ünlü heykeltıraşın yarattığı İstanbul!


1184159915fotoritm13.jpg

Heykeller kum ve sudan yapılıyor. Bittikten sonra kumun dağılmaması için üzerine sulandırılmış tutkal sıkılıyor. Yapım aşamasında yağan yağmur işi bozacak gibi olsa da, yeni yapılan parçaları naylonla korumak suretiyle sorun çözülmüş.


1184159493fotoritm1.jpg


Girişte bizi bir cin karşılıyor, ihtişamlı bir şekilde önümüzde kurulmuş olarak. Yanında Dolmabahçe Sarayı’nın kapısı, onun sağında Lale Devri’ni temsilen saz çalan bir cariyenin yanında III.Ahmet. Hemen karşısında bir Atatürk portresi ve Boğaziçi Köprüsü yerleştirilmiş. Eminönü Mısır Çarşısı’nın önünden Galata Kulesi’ne geliyoruz ve hem Hazerfan Ahmet Çelebi’yi uçarken izliyoruz, hem de aşağıdaki yüzlerinde hayret ve korku ifadeleri ile onu izleyen insanları.



1184159693fotoritm6.jpg

Galata Kulesi’nden Kız Kulesi’ne geçiyoruz, onun yanında elma sepetinde yılanı getiren bir kız, tepede Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan. Sultanların karşısında elbette ki Harem var, kocaman bir haremağası ve cariyeleriyle. Girişin solundan gidersek Bizans dönemine ait heykeller ve görüntülerle karşılaşıyoruz. Onların hemen karşısında Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u yeniden fethediyor.


1184160246fotoritm24.jpg

Bu heykellerin yapım aşamaları ve heykellerden örneklerle size Kumdan İstanbul’u anlatmaya çalıştım, masallar diyarını…

Dr. Kumral KEPKEP




1184159799fotoritm9.jpg



Masallar şehri İstanbul, Temmuz ayında gerçeküstü ve özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.

2 Temmuz 2007' de kapılarını izlemeye açan İstanbul Uluslararası Kumdan Heykeller Festivali, bizleri kimi zaman İstanbul" un simgeleşmiş yapılarında gezintiye çıkartti, kimi zaman da mitolojik hikayelerle başbaşa bıraktı. Kozyatağı Carrefour' da gerçekleşen sergi büyülü bir evrensel yolculuktu.



1184160263fotritm22.jpg



Her gün daha çok ilgi çeken ve kullanılan malzemeler dolayısıyla efemera (kısa ömürlü) sanatlar arasında yer alan kum heykel sanatı, Eski Mısırlılara kadar dayanan bir geçmişe sahiptir. O dönemde piramitlerin inşaasından önce kumdan modellerinin yapıldığı biliniyor. Kum heykelciliği, yalnızca nehir kumu ve suyla, özel teknik kullanılarak yapılan ve sanatçıların bu konudaki sıra dışı becerileri ile birleşen özgün bir sanat olarak günümüzde de devam ediyor.

1184160022fotoritm17.jpg



Kumdan heykellerin hazırlanabilmesi için öncelikle uygun mineralleri içeren kum gerekiyor. Bunun için etraflıca araştırılan İstanbul çevresinde en uygun mekan Şile olarak görülmüş. Beş bin metrekarelik alanda hazırlanan heykeller için 6,500 ton kum getirildi.

1184159638fotoritm4.jpg



Elekten geçirmek ya da yıkamak gibi hiçbir işlem uygulanmayan kum, su kullanılan özel bir sıkıştırma yöntemiyle bloklar haline getirilmiş. Daha sonra da kompozisyona göre heykeltraşlar tarafından yontulmuş. Tüm işlem bitince de tutkal suyla karıştırılarak heykelin üzerine serpiliyor. Bu son aşama, eseri yağacak ilk yağmurdan korumak için. Ömrü doğa şartlarına göre değişen bu heykeller hiçbir darbe almadıkları sürece bir buçuk sene dayanıyor. Yaklaşık 50 bin dolara mal olan ışıklandırma için renkli LED’ler ve 6.5 kilometrelik ana kablo kullanılmış.



1184160054fotoritm18.jpg


İstanbul Uluslararası Kumdan Heykeller Festivali" nde Hollanda" dan Marjon Katerberg, Sikke-Bart Frieling, Remy Geerts, İspanya" dan Aaron Jimenez Ojeda, Oscar Rodriguez, Ramon Eugenio Ojeda Alonso, Ukrayna" dan Andrey Vazhynsky, Iryna Kalyuzhna, Brezilya" dan Carlos Mauricio, Jair Damasceno, Kanada" dan Denis Gerald Kleine, John Walter Dixon McKinnon, Belçika" dan Enguerrand David, İrlanda" dan Fergus Oliver Mulvany, İngiltere" den Paul Hoggard, Timothy Handford, Portekiz" den Pedro Mira, Çek Cumhuriyeti" nden Radovan Zivny, Hindistan" dan Sudarsan Pattnaik ve Rusya" dan Vladimir Kuraev eserleriyle yer aldı.

İstanbul Kumdan Heykeller Festivali" nde yer alan temalardan bazıları şunlardı:



1184159963fotoritm15.jpg



İstanbul"un Fethi: İstanbul'un fethine ilişkin efsaneler, hem Türkler hem de Bizanslı Rumlar tarafından ince ince işlenmiş, gelecek kuşaklara tüm güzellik ve incelikleriyle miras bırakılmıştır. Efsanelere göre, İstanbul gibi bir şehrin fethi, mucizelerle olabilirdi ancak... Gerek Osmanlı gerekse Bizans toplumlarından aktörlere yer verilen bir fetih efsanesi çok ünlüdür. II. Sultan Mehmet'in saldırı üzerine saldırı tazelediği, Türk toplarının cehennemi bir ateşle surlarını dövdüğü kuşatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleğini Agapios adındaki bir keşişe gönderir. Melek, getirdiği tahta kılıcı Agapios'a verir ve bunu Bizans imparatoru Konstantinos Paleologos'a vermesini söyler. Bu kılıç sayesinde Türkler şehri alamayacaklardır.

1184159472fotorirm21.jpg



Keşiş Agapios, kendisine verilen görevi yerine getirmek üzere hemen Bizans sarayına gider ve imparatorun huzuruna çıkarak; "Yüce Tanrımız bu kılıcı size gönderdi. Bu kılıcı alın ve onunla düşmanınız Türkleri yok edin!" Konstantinos Paleologos kılıcı alır, ama tahtadan yapılmış olduğunu görünce müthiş öfkelenerek keşişe bağırır: "Benim elimde şanlı Davud'un her savuruşta dört mızrak boyu uzayan olağanüstü kılıcı var. Bu tahta kılıç ne işime yarar ki!" Saraydan kovulan ve kalbi kınlan keşiş, o üzüntü ve kızgınlıkla doğruca genç Türk padişahının huzuruna çıkar, hikâyesini anlatarak tahta kılıcı ona sunar. Genç padişah kutsal armağanı büyük bir sevinçle kabul eder. Kısa bir süre sonra Bizans düşer, genç Türk padişahı böylece "Fatih" olur.



1184159713fotoritm7.jpg


Galata Kulesi ve Hezarfen: İstanbul'da, dünyanın en eski kulelerinden biridir. 1348 yılında Bizans İmparatoru Justinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılmıştır. 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine geçmiştir. Rivayete göre Hezarfen Ahmet Çelebi, 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakarak, uçma denemesinde bulunmuştur. İstanbul Boğazı'nı geçip 6000 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a inmiştir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir. Bu olay Osmanlı Devleti'nde ve Avrupa'da büyük yankı bulmuş ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenilmiştir. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada 31 yaşında vefat etmiştir.


1184159859fotoritm11.jpg


Kız Kulesi: Birbirinden farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye Kız Kulesi adını Türkler verdiler. Bir efsaneye göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak gönderilen bir incir sepetinden çıkan yılan yine de zavallı kızı sokar ve öldürür. Kız Kulesi ile ilgili başka bir efsane Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir.

Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağına bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kız Kulesi"nde yaşayan Hero"ya aşık olan Leandros yüzerek her gece adaya gelir, ona aşkını fısıldarmış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros"a yol gösterirmiş. Ancak fırtınalı bir gecede rüzgar meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu gören Hero da kendisini Boğaziçi"nin soğuk sularına atıvermiş…



1184159988fotoritm16.jpg


Megaralı Göçmenlerin Yolculuğu: MÖ 8. – 7. yüzyıllar gerek Kıta Yunanistan"ında gerek Anadolu kıyılarına göçüp yerleşen Yunanlıların yoğun koloniler kurma girişimlerine sahne olmuştu. Bu efsaneye göre, Yunanistan"da yaşayan Megaralı göçmenler yeni bir şehir kurmak istemektedir. O zamanki geleneklere uyarak Delphoi"deki Apollon Tapınağı kâhinine akıl danışırlar. Kâhin onlara şöyle der: “Gidin, yeni şehrinizi Körler Ülkesi"nin karşısında kurun.” Bu Körler Ülkesi neresidir, bu konuda bir bilgi vermez. Epeyce uzun süren bir yolculuktan sonra, İstanbul"un günümüzdeki Sarayburnu kıyılarına varırlar. Hepsi de buranın güzelliği karşısında büyülenir. Derken Anadolu yakasındaki Khalkedon"u (günümüzde Kadıköy) görürler. Burası yirmi yıl kadar önce yine Megaralılar tarafından kurulmuştur. Yeni gelen göçmenlerin önderi Byzas şöyle der: “Körler Ülkesi adı verilen yer şu karşı kıyıdaki şehir olmalı mutlaka. Böylesine güzel bir yer dururken, bu güzelliği görmeyip de karşıda şehir kurana ne denir?” Temelleri Sayrayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusu Byzas"tan dolayı “Byzas"ın kenti” anlamına gelen “Byzantion” adı verilir.

 
Geri